Mehmet Emin Resulzade’nin Bir Yazısı Etrafında

Kasım 2010 - Yıl 99 - Sayı 279

                    Türk Yurdu’nun Ağustos 2010 tarih ve 276 numaralı nüshasında M. Emin Resulzade’nin bilinmeyen yazıları ve imzası hakkında bir yazımız çıktı. Derginin çıktığı günlerde Azerbaycan’da Bakü’de rahmetli Elçibey’in Halk Cephesi’nin parçalanan veresesinden halen parlamentoda milletvekili olan Kudret Hasanguliyev’in genel başkanı bulunduğu Azerbaycan Halk Cephesi Partisi’nin yayın organı Halk Cephesi gazetesinin 8 Ağustos 2010 tarihli nüshasında, Selman Mümtaz Adına Edebiyat ve İncesanat Arşivi’nin Müdürü Maarif Teymur’un, ‘Senetkarın Möhtac Olduğu En Böyük Nemet Hürriyetden Mehrumiyetdir’ başlıklı bir yazısı çıktı. Maarif Teymur’un yöneticisi olduğu arşiv, Sovyetlerin Azerbaycan’a egemen olmasından sonra yurt dışına çıkan Azerbaycan muhalefet önderlerinin şahsi arşivlerini ve konu ile ilgili her türlü yazılı ve basılı evrakı muhafaza etmektedir. 1918 yılında kurulan Azerbaycan Devleti’ni Paris Barış Konferansı’nda temsil etmek üzere Ali Merdan Topçubaşı’nın (Tiflis,04.05.1863-Paris,05.11.1934) başkanlığında teşkil edilen heyette: Ekberağa Şeyhülislam (Revan, 1861-Paris,2.3.1961)[1], M. H. Hacinski üye, Mir Yakup Mehdiyev, Memmed Muharremov, Ceyhun Hacıbeyli (Şuşa, 1891-22.10.1962)[2] yardımcı olarak görev almışlardır. Ceyhun Hacıbeyli, komünizm döneminde ülkesine dönmemiş ve ölümüne kadar Paris’te yaşamıştır. Fransa’da siyasi muhacir olarak yaşayan Azerbaycanlıların şahsi evrakı Sovyet döneminde UNESCO’daki diplomatik görevinden dolayı uzun süre Paris’te yaşayan Ramiz Abutalibov’un gayretleriyle Azerbaycan’a getirilmiştir.

         

                    Resulzade’nin müstear imza ile Ulus gazetesinde yazdığı üç yazıdan biri Azerbaycan’ın yetiştirdiği dahi bestekâr Üzeyir Hacıbeyli (Şuşa kazası Ağcabedi köyü,18.09.1885-Bakü, 23.11.1948) hakkındadır. Bu yazının gazetede çıkmasından sonra bir şekilde Paris’te yaşayan kardeşi Ceyhun Hacıbeyli’ye ulaştığı anlaşılıyor. Resulzade’nin, siyasi bakımdan farklı düşündüğü ve aynı çizgide nadiren buluştuğu Ceyhun Hacıbeyli ile sürekli mektuplaştığı bilinmektedir. Ceyhun Hacıbeyli, kendisine ulaştırılan gazete kesiğinin üstüne gazetenin adını yazmamıştır. Onun yıllar sonra Azerbaycan’a getirilen evrakının mahfuz tutulduğu arşivin müdürü Maarif Teymur, M. E. Yalvaçoğlu isimli yazarın makalesini küçük bir açıklama ile neşretmeyi uygun bulmuştur. Yazının müellifinin kimliği hakkında bilgi sahibi olmadığını şu kelimelerle açıklamıştır: ‘Yazının müellifi M.E. Yalvaçoğlu’nun da kim olması maraklıdır. Onun Üzeyir beyin heyat ve yaradıcılığına derinden beled olması da hiss olunur. O, Üzeyir beyin vefatını radio dalgalarında eşidib, yazını da bu haberden sonra yazıb. C. Hacıbeyli de nedense qazetin adının yazmağı unudub, ancak başka yüzlerle qazet kesiklerinde qazetlerin adını yazıb. Yekin ki, araşdırmalar zamanı qazetin adı da müeyyenleşecek.Resulzade ile ilgili yazımız Azerbaycan’da ilgi görmesi üzerine Azeri Türkçesine aktarılarak 525 Qazet’te iki parça halinde neşredilmiştir.[3]

         

         

         


        

AZERBAYCAN KOMPOZİTÖRÜ HACİBEYLİ ÜZEYİR[4]

 

M. E. RESULZADE

    

         

                    Bundan bir müddet evvel Bakû Radyosu acı bir haber verdi: Hacibeyli Üzeyir ölmüş!

         

                    Hacibeyli Üzeyir Azerbaycan milli uyanış tarihinde yeralmış, unutulmaz bir sîmâdîr. 1905 te, çarlık rejiminin sarsılması üzerine canlanan Millî Azerbaycan hareketini yürütenler arasında o da vardı. Üzeyir, bu sıraya bir öğretmen ve gazeteci sıfatıyla katılmıştı. Karabağ’ın Şuşa ilçesinde,1885 te dünyaya gelen Üzeyir, ilk tahsilini orada görmüş, sonra Tiflis civarında öğretmen seminerinde okumuş ve 1904 te buradan mezun olmuştur.

         

                    1905 ten itibaren, biz onu Azerbaycan’ın başkenti Bakû’da buluyoruz. O, burada Ahmet Ağaoğlu, Ali Hüseyinzade ve Mehmet Emin Resulzadelerin tesis ve iştirak ettikleri matbuatta çalışmış; sade, düzgün ve nükteli yazılariyle sivrilmiştir.

         

                    Fakat rahmetli Üzeyir asıl şöhretini gazeteciliğiyle değil, musikideki emsalsiz başarılariyle kazanmış; Azerbaycan kültür tarihinde yüksek bir yer tutmuştur.

         

                    Musikiye hevesli bir Karabağ çocuğu olan Üzeyir, daha seminerde iken, kendisindeki tabiat vergisini ihmal etmemiş; nota yazmayı öğrenmiş; bazı halk türkülerini notaya geçirmeyi bile tecrübe etmiştir.

         

                    Bir musiki yazarı olarak, Hacibeyli’nin şöhreti 1907 den başlar. Bu zamanda Üzeyir, değil yalnız Azerbaycan hattâ bütün Müslüman Doğusu için örnek olacak opera yazmak teşebbüsünde bulunmuştur. Özel bir musiki okulu görmeden, Üzeyir, büyük Füzulî’nin ‘Leyla-Mecnun’unu sahneye uydurarak bir opera şekline koymuştur. Bu cesaretli tecrübe tasavvurun üstünde bir başariyle taçlanmıştır. Bu başarı Hacibeyli’nin bir kompozitör olarak, İstikbâlini sağlamış; aynı zamanda bu, Azerbaycan opera sahnesinin temelini de atmıştır. Herkeste ve her tarafta hayranlıklar celbeden bu başarı genç yazarı yeni eserler yaratmağa teşvik etmiş; biri biri arkasından ‘Rüstem ve Söhrab’, ‘Asli ve Kerem’, ‘Şah Abbas ve Hurşid-Banu’ gibi operalarla ‘Arşın-Mal-Alan’ ve ‘O olmasın Bu olsun’ gibi operetler meydana gelmiştir.

         

                    Üzeyir’in tecrübesi başkalarını da teşvik etmiş, az zamanda Müslüm Magomay gibi, opera ve operet yazan sanatkarlar ortaya çıkmıştır.

         

                    Kısmetine düşen başarının büyüklüğü ve musikisinin halk üzerine yaptığı olağanüstü tesir sayesinde sanatkâr umumî bir sevimliğe mazhar oldu. Bu mazhariyet sayesinde o, millî bütün müessese ve şahsiyetleri mahveden kızıl terör devrinde de çalışmalarına devam etti: Yüzlerce istidatlı müzisyenleri yetiştirdi; Azerbaycan Musiki Okulunun müdürü oldu; halk musikisini çalmak için notalar yazdı; 1927 de Azerbaycan Devlet Konservatuvarının rektörü oldu; halk çalgılarından notalı orkestralar teşkil etti ve bunlar için, halk motifleri üzerine kompozisyonlar yaptı; yüzlerce kişinin iştirakiyle bir koro yarattı. Güzel senfoniler yazdı.1936 da Azerbaycan Kompozitörler Birliğinin başkanlığına seçildi.

         

                    Son zamanlarda yazdığı ‘Köroğlu’ operasının muhteşem bestelerini yalnız radyolardan dinlemekle kalıyor, sahnelerindeki dekor ve gelişler için de görenlerin hayranlıklarını duymakla yetiniyoruz.

         

                    Gene radyo neşriyatından, Üzeyir’in son zamanlarda ‘Azerbaycan Musikisinin Tarihi’ konusunda mühim bir eser neşrettiğini öğreniyoruz. Bu eser ayni zamanda, Azerbaycan’la ilgili bütün Yakın doğu memleketlerinin musikisi hakkında da tafsilât veriyormuş.

         

****

 

                    Hacibeyli Üzeyir’in, kısaca, unvanlarından bazılarını saydığımız eserleri, tesir bakımından gerçekten hayret vericidir. Azerbaycan’da onun yazdığı ve yaydığı melodileri terennüm etmiyen tek bir Azeri yoktur. Azerbaycan sahnesinin en sevimli piyesleri onun eserleridir. Sade Azerbaycan değil, Kafkasya’nın diğer sahnelerinde de Üzeyir popüler bir simâdır: eserleri Gürcü’ce ile Ermeni’cede ayni zevk ve hararetle seyredilmektedir. ‘Arşın-Mal-Alan’ın Farsça’sı Tahran’da defalarla oynamıştır. Türkiye’de ise Üzeyir’in operetleri rağbetle seyir ve tekrar olunuyor. ‘Arşın-Mal-Alan’ Balkan sahnelerinde de defalarla oynanmıştır. Sovyetler Birliği’ne dahil bütün Cumhuriyetlerde, bilhassa Türk cinsinden Türkistan ve saire gibi cumhuriyetlerde, başta Üzeyir’in eserleri olmak üzere, Azerbaycan opera piyeslerinin makbullüğü umumÎdir. Üzeyir Rusça’ya olduğu gibi, bazı Avrupa dillerine de tercüme edilmiştir. Eserlerinden bir kısmı Sovyet ve Amerikan filmlerine de alınmıştır. Kendi sanatiyle o, Azerbaycan’a cihan ölçüsünde bir şöhret kazandırmıştır.

         

****

 

                    1919 da Bakû’de Milli Azerbaycan Cumhuriyetinin istiklâl ilânının birinci yıldönümü münasebetiyle yayınlanan yanı resmî ‘Azerbaycan’ gazetesinde basılan bir yazısında Üzeyir’in şu fikirlerini buluyoruz:

         

                    ‘Azerbaycan Cumhuriyeti sağlam bir milliyet fikri-Türklük şuuru üzerine kurulmuştur; İslâm mezhepleri arasındaki zıddiyet, ilk defa olarak burada tâdile uğramış, müslümanların tesanüdü fikrine kıymet verilmiştir; aynı zamanda Azerbaycan çağdaş bir cemiyet kurmağa Avrupaî bir zihniyetle çalışmağa azmetmiştir. Bayrağındaki üç renk(mavi, kırmızı, yeşil) bu üç umdenin timsalidir.(No.190)

         

                    Aynı yıldönümü münasebetiyle basılan diğer bir dergide (‘İstiklâl’ Bakû,1919), Azerbaycan musikisi hakkında verdiği ilmî ve tarihî malûmatı hülâsa ettikten sonra, sözü 1907 de yazdığı ‘Leyla-Mecnun’a götüren büyük bir tevazula şunları yazmıştır: ‘Halkın hüsnü rağbet ve teveccühüne mazhar olan bu ‘şey’(‘Leyla-Mecnun’u kasdediyor),işin bu yolda devamı için âcizlerini heveslendirip, bilûmum musikimiz ve bahusus tiyatro musikisinin terakkisi yolunda çalışmağa çoklarını vadar etti. Bu nevile opera ve operetlere benzeyen tiyatrolarımız meydana çıkıp, musikimiz halk arasında yavaş yavaş lâyık olduğu itibarını kazanmağa ve buna mukabil halkımız ahval-i ruhhiyesi üzerinde tesir bırakmaya başladı.

         

                    Üzeyir’e göre bu iş ‘musikimizin terakkisi uğrunda atılan ilk adımdı. Bundan sonra ise ‘ikinci, üçüncü ve ilâhir adımlar atılacak ve asıl maksada ermek için daima ileri gidilecekti. Asıl maksat ise, ilk iş olarak,’musikimizin esasını teşkil eden ‘gam’ları tâyin etmek,onu ruhuna uyan ‘harmonik’ tatbikiyle zenginleştirmek ve değil yalnız bizim, medenî milletlerin de takdir ve takdis edecekleri bir sanat haline getirmektir !...

         

                    Sanatkâr ‘esir olarak yaşadığımız bir devirde gösterilen bu terakki kabiliyetinin’, istiklâl hayatına erdikten sonra, daha ziyade gelişeceğine kanidir:

         

                    ‘Hür milletin hür sanatı bütün güzelliğiyle meydana çıkacak ve milletimize medenî milletler ailesine dahil olmak ve bu âlemin haklarında müsavi bir azası olmak hak ve salâhiyetini kazandıran a-âmillerden en muteberi ve en müessiri olacaktır !.,,

         

                    İktibas ettiğimiz bu parçalardan da görüldüğü gibi, milletinin hakikî evlâdı ve millî menfaat ve hislerine candan bağlı olan Üzeyir’in sanatı da ayni yüksek ve necip duyguların mahsulüdür. Sanatkâr bütün konularını millî muhitinde yaşayan folklörden ve ayni muhit üzerinde tesir yapan klâsik edebiyattan almış, temaşa ettirdiği sahneleri, hal ve ahvale münasip halk melodileri, raksları ve zariflikleriyle canlandırmıştır.

         

                    Başta, bir heveskâr olarak işe başlayan Hacibeyli, sonra, kendi kendini yetiştirmiş, musiki tahsilini tamamlamış, neticede, sözün Avrupai mânasiyle, otoritesini herkese tanıtmış bir kompozitör olmuştur. Yazık ki Bolşevik rejimi Azerbaycan’ın bu müstesna zekâsını da kendi diktatörlüğü altına almış ve onu bayağı menfaatleri için sömürebildikçe sömürmüş ve verdiği birtakım resmî ve siyasî vazife ve unvanlarla onu ‘benimsemiştir.’

         

                    Fakat beyhude, Demir perdenin arkasında kendisine sun’i marşlar yazdırılsa da, Moskova’da omuzu diktatörün eliyle okşanılsa da tabutu başında Azerbaycan’ın maneviyatiyle ilgileri olmayan komiserler nöbete dursalar da, Hacibeyli Üzeyir’i Azerbaycan’dan, Azerbaycan kültüründen ve AzerÎ Türk tarihinden kimse ayıramaz! O, millî Azerbaycan varlığının dayanakları arasında kalacak ayrılamaz bir değerdir!

         

                    Kızıl totalitarizmin istibdadı altında ve medeniyet dünyasından tecrit edilmiş bir halde yaşamak çekilmez bir faciadır; bu şartlar altında yaratmak ise facialar faciasıdır. Sanatkârın muhtaç olduğu en büyük nimet, hürriyetten mahrumiyettir. Dünya ile ilgisi kesilmiş bir durumdadır.

         

                    Biz burada, herhangi dünya sanatkârının ayağımıza kadar gelip, kendi marifet ve kudretini bize göstermesine alışkınız; bizim, bir fırsatını bularak, onları kendi yurtlarında görmek de imkânsız sayılmaz. Halbuki yanı başımızda, kardeş milletin kardeş sanatkârlarını görmek veya bir heyet halinde, buraya misafirliklerini celbetmek katiyen mümkün değildir; demir perde arkasıyla kültür münasebetine müsaade yoktur. Biz oraya gidemeyiz; bırakmazlar. Onlar da buraya gelemezler; çünkü göndermezler. Çünkü ‘hürriyeti seçeceklerinden’ korkarlar!

         

                    Bir fırsatını bulsa idi hürriyeti seçmekte büyük kompozitör de tereddüt etmezdi, diye düşünüyoruz! En kuvvetli dayanağımız onun ümitler saçan millî ruha tercüman olan büyük sanatıdır. Bu sanatın ne gibi bir değer arzettiğini, demir perdenin ortadan kalktığı gün, Azerbaycan’la beraber, bütün dünya, ilk sırada ise Türk ve İslâm dünyası hakkiyle görmek ve takdir etmek imkânını bulacak, büyük ruhunu minnetle anacaktır!

         

         

         

         

         

         

                                              


        


        

        [1] Orta tahsilini Revan lisesinde yaptıktan sonra Petersburg’ta Yol Mühendisliği Enstitüsü’ne girmiştir. Milli Azerbaycan Hükümeti döneminde bir süre Çalışma Bakanı olarak görev yapmıştır. Mehmet Emin Resulzade’nin başkanlığını yaptığı Azerbaycan Milli Merkezi’nde görev almıştır. Hakkında Türk basınında çıkan nadir yazılardan biri mücadele arkadaşı Mustafa Vekiloğlu tarafından yazılmıştır: Ekberağa Şeyhülislamzade, Mücahit, sayı 35-36,Ocak-Şubat 1961,s.2.


        

        [2] Hakkında bk. Prof. Dr Ahmet Caferoğlu, Azerbaycan Ölmezlerinden Ceyhun Hacıbeyli, Mücahit, sayı 51-52,Temmuz-Ağustos 1962,s. 2-4. Azerbaycan, Ceyhun Hacıbeyli’nin vefatı, Azerbaycan Dergisi, sayı 127-129, Ekim-Kasım-Aralık 1962, s.34.


        

        [3] 525 Qazet,12.10.12010,16.10.2010.


        

        [4] M. E. Yalvaçoğlu, Ulus, 3.5.1949, s. 2,6.


Türk Yurdu Kasım 2010
Türk Yurdu Kasım 2010
Kasım 2010 - Yıl 99 - Sayı 279

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele