Bilincin Salınım Serüveni

Nisan 2010 - Yıl 99 - Sayı 272

        Varoluşçu felsefe insanı bir bilinç varlığı olarak tanımlar. Fenomenoloji de her bilinci ‘bir şeyin bilinci’ olarak görür. Bu demektir ki, bilinç varlığı olmak, ‘bir şey’in bilincinde olarak varolmaktır. Bir şeyi algılar, bir şeyi düşünürüz. Acaba bu tabloda sadece pasif alıcı mıyız? Hayır. İlk adımda, nesneden ayrı, bağımsız bir özne olduğumuzu fark ederiz. Ardından bilincinde olduğumuz şeylerin karşısında tavır takınır, eylem icra eder yahut tasarım geliştiririz. Kendi varoluş biçimimiz kadar başta toplumsal dünya olmak üzere tüm inşa ettiklerimiz, bu bilinç durumunun, bilinçte egemen değer ve ilkelerin bileşimi olarak zihniyetin eseridir. Her zihniyet zaten bir bilinç durumunu içerir.

         

        Dünya değişiyorsa eğer, ya fiziksel ya da toplumsal bakımdan değişir. Teknoloji fizik dünyayı ve burada kurulu yaşantıyı, siyaset siyasal organizasyonu ve onun işleyişini, tek başına insan sadece kendi çevresini, zihniyet ise insanlık dünyasını değiştirir. Dünyanın topyekûn ve geri dönüşsüz biçimde değişmesi demek, zihniyetin ve onun açığa çıkışı olan bilinç yapısının değişmesi demektir. Bu değişimde doğrusal bir çizgi değil, inişli çıkışlı bir yol haritası, bazen sıçrama bazen kırılma gözlemlenir. Değişimi herhangi bir değer biçmeksizin inceleyince, onu en baştan ‘daha iyiye gidiş’ olarak görmekten ziyade, onun fiili bir durum, insan dünyasının bir gerçeği, sonucu belirsiz bir süreç olduğu ortaya çıkar.

         

         Bugünün yaşama dünyasında öne çıkan modernlik, muhafazakârlık, liberallik, cemaatçilik, milliyetçilik vb. gibi kavramların hepsi ayrı bir bilinç durumu ve ayrı bilinç yapısı, dolayısıyla bir duyuş, düşünüş ve aidiyet biçimidir. Her biri bireysel varoluşu ya da yaşama dünyasını biçimlendirici rol oynar. İnsanî gerçekliğe damgasını vuran farklı bilinç durumlarının gelecekte inşa edecekleri muhtemel dünya üzerine konuşabilmek için, önce onların içyapıları üzerine konuşmak gerekir. Bu çerçevede biz, iki uç nokta teşkil eden kapalı ve açık bilinç ayrımından yola çıkacağız. Bu ayrımın nedeni de, toplumsal yapıların, kapalı ve açık toplum biçimi olmak üzere farklı ve karşıt iki ayrı kategoride değerlendirilebilmesidir. Toplum ve bilinç durumları bu iki kutup arasında tıpkı sarkaç gibi salınır. Bu salınım sürecinde, insan dünyasında değişim gerçekleşir. Bu noktada asıl fail olarak bilinci görmek icap eder.

         

        Kapalı bilinç kavramıyla, dünyayı sadece kendi çizdiği sınırlardan doğru algılayıp anlamlandıran, kendi kabulleri içinde sükûnete erişmiş bilinci; açık bilinç kavramıyla ise kendini sadece kabulleriyle sınırlandırmayan, başka düşünce dünyalarını da keşfe çıkan, hep arayış halindeki bir bilinç durumunu kastediyoruz. Bir şeyin bilincinde olmak, aynı zamanda o şeye yönelmek, gereği halinde onu yeniden kurmak şeklinde de okunabilir. Dolayısıyla kapalı bilinç sadece kendine yönelen ve bununla yetinen, başka yönelimleri anlamlı bulmayan, açık bilinç ise kendinin farkında olmakla birlikte ötedekine de yönelen bir bilinç durumu olmaktadır.

         

         

        Varoluş nitelikleri

         

        Kapalı toplum neredeyse doğuştan belirlenen ve pek de değişmeyen değerlilikler yahut statüler cennetidir. Topluluğun varoluş zemini bunlardır. Bu yapıların devamlılığını gelenek garanti altına alır. Bu ortamdaki bilincin ilişkileri veya eylemleri gelenekçe düzenlenmiştir ve onun yaşama dünyasındaki rolü bu çerçevenin dışına çıkmaz. Bu yüzden kapalı bilinç değişime yabancı yahut uzaktır. Açık bilinçle kapalı bilincin en önemli karakteristik farkı buradan başlar.

         

        Kapalı bilinç gelenekle çevrelenmiş, gelenekçe biçimlendirilmiştir. Geleneğin tamamı kutsal sayılır ve ona dokunulamaz. O, kutsallarla sarılmış haldedir. Bu bilinç geleneğin kendi kapısına taşıdıklarını ayrıma tabi tutamaz. Kendini bunların hepsini koruyup kollamakla mükellef görür. Dünya nasıl bir hal alırsa alsın, gelenek, kapalı bilincin ne pahasına olursa olsun korumak zorunda olduğu tarihsel miras olmayı sürdürür. Gelenek toplumsal varoluştan ayrılamayacağına göre, bu bilinç de geleneğin nabız attığı toplumsal ortama adeta kelepçelenmiştir.

         

        Yaşama dünyası dinamiktir. Sabit kaldığı zannedilen unsurlar bile, nesne dünyasının ve nesneyle insan ilişkisinin değişip dönüştüğü durumlarda bir değişim geçirir. İnsani gerçeklik böylece hep yeniden inşa edilir. Bu, kapalı bilincin gerçeklik algısına uymaz. Zaman dilimi uzun veya kısa da olsa, bir gün dış dünyanın yeni gerçekleri kapalı bilincin kapısını çalar ve onun kabullerine hücum eder. O, kendi doğasıyla çelişen bu etki çemberi içinde, varolma kavgası verir. Lakin o, kendi kabullerinin oluşturduğu güvenli limandan çıkıp kendi dünyasına saldıran muarızlarla hiç savaşmadığı ve hep aynı kalan toplumsal ortamda kolayca varlığını sürdürdüğü için, bu tarz bir kavga ortamına karşı dayanıksızdır ve savunmasız hale düşer. Bu tabloda, kapalı bilincin önünde, tamamen kendi içine kapanıp dünyayı savaş mevzilerinden ibaret olarak algılamak ya da dünyanın yeni durumunu anlamaya çalışarak kendi kabuğundan çıkmak ve dolayısıyla bütüncül yapısından vazgeçmekten başka seçenek kalmaz. İlk durumda kapalı bilinçler kendi aralarında güçlü bir dayanışma sergileyerek beraberce varolmayı ve bunun için kapılarını kendi dünyalarına saldıran bütün etki ağlarına kapatmayı seçerler. Bu durumda böyle bir topluluğun yargıları da keskinleşir; dolayısıyla en müfritler yahut militanlar kapalı bilinç sahipleri arasından çıkar. İkinci durumda ise kapalı bilincin diğer kutba yolculuk serüveni başlar; aynı zamanda kendi çevresinden dışlanma süreci de!

         

        Açık bilinç öznenin bizzat kendi varoluşu üzerine yükselir ve yaşama dünyasında, dıştaki herhangi bir ilkeye tutuklu kalmaksızın boy gösterir. Bu bakımdan o, geleneğe uzak, hatta karşıttır. İnsan dünyası ona göre hep hakikatin aranacağı bir yerdir. Olup bitmiş ve tamamlanmış bir insanî hakikat yoktur. Açık bilinç yaşama dünyasında ortaya çıkan her ‘yeni’ karşısında dirençli gibi görünür. Ancak onun kutsalları olmadığı için, korumak amacıyla direnç göstermesi gereken bir varoluşa sahip değildir ve bu yüzden de kendini nereye taşıyacağını hesaplamadan, her akıntıya kendini teslim etmeye adaydır.

         

        Kendi yetkinlik temeline dayanan bu bilinç, işlevselliği esas alır. Onun nezdinde daha en baştan yeri ve değeri belirlenmiş herhangi bir kavram, olgu yahut statü yoktur. Her eylem yahut ürün veya kişi, kendi değeri ve konumunu, kendi etkinliği ve yetkinliğiyle kazanır. İlişki ve işbirliği, işlev birlikteliğine dayanır. Bu çerçevedeki düzen yahut düzenleme ise geleneğin düzenleyiciliğinin ötesinde bir yerdedir. Onun dünyasında akılcı olduğu iddia edilen ilke, değer ve kurallar egemendir. Onların tamamı bu bilincin elindedir. O, verili kutsalları kendinden sıyırıp atmaya hazır halde bulunan yahut atan, kendi kutsallarını kendisi kurma iddiası içeren bir karar iradesi taşır. Bu bakımdan, bu bilincin egemen olduğu ortam dinamiktir. Bu dinamizm açık bilincin kendi başına kalışını ve bitimsizce kutsal arayışını, uygun senteze ulaşamadığı durumlarda akıl kutsallarına boğulması sonucunu doğurur.

         

         

        Aidiyet

         

        Kapalı bilinç kendi dünyasına, kendi çabasıyla yahut taşıdığı liyakatiyle değil, kendine tahsis edilen konumu kabullenerek ait olabilir. O konum ise lütfedilmiştir. Buna mahzar olmanın şartı bağlılık ve sadakattir. Lider, önder, reis, başkan, şeyh, hocaefendi yahut halife; onlar lütufta bulunarak ‘bahşederler.’ Bahşedilme, liyakatli görülmüş olmanın garantörüdür. Liyakatin nesnel kuralları yoktur. Zaten liyakati takdir edecek olan da, üsttekidir. Böyle olunca, liyakat, üsttekinin saltanat alanı olan toplumsal dünyanın devamına hizmetle ölçülür. Bunun için de topluluğun fedailiği yanında üsttekine kayıtsız şartsız itaat gerekir.

         

        Kapalı bilinç ortamında bireylerin farklı oluşuna yahut farklı olanı dile getirilişine izin verilmez. Farklı olan kendi farklı çizgisinde öne çıkabileceğinden, bir tehdit teşkil eder. Bunu içselleştiren kapalı bilinç daima statükocu olur. Kapalı toplulukta sadece lider öne çıkabilir. Herkes onun arkasında dizilenmek zorundadır. Bu durum, kapalı bilinç sahibi bireyin kendisiyle, özbenliğiyle ilişkisini de belirler. Kapalı bilinç biçimiyle varlığını sürdürenlerin tamamı, silik bir kişilik olmaya mahkûmdur. Kapalı bilinç dünyasından herhangi bir fikri, etik, estetik yahut teorik yenilik çıkmaz. Yenilik yaratıcı bilinçlerin eseri olabilir.

         

        Kapalı bilinç toplulukları, kendilerince yüksek buldukları amaçlar etrafında kümelenmişlerdir. Zaten kişinin tüm yaşantısını, hatta tasarımlarını bile kuşatan bu aitlik durumu, ancak böylesine bir amaçlılıkla mümkündür. Onların kendi mensuplarını değerlendirme kıstasları bu amaçlarda yatar. Kendilerinden olmayan öteki, onların nezdinde herhangi bir değere sahip değildir. Bu yüzden kapalı bilinçler yeri ve zamanı geldiğinde gerçekten kıyıcı olabilirler.

         

        Açık bilincin her zaman amacı olmayabilir. Onun dünyadaki varoluşu tamamen bireysel tercihleriyle şekillenir. O, kendi varlığını tüketecek tercihler yapmaya hayli yatkındır. Onun bir amacı varsa bile, bunu yine kendisi belirlemiştir ve takipçisi de kendisidir. Kapalı bilinç ortamındaki gibi amaçlarda yahut varoluş sürecinde herhangi bir müştereklik söz konusu değildir.

         

         

        Öteki

         

         

        Kapalı bilinçte öteki, bizatihi kendinde bir değer taşıyan, kendisiyle bu nitelik içinde ilişki kurulan saygın bir özne değildir. Onun yetkinliği ne olursa olsun, öteki hep kapalı bilincin eşdeğeri olarak kalmalıdır. Kapalı bilinç ötekini daha yetkin görmeye tahammül edemez. Böyle olmazsa, öteki, kapalı bilince yetersizliğini hatırlatacaktır. Bu yüzden kapalı topluluklarda bireyler, kendilerinden olan ötekinin yüksek düzeyli etkinlik yahut üretimlerine yoğun ilgi göstermezler. Onun emeğinin değeri, yüzeysel bir onaylamadan daha fazla değildir. Öteki sadece varolmak için ihtiyaç duyulan vazgeçilmez dayanaktır ve bundan fazla bir varoluşsal anlama sahip değildir. Bu yüzden görünüşte güçlü olan dayanışma, gerçekten varoluşu sürdürebilmenin garantörü olduğu için benimsenip sergilenir. Kapalı bilincin dünyasında, ortalıkta kişilik sahibi, kendi eyleminin faili ve sorumlusu olan bireyler dolaşmaz. Dolaşanlar kendini ötekine göre kuran bedenlerdir. Kapalı bilinç daima başkasına göre ve başkası için vardır. O asla kendisi olamaz ve kendi görünümlü “kendindeki başkası” olmaya mahkûmdur. Bu birey asla sıra dışına çıkma hakkına sahip değildir; aksi halde aforoz edilir. Toplumsal dünyaya yegâne katılım vasıtası olan sosyal grubu onun bu katılım yolunu kapatınca, birey ortalıkta yapayalnız kalır; şayet yaşama dünyasında kendine özgü nitelikleriyle birlikte varolma imkânına kavuşursa kısa zamanda bambaşka bir kişi olup çıkar.

         

        Açık bilinç ise kendi yetkinliğini kendisi elinde tutar. O, bu yönüyle çetin bir rekabet ortamı içinde tek başına vardır. O, kendi gücüyle ayakta durur; bu bakımdan da yalnızdır. Onun yalnızlığı, dışlanmışlığın yalnızlığı değil, farklı arayışlar içinde olmanın yalnızlığıdır. Şayet açık bilinç kendi varoluşunu dengeleyemezse, bu yalnızlığı içinde savrulmaya da adaydır.

         

         

        İlgi ve eğilim

         

         

        Kapalı bilinç asla soyut ve kurgusal ilgi peşine düşemez. Onun değişmez bilgilerle dolu ders kitabı vardır ve o sadece bu kitabı okur. Bu kitaptaki bilinen söylemleri o, dünyanın en doğru açıklanışı olarak görür. Bu da onun için yeterlidir. Ders kitabının içeriği bilgide birliği sağladığı için adeta kutsanmış açıklamalardır. Onların gerçeklikle bağlantısı gerçek değil kurgulanmış bağlantıdır.

         

        Kapalı bilinç dış dünyayı doğru okumak yerine orasını kendi ders kitabına uydurmaya çalışır. Daha doğrusu, zamanında o bu ders kitabını okumuş ve öğrenmiş, böylece onun öğreneceği bir şey kalmamıştır. Bu ders kitabına karşı çıkan yahut ondan farklı tezler dile getiren, ona göre, zaten baştan yanlış içindedir. Onda tadilat yapmak isteyen kişi ise hain, satılmış yahut dönek olarak nitelenir. Kapalı bilincin gelişme saydığı şey, ders kitabındaki bilgilerin en iyi biçimde okunup hazmedilmesi, gerektiği zaman ve zeminlerde belagatli biçimde dillendirilmesidir. Bu yüzden kapalı bilincin dünyasında duygusal söylem öne çıkar.

         

        Kapalı bilincin teorik ilgi taşımamasının nedenlerinden biri de, dünyasının sadece kendi gibi olanlardan teşekkül etmiş olmasıdır. Hatta o, ötekileri, kendi gibi olma-olmama kıstasına göre kategorileştirir.

         

        Açık bilinç ders kitabıyla yetinmez ve dünyayı tekrar tekrar okuyarak kendi kitabını yazmak ister. Onun yazdıkları yanlış da olabilir. Ama kendi yazdıklarına da başka yazılanlara da hep kuşkuyla baktığından, o daima arayan bir bilinçtir ve bir türlü sükunete ulaşamaz. Bu nedenle açık bilinç mutsuzdur. Gerçekte kendi mutsuzluğunun temelini de kendisi atmıştır. Bu mutsuzluk ve ızdırap onun yaratıcı üretimlerinin itici gücüdür. Bu mutsuzluk tablosu içinde, o, yaratıcı etkinlik göstermekle mutlu olur.

         

        Kapalı bilinçte akıl düzeninin işleyişi, yargıların teşekkülü hep kendi merkezlidir. Orada bu bilincin tasarımı dışında bir hakikat kabulü olmadığı için, verilen yargılar topluluğun yüceltilmesine dönük olmalı, akıl sadece buna hizmet etmelidir. Bu yüzden aklı çok fazla kullanmak hoş görülmez. Her şeyi akıl terazisine vurmak sorgulamak, dolayısıyla da sunulan kabulleri kuşkuyla karşılayıp yargılamak demektir. Oysa kapalı bilincin dünyası kesin itaat üzerine kurulu olduğundan, itaati yıkan bir etkinlik olarak sorgulama kapalı topluluğun sonu olur. Kapalı bilinç gözlerini kapar ve vazifesini yapar. Geleneksel kabullerin hep yanlış sonuç verdiği durumlarda, o, bunu başka nedenlerle meşrulaştırıp mazur görür ve gösterir. Kapalı bilinç kendi dünyasının ve kabullerinin dışına çıkıp başka ilgi, kurgu ve eğilimlerle tanışamaz, tanışmak da istemez. Çünkü sözü edilen ‘farklı başkalar’ onun zihninin sükûnetini bozar ve dünyasını altüst eder.

         

        Açık bilinç ise aklın sınırsızca kullanımıyla varlık kazanır. Akıl yüceltici yahut onaylayıcı değil, keşfedicidir. Bu, aynı zamanda itiraz etmeyi ve sorgulamayı da içerir.  O, vazifesini yapmadan önce vazifenin gerçekten vazife olup olmadığına karar vermek ister.

         

         

        Kapalı bilincin bilgi kaynakları sadece kendi referansları, kendi kabul esaslarını içeren kutsal buyruklarıdır. Dolayısıyla o, dıştaki başka kaynakların bilgi ve yorumlarını, başka bakış açılarından öne sürülen tezleri hep kuşkuyla karşılar. Biricik doğrular onun ilke ve kabulleridir. Diğerlerinde kısmi doğrular olsa da, onlar hep kapalı bilince yabancıdır. Onlarla kapalı bilinç arasında kapanmaz mesafeler vardır. Hatta temel referansları aynı olsa da, benzer kapalı bilinç toplulukları kendi aralarına duvar çekerler. Kapalı bilinçler asla farklı olanla kaynaşamaz.

         

         

        Toplum ve bilinç

         

         

        Kapalı bilinç toplumu olduğundan daha iyi yapabilecek bir aktör olamaz. O, insani duygular baskınsa eğer, en çok toplumsal varoluşu dondurur. Öbür türlü ise, toplumu mükemmel bir baskı mekanizması haline getirir. Ancak o bunu kötü olduğu ve kötüyü istediği için yapmaz. Onun iyi tasarımları kendi kabullerine göre oluşur. Hatta bu kabuller aşkın ilkelerden alıntı olsa bile, gerçekte ya onların anlamları ve yorumlanışları yahut pratiğe uygulanışları dönüştürülmüştür. Kapalı bilinç zaten her anlamı kendine göre dönüştürür. Onun herhangi bir inşa yahut sentez arayışı söz konusu olmaz. O kendine göre en mükemmel bir bilinç durumudur ve artık arayacağı bir örnek model, edineceği bir form kalmamıştır. Bu bakımdan o, kendi içinde katılaşmıştır. Kapalı bilinç gerçekte -Hilmi Demir’in kavramlaştırmasıyla- ‘homo cemaaticus’un bilincidir.

         

        Açık bilinç ise tüm değişimlerin asıl failidir. Ancak o, anlam arayışından başını kaldırıp olmak istediğini bir türlü olamadığından, hep bunalımlıdır. Bu bilinç tüm var olma imkânlarını gerçekliğe dönüştürdüğü durumlarda bile, arayışını sonlandırmaz. Onun kendi varoluşu çerçevesindeki problemliliği hiç tükenmez. Bu bir bunalım halidir ve aynı zamanda onun kendini yeniden inşa etmekteki itici gücüdür. Bu inşa sentez biçiminde de olabilir. Bu noktada açık bilinç özgürdür. Bu özgürlük ise ona pahalı bir bedel ödetir.

         

        Bu iki bilinç durumu, kendi olumlu yahut olumsuz yapıları içinde varlığını sürdürür. Bazı bilinç durumları bu iki kutup arasında salınarak kendi sentezlerini yaparlar. Ancak bazı bilinç durumları vardır ki, onlar biri veya diğeri olamadıkları gibi, salınmayı bile başaramazlar ve herhangi bir senteze ulaşamazlar. Onların hem kendi durumları trajiktir, hem de kendi topluluklarına daima trajedi ithal ederler.

         

         


Türk Yurdu Nisan 2010
Türk Yurdu Nisan 2010
Nisan 2010 - Yıl 99 - Sayı 272

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele