Protokoller, “Soykırım Tasarısı” ve Türkiye-Ermenistan İlişkileri

Nisan 2010 - Yıl 99 - Sayı 272

        Zorunlu Normalizasyon Süreci

         

        Her yıl Türkiye’nin başı üzerinde bir kâbus gibi dolaşan sözde “Ermeni soykırımı” iddiaları Barak Obama’nın göreve gelmesinden sonra sistemli bir şekilde gündeme getirilmiştir. 6-7 Nisan 2009’da Türkiye’yi ziyareti sırasında Türk-Ermeni ilişkilerinin normalleşmesi konusunda “önemli mesajlar” veren B.Obama Türkiye’ye “tarihinizle barışın” çağrısında bulunmuştur. Ayrıca Ermenilere “söz verdiğini” dile getirerek neredeyse “soykırımı kabul edin” mesajını vermiştir. Bundan sonra Türkiye kendi çıkarlarının önemsenmediği, kaygan bir zemin üzerinde geliştirilen bir sürece girmiştir. Bu, Türkiye-Ermenistan ilişkilerinde “zorunlu normalizasyon” adlandırılabilir.

         

        2009 yılı "24 Nisan" öncesi İsviçre'nin arabuluculuğu ile üzerinde mutabakata varılan yol haritası[1] Obama'nın Ermenilerde “verdiği sözü tutma" izlenimi uyandırırken, Türkiye'yi de "soykırım sendromu" konusunda bir nebze rahatlatmıştı.  Fakat bu gelişme Bakü'de büyük rahatsızlık uyandırmış ve sert tepkiye neden olmuştur. “Bir millet, iki devlet” zeminindeki ilişkiler bu süreçten büyük yara almış, Azerbaycan Rusya ile yakınlaşma yönünde somut adımlar atmıştır.

         

        24 Mayıs 2009’da Başbakan Erdoğan, ikili ilişkileri onarmak amacıyla Azerbaycan’ı ziyaret etmiş ve “Karabağ'ın işgali ortadan kalkmadan Ermenistan'a kapıları açmayız” diyerek güvence vermiştir.[2] Bundan sonraki Türk-Ermeni temasları kamuoyuna kapalı olarak sürdürülmüştür.  1 Eylül 2009'da konu daha somut belgelerle yeniden gündeme gelmiş, “Türkiye Cumhuriyeti ile Ermenistan Cumhuriyeti Arasında Diplomatik İlişkilerin Kurulmasına Dair Protokol” ile “Ermenistan Cumhuriyeti ve Türkiye Cumhuriyeti Arasında İlişkilerin Geliştirilmesine Dair Protokol” adıyla iki önemli belge parafe edilmiştir.[3] Fakat sürecin başından itibaren Ankara ve İrevan protokolleri farklı şekilde okuyorlardı. Protokollerin imzalanması Ankara’da az kala büyük bir zafer olarak algılanmıştır: Güya bu protokollerle Türkiye-Ermenistan sınırı tanınıyor, soykırım iddiaları komisyonlara giderek iki ülke arasında diplomatik ilişkiler kuruluyor. Ankara’da Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin geleceği konusunda sayısız hesapsız olumlu senaryolar geliştiriliyordu.  İrevan ise bunun tam tersini söylüyordu. Ermenistan Dışişleri Bakanı Nalbandyan “alt komisyonunun tarihi diyaloga dayanarak iki halk arasında güven tesis etmekle uğraşacağını”, 1915 olayları ile ilgili her hangi bir müzakereyi öngörmediklerini açıklamıştır.[4] Ermenistan Cumhurbaşkanı S. Sarkisyan, Türkiye ile ilişkiler kurulsa bile Ermenistan’ın “soykırım davasından vazgeçmeyeceğini”, söylemiştir. 30 Kasım 2009’da Euronews kanalının yaptığı söyleşide ise “diplomatik ilişkiler kurulmadan önce,  Türkiye’nin Ermeni soykırımı gerçekliğini kabul etmesi gerektiğini” ifade etmiştir.[5] Ermenistan mevzuatı gereği bu protokoller parlamentoya getirilmezden önce Ermenistan Anayasa Mahkemesi’nin ön denetimine tabi tutulmuştur. Ermenistan Anayasa Mahkemesi aldığı iki kararla ülke arasında ilişkilerin kurulmasının mümkün olacağını kabul ederken, protokollerin metnine dair önemli sınırlamalar getirmiştir. Aslında Ermenistan siyasi yönetiminin protokollerle ilgili yaptığı yorumları yargısal yöntemle teyit etmiştir. Ankara protokolleri bu şekliyle onaylanmasının mümkün olmayacağını, bunun için Ermenistan tarafının yazılı bir açıklama yaparak ilişkilerin kurulmasında ön koşul olmayacağını ifade etmesini istemiştir. İrevan ise böyle bir yazılı açıklamanın yapılmayacağı yanıtını vermiştir. Eğer böyle bir açıklama yapılacaksa bile hukuken geçerli olamayacağının altını çizmek gerekmektedir. Nitekim Ermenistan Anayasa Mahkemesi’nin kararlarının nihai olduğu ve her hangi bir denetlenmeyeceği bilinen bir gerçekliktir. Yani Ermenistan yönetimi böyle bir açıklama yaparsa bile bu açıklama geçersiz olacaktır. Bunu bilmesine rağmen Ankara’nın böyle bir talepte bulunması anlaşılır gibi değildir. Türkiye-Ermenistan ilişkilerindeki diğer önemli bir gelişme 4 Mart 2010’da ABD Temsilciler Meclisi Dışişleri Komitesi’nde kabul edilen “Ermeni Soykırımı” tasarısı olmuştur.

         

        Bugüne dek süregelen süreç Türkiye’ye her hangi bir şey kazandırmazken Türkiye-Azerbaycan’la ilişkileri bu süreçten yara aldı. Aslında bu süreç Türkiye üzerinde bir baskı süreci olarak değerlendirilebilir.

         

         

        “Ermeni Soykırımı” Karar Tasarısı

         

        ABD Temsilciler Meclisi Dışişleri Komitesi’nin kabul ettiğitasarı üç bölümden ibarettir. Tasarı metnine göre Ermeni soykırımı, Osmanlı İmparatorluğu tarafından tasarlanmış ve 1915’ten 1923’e kadar uygulanmıştır. Bu süre zarfında yaklaşık 2 milyon Ermeni’den 1.5 milyon erkek, kadın ve çocuk öldürülmüş, hayatta kalan 500 bin Ermeni ise evlerinden sürülmüştür. Bu durum Ermenilerin tarihi vatanlarındaki 2 bin 500 yıllık varlıklarını sona erdirmiştir. Tasarının politik açıklamasında Başkan'a her yıl Ermeni Soykırımı'nı anma mesajında 1.5 milyon Ermeni'nin sistemli ve kasten yok edilmesini "soykırım" olarak tanıması ve ABD'nin “Ermeni soykırımına karşı yaptığı müdahalenin onurlu tarihini hatırlatması çağrısı” yapılmaktadır. İçeriği itibariyle tasarı metni olabildiğince Ermeni iddiaları üzerine odaklanmış, taraflı, bilimsel ve tarihi gerekçelerden yoksundur.

         

        Sürece başkanlık eden Yahudi kökenli Demokrat politikacı Howard Berman’ın taraflı davranarak tasarıyı geçirmek için içtüzüğü adeta zorlamıştır. Berman oylama için zamanın dolmasına rağmen süreyi birçok kez uzatmış, tasarı lehindeki oylar öne geçer geçmez ise oylamayı bitirmiştir.[6] Oysa oylar Türkiye lehine 20-18 iken oturumu tamamlayabilirdi. Karar; Ermenistan tarafından memnunlukla karşılanmıştır.[7]

         

        Kararın ardından Türk hükümetinin yaptığı resmi açıklamada tasarının, 1915 olaylarına ilişkin olarak içerdiği somut tarihi hataların yanı sıra, tamamen tek yanlı bir yaklaşımla hazırlandığı, tasarının, Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi'nde kabulünün arzu edilmeyen sonuçlara yol açacağına vurgu yapılmıştır.[8] Türk hükümeti ilk önlem olarak ABD’deki Büyükelçisi Namik Tan’ı istişarelerde bulunmak için Ankara’ya çağırmıştır.  Başbakan R.T.Erdoğan ve Dışişleri Bakanı A. Davutoğlu’nun açıklamalarında ABD’nin bu kararının Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin kurulması yönündeki süreci olumsuz etkileyeceği vurgulanmış, bu durumda protokollerin meclisine getirileceğinin söz konusu olamayacağı ifade edilmiştir. 

         

         

         

        ABD Yönetimi Samimi Değildir

         

Bundan önceki yıllarda da ABD’de “Ermeni soykırım” tasarısının kabulü gündeme geldiğinde Türkiye tarafı ABD’yi “ikili ilişkileri zora sokacağı” konusunda uyarmıştır. Tasarılar 2000 ve 2007 yılında Amerikan başkanlarının oldukça güçlü müdahaleleri sonucunda engellenmiştir.[9] Tasarının komitede kabul edilmesinden sonra basında yer alan haberlere göre B. Obama yönetimi tasarının geçmemesi için Kongre'ye tavsiyede bulunmuştur. Ayrıca Dışişleri Bakanı H.Clinton'ın komite Başkanı Howard Berman’la görüşerek, kendisini Türkiye-Ermenistan arasında imzalanan protokoller ve yaşanan ilerlemeler göz önünde bulundurulduğunda, tasarının geçmesinin iki ülke ilişkilerine zarar vereceği konusunda uyarmıştır.[10]

 

        ABD yönetiminin bu konuda samimi olmadığını söylemek gerekmektedir. Bundan önce yaşanan süreçlerde ABD yönetimi başından itibaren olaya müdahale eder ve karar alınmasını engellerdi. Hatta 2007 yılında Başkan G. Bush teker teker komisyon üyeleriyle görüşmüştü. Komisyon üyelerine ülkenin üç eski savunma bakanları ve sekiz dışişleri bakanları tarafından imzalanmış Türkiye lehine iki mektup gönderilmiştir. Fakat bu defa böyle bir şey yaşanmamıştır. Zaten bu süreci başlatan ve yürüten kişi B. Obama’nın kendisidir. İlerideki süreçte de Obama yönetiminin pek samimi davranacağı zannedilmemektedir. Böyle bir süreci başlatan B.Obama neden bugün tasarının meclisten geçmesini engellemek istiyor. Bu çelişkinin temelinde Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin geliştirilmesi isteği yatmaktadır. Hazırda ABD yönetimi “tasarının engellenmesini” Türkiye’ye karşı bir pazarlık konusu haline getirmektedir. Yani ABD Başkanı 24 Nisan gelmeden Türkiye ve Ermenistan ilişkilerinden somut bir gelişme beklemektedir. Daha açık söylemek gerekirse, 1 Eylül 2009’da Türkiye ve Ermenistan dışişleri bakanlıkları tarafından imzalanmış protokollerin TBMM’den geçirilmesini istemektedir. Böyle bir adımın atılması ise Türkiye’nin ulusal çıkarlarına ters düşecektir. Böyle bir gelişme Azerbaycan’la ilişkilerde iplerin tamamen kopması ve sözde soykırım ve toprak iddialarının dolaylı olarak tasdik edilmesi anlamına gelecektir. Buna karşılık Ankara’nın kazanımı ise “bir senelik nispi rahatlama” olacaktır. Çünkü sözde soykırım konusu her sene gündeme getirilen, değişik çevrelerin rant sağladığı ve önemli paraların döndüğü bir olgudur.

         

        Dikkat edilmesi gereken önemli bir husus; tasarıya karşı oy kullananların hiçbirisi Türkiye’nin bu konularda suçsuz olduğu veya Ermeni iddialarının gerçekçi olmadığı gerekçesiyle oy kullandıklarını ifade etmemişler. Karşı oy kullanmanın tek nedeni ise tasarının ABD’nin çıkarlarına ters düşmesidir. Örneğin Cumhuriyetçi Dan Burton: “İki ülke bir anlaşma yapmaya çalışıyor. Bir sonuca ulaşmak için tüm tarihi gerçekler inceleniyor, bence en iyi çözüm yolu bu. 21. Yüzyıl’dayız, askerlerimiz savaşta ve Türkiye'de güvenliğimiz için çok önemli olan bir üssü kaybetme riskiyle karşı karşıyayız” demiştir.[11]

         

         

        Ermenistan’ın Sorunları ve İstekleri Ters Orantılıdır

         

        Bugün Ermenistan’ın içinde bulunduğu sosyo-ekonomik sorunlar onu adeta Türkiye’ye muhtaç hale getirmiştir. Ermenistan’ın durumu 1990’lardakine oranla çok gerilemiştir. Bu durumun ortaya çıkmasında 3 önemli faktör vardır.

         

        1)  1990’lı yıllardan farklı olarak bugün Ermenistan’ın Gürcistan üzerinden Rusya ile ilişkileri önemli oranda sınırlanmıştır.

         

        2)  1990’ların başında vatandaşlarda Sovyetler döneminden kalma birikmiş bir servet vardı. Geçen sürede bu servet erimiştir.

         

         

        3)  1990’lı yıllarda hem Ermenistan yönetiminde, hem diasporada hem de Ermenistan’ı destekleyen devletlerde, “dış yardımlarla Ermenistan ekonomisini geliştirmek” ümidi ve isteği vardı. Bugün bu ümit ve istek de önemli ölçüde azalmıştır.[12]

         

         

        Ermenistan’ın istatistik verilerine bakıldığında, GSYİH’nin 2009 yılının ilk sekiz ayında yüzde 18,4 oranında daraldığı, 6,112 milyar ABD Doları’ndan 4,987 milyar dolara gerilediği görülmektedir. Hükümet makroekonomik dengeleri korumak için ihtiyaç duyduğu parayı borçlanma yoluyla karşılamaya çalışmıştır. 2009 yılında 644,7 milyon ABD Doları dış borç alınmıştır. Bu rakam 1 Ocak 2009 tarihine kadarki dış borcunun yüzde 36’sına denk gelmektedir. Böylece 2009 yılında Ermenistan’ın dış borcu 1,7888 milyar ABD Doları’ndan 2,4335 milyar dolara fırlamıştır. Bu ise GSYİH’nin yüzde 48,8’ine tekabül etmektedir.[13]

         

        Tüm bu zorluklara rağmen Ermenistan komşuları ile ilişkilerinin düzelmesi yönünde hiçbir çaba harcamamaktadır. Bu kadar ağır sorunlar içinde yaşayan bir ülkenin dört komşusundan üçüyle sorun yaşadığı dünya tecrübesinde pek kolay rastlanan bir durum değildir. Türkiye’nin doğu illerinin tarihi Ermenistan toprakları olduğunu iddia eden Ermenistan, Azerbaycan topraklarının yüzde yirmisini işgal ederken, Gürcistan’ın Cavahetya bölgesinin de Ermenistan’a birleştirilmesini istemektedir. Böyle bir saldırgan politika izleyen bir devletin sıkıntılarını gidermek için tavizde bulunmak eğilimleri anlaşılır gibi değil. Sağlıklı bir gerekçeye dayanmadan Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin Kafkaslarda barış sürecini başlatacağına ilişkin söylemler gerçeklikten çok uzaktır. Bilakis Türkiye ile sınırın açılması ümitleri doğunca, Ermenistan’ın Gürcistan’a yönelik iddiaları daha da artırmıştır. Azerbaycan ve Gürcistan’ın çıkarlarını Türkiye-Ermenistan yakınlaşması sürecinden soyutlasak bile, bu süreçten Türkiye için her hangi bir fayda beklenmemektedir. Türkiye’nin bu süreçten beklentileri çok farklıydı ve bunları protokollerin metnine dahil ettiğini zannediyordu.

         

         

        Türkiye Ne Yapmalı?

         

        Ermenistan-Türkiye arasında yaşanan gelişmelerden ne yazık ki Türkiye hep zararlı çıkmıştır. Bu süreçte ülke gündemi yapay konularla meşgul edilirken, Ermeni konusunda ABD politikalarının doğurduğu tehlikeler hep arka plana atılmıştır. Türkiye Kafkaslarla ilgili bölgesel politikasını değiştirmiş, yakın müttefiki ve komşusu Azerbaycan’la ilişkileri büyük yara almış ve karşılıklı güven sorunu ortaya çıkmıştır. Türkiye’nin protokollerle ilgili beklentilerinin hiçbirisi gerçekleşmemiştir. Türk dış politikası Ermenistan’la kırmızı çizgileri ortadan kaldırıldığını açıklamıştır. Azerbaycan topraklarının Ermenistan tarafından işgali ve Karabağ konusu öncelikli şart olmaktan çıkarılmıştır. Avrupa “demokrasilerinde”  soykırım yoktur demenin suç oluşturduğu bir ortamda Türk kamuoyunda “tarihimizle barışmak”, “özür dilemek” gibi söylem ve eylemler gerçekleştirilmiştir. En azından bu aşamadan sonra Türk dış politikası “Ermeni sorunu”yla ilgili gerçekleri görmeli ve bu yönde politika geliştirmelidir. Unutulmamalı ki Ermenistan’la ilişkilerin kurulması,  sözde Ermeni soykırımı, sınırların karşılıklı tanınması, toprak iddiaları gibi konular, Türkiye’ye karşı düşmanlık politikasında bir bütünün parçalarıdır. “Ermeni Soykırımı Tasarısı”nın komitede onaylanmasıyla Türkiye'nin de protokolleri imzaya sunmama hakkı doğmuştur.

         

         Karar tasarısının geçmesinde Ermenistan’ın da rolü olduğu düşünülürse, bu aktörün canını yakacak adımların da atılması gerekmektedir. Bunun için,

         

          -Türkiye’deki Ermenistan vatandaşlarının yasal statülerinin daha sıkı izlenmesi,

         

         -Ermenistan’ın Gürcistan üzerinden yaptığı ticareti engelleyecek, zorlaştıracak ya da en azından sınırlayacak adımların atılması,

         

         -NATO gibi Türkiye’nin üye olduğu kurumlarda Ermenistan lehine olabilecek adımların engellenmesi, 

         

         - Azerbaycan ile siyasi, ekonomik ve askeri ilişkilerin geliştirilmesi için yeni ve ciddi bir hamle yapılması,

         

         - Azerbaycan’ın Karabağ sorunu ile ilgili yüksek perdeden yapacağı açıklama ve eylemlerin koordinasyonu, ortak askeri eğitim ve tatbikatların arttırılması, Minsk grubu ile ilgili hoşnutsuzluğun daha sık ve güçlü şekilde dile getirilmesi gibi adımlar düşünülebilir.[14]

         

        Bugün Türk dış politikası, değişen şartlara bağlı olarak bu zamana kadar devam eden sürecin hesabını yapmalı, sekteye uğramış “Ermeni açılımını” sağduyu ve akliselimle yeniden gözden geçirmelidir.  Unutulmamalı ki faydalı statüko faydasız değişimden daha önemlidir. Dış politikada “taşları yerinden oynatmak” taşın ayağa düşme riskini de doğurabilir.

         

         


        


        

        *21. Yüz Yıl Türkiye Enstitüsü Rusya-Avrasya Araştırmaları Bölümü Başkanı

        [1] Bkz:Alesker Aleskerli, Gergin Gündem: Türkiye-Ermenistan Sınır Kapısı Sorunu, Stratejik Analiz, Sayı 109, Mayıs 2009.


        

        [2] Bülent Aydemir, “Erdoğan tam garanti verdi Bakü'nün şüphesi kalmadı”, Sabah, 14 Mayıs 2009.


        

        [3] Protokol metinleri için bkz: Hürriyet gazetesi, 2 Eylül 2009, s. 23.


        

        [4] “Армяно-турецкая подкомиссия будет обсуждать историю, но не Геноцид: МИД Армении”, news. am/ru/news/3593. htm


        

        [5] Ali Asker, Sarkisyan’ın Ezberi: “Türkiye Ermeni Soykırımını Tanımalı ”http://21yyte.org/tr/yazi.aspx?ID=3114&kat=18, 01.12.2009.


        

        [6] 'Taraflı Başkan' dedirten isim: Berman, http://www.ntvmsnbc.com/id/25065481/


        

        [7] ANCA удовлетворен принятием 252 резолюции о Геноциде армян,http://panarmenian.net/news/rus/?nid=43755


        

        [8] http://www.bbm.gov.tr/Forms/p_NewsDetail.aspx


        

[9] Asıl mücadele Genel Kurul'da!, http://www.ntvmsnbc.com/id/25065476/


        

        [10] ABD'nin 1915 kararı: Evet, http://www.ntvmsnbc.com/id/25065074/page/1/


        

        [11] ABD'nin 1915 kararı: Evet, http://www.ntvmsnbc.com/id/25065074/page/2/


        

        [12] Kamil Ağacan, Ermenistan’la Protokoller ve Türkiye-Azerbaycan İlişkilerine Etkisi, 21. Yüzyıl, Yıl: 3, Sayı: 11, Kasım 2009, s. 4-5.


        

        [13] Kamil Ağacan, Protokoller ve Ermenistan Ekonomisi, http://21yyte.org/tr/yazi.aspx?ID=3065&kat=18


        

        [14] Şanlı Bahadır Koç, Ermeni Karar Tasarısı Üzerine Notlar, Yorumlar ve Öneriler http://21yyte.org/tr/yazi.aspx?ID=3721&kat=25

         


Türk Yurdu Nisan 2010
Türk Yurdu Nisan 2010
Nisan 2010 - Yıl 99 - Sayı 272

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele