Darülfünun Tarihinde Son Nokta: “Darülfünun, Osmanlı’da Kültürel Modernleşmenin Odağı”

Kasım 2010 - Yıl 99 - Sayı 279

        19. yüzyıl sonrası hızlı biçimde yaşanmaya başlanan Osmanlı Türk modernleşmesinin niteliği, özgünlüğü ve sıkıntılarının yanında, kurumları, aktörler, eserleri ve nesneleri tam olarak anlatılmış bir konu sayılmaz. Siyaset, ordu, eğitim, hukuk ve kültürel alanlardaki modernleşmenin birbiriyle ilintili girift serüveni yerli ve yabancı araştırmacılar tarafından sınırlı olarak ele alınmıştır. Böylesi bir sürecin farklı sebepleri vardır. Bu yazıda Osmanlı Türk modernleşmesinin kültürel cephesinin odağında bulunan bir kurumun tarihi üzerine yapılmış önemli çalışma üzerinde durulacaktır.

         

        Tanzimat’la birlikte hız kazanan kültürel modernleşmenin en önemli kurumlarından biri eğitim sistemi olmuştur. Farklı seviyelerde açılan eğitim kurumlarından biri de yüksek öğretim mekânı olan Darülfünun’dur. İlk Müslüman üniversitesi olarak da kabul edilen ve bu güne kadar üzerinde farklı çalışmalar yapılan kurum hakkında bilinmesi gereken bütün detayları bünyesinde barındıran mükemmel iki eğitim tarihi eseri yayımlanmıştır. Çok uzun zamandan beri Darülfünun hakkında çalışmaları olan İKÖ Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu’nun Darülfünun, Osmanlı’da Kültürel Modernleşmenin Odağı başlıklı iki cilt ve 1126 sayfalık büyük boy eseri bu güne kadar adı geçen kurum hakkında yayımlanmış eserlerin en üst düzeyi olarak görülebilir. (Konu hakkında ikinci önemli eser ise: Emre Dölen tarafından hazırlanan ve İstanbul Bilgi Üniversitesi yayınları arasından çıkan beş ciltlik Türkiye’de Üniversite Tarihi’dir. Dölen’in eseri 1863’ten 1981’e kadar olan dönemi anlatmaktadır). Darülfünun üzerine yazılan bu iki büyük eserle Türk eğitim tarihinin Osmanlı dönemi yüksek öğretim çalışmaları hakkında bilinmesi gereken hemen her türlü detaya, yoruma ve belgeye ulaşılabilir. IRCICA başkanı Halit Eren’in takdimde yazdığı gibi eser Osmanlı eğitim tarihinde bir kurumun bütün eksiklerini kapatan bir niteliğe sahiptir. Eser “Darülfünun tarihinde ele alınması gereken bütün soruları kapsamaktadır” ( s.43). Bolca görsel kaynak ve arşiv vesikaları ile desteklenen eser, başta eğitim tarihi olmak üzere sosyal bilimlerin pek çok alanı için tam bir başvuru kaynağıdır. Eserin ilk cildi iki kısım ve on bölümden oluşmaktadır. İkinci cildi ise Darülfünun’daki kurumları teker teker her yönüyle ele almıştır. Ekler listesinde Darülfünun ile ilgili nizamnameler, kanunlar, konuşmalar, nutuklar, Darülfünun hocalarının kimlik bilgileri, adresleri, ilk talebeler, ilk mezunlar, uzun bir kronoloji, bibliyografya ve detaylı bir şahıs ve kavram indeksi yer almaktadır. Kaynakça’da bu güne kadar Darülfünun hakkında yapılmış bütün önemli ve dikkate değer çalışmaların listesini bulmak mümkündür. 137 adet fotoğrafın yanında onlarca tablo ile konunun bütün detayları açıklanmıştır. Eserin son derece açık ve anlaşılır bir dili vardır.

         

        Birinci bölümde Osmanlı’da üniversite kurmak için ilk adımlar, ikinci bölümde ikinci Darülfünun-ı Osmanî kurma teşebbüsü, üçüncü bölümde Darülfünun-ı Sultani teşebbüsü, dördüncü bölümde II. Abdülhamid dönemi yükseköğretim arayışları ve Said Paşa’nın görüşleri ile Darülfünun-ı Şahane’nin açılışı, beşinci bölümde II. Meşrutiyet dönemi Darülfünun, altıncı bölümde Kızlar için açılan İnas Darülfünunu, yedinci bölümde kurtuluş savaşı dönemi arayış devresi, sekizinci bölümde Cumhuriyet döneminde Darülfünun, dokuzuncu bölümde 1933 üniversite reformu ve onuncu bölümde de İstanbul Üniversitesinin kuruluşu incelenmiştir. Eserin birinci cildinin ikinci kısmında üniversite ile ilgili kavramların gelişmesi, değişimi ve kültür hayatına etkileri tartışılmıştır.

         

        İkinci ciltte ise Darülfünun’da teşekkül eden fakültelerin enstitülerin, bölümlerin, kütüphanelerin ve araştırma merkezlerinin nasıl oluştuğuna ve bu kurumların yapısına bütün detayları ile değinilmiştir. Bu bölüm ve fakültelerde kimlerin görev aldığına ve yapılan hizmetlere genişçe yer verilmiştir. Burada Fen Fakültesi, Edebiyat Fakültesi, İlahiyat Fakültesi, Hukuk Fakültesi, Tıp Fakültesi ve İstanbul Üniversitesi Merkez Kütüphanesi hakkında ayrıntılı tablolar, belgeler ve yorumlar yer almıştır. Ayrıca bu bölümlerde görev yapan hocalar, yazılan eserler, hazırlanan tezler, dergiler, konferanslar vb. konularda her türlü akademik bilgi ve etkinlik titizlikle verilmiştir.

         

        Yazar eserine öncelikle üniversite kavramının Avrupa’da ortaya çıkışı ile başlamış ve başta Avrupa’daki kurumlar olmak üzere içerideki kurumları da sürekli gözeterek mukayeseli bir metodoloji izlemiştir. Bir kurumun bütün yönleri ile anlaşılabilmesi için böylesi bir metoda mutlak ihtiyaç olduğu kesindir. Buradan hareketle yazar, üniversite ve medrese arasındaki benzerliğe ve etkilemelere dikkat çekerek, ikisinin kesinlikle farklı oluşumlar ve ilim merkezleri olduğunu belirtmiştir. Değinilen önemli konulardan biri üniversitenin Avrupa’da hangi saikler neticesinde ortaya çıktığının ve geliştiğinin ortaya konulmasıdır.  Avrupa’da üniversite, öğrenci üniversitesi ya da öğrenci-hoca loncası şeklinde özerk bir yapı olarak on birinci yüzyılda önce Bolonga’da daha sonra da Paris’te ortaya çıkmıştır. Türkiye’de üniversitenin yapısını ve sorunlarını tam olarak anlayabilmek için öncelikle bu orijine çok iyi bakmak gerekmektedir. Buradan anlaşılmaktadır ki üniversitenin Avrupa serüveni ile Türkiye serüveni hemen her bakımdan hayli farklılıklar göstermektedir. Avrupa’da sosyal tabanı olan, ticaret ve sanayi ile doğrudan ilişkisi bulunan ve en başta öğrenci ve öğretim üyelerinin bir arada karşılıklı hak ve sorumluluklarını korumak adına sivil ve özerk bir dünya halinde gelişen üniversite, Osmanlı’da yüksek rütbeli devlet adamları tarafından devletin ve toplumun dönüştürülme mekanizması olarak kurulmuştur. Osmanlı Darülfünun’u her şeyden önce münevver bendegân ya da aydın bürokrat yetiştirme gayesi ile oluşturulmuştur.

         

        Bilindiği üzere bir Osmanlı Müslüman üniversitesi olarak düşünülen Darülfünun’u açabilmek için birçok teşebbüsler olmuştur. İlk üçünce başarısız olunmuş ve ancak 1900’de Darülfünun-ı Şahane’nin açılması ile nihayet başarıya ulaşılmıştır. İhsanoğlu bu aşamaların her birini bütün detayları ile anlatmış ve hepsinden önemlisi bu başarısızlıkların nedenleri üzerinde durmuştur. Ayrıca bu teşebbüslerin son aşamaya nasıl katkılar sağladığını da anlatmıştır.

         

        İhsanoğlu’nun Darülfünun kitabında bu güne kadar son dönem Osmanlı eğitim tarihi ve Osmanlı Türk modernleşmesinin dinamikleri hakkında üretilen birçok önyargının ortadan kaldırılmasına yönelik bilgilerin varlığı görülmektedir. Yazara göre Darülfünun sadece bir eğitim kurumu değildir, aynı zamanda kültürel modernleşmenin en üst düzeydeki önemli bir aktörü ve parçasıdır. Aynı zamanda bu kurum, Osmanlı’nın kendine özgü modernleşme gayretinin neticesi olarak ortaya çıkmıştır. Bu süreçte Osmanlı modernleşmesinin anlaşılabilmesi için mutlaka Avrupa ile kıyas edilmesi gereklidir. Bu gayrette Osmanlı idarecileri ve aydınları zor da olsa en sonunda başarılı olabilmişlerdir. Ancak burada üzerinde durulan konu başarısızlığın engelleme ve karşı çıkmadan dolayı değil, bizatihi Tanzimat idarecilerinin acelecilikleri, plansızlıkları ve ne yapacaklarını tam olarak bilmemeleridir. Yazar bu görüşü ile Darülfünun Tarihi adlı eserin yazarı M. Ali Aynî’nin yanıldığını ifade etmektedir. Aynı zamanda bu görüşler doğal olarak, Türk modernleşme tarihini büyük ölçüde ilericiler-gericiler, gelenekçiler-modernistler gibi zıt kutuplara indirgeyerek açıklamaya çalışan Niyazi Berkes ve Bernard Lewis’in ifadeleri ile de çelişmektedir.

         

        İhsanoğlu, yayımladığı belgelerle, Darülfünun’n kapatılmasına kadar ortaya konulanların dökümünü vererek söz konusu başarısızlığın nedenlerini ve 1900’den sonraki başarıyı göstermektedir. Darülfünun kendine özgü bir yapılanmadır ve Türkiye’de modern üniversitenin kurulmasının alt yapısıdır. Bu bağlamda Türkiye’de üniversite Darülfünun’la başlamıştır denilebilir. İhsanoğlu İstanbul Üniversitesi’nin tarihini bazılarının Roma’ya, bazılarının da Fatih medreselerine kadar götürmelerine kesinlikle karşı çıkmaktadır.

         

        Yazar eserin pek çok yerinde Darülfünun tarihine ilişkin eksikliklerden bahsederek bunların ortadan kaldırılmasına yönelik adımlar atmıştır. Bunların en önemlilerinden biri Darülfünun’un malî, hukukî ve ilmî kimliğinin teşekkülü üzerinde bu güne kadar fazla durulmamış olmasıdır. Bu eserde adı geçen konulara yönelik geniş bölümler bulunmaktadır. Eserin alana getirdiği önemli yeniliklerden biri kuşkusuz Darülfünun’un nasıl malî ve hukukî bir kimliğe kavuştuğunu açıkça anlatmasıdır. Aynı zamanda medrese ve Avrupa üniversiteleri ile karşılaştırılarak benzer ve özgün yönlerinin ortaya konulmuş olmasıdır. Bu hususiyet bu güne kadar başka çalışmalarda tam olarak açıklığa kavuşturulmamıştı.

         

        Darülfünun açılmasına yönelik 1846’da yapılan ilk müzakerede ortaya çıkan en önemli sorun, ilmî muhteva ve akademik çerçeve olmuştur. Yeni açılacak bir yüksek öğretim kurumunda hangi ilimler, kimler tarafından, kimlere ve hangi yöntemle okutulacağı tam olarak tespit edilemediğinden ve tam bir alt yapısı oluşturulmasında üç defa başarısızlık yaşanmıştır. Zaten bu plansızlık, programsızlık sebebiyle Ahmet Cevdet Paşa Darülfünun’un kurulmasını Tezakir’de “bina yapımına orta kattan başlandı” diyerek ironikleştirmiştir. İhsanoğlu da sürekli aceleciliğe hızlı davranmaya ve plansızlığa vurgu yapmıştır.

         

        Eserin alana getirdiği önemli yeniliklerden biri de Darülfünun’un nasıl muhtar bir yapıya kavuştuğunun anlatılmasıdır. Bu konuda uzun bir mücadele dönemi geçmiş ve neticede Darülfünun Cumhuriyet döneminde tam anlamıyla özerk bir kurum hüviyetine kavuşmuştur. 1933 reformuyla bu özerkliğin yok olduğunu ima eden yazar kitabın konu sınırlarını aştığı için daha ileri gitmemiştir.

         

        Darülfünun’un açılma düşüncesinde 1846’da Meclis-i Maarif-i Muvakkat’te yapılan son derece kritik bir tarihi toplantı vardır. Bu toplantıda aslında ulemadan olan üç kişi medresenin dışında yeni bir yüksek eğitim kurumunun oluşturulması gereği üzerinde durarak medreseden her yönüyle farklı bir eğitim yapısı oluşturmaya karar vermişlerdir. Sırf bu sebeple de adı fenler evi anlamına gelen darülfünun konulmuştur. Buradaki kritik durum Osmanlı ulemasının yeni eğitim sistem ve zihniyetine karşı olmak bir yana bizatihi yeni çalışmaları desteklemesi ve alt yapısına yardımcı olmasıdır. Zira pek çoklarına göre Osmanlı uleması Tanzimat döneminde modernleşmenin ayak bağı olarak takdim edilmiştir. En başta B. Lewis ve N. Berkes böylesi bir zihniyetin oluşmasına ve kemikleşmesine sebep olmuşlardır. İhsanoğlu eserin pek çok yerinde medrese ulemasının Darülfünun’a verdiği desteği örneklendirmekte ve söz konusu önyargılara kesin bir şekilde karşı çıkmaktadır. Osmanlı ulemasından pek çok isim Darülfünun’un kuruluşunda yer almış, orada dersler vermiştir. Medrese talebeleri de çok azı istisna olmak üzere, Darülfünun’a karşı bir tavır içinde değildir.

         

        Eserde bir diğer önemli konu Darülfünun’un altyapısını oluşturmak için oluşturulan Encümen-i Daniş’in faaliyetleridir. Bu güne kadar bu kurum hakkında genel olarak kendisinden istenilenleri veremediği ve başarılı olamadığı yönündeki kanaatlere İhsanoğlu katılmamaktadır. Yeni araştırmalara göre Encümen-i Daniş, modern bir üniversitenin alt yapısını oluşturmak için hayli önemli işler yapmıştır. Bunlardan en önemlisi pek çok eserin Türkçe’ye tercüme edilmesidir.

         

        Tanzimat modernleşmesinin aceleci ve plansız niteliği başarılı bir yüksek öğretim kurumunun oluşmasını engellemiştir. Bu nedenle de Darülfünun adeta deneme yanılma yolu ile gelişerek kurulabilmiştir. Darülfünun’un 1863, 1870 ve 1874’teki açılış ve eğitim teşebbüslerindeki başarısızlık sebebi olarak bu durum gösterilmiştir. Her teşebbüste ortaya açık bir program, amaç ve teşkilat yapısı ortaya konulamamıştır.

         

        Ekmeleddin İhsanoğlu Darülfünun’un başarılı bir şekilde kurulmasında ve modernleştirici fonksiyonunun oluşmasında iki ismi ön plana çıkarmıştır. Bunlardan biri II. Abdülhamid’in eğitim danışmanı Küçük Said Paşa diğeri de Emrullah Efendi’dir. Her iki isim de faklı yönleri ile eleştirilmiş ve eğitim camiasında olumsuz bir zihnî hatırlanmaya uğramışlardır. Niyazi Berkes tarafından “pedagoji bilmez” birisi olarak eleştirilen Emrullah Efendi’nin he kadar haksızlığa uğradığını eserden görmek mümkündür.

         

        Eserin önemli bölümlerden birisi de, Darülfünun sayesinde batı bilim ve felsefesinin Osmanlı Türk dünyasına intikalinin nasıl sağlandığına yer verilmesidir. Darülfünun sayesinde Batılı üniversal yapı ve bilim zihniyeti Türkçenin imkânları kullanılarak ithal edilmiştir. Ancak Darülfünun’un önemli yanı pür batı bilim ve zihniyetini aktarmak değil, batı ile İslam’ı telif etmektir. Meselenin bu yönü dikkate alınmadığında Darülfünun anlaşılamaz.

         

        Yine ilk defa bu eserde Osmanlı Darülfünun’unun diğer ülke yüksek öğretim sistemlerini ve kültürlerini nasıl etkilediği üzerinde durulmuştur. Kaçar idaresindeki İran üniversitesinin kurulmasında ve Afganistan Darülfünun’unun oluşumunda Osmanlı aydınlarının ve Darülfünun görevlilerinin önemli katkıları olmuştur. İstanbul’dan bahsi geçen yerlere gidenlerin oradaki faaliyetleri, eserleri de kitapta genişçe incelenmiştir.

         

        Yazara göre Darülfünun Osmanlı modernleşmesinin sivil yapısını oluşturan bir kurumdur. Türkiye’de modern yüksek öğretimin alt yapısının oluşumunda ve gelenekselleşmesinde Darülfünun’un büyük katkıları olmuştur. Ekmeleddin İhsanoğlu’na göre bu gün İstanbul Üniversitesi dünyanın en iyi 500 üniversitesi arasına girebiliyorsa bunda Darülfünun’un önemli payı vardır.

         

         

        Ekmeleddin İhsanoğlu, Darülfünun, Osmanlı’da Kültürel Modernleşmenin Odağı, IRCICA Yay., 201, 2 Cilt, 1126 s.

         

        

Darülfünun Osmanlıda Kültürel Modernleşmenin Odağı, Ekmeleddin İHSANOĞLU


Türk Yurdu Kasım 2010
Türk Yurdu Kasım 2010
Kasım 2010 - Yıl 99 - Sayı 279

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele