Dokunmamanın Yasaklandığı Yer

Şubat 2010 - Yıl 99 - Sayı 270

        11-17 Mayıs 2009’da "bir pedagoji projesi olarak tarihsel canlandırma" adlı bir Comenius projesi için gittiğimiz Portekiz’de müzeleri de gezmek için zaman ayırdık. Sadece Lizbon’da 30'a yakın müze var. Lizbon’daki Askeri Müze’nin "Topçu Müzesi" olarak kuruluş tarihi 1851, ülkemizdeki Harbiye Askeri Müzesi’nin kuruluş tarihi ise 1846’dır. Bu da daha o yıllarda yönetici zümrenin, birbirini nasıl çok yakından takip ettiğinin bir göstergesidir. İki ülkenin müzecilik anlayışlarını toptan karşılaştırma yerine aynı müze türlerini karşılaştırmanın doğru olduğu düşünülebilir. İstanbul'daki Harbiye Askeri Müzesi'nin donanım, yerleşim alanı ve teknoloji açısından çok ileri de olduğu söylenebilir. Portekiz'deki Askeri Müze de duvarlardaki ve tavanlarda tarihsel resimlemeleri ve heykelleri ile zengin bir müzelik malzemeye sahiptir.

         

        Bu yazıda özellikle Lagos’daki Yaşayan Bilim Merkezine dikkat çekmek istiyorum. Merkez, aslında çok yakın bir tarihte yani 29 Ocak 2009’da kurulmuş, ancak daha önce 1999'da Lizbon’da açılan ve ağın en büyük bilim merkezindeki deneyimlerden de yararlanıldığı anlaşılıyor. Lizbon'daki merkezi gezmeye vaktim olmadı. Lagos’taki merkez, Portekiz Bilim, Teknoloji ve Yüksek Eğitim Bakanlığı'nın 19 yaşayan bilim merkezi ağının bir parçasıdır. Merkez, her yaştaki ziyaretçilere etkinlikleri ve etkileşimli modül ve sergileri ile aktif katılıma davet etmektedir.

         

        Ülkemizde İzmir Uzay Kampı ve Ankara Feza Gürsey Bilim Merkezi olmakla beraber, Lagos'taki merkeze benzer tarih, teknoloji ve bilimin buluştuğu bir merkez henüz kurulmamıştır. Bu yüzden bu merkezi incelemek bir kez daha önem kazanmaktadır.   

         

        Elbette en son açılan müzeler de barındırdığı çağdaş teknolojiler açısından eski müzelere göre daha avantajlı olacaktır. 24 Mayıs 2008’de İstanbul’da İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi ve 31 Ocak 2009’da Panorama 1453 Tarih Müzesi açılmış, buralarda çağdaş müzecilik anlayışı açısından çok önemli fırsatlar kaçırılmıştır. Ancak müze-bilim merkezi söz konusu olunca müzecilerden, küratörlerden, fen bilimcilerden ve eğitimcilerden daha profesyonelce yardımlar alınabilir.  Piaget, Dewey ve Bruner gibi eğitim bilimcilerin sözünü ettiği gibi müze-bilim merkezlerinde ziyaretçilere aktif öğrenme ortamları sunulmalıdır. Avrupa'da ve Amerika'da onların düşünceleri okul ortamlarını olduğu kadar müze ortamlarını da etkilemiştir.       

         

        İşte yukarıda saydığım nedenlerden dolayı Portekiz'deki bu mütevazı ama müzeciliğe ve bilim merkezlerine yeni bir bakış açısı getirdiğini hissettiğim bu merkezi, Türkiye'deki okurlara tanıtmakta yarar görüyorum. 

         

        Portekiz’in güney batısında bir tatil yeri olan Lagos, bir ırmağın denize döküldüğü yerde kurulmuş bir kenttir. Coğrafi keşiflerin babası olarak kabul edilen Denizci Henry'nin 1443’ten sonra deniz üssü olan Sagres’e yakındır. Buraları Coğrafi Keşiflere kadar “Dünyanın Sonu” olarak bilinen yerlerdir. Lagos da Afrika kıtasının kıyılarının keşfinde Portekizli gemicileri için bir üst liman görevini görmüştür. Lagos kenti, Portekiz Kralı I. Manuel tarafından verilmiş, 1 Haziran 1504 tarihli bir imtiyaz belgesine sahiptir.

         

        Lagos'ta Coğrafi Keşiflerin ve imtiyaz belgesinin 500. yıl dönümünün çok aktif bir şekilde kutlandığının izleri var. Doğrusu belediye yönetiminin turistlere bu konsepti en iyi şekilde sunmaya çalıştığı anlaşılıyor. Belediyenin kültür merkezinde tarihi canlandırmalar için kullanılabilecek tarihi kostümler de bulunmaktadır.

         

         

        Lagos Yaşayan Bilim Merkezi'ne (www. lagos. cienciaviva.pt),  kıyıda üzerinde 1924 yazılı  ve bugün giriş katı  balık hali olarak kullanılan büyük gri bir binanın içinden merdivenle çıkılabilmektedir. Yan sokağa açılan bir ana giriş kapısına da sahiptir. Merkez yamaçtaki iki katlı bir binada olup, geniş bir bahçeye de sahiptir.   Lagos'taki bu ve diğer 18 merkez hazırlamış olduğu ortak tanıtım broşüründe kuruluş amaçlarının halk arasında bilimsel ve teknolojik kültürü yaymak olduğunu belirtmektedir.

         

        İlk gün 50 kişilik bir grup ile merkeze gittik ve doğrusu bu gezi, kalabalıktan dolayı benim açımdan çok doyurucu olmadı. 13 Mayıs'ta daha tenha olduğu bir saati (16:32 da) seçerek, müzedeki araçları ve gereçleri daha yakından inceleme fırsatım oldu. Merkezde fakültelerden yeni mezun olmuş toplam 10 genç görev yapıyor. Ziyaretçilere yardımcı olmak için bir günde dört kişi aktif görev yapıyor. 

         

        Merkezin hemen girişinde danışma bulunmaktadır. Giriş ücreti okul grupları, çocuklar ve yaşlılar için 1.5 avro, yetişkinler için 2 avro'dur.  Müze hafta içi 10'da açılıyor ve 18:00'de kapanıyor. Hemen sağ köşede merkezle ilgili hediyelik eşyalar satılmaktadır. Birinci katta, giriş kapısının hemen karşısındaki elektronik kitabı karıştıran, 15. yüzyıl boyunca Portekizlilerin coğrafi keşifleri hakkında bilgi edinmektedir.

         

        Esasen müzedeki sürekli sergiler üç tema etrafında düzenlenmiştir. Bu temalar şöyledir;

         

        a) Oryantasyon ve Denizcilik Aletleri,

        b) Gemi Güvertesinde Yaşam

        c) Uzaktan İletişim’dir. 

         

        Örneğin oryantasyon ve denizcilik aletleri ile ilgili olarak, açık denizde yıldızlara bakarak yol bulmayı sağlayan bir açı ölçme aleti, usturlap ve sekstant gibi aletler aktif olarak kullanılabilmektedir.  Pusulanın önemi bir oyunla gösterilmektedir.  Yap-boz şeklinde düzenlenmiş haritaları birleştirerek, eski dünya öğrenebilmektedir. Dört ziyaretçi, aynı anda sanal ortamda coğrafi keşifler oyununu oynayabilmektedir. Bu oyunda amaç Lizbon’dan Hindistan'a gitmektedir. Yarışmacılar, geminin duraklarını belirler. Gemi çoğu kez değişik nedenlerden dolayı hedefe ulaşılamamaktadır. 

         

        İkinci kat asma bir kat olup, burada uzaktan iletişim teması işlenmektedir.   Ziyaretçiler, dürbün ile karşı taraflara bakabilmekte, semafor telgrafıyla karşıdaki arkadaşlarına işaret verebilmekte, kürek çekebilmektedir. Bilgisayardaki bir oyun ile Mors Alfabesi’ni öğrenebilmektedir.   Radyo devresini doğru bir şekilde tamamlandıklarında sesleri duyabilmektedir. Optik oyun ile 19. yüzyılda Augustin Jean Fresnel'in icat ettiği ve Fresnel lensleri olarak anılan ve bugün bile deniz fenerlerinde kullanılan ve deniz fenerinin çok uzaktan görünmesini sağlayan düzeneğin temel yapısını keşfedebilmektedirler.

         

        İkinci katın yan odasında ise gemi güvertesinde yaşam teması işlenmektedir. “Gemiyi Yönetme” adında bir oyun ve kontrol paneli vardır. Yaklaşık 99 saniyede, geminin hareket edebilmesi için kazanın sıcaklığı, yağ basıncının kontrol edilmesi gerekmektedir ve bu ancak bir takım çalışması ile olabilmektedir. Yoksa gemi acı acı kalın düdük sesleri içinde batmaktadır.

         

         Daha sonra 16. yüzyılda gemici hastalıklarını öğrenebiliyorsunuz.  Hastalıkların belirtilerinden hareketle, hastalığın ne olabileceğini bulmaya çalışıyorsunuz.  Yemek şeklinde kesilmiş doğru yiyeceği tartı aleti üzerine koyduğunuzda tayfanın yüzü gülmektedir. 

         

        Buradan merdivenlerle aşağıya merkezin yanındaki bahçeye iniliyor.    Bahçede bir havuz olup, burada fiziğin en temel kanunlarını keşfedebiliyorsunuz.  Havuz etrafındaki fön makinaları sayesinde suni rüzgâr oluşturarak geminizi yüzdürüyorsunuz. Basit vinçler ve makaralar sayesinde onca ağırlığın nasıl olup da çok az bir güçle kaldırıldığına tanık oluyorsunuz. Bir karavel maketinde gruplara tarihsel canlandırma da yapılabilmektedir. Kaptan ve tayfa rolündeki iki kişi tartışarak, geminin denizde yol almasında kendi görevlerinin önemini ön plana çıkarıyorlar. Kaptan tayfaya diyor ki, “-sen daha harita okumayı bilmiyorsun.” Tayfada kendi yetenekleri ile övünüyor. Bu arada bir iki ziyaretçiye de kendi oyunları içinde rol veriyorlar. Sonra olay tatlıya bağlanarak, kaptan ve tayfa anlaşıyor.

         

        Bartolomeu Dias'ın 1488'de kullandığı karavel'e benzer bir gemi de inşa edilmiş olup, Lagos’taki bu merkez, güvertesindeki gezileri ve Coğrafi keşiflerde gemide yaşam etkinliklerini düzenlemektedir. Bu sözü edilen geminin sadece fotoğraflarını ve videosunu gördüm.

         

        Sonuç olarak, bu bilim merkezi;  tarih, müze, teknoloji, denizcilik ve bilimin nasıl birlikte olabileceği ve buluşabileceğine iyi bir örnektir. Bilim merkezi Portekiz'in coğrafi keşiflerdeki öncü rolünü her yaştan ziyaretçilere hatırlatmak için kurulmuştur.  Müslümanların ve Arapların Portekiz denizciliğine ve gemiciliğine katkıları ile ilgili bir şeyler de görebilmiş olsaydım,  çok perspektiflilik anlayışının Avrupa'da bu tür müze-bilim merkezlerine de girmeye başladığını düşünmeye başlayabilirdim.

         

        Bir gazeteden okuduğum habere göre, ömrünü Osmanlı Denizciliğine adamış tarihçi Prof. Dr. İdris Bostan, Haliç'te tersanede bir İstanbul Denizcilik Müzesi'nin kurulmasını hayal ediyor. Bu müzenin gelecek günlerde kurulacağına inanıyorum. Ancak Türkiye'deki yakın zamanda açılan diğer müzeler gibi, bu müzeye de durağan bir müzecilik anlayışı hâkim olursa doğrusu çok üzülürüm.

         

        Denizcilik müzeleri,  tıpkı sanayi ve tıp müzeleri gibi bilim ve teknoloji konularına en yakın müzeler olup, buralarda ziyaretçinin aktif olabileceği ve bu şekilde öğrenebileceği aktif öğrenme ortamları oluşturulabilir. Portekiz'deki bu bilim merkezindeki uygulamalar, bize çağdaş müze-bilim merkezin nasıl olması gerektiği konusunda fikir verdiği için değerli olup, çıkarılacak dersler içermektedir. Ülkemizin tarih-müze-bilim merkezlerinin kaynaştığı geçmişte benzerleri olmayan, ama gelecekte daha da gündemde olacağını düşündüğüm birleşik (entegre) yapılara ihtiyacı vardır. 

         

        


Türk Yurdu Şubat 2010
Türk Yurdu Şubat 2010
Şubat 2010 - Yıl 99 - Sayı 270

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele