Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e Mektup

Ağustos 2010 - Yıl 99 - Sayı 276

                                             Sayın Cumhurbaşkanım,

         

                  Milli meselelerdeki yüksek hassasiyetinize inandığım için, hiçbir girizgâha gerek duymadan arzımı sunmak istiyorum:

         

                  Efendim,

         

                  Klasik müziğimiz çok ihmal edilmektedir.  Ticari amaçlı yayın organlarından bu ilgiyi beklemek aşırı iyi niyetlilik olur; çünkü onlar günlük ve geçici heyecanlara göre programlarını düzenlemektedirler. TRT televizyonları ise,  milli müziğimiz konusundaki sorumluluklarından yeterince haberdar olmadıkları izlenimini vermektedir.

         

                  Cumhurbaşkanlığı bünyesinde bir fasıl heyetinin yeniden kurulması, milli müziğimize yeni bir atılım ve sanatçılarımıza şevk verecektir.  Bu heyet kuruluncaya kadar TRT sanatçılarından oluşacak bir fasıl topluluğunun vereceği konserler de müzik severler için güzel bir imkân olacaktır.  Cumhurbaşkanlığı Fasıl Heyeti’nin kurulması ve Zât-ı devletlerinin zaman zaman bu konserleri teşrifi,  milli müziğimizin gizli-açık öksüzlüğüne son verecek, toplumsal utancımızı silecektir.  

         

                  Yüksek izninizle, aşağıdaki mektubu da TRT sayın genel müdürüne bir not olarak yazıyorum.

         

                  Ümit, dua ve bâki hürmetlerimle.

         

                                                                                                   Nevzat Kösoğlu

         

         

         

                              Sayın İbrahim Şahin

         

                              TRT Genel Müdürü

         

                               Sayın Genel Müdür,

         

                  TRT genel müdürlüğüne gelmenizle doğan heyecan, itiraf edeyim ki hızını çabuk kesti. Atatürk, Cumhuriyetin temeli kültürdür, demişti.  Eserleri ve etkileri günümüze kadar gelen bütün fikir ve hareket adamlarımız da, millet ve milliyetin temeli ve ölçüsü olarak kültürü almışlardır. Milli kimliğimiz, milli kültürümüzdür. Milli kültürümüzün en sağlam ve özgün unsuru ise müziğimizdir. Bir türkü düşkünü, yabancı biri Türkçeyi çok güzel konuşabilir, Müslüman da olabilir; ama Türk’ten başka hiç kimse elini kulağına atıp bir huma kuşu söyleyemez, türkü söyleyenin Türklüğünden şüphe edilemez, demişti. Doğrudur. İşi uzmanlarına bırakalım; ama öyle görünüyor ki, hançere meselesi dilden de önce türkülerde saklıdır.

         

                 Milli kültürlerle doğrudan ilgili küreselleşme tartışmaları bitecek gibi değildir; esasen hayat her zaman değişerek devam ediyor.  Biz seleyi suya vermediğimize göre, bu konudan söz etmeliyiz, bir şeyler yapmalıyız.  Küreselleşmenin şahsiyetsizleştirici, bir örnek edici etkilerine karşı, milli kültürün ayırıcı özelliklerini güçlendirmemiz doğal değil midir; kendimiz olarak kalmak için?  

         

                  Sayın Genel Müdür,

         

                  İzninizle nazari doğrular üzerinde fazla durmayayım; sizin de bu istikamet üzre olduğunuz zannındayım.  Şu kadarını biliyoruz ki, TRT’nin tek bir radyosu Kültür Bakanlığı’nın bütününden daha etkili ve lüzumludur. Bu gücü milli kültürümüz için gerekli ve yeterli biçimde kullanabildiğinizden emin misiniz?

         

                  Bu soruyu sadece milli müziğimiz için soralım. Televizyonda açtığınız müzik kanalı benim gibi safları çok heyecanlandırmıştı;  meğer Türk müziğine tasdikname vermek için o töreni düzenlemişsiniz!  Bunu söylerken, radyoların varlığını biliyorum; televizyonların, izleyici isteklerine ilgisiz kalamayacağından da haberdarım.  Şüphem yok ki, TRT’nin bir ticari kuruluş olmadığını, milli kültür ve zevkler konusundaki sorumluluklarını da siz biliyorsunuzdur. O halde, bu kabullerden hareketle işin esasına geçebiliriz.

         

                  Sayın Genel Müdür,

         

                  Fasıl, klasik Türk müziğinin en muhteşem formudur. Yakın sayılabilecek zamanlara kadar gazinolarda bile, önce fasıl dinlenirdi. Şimdi galiba televizyonlardan kalktı. Radyolarda var, demeyiniz; akşam işlerinden evlerine dönen insanlar artık radyoyu değil televizyonları açıyorlar. Fasılların adı unutulmuşsa yahut bir müzik müstahasesi olarak görenler varsa, bunda TRT’nin suçluluk payı düşünmeye değer. Özel kanallardan böyle bir milli eğitim hizmetini nasıl isteyebiliriz? Kanallara ad vermek yetmiyor; o adın mucibince amel etmek de gerekiyor. Müzik denildiğinde biz kendi milli müziğimizi anlarız.

         

                  Bu kanallarda sergilediğiniz programların Türk müziği ile ilgilerini tartışmayacağım. Klasik Tür müziği denildiği zaman, önce fasıl, sonra beraber ve solo şarkılar, erkekler topluluğu, kadınlar topluluğu ve solo şarkılar. Tabii fasılın da karması var, erkekleri var, kadınları var. Dikkat buyurduysanız, bu saydıklarımın hepsi, TRT’de dinlenmiş müzik programlarının adıdır.

         

                   Müzik ancak dinlenerek kazanılır; dinlenerek zevk düzeyi yükseltilir. Okullardan sonra siz de kapılarınızı kapatırsanız, çocuklarımız nasıl Türk olacaklar? Hiçbir reyting endişesi tanımadan, mukaddes bir görev yapar gibi, ısrarla bu tür programların televizyonlarınızın izlenen saatlerine konulması gerektiğini düşünüyorum.

         

                  Sayın Genel Müdür,

         

                  Bir de türküler var. Bu türkülerin size yüklediği sorumluluk birkaç bakımdan daha ağırdır. Ben bir bakımayı size sunayım:

         

                  Cumhuriyetin ilk döneminde, hayatın her alanında batılılaşmak gayretiyle Türküler de sazla birlikte okullardan kapı dışarı edilmiş, Adnan Saygun’un o zamanki ifadesiyle, Türk hançeresine uymayan mandolinli Şanso Pançolar sokakları doldurmuş idi. Fakat yine de, çok sesli batı müziği yapacak olan kompozitörlerimizin Türk halk melodilerinden yararlanıp, özelliği olan bir şeyler ortaya koyabilmeleri için, halk melodilerinin toplanmasına çalışılmıştı. Bu çalışmalar Türk halk müziği için büyük bir hazine oluşturdu. Çok sesli müzik üzerine çalışan kompozitörlerimiz de bunlardan becerebildikleri kadar yararlandılar. Fakat asıl muhteşem gelişme Türk halk müziğinin kendisinde ve TRT’de oldu.

         

                    Bildiğimiz gibi türkülerde, değişik yörelerin değişik söyleyiş biçimleri, farklı edaları ve ayrı tezene vuruşları vardır. Türkülerimiz radyolarda okunmaya yol bulduktan sonra, özellikle Muzaffer Sarısözen ve arkadaşları, repertuara alınan bütün türküleri, ortak bir okuyuş ve tezene vuruş tarzına kavuşturdular. Başta Yurttan Sesler topluluğu olmak üzere, erkekler topluluğundan türküler, kadınlar topluğundan türküler ve solo türkülerde, türkülerimizi hep bu yöntemle seslendirdiler. Zaman zaman mahalli sanatçılar kendi yerel özellikleriyle okuyorlardı; ama TRT’de aslolan Sarısözen’in tarzı idi. Bu, şu demektir:  Türkülerdeki yerel söyleyiş ve çalışlar ortak bir üslup kazanıyordu yani milli bir tarz oluşuyordu. Bu tarzın kaynağı da, okulu da TRT idi. Sarısözen’den sonra bu okulun büyük hocası Nidia Tüfekçi idi. Şimdi bu okul TRT televizyonlarına kapanmış gibidir.

         

                  Sayın Genel Müdür,

         

                  Bu tarzın,  yani milli üslubun TRT’den başka sahibi de yoktur, okulu da yoktur.  Siz sahip çıkmazsanız kim çıkacaktır?

         

                  Eğer TRT’nin milli kültürü yaşatmak, yaymak ve yüceltmek gibi bazı sorumlulukları varsa, gereğini yapacağınıza inanmak ihtiyacındayız; müziğimiz milli kimliğimizdir.

         

                  Başarılar dileyerek selam ve saygılarımla.

         

                                                                                                                                         Nevzat Kösoğlu.  

         

         

         

         

         

                  Atatürk Cumhuriyetin temeli kültürdür, dediği gibi, Atsız dâhil, eserleri ve etkileri günümüze kadar ulaşan bütün milliyetçi düşünürlerin yahut eylem adamlarının fikir temeli de bu sözdür: milletin ve milliyetin temeli de, ölçüsü de kültürdür. Bu yüzden, ben Türk’üm diyen ve Türklüğe hizmet edenlerde soy kütüğü arayanlar için,-Gökalp’in kullandığı ağır tabiri yazmamak için- soysuzdurlar demek zorundayım. Bu kısa vurgular, 20. Yüzyılın yaşadığımız yüzyıla devrettiği en şeni miras olan propagandaya kanarak, hiç kimsenin, cahilliğini silah olarak kullanamayacağına işaret içindir. Bu bilgisizlik ve siyaset hırsları insan ömrünü aşan yıllardan beri kardeşi kardeşe küskün etti; aynı kutsalları yüceltenler ve gerektiğinde hayatlarını verenler, bir kesimin kurumsal dengesizliği, öbür kesimin mıymıntı siyaseti yüzünden tırpanlandı. Ve iki kesim de cehaletini silah olarak kullandı.

         

                  Üslubumuzun haykırış edası, hala sürdürülen propagandaların milletimizin yüreğini kanattığını ve giderek Türkiye’yi bölme cinnetinin masumane tartışmaya açıldığını gördüğümüz içindir. Halkımızın, “Dereyi deliye yoklatırlar” darbı meselince, bir kesim ahmaklar- ne yazık ki TRT de içindedir- soyunmaya başladılar. Bu dere nice deliler görmüştür. Evet, biz bu topraklarda yaşamanın bedelini çok ağır ödemişizdir; gerekirse ödemeye de devam edeceğiz. Ama ne yapalım ki dereye giden delilere ağlamak da bize düşüyor. Yüz binlerce masum insanın, yüz yıllardır kaderini kaderime bağlamış insanların, sırf cehaletleri yüzünden acı çekmelerini de ben düşünmek zorundayım. Ceza felsefesinde bir masumu kurtarmak için gerekirse bin suçluyu salıvermek ilkesi vardır. İşin zorluğu açık. Ama büyük milletler zor geçitleri aşanlardır…

         

         

          


Türk Yurdu Ağustos  2010
Türk Yurdu Ağustos 2010
Ağustos 2010 - Yıl 99 - Sayı 276

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele