Kültürel Mirasımızın Kültür Yolu Bağlamında Değerlendirilmesi

Şubat 2010 - Yıl 99 - Sayı 270

        İnsan kültür yaratabilen ve yarattığı kültürü yeni nesillerine aktarabilen bir varlıktır. İnsanlık tarihi bu kültürün birikimiyle bugüne gelmiştir. Yaratılan kültür aynı zamanda milletler ve medeniyetler farklılaşmasını sağlamıştır. İnsan eseri olarak ortaya çıkan ‘kültür’ bu bakımdan hem evrensel, hem de milli özelliklere sahiptir. Bizim kültürümüz dediğimizde, sosyolojik olarak biz kavramının karşılığı olan varoluşun yaşadığı ve yarattığı kültür anlaşılır. Biz kavramından anlaşıldığı üzere kültür toplumsal gruplarla anılır. En üst seviyede insanlığı bir bütün olarak düşünürsek evrensel özellikleriyle karşılaşırız. İnsanlığı oluşturan medeniyetler, milletler, devletler ve alt topluluklar dereceli bir şekilde kültür kavramı ile birlikte anlam kazanır. Aynı medeniyet dairesinde bulunan milletler ve topluluklar ortak kültürel değerlere sahiptirler. Benzer şekilde millet dediğimiz sosyal gruplar da kendi içinde sosyal bütünlüğü sağlayan kuvvetli kültürel formları barındırır. Kültür bir yönüyle üst topluluğa bizi bağlarken, bir yönüyle de aynı seviyedeki diğer gruplardan bizi ayırır. Bu anlamda içinde bulunduğumuz ve üstümüzde taşıdığımız özellikler ile kimliğimizi oluşturur. Bu kimlik toplumsal farklılaşmanın temel birimi olarak millete bağlıdır ve milli kimliğimizdir.

         

        Kültür ve kimlik arasında çok yakın bir ilişki vardır. Zengin bir kültürel miras güçlü bir kimlik oluşturur. İnsanoğlunun tarih boyunca yarattığı kültür ve medeniyet eserleri insanlığın ortak başarısı olarak bütün insanlara güven ve ilham verir. Aynı şekilde insanlığın içinde bir millet olarak sahip olduğumuz kültürel birikim hem kimliğimizi besler, hem de geleceğe bizi hazırlar. İnsanlığa olumlu katkılar sağlayacak bir güç oluşturur. Bunun için insanlığın ve milletlerin kültürel mirası yeni nesillere çok sağlıklı bir şekilde ulaştırılmalı ve sunulmalıdır. Bunun çok çeşitli yolları vardır. Kültürel varlığın özelliklerine göre bu yöntem farklılaşabilir. Yazılı eserlerin saklandığı kütüphaneden, sözlü edebiyatın yaşatıldığı köy odalarına veya aşık kahvelerine kadar geniş bir alanda kültürel miras korunabilir. Kültürel mirasın korunması ve sunulmasında modern çağın en önemli aracı ise müzeler olmuştur. Müzecilik başlı başına bir disiplin haline gelmiş ve insanlığın çok değerli eserleri yok olmaktan kurtarılmıştır.

         

        Artık klasik müzecilik bu zengin kültür mirasının tanıtılmasında ve sunulmasında yeterli gelmemektedir. Bu alanda konunun uzmanları ve ilgilileri yeni arayışlar içindedir. Müzeler artık loş ve durağan sergi salonları olmaktan çıkmaya başlamıştır. Yeni arayışlar devam etmektedir. Bizim bu yazıda okuyucuya sunmaya çalışacağımız konu zengin kültürel mirasın yeni bir anlayış olan “kültür yolu” veya “kültür koridoru” kavramı olacaktır.

         

         

        Kültürel Miras ve Müzecilik

         

        İnsanlık mirası toplumların ortak değeri olarak kabul edilir ve medeniyetin ve insaniliğin gereği koruma altına alınır. Kültürel mirasının korunması ve insanlığın bilgisine sunulması aynı zamanda yeni gelişmelere yol açacak birikimin yeni nesillere aktarılmasını sağlayacaktır. İnsanlığın gelişmesi bilgi ve birikimlerin yeni nesillere taşınabilmesi ve yeni bilgilerin mevcut bilgilerden ilham alınarak ve onların üzerine inşa edilmesiyle mümkün olmuştur. Müzeler bunu sağlamakta önemli görevler üstlenmişlerdir. Batının öncülük ettiği modernleşme sürecinde çok yoğun bir yenileşme yaşanmasının yanı sıra insanlık mirasının korunması bilinci yükselmiştir. Bunda geleneksel olandan modern olana dönüşüm sürecinin bir devrim niteliğinde köklü değişimlere sebep olması da etkilidir. Çünkü o döneme kadar zaten yaşanmakta olan ve hayatın içinde yer alan birçok kültürel unsur kaybolma tehlikesi ile karşılaşmıştır. Bunları ve daha eski medeniyetlere ait eserleri özel mekânlarda korumaya alma ve insanlara sunma ihtiyacı doğmuştur. Bu dönemde dünyada üretilmiş olan insan eserlerinin korunması ve tanıtılması için ismine “müzecilik” dediğimiz bir anlayış geliştirilmiş ve müzeler kurulmaya başlanmıştır.

         

         

        Dünyada medeniyet kurmuş toplumların hepsi bunun farkındadır. Her yeni eser geçmişin zenginliğinin bir insan veya medeniyet tarafından yeniden geliştirilmesi ve bir üst basamağa taşınmasıdır. O zenginlikten beslenmeyen hiçbir çaba daha mükemmel ve gelişmiş esere kavuşamaz. Roma medeniyeti kendinden önceki kültürel mirastan beslenmeseydi yeni ve mükemmel eserler üretemez ve kendi mirasını bırakamazdı. Türk medeniyeti etkileşimde bulunduğu köklü medeniyetlere kapılarını kapatmış olsaydı, Anadolu’ya geldiğinde ilkel çadır kavmi olarak yok olur giderdi. Bugün ortada ne Selçuklu ne de Osmanlı ne de güçlü bir Türk kültürü kalırdı. Bugün bizim kimliğimizi besleyen, bize güven ve gurur veren, bize hayatı kolaylaştıran ve rehberlik yapan zengin bir Türk kültürü var. Ama bu Türk kültürü bir yönüyle bize ait, bir yönüyle insanlığa. Onun için Türk kültürünün bütün unsurları birer kültürel varlık olarak en iyi şekilde yaşatılmalı, derlenmeli, korunmalı ve yeni nesillerin bilgisine sunulmalıdır. Bunu yapabilecek en önemli araçlardan birisi olarak müzeleri değerlendirmek gerekir.

         

        Müzeler öncelikle insanlığın tarih serüveninde yarattığı başarıları sergileme ve görme merkezleridir. Müzeler bir ülkenin kültürel mirasının zenginlik göstergesidir. Türkiye bu bakımdan dünyanın en zengin ülkelerinden birisidir. Bu zenginlikte kendi özgün kültürümüzün yanında, üstünde yaşadığımız ve vatan haline getirdiğimiz topraklarda çok sayıda medeniyetin görkemli kalıntıları önemli rol oynar. Anadolu bu anlamda medeniyetler beşiği olarak da adlandırılır. Bunun için Türkiye’nin en önemli müzesi Ankara’da bu özellikten mülhem Anadolu Medeniyetleri Müzesi adıyla kurulmuştur. Cumhuriyetin ilk yıllarında kurulan Etnografya Müzesi ise Türk insanının geleneksel yaşayış tarzını sergilemesi bakımından tipik bir örnektir.

         

        Müzeciliğin modern dönemin bir ürünü olarak geliştiğinden bahsettik. Bu dönem aynı zamanda milliyetçi hareketlerin de ivme kazandığı bir dönemdir. Osmanlı imparatorluğu egemenliği altındaki farklı milletlerin ayaklanmaları sonucu yıkılma tehlikesi yaşadığı dönemlerde, son çare olarak Türkçülük hareketine sahne olmuştur. İmparatorluğun asli unsuru olan Türkler arasında milli bilinci yükseltme yollarından birisi olarak yaşayan halkın kültürel değerlerine yönelme gereği o dönemin Türkçü aydınları tarafından dile getirilir. Bu yönelme Türk Ocaklılar arasında bir misyon haline gelir ve bir “Hars Müzesi” kurmak için çalışmalara başlarlar. Büyük yıkımların yaşandığı harp zamanlarını atlatıp Cumhuriyet kurulduktan sonra bu amaçlarına çok yaklaşırlar. Konuyla ilgili çok kapsamlı bir araştırma yaparak bir makale yayınlayan Hüseyin Karaduman’a göre: “Türk Ocakları, topladıkları eserlerle bir Hars Müzesi kuramamış, ama bu çabalarının sonucunda büyük bir koleksiyon oluşturabilmiştir. Bugün Ankara Etnografya Müzesi’nde, Türk Ocağı binasından Kültür Bakanlığı Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nün 7 Mart 1978 tarih ve 495 sayılı onayı ile intikal eden, 1306 adet eserden oluşan ve “Türk Ocağı Koleksiyonu” olarak anılan bir eser grubu mevcuttur. Müzenin 1.1-1306.79 envanter numaralarına kaydedilen bu eserlerden bir kısmı teşhir edilmektedir. Bunlardan altı adedi, uluslararası alanda Türk kültürünü temsil eder nitelikte görülerek, 1985 yılında Japonya’da açılan “Uygarlıklar Ülkesi Türkiye” sergisine dâhil edilmiş ve sergi kataloğunda da yayınlanmıştır. Bu eserler, Türk Ocağı’nın kurmaya çalıştığı Hars Müzesi’nin eserleridir.” (Karaduman 2007)

         

        Türkiye’de ilk müzecilik çalışmaları Osmanlı’da başlayan Batılılaşma süreci içinde yer bulur. Osmanlı döneminde, 1846 yılında Fethi Ahmet Paşa tarafından Mecma-i Âsar-ı Âtika (eski eserler), Mecma-i Âsar-ı Esliha (eski silahlar) olarak düzenlenmiş, 1869 yılında da Aya İrini’de toplanan bu eserlere Müze-i Hümayun (İmparatorluk Müzesi) adı verilerek Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk müzesi kurulmuştur. Cumhuriyet döneminde, içindeki eşyalarla birlikte müzeye dönüştürülen Topkapı Sarayı 1924'te açılmıştır. Ama müze olarak tasarlanan ilk yapı, 1930 tarihli Ankara Etnografya Müzesi'dir. (KAYA 2005) Bugün Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı 98 Müze Müdürlüğü, 90 bağlı birim ve 129 düzenlenmiş ören yeri olmak üzere, ziyaret edilebilir 317 ünite vardır. Bunun yanı sıra Özel vakıf ve şirketlerin, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün ve şahısların kurdukları özel müzelerin sayısı hızla artmaktadır.

         

         

        Müzeler ilk kurulduğu günlere göre önemli değişimlere sahne olmuştur. Müzecilik alanında yeni çabalar ve arayışlar mevcuttur. Müzecilik sadece eski eser saklanan yer olmaktan çok kültürel mirasın çok yönlü olarak tanıtıldığı yerler haline gelmiştir. Bu anlamda müzelerin hitap ettikleri kitlelere cazip hale gelmesi için farklı disiplinlerin ortak çalışmasına ihtiyaç doğmuştur. Bizde yanlış algılanan haliyle arkeoloji ile müzeciliğin eşdeğer görülmesi bu gelişmelerin önünde çok önemli bir engeldir. Müze insanlara kültürel mirası tanıtma anlamında eğitimin, vakit değerlendirme anlamında eğlenmenin, ilham verme anlamında sanatın, bilgi verme anlamında bilimin bir parçasıdır. Son zamanlarda bu anlayışa dayanarak müzecilikte yeni konseptler uygulanmaya başlanmıştır. Bu bakımdan müzelerin interaktif uygulamalar ve sıcak mekanlar ile yaşayan, dikkat çeken, eğlenceli vakit geçirilen yerler haline getirilmesi örnek olarak zikredilebilir.

         

        Türkiye’de interaktif müzeciliğe ilk örnek İstanbul’da, Rahmi M. Koç Müzesi ve Kültür Vakfı tarafından Haliç’te kurulan Sanayi Müzesi olmuştur. Halen bu müzede sergilenen objelerin bir kısmını gezi esnasında çalışır olarak görmek, çocuklar için hazırlanan özel aktivitelere katılmak, kafe ve restoranlarından faydalanmak ve özel toplantılar yapmak mümkündür. İkinci olarak kurucu müdür olarak görev aldığım Türk Telekom Genel Müdürlüğü’nün Telekomünikasyon Müzesi yeni müzecilik anlayışı için örnek gösterilebilir. Telekomünikasyon müzesi klasik bir sergileme yanında sistemin çalışır vaziyette izlenebilmesi için interaktif bir sistemde kuruldu. Gezen öğrencilerin içinde yaşadığımız hızlı teknolojik gelişmelerin hangi aşamalardan bugüne ulaştığını görmeleri ve bu bilinci kazanmaları bakımından dikkat çekmektedir. Telekomünikasyon sisteminde kullanılmış teller, direkler, teleksler, telgraflar, çevirmeli ve jetonlu telefonlar, santraller ve diğer sistemler çocukların görebileceği ve kullanabileceği şekilde düzenlenmiştir. Bu anlamda müzeciliğin ne kadar güçlü bir araç olduğu görülebilir. Artık müzeler loş ışıklar altında statik sergilerin yapıldığı alanlar olmaktan çıkmaya başlamıştır.

         

         

        Kültürel Miras ve Turizm

         

        Kültürel miras insanlığın en önemli özelliğidir. Kültür içinde yaşayan, kültür üreten ve bu kültürü yeni nesillerine aktarabilen tek varlık insandır. Bu yüzden insan akıllı olması yanında kültür üreten varlık olarak da diğer canlılardan ayrılır. Yukarıda işaret ettiğimiz gibi bu kültürün evrensel ve milli yönleri vardır. insanlık farklı medeniyet ve milletlerin birbirinden etkilenerek geliştirdikleri kültür ve medeniyet ile bugünkü konumuna gelmiştir. Bunun için bilim ve kültür tarihine iyi bakmak gerekir. Dünyada ilk medeniyetler ile iz bırakmış medeniyetlere baktığımızda bunu net olarak görürüz. İnsanlık bugüne kadar çok değerli bir kültür mirası üretmiştir. Bunun çok azı günümüze ulaşmış ve korunabilmiştir. UNESCO bu kültürel mirasın korunması için çaba gösteren bir Birleşmiş Milletler kuruluşu olarak insanlığın dikkatini bu konuya çekmektedir. Bunun için somut ve somut olmayan kültür mirası için listeler hazırlanmaktadır. Bu çerçevede Türkiye’de UNESCO tarafından korunması gereken dünya miras listesine 9 kültür varlığı alınmıştır. Bunlar en azından müze eserleri kadar değerlidir.

         

        Genelde müzelerde insanlığın yarattığı taşınabilir somut kültürel mirası değerlendirilir. Kültürel varlık olarak adlandırılan insan eserlerinin hepsini müzelerde sergileme imkanı yoktur. Taşınamayan somut insan eserleri ve somut olmayan kültür unsurları da kültürel miras olarak çok değerlidir. Bu değerli mirasın korunması, tanıtılması, öğrenilmesi en az müze eserleri kadar önemlidir. O zaman bu eserlerin yok olmaması ve sahip çıkılması için çaba gösterilmelidir. Bu çabanın ilk adımı bu bilinci yaygınlaştırmak, ikinci adımı ise turizm yoluyla bu eserlerin değerlenmesini sağlamaktır. İnsanlar kendileri için değer taşıyan unsurlara daha çok önem verirler. Bunun için kültür turizmi en ideal yöntemdir.

         

        Kültür ve kültürel değerler alanında önemli bir uluslararası kuruluş olan ICOMOS’un 1976 tarihli Kültürel Turizm Sözleşmesi’nde (Charter on Cultural Tourism) kültür turizmi, diğer genel turizm amaçlarının yanında anıtların, abidelerin ve yerleşim yerlerinin keşfedilmesini de içeren turizm biçimi olarak tanımlanmıştır. Kültür turizmi söz konusu yerlerin bakımına ve korunmasına önemli katkı sağlamaktadır. Bu eserlerin bulunduğu bölgelerde yaşayan insanların ekonomik kalkınmasını desteklemektedir. Bu turizm tarzında çekiciliğin artması bakımından iyi hazırlanmış müzelerin de müze bütünlüğünde doğal ortamındaki kültürel eserlerin sunumunun önemi de büyüktür. Kültür turizmi için tarihi yollar üzerindeki kültürel mirasın bir tema çerçevesinde bütün olarak sunulması etkili bir yöntem olarak görünmektedir.

         

         

        Kültür Yolu Yeni Çözüm Olabilir

         

        Kültürel mirasın, kültür turizmi kapsamında insanların hizmetine sunulma yöntemlerinden birisi olarak kullanılmakta olan kültür yolu çalışmaları, Avrupa’da ağırlıklı olarak Avrupa Konseyi bünyesinde kurulan Avrupa Kültür Yolları Enstitüsü (European Institute of Cultural Routes) tarafından yürütülmektedir. Enstitü kültür yolu çalışmalarının disiplin altına alınabilmesi ve teşvik edilmesi için 1998 yılından beri faaliyet göstermektedir.

         

        Kültür yolları, kültür turizminin önemli unsurlarından birisidir. Kültür yolları aracılığıyla kültür turizmi, kültürler arası etkileşime ve diyaloga, tarihi eserlerin ve mekânların müze gibi sunulmasına ve korunmasına, yaratıcı girişimlerle bölgesel kalkınmaya ve genelde ülke ekonomisine daha yüksek oranda katkı sağlayabilecektir. Avrupa’da yaklaşık 20 yıldır gündemde olan kültür yolu kavramının, Türkiye’de de anlaşılmasına ve insanlar tarafından benimsenmesine yeni projeler yardımcı olacaktır. Bunun için öncelikle “kültür yolu” kavramının iyi anlatılması ve bu çerçevede projeler hazırlanması gerekmektedir. 

         

        Türkiye kültürel miras bakımından dünyanın en zengin ülkelerinden birisidir. Bugün batı medeniyetinin de temeli kabul edilen birçok medeniyetin izleri Anadolu topraklarında bulunmaktadır. Anadolu aynı zamanda dünya yollarının kesişme alanı ve bir anlamda en önemli köprüsü durumundadır. Medeniyetler beşiği Anadolu’daki kültür ve tarih mirasının insanlığın hizmetine sunulması ve anlaşılması için ‘kültür yolu’ anlayışı anahtar yöntemlerden birisi olacaktır. Kültür yolu Türkiye’nin sahip olduğu kültür mirasını turizmin hizmetine sunacak, alandaki eserlerin korunmasına yardımcı olacak, bir bütünlük içinde tarihin ve kültürün anlaşılmasını sağlayacaktır.

         

        Türkiye’de kültür yolları üzerine, gönüllülerce projelendirilen Likya Yolu ve St. Paul Yolu, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından çalışmaları başlatılan İpek Yolu Ayaş-Sapanca, İpek Yolu Selçuklu ve Frigya Yolu, ABD kaynaklı bir merkez tarafından projelendirilen İbrahim Yolu gibi yollar dışında önemli sayılabilecek bir proje bulunmamaktadır. Ama projelendirilebilecek çok sayıda konu ve tema vardır. Bunlar arasında Selçuklu, Surre Alayı, Evliya Çelebi, İbn Batuta, Büyük İskender, Mevlana, ilk akla gelenler arasında sayılabilir. Bunlar yapılacak önerilerle artırılabilir.

         

         

        Örnek Proje: Frigya Yolu

         

        Kültür yolu geliştirme çalışmaları kapsamında Kültür ve Turizm Bakanlığı’nda 2007 yılında bir çalışma başlatıldı. Bu çalışmada pilot bölge olarak Frig uygarlığının kalıntıları seçildi. Bir yürüyüş yolu bağlamında düşünülen projenin uygulama yeri, Frigya uygarlığından kalan eserlerin yoğun olarak bulunduğu Eskişehir, Afyonkarahisar ve Kütahya illeri içinde yer alan coğrafi ve arkeolojik alan seçildi. Proje kapsamında bölgede kültür yolu ilan edilerek doğal ortamdaki mevcut izlerin ve eserlerin daha iyi korunması ve tanıtılması hedeflendi. Bu çalışma tamamlandığında adeta Frigya Açıkhava Müzesi ortaya çıkacaktır. Friglerin yaşadıkları yerler ve ürettikleri eserler anlamlı bir bütünlük içinde sunulacak ve tanıtımı yapılacaktır.

         

        Başta Anadolu Medeniyetleri Müzesi ve Gordion Müzesi olmak üzere mahalli müzelerde çok sayıda Frig eseri vardır. Bu eserlerin tesadüfi olarak değil, anlamlı bir bütünlük içinde anlaşılmasını ve incelenmesini kültür yolu bağlamında sunulması sağlayacaktır. Bir medeniyetin bıraktıkları sadece sanat eserleri değil, aynı zamanda bilim ve teknoloji ürünleridir. Bu ürünlerin incelenmesi insanlığın gelişimini öğrenme açısından son derece önemlidir ve bu işlevi kültür yolu turizmi sunmaktadır. Mesela Anadolu Medeniyetleri Müzesinde görebileceğiniz üç ayaklı işlemeli ahşap Frig masası ve diğer kullanılan malzemeler o dönem uygarlığını anlama bakımından önemli ipuçları vermektedir. Fotoğrafta yer alan Eskişehir Han ilçesi sınırlarında büyük bir kayanın kazınmasıyla yapılmış muhteşem yazıt insanlığın nasıl ilerlediğine örnek oluşturmaktadır. Ayrıca Profesör Kazım Mirşan’ın “Frig dilini okuduğunu ve kullanılan harflerin Asya kökenli olduğu...” iddiasının incelenmeye değer olduğunu burada belirtmek gerekir. bu iddiaya göre bu yazıttaki henüz tam olarak okunamamış yazıların eski Türkçe olma ihtimali vardır.

         

        Bölgede Frigya uygarlığına ve sonraki uygarlıklara ait zengin kalıntılar mevcuttur. Frig Vadisi'nde volkanik kayalara açık hava tapınakları, sunaklar, kaya mezarları ve savunma-barınma amaçlı mağaralar yapılmıştır. Eskişehir Han ilçesindeki Yazılıkaya bunlar arasında en görkemli eserdir. Yazılıkaya dini bir tapınak görünümünde olmasına rağmen, geometri, mimari ve kaya yazısı bakımından ilgi çekicidir. Bölgede Bizans döneminde kilise ve şapeller oyulmuş, Selçuklu ve Osmanlı döneminde kümbet ve külliyeler yapılmıştır. Bu eserlerin hepsini kültür yolu bağlamında bir müze gibi sunmak ve doğal ortamında görmek mümkün olacaktır. Frigleri bıraktıkları tarihi miras bakımından bir bütün olarak sunmaya yönelik bir çalışmayı “Dünyanın İlk Frig Sergisi” olarak Yapı Kredi Vedat Nedim Tör Müzesi 2007 yılı sonunda gerçekleştirmiştir. Bu sergi için hazırlanan Friglerin Gizemli Dünyası isimli katalog kitap Frig uygarlığı için adeta bir rehber niteliğindedir.

         

         

        Güçlü Bir Potansiyel: Selçuklu Yolu

         

        Atlas dergisi Haziran 2008 183. sayısında Selçuklu Yolu’nu kapak konusu olarak ele aldı. Atlas yazarları atalarımızın bin yıl önce Orta Asya’dan geldikleri Selçuklu Yolu'nu bin yıl sonra izlediler, yazdılar ve fotoğrafladılar. İpek Yolunu takip ederek Anadolu’ya kadar gelen Selçuklu, burada ortaçağın en muhteşem medeniyetini oluşturdu. Selçuklu Türklerinin ipek yolundan geldiği yol güzergâhı bu tarihi ve yaratılan kültürü içinde barındırmaktadır. Hala ayakta varlığını sürdüren anıt eserler bunu göstermektedir. Türk kültür ve medeniyetinin izlerinde Orta Asya’dan Balkanlara uzanan muhteşem bir kültür yolu potansiyeli oluşturmaktadır.

         

        İpek Yolu üç koldan Anadolu’ya girer. Orta hat İran’dan Akdeniz limanlarına kadar uzanır. Bu yol güzergâhı Selçuklunun en muhteşem eserlerini barındıran bir kültür havzasıdır. Bu yol güzergahını bir kültür yolu bağlamında ele almak ve insanların hizmetine sunmak, adeta bir açık hava müzesi inşa etmek gibidir. Bu açık hava müzesinin birçok sembolleri olmasına rağmen mezar taşı ve minare mimarisi ilginç bir iz oluşturmaktadır. Kervansaraylar, çifte minareli camiler, medreseler, kümbetler bedestenler, köprüler, taş ve ahşap işlemeciliği vb eserler yol boyunca Selçuklu Medeniyetinin görkemini günümüze taşımaktadır. 

         

        Selçuklunun İran üzerinden Anadolu’ya girdiği yerde ilk önemli kültür mührü Ahlat’tadır. Ahlat 13–14. yüzyılın kültür ve ticaret merkezlerinden biridir. Ahlat’tan Anadolu içlerine doğru uzanan Selçuklu yolculuğunda en belirgin eserler Alanya’ya kadar devam eden İpek Yolu üzerinde yoğunlaşmıştır. Özellikle Selçuklu kenti olarak tanınan Sivas, Kayseri ve Konya bu yol üzerindedir. Antalya’ya kadar uzanan yolda çok sayıda Selçuklu eseri yer almaktadır. Bunlardan Divriği Ulu Camii UNESCO dünya kültür mirası listesinde yer almıştır. Diğer eserlerin muhteşemliği de ortadadır.

         

        Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası İnsanlığın kültürel zenginliğine katkıda bulunan, yaratıcılığını belgeleyen özgün, eşsiz bir eser olması nedeniyle 1985 yılında UNESCO dünya kültür mirası listesine alınmıştır. Bu eserler için Evliya Çelebi şöyle diyor: "Üstad.., mermer, bu camiye öyle emek sarf edip, kapı ve duvarları öyle nakş bukalemun eylemiş ki, methinde diller kısır, kalem kırıktır..." Tanınmış mimar ve sanat tarihçisi Prof. Dr. Doğan Kuban ise: “Divriği, bir mucizedir. Sanat tarihinde eşine az rastlanır bir mucize”. Olduğunu belirtiyor ve dünya sanat tarihi içinde gözden kaçmış bir başyapıt olduğuna dikkat çekiyor.

         

        Anadolu yollarında inci gibi dizilmiş kervansaraylar ise bu yolun görkemine ayrı bir güç katmaktadır. Anadolu kervansaraylarını sanal ortamda yan yana dizseniz bile çok zengin bir müze elde edersiniz. Bu çalışmayı kitap halinde Kültür ve Turizm Bakanlığı için yapan Prof. Dr. Hakkı Acun kervansarayların değerini şöyle açıklıyor: “Kervansaraylar Anadolu Selçuklu kültürünü, güç ve kuvvetini en iyi şekilde aksettiren, zamanın beş yıldızlı otelleriydi. Çoğunlukla sultan, vezir ve büyük devlet adamları tarafından yapılan kervansaraylar, kale gibi sağlam, abidevi kesme taştan yapılmış, döneminin süsleme özellikleriyle bezeli, ticaret, sosyal yardım ve kültür müesseseleri idi. Bu yapılar içerisinde zamanın, insan ve hayvanlarının her türlü ihtiyacı karşılayacak; yiyecek içecek, bol su, cami, hamam, kütüphane, baytar, doktor, berber, her çeşit tamir ustası, rehber gibi donanıma sahip idi.”

         

         

        Bir Müze Bütünlüğünde Selçuklu Yolu

         

        Anadolu İpek Yolu üzerinde Selçuklu temasını temele aldığımızda muhteşem bir müze potansiyeli ortaya çıkar. Selçuklu eserlerinin yer aldığı müzeler vardır. Ama Selçuklunun anıt eserlerini bir müzede toplama imkânımız yoktur. Halbuki Ahlat mezar taşları dahil olmak üzere, Selçuklu imzası taşıyan yüzlerce anıt eser korunmayı ve keşfedilmeyi beklemektedir. Bu güzergâhı kültür yolu ilan etmekle, tıpkı müzeciliğin ilk başladığı dönemdeki gibi, insanlığın ortak kültür mirası yeni bir anlayışla değerlendirilecektir. Bir haritada belirlenecek yol güzergâhı ve ön plana çıkan tema çerçevesinde bu eserler listelenecek, tanıtılacak ve sunulacaktır.

         

         

        Sonuç

         

        Yukarıda verdiğimiz örneklerde görüldüğü üzere kültür yolu kavramı ile müzeler arasında iki yönlü bir ilişki vardır. Birincisi kültür yolu ilan edilen bölge bir açık hava müzesi gibi değerlendirilebilmektedir. Bölgede yer alan anıtsal eserler ve kültürel değerler seçilen tema çerçevesinde bir bütün olarak ele alınmaktadır. Bu eserlerin envanterini oluşturma, koruma altına alma, tanıtma ve sunma imkanı ortaya çıkmaktadır ki bu durum, müzecilik anlayışına da uygundur. İkincisi ise mevcut müzelerin bu çerçevede anlamlı bir bütünlük içinde yeniden değerlendirilmesi mümkün olacaktır. Yine örnekte görüldüğü üzere Frig eserlerinin yer aldığı beş ayrı müzenin ortak bir bütünlük içinde daha anlamlı olması sergi ile ispatlanmıştır.

         

        Müzecilik anlayışının gelişmesi, Dünyada ve Türkiye’de insanlığın ortak kültür mirasını koruma, yeni nesillere tanıtma ve yeni yaratıcılıkları artırma yönünde çok önemli görevler yerine getirmiştir. Bilim, kültür ve tarih insanlık başarısı olarak bir birikim içinde gelişmiştir. Bu birikimin hepsini müzecilik anlayışı içinde sunabilmek mümkün değildir. Yeni anlayışlarla bu birikimleri daha etkin ve faydalı şekilde kullanmamız gereklidir. Kültür yolu bunu sağlayabilecek güçlü alternatiflerden birisidir. Türkiye’de bu çalışmaların geniş kapsamlı olarak yapılması gerekmektedir.

         

         

        Kaynaklar

        Acun, Hakkı. Anadolu Selçuklu Dönemi Kervansarayları, KTB Yayınları, Ankara 2007

        Charter of Cultural Tourism, ICOMOS, <http://www.icomos.org/tourism/tourism_charter.html>

        European Institute of Cultural Routes <http://www.culture-routes.lu/php/fo_index.php?lng=en>

        Karaduman, Hüseyin. “Türk Ocakları ve Hars Müzeleri”, Vakıflar Dergisi, Sayı XXX, Ankara 2007, sayfa 503- 518 <(http://www.turkocagi.org.tr/modules.php?name=Tarih&pa=showpage&pid=129)>

        Kaya, Şennur. “Cumhuriyet Döneminde Müzecilik”, 16.05.2005, <http://www.istanbul.edu.tr/ Bolumler/guzelsanat/muzecilik.htm>

        Kuban, Doğan. Divriği Mucizesi, Ortaçağ İslam Bezemesi Üzerine Yorumlar, İstanbul, 1999

        Sivas, Hakan. (Editör) Friglerin Gizemli Uygarlığı, YKB Kültür Sanat Yayınları, İstanbul, Aralık 2007

        Tuncer, Orhan Cezmi. Anadolu Kervan Yolları, Vakıflar Genel Müdürlüğü Yayınları, Ankara, 2007

         


        

        *Dr. Araştırmacı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Proje Koordinasyon Merkezi

         

         

        Resimler

         

        

         

        Foto 1 Ahlat: www.ahlat.gov.tr/fotogaleri/kultur/

         

         

         

        Foto 2 Divriği Ulu Camii: www.sivaskulturturizm.gov.tr

         

         

         

         

         Foto 3 Frig Yazılıkaya: Enis Uğur


Türk Yurdu Şubat 2010
Türk Yurdu Şubat 2010
Şubat 2010 - Yıl 99 - Sayı 270

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele