Kerkük’ün Yiğit Evladı

Aralık 2010 - Yıl 99 - Sayı 280

                    Ömer Öztürkmen’i anlatmak gerekirse, düşünce kalıplarını zorlayan, insanlara yeni ufuklar açan bir yazar olarak değerlendirmek istiyorum.

         

                    1 Kasım’da kaybettiğimiz Ömer Öztürkmen mütevazı tavrıyla, merhametliliğiyle, güçlü kalemiyle, üslup sahibi kişiliğiyle, günümüzde gittikçe azalan vefa duygusunun enginliğiyle örnek bir insandı.

         

                    İngiltere’deki “Daily Ekspress” gazetesindeki çalışmalarını bitirip Türkiye’ye döndüğü 1957 yılında, rahmetli Galip Erdem tarafından tanıştırılmış idim. Sadece ben değil, Erol Güngör (sonra Prof. Dr.), Mehmet Çavuşoğlu (sonra Prof. Dr.)  da tanıştırılanlar arasında idi.

         

                    Ömer Öztürkmen’le aramızdaki dostluk ve kardeşlik giderek pekişti. Erol Güngör ve Mehmet Çavuşoğlu kendisine “dayı” ben ise “emmi” diyordum.

         

                    Kerküklü idi. Babası şairdi. Irak Türklerinin içinde bulunduğu acıklı durum, ruhunun derinliklerine işleyen bir anlayışla, ölümüne kadar devam etti. Tam anlamıyla kâmil bir Türk milliyetçisi idi.

         

                    İdealistti. 1949 yılında, yirmi yaşında iken, Galip Erdem, Şâdi Pehlivanoğlu, Necati Tanrıkulu, M. Metin Ören ve birçok idealist arkadaşı ile yayınladığı “Tanrıdağ” dergisi, bunun tipik bir örneği idi.

         

                    Gazeteciliği, milletine ve ülkesine hizmet anlayışıyla yapan Ömer Öztürkmen, 1960 yılında Tercüman gazetesinin başına geçmiş, henüz otuz yaşında olan Galip Erdem’e, önce “Tercüman”, daha sonra “Galip Erdem” imzasıyla başmakale yazdırması, takdire değer hareketlerin başında gelmektedir. Zira o, yıllar önce Galip Erdem’in bir dahi olduğunu keşfetmiş bulunuyordu.

         

        1961 Yılında Yeni İstanbul gazetesinin genel yayın müdürü olunca, Galip Erdem, gazetenin değişmez fıkra yazarı olmuş, yeni bir anlayışın, yeni bir bakış açısının ortaya çıkmasına vesile olmuştur.

         

                    Yıl 1959, Prof. Dr. Osman Turan, Türk Ocaklarının Genel Başkanı olmuştur. Ömer Öztürkmen, Türk Yurdu dergisini, yepyeni bir içerik ve mizanpajla çıkarmış, Türk dergiciliğinde hadise olmasını sağlamıştır.

         

                    Derginin çıkışında beni ve Mehmet Çavuşoğlu’nu dergide çalıştırmış, İstanbul’dan milliyetçi muhafazakâr büyüklerimizden yazılar temin etmemizi istemiş, bizler de üç yıl bu görevi heyecanla, şevkle yerine getirmiştik.

         

                    1973 yılında çıkarmış olduğu günlük “Ortadoğu” gazetesi, Türk milliyetçilerinin şimdiye kadar yayınlamış oldukları gazetelerin en başında geleni olmuştur. Başyazarlığını Prof. Dr. Erol Güngör’ün yaptığı gazete, dolgun muhtevası, fikri yazıları, ufuk açıcı düşünceleri ile hâlâ yeri doldurulamamış, ihtiyacı her zaman şiddetle hissedilen, bir gazete olarak hafızalarımızda sağlam bir yer edinmiştir.

         

                    Yirmi yıl sürdürdüğü Türkiye gazetesindeki köşe yazıları ile on yıl çıkardığı “İnsan ve Kâinat” dergisindeki yazıları ile Türk milliyetçilik tarihindeki mümtaz yerini almıştır.

         

                    Son çıkardığı “Karıncalardan Özür Dilerim” isimli kitabının önsözünden bir tespitini birlikte okuyalım:

         

                    “Kanun maskeli dayatmacılıklara, sık sık maruz kalmış bir toplum olduğumuzu için “konjoktürel aydın” yetiştirmekte üstümüze yok. Şartlara göre aydın yetiştiriyoruz. Şartlı aydınlar, şartlandırılmış aydınlar var bizde. Bu yüzden entelektüel yapımızın pek sağlıklı olduğu söylenemez.

         

                    Yıllar yılı solun tekeline, solun dayatmacılığına kilitlenmiş bir entelektüel mazimiz var. “Bir sabıkamız var” desek, belki daha doğru olur. Toplumsal yapımızın kutuplaşması, cephelere kayması bu yüzden.

         

                    Uzlaşma kültüründen yoksun oluşumuzu başka nasıl sebeplendirebiliriz ki?

         

                    Bilimle sahte bilimciliği bir birinden ayırmamız şart. Her şeyin sahtesi olduğu gibi, bilimin de sahtesi var.

         

                    Teorilerin sürekli doğrulanıyor olmasının pek anlamı yok; yanlışlamaya da açık olmalıdır. Marksizm, Darvinizm, Adlercilik, Freudculuk yanlışlamaya açık olmadıkları için artık “bilim” sayılmıyor.

         

                    Son yıllarda ciddi sağlık problemleri vardı. Ölüme karşı direniyordu. Müthiş bir mücadele içindeydi.  Ama olmadı. Bu dünyadan göçüp gitti.

         

                    Yazarlığının yanında şairliği de olan Ömer Öztürkmen, bir şiirinde Türk’ün muhteşem mücadelesini, sonradan bestelenen şu şiiriyle dile getiriyordu:

         

                    Bir cuma sabahı semaya karşı

                    Malazgird’de elli beş bin er

                    Bestelediler en güzel marşı

                    Allahuekber, Allahuekber…

         

                    Binlerce makalesinin yanında “Kerkük” (1949), “Taşkent’te Sabah Namazı”(1974), gibi şiir kitaplarıyla, “Gözyaşı Medeniyeti” (1983), “Zihniyet İnkılâbı” (1983), “Bilimin Eşiğinde” (1998), “Geleceğin Eşiğinde” (1998), “Karıncalardan Özür Dilerim” (1984) gibi derinliği olan yazılarını ihtiva eden eserleriyle ve İngilizceden tercüme ettiği “Asya’da Komünist Stratejileri” (1967) ile Türk milliyetçilerinin gönlünde, hak ettiği yerini alacağına inanıyorum.

         

                    Arapça, İngilizce ve Almanca bilen Ömer Öztürkmen’e Cenab-ı Hak’tan rahmet diliyorum. Emmi, mekânının cennet olsun!

         

                   

         

         


Türk Yurdu Aralık 2010
Türk Yurdu Aralık 2010
Aralık 2010 - Yıl 99 - Sayı 280

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele