Çoktan Beri Bir Kız Tanırım Ben Sarıyer’de Şarkısının Güftesinde Yaşanan Gerçek Aşkın Hikâyesi

Ocak 2010 - Yıl 99 - Sayı 269

         Mehmet Âtıf Kahraman (d. 25.12.1920 Amasya - ö. 22.04.2005 Ankara), ömrünü Türk spor tarihini araştırmaya vererek, çok kıymetli eserler kazandıran; sportmen ruhlu bir sporcu, yazar, araştırmacı, şair, Prof. Dr. Selâhaddin İçli’nin (d. 6.10.1923 İstanbul – ö. 14.10.2006 İstanbul ) rast makamında bestelediği “Çoktan Beri Bir Kız Tanırım Ben Sarıyer’de” isimli şarkının güftecisi, Türk Ordusu’na hizmet etmiş bir subay ve öncü Türk spor tarihçisidir.   Bu yazıda Âtıf Kahraman’ın şairlik yönü ve “Çoktan Beri Bir Kız Tanırım Ben Sarıyer’de” şarkısının güftesi olan şiir ve yaşanan gerçek aşkın hikâyesi anlatılacaktır.

 

         

        Şiir Denemeleri

         

        Mehmet Âtıf Kahraman, Amasya’da Üçler İlkokulu’nda okurken çırak olarak İsmail Usta’nın kundura dükkânında da çalışmaktadır. Bir gün dükkândan içeriye şair Cenap Muhittin Kozanoğlu girer. Kozanoğlu’nun oğlu Cem ve kızı Mefküre, Kahraman’ın İlkokuldan arkadaşıdır. Mefküre ile de aynı sınıfta okumaktadır. Cem ise bir üst sınıftadır.  Kahraman, bu şairden oldukça etkilenir. Ortaokula geçince daha değişik bir eğitim sistemi ve hocalarla karşılaşır. Burada her dersin ayrı bir hocası vardır. Bu değişiklik önceleri çok hoşuna gider. Özellikle Türkçe okuma kitaplarındaki şiirleri çok sevmiştir. Bu merakla şiir yazmaya ve söylemeye başlar. Genellikle Amasya’da Nergiz Mahallesi’nde Yeşilırmak kenarında bulunan kavak ve söğüt ağaçlarının altında hem balık tutar hem de kendi kendine şiir okur. Bazen de annesinin dikiş dikerken yaptığı gibi söylediği şiirleri şarkıları çevirerek sözde besteler yapar. Ortaokul birinci sınıfta iken İstiklâl Marşı’nın güfte yazarı Mehmet Akif’in küserek Mısır’a gittiğini duymuştur. Bu haber kendisini nedense çok üzmüş olmalı ki ilk yazı haline getirdiği şiirini “Dedeme” başlığı ile Mehmet Aktif için yazar. Sonradan çocukça görmüş olmalı ki bu şiiri defterinden çıkarır. 17 Eylül 1948’de eşi Zülfiye’ye (d.15.02.1926 Kars – ö. 07.07.2007 İzmir)  “Çoktan Beri Bir Kız Tanırım Ben Sarıyer’de” isimli şiiri yanında daha pek çok şiirler yazmıştır.  11 Mart 1942 tarihinde de “Gidin Bulutlar…” mısrasıyla başlayan şiiri, 28 Aralık 1960 tarihinde “Güreş Destanı” isimli şiiri ve 27.12.1962 tarihinde “Hacı Bayram” isimli şiiri yazmıştır ve bu şiirlerini evinde bulunduğum sohbetlerimizde bana da okuduğu olmuştur. Âtıf Kahraman, Divan şairlerinden Nedim’den de etkilenmiştir. Nedim’i, güzelleri ve tabiatı anlatan şiirleri güzel Türkçesiyle yazdığı için beğenmektedir. Kendisi de Nedim gibi şiirler yazmayı denemek istemiştir. Aslında şairliğe hevesi yoktur ve şair olmayı da hiç düşünmemiştir.

         

        Kahraman, İlkokulu Amasya’da, Ortaokulu Konya Askeri Ortaokulu’nda ve Liseyi de Bursa Askeri Lisesi’nde (Işıklar Askeri Lisesi)  okuduktan sonra, 30 Ağustos 1942’de Harbiye’yi bitirir.  Gözü 2,5 derece miyop olduğu için levazım subayı olarak günümüzde Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nın bulunduğu binadaki Levazım Okulu’nda bir sene daha eğitim gördükten sonra, Eylül 1942’de Hadımköy Akpınar’da bulunan 104 üncü Motorlu Topçu Alayı Levazım Subaylığına atanır. Daha sonra 20.8.1945 günü geçici olarak KolorduMuhabere Taburu’nda göreve başlar. Bu taburda 1 Ocak 1946 tarihine kadar görev yapar. Oradan Akpınar’daki Kolordu Karargâhına Levazım Subayı olarak nakli yapılır. 18 Temmuz 1947 günü Çorlu’daki Askeri Hastane’nin Levazım Subaylığı’ndaki görevine başlar. 7 Temmuz 1948 tarihinde İstanbul’da Karadeniz Boğazı Müstahkem Mevki emrinde bulunan 81. P. A. Levazım Subaylığı görevine başlar. Alayının yeri Yuşa tepesinin tam eteğinde ve boğazın kenarındadır. Tabur kumandanı Binbaşı  Nüzhet, iş bilir ve çalışkan bir karakterdedir. Kahraman, Nüzhet Bey’e göreve başladıktan hemen birkaç gün sonra haftanın Pazartesi ve Perşembe günleri İstanbul Güreş İhtisas Kulübü’nde antrenman yapabilmek için izin ister. Binbaşı Nüzhet, Kahraman’a izin verir. O zamanlar Anadolu Kavağı’ndan saat 12.20’de kalkan vapura binebilirse iki saatte Köprüye, oradan tramvayla Fatih’e gidip antrenman yapmaktadır. Antrenman’dan sonra, yine tramvay ile Sirkeciye gelip bir tatlıcıda biraz tatlı yedikten sonra 19.49’da köprüden kalkan vapurla gece 21.40’da Anadolu Kavağı ile İstihkâm Taburunun arasındaki yerde dört birliğin nöbetçisine parola vererek geçmesi gerekmektedir.  Kıtadan ayrılmadan önce nöbetçi subayından parolayı ve işaretini öğrenip gitmektedir. Bazen de almayı unutur. O zaman da nöbetçiye bir şeyler mırıldanır ya geçer ya da nöbetçi silahına davranıp doldurarak üzerine çevirince, hiç telaş etmez kendini tanıtmaya çalışarak, yavaş yavaş yaklaşırdı. Yaklaşınca bazen tanırlar bazen de subay elbisesini görünce geçmesine izin verirlerdi. İskeleye gitmesi de Kahraman için problemdir. Şöyle ki o günün erzakının dağıtımını yapıp vapura yetişmesi çok zor olmaktadır. Çaresini şöyle bulmuştur. Seyisi önceden Anadolu Kavağı’ndaki iskeleye yaya gönderir, bineceği atı da kilerin önünde bekletip, bir taraftan da geminin Rumeli iskelesinden kalkışını gözetlettirirdi. Çoğu zaman Sütlüce’den iskeleye 3-4 dakikada dörtnal sürerek yetişir ve biletini alarak gemiye binerdi. Bazen gemi iskeleden ayrılmakta olduğu an yetişir ve iskelenin ucundan geminin kıç tarafına koşarak atladığı da olurdu.  İşte bu şekilde Fatih deki güreş kulübüne gelip antrenman yapardı.

         

         

         

        “Çoktan Beri Bir Kız Tanırım Ben Sarıyer’de” Şarkısının Güftesi ve Yaşanan Gerçek Aşk

         

         

          Kahraman, İstihkâm Taburu’nda iken gemi ile antrenmana gittiği bir seferde, bulunduğu alt salona ince uzun boylu, güzel, kumral ile esmer arası teninde, ciddi ciddi dik yürüyen güzel giyimli bir kız görür. Dikkat edince her zaman beraber oturdukları arkadaşları onun için daima ortalarında yer ayırmaktadırlar.  Doğrusu bu kız Kahraman’ın ilgisini çekmiştir. İçinden “-Şu güzel kıza bir şiir yazayım.” diye düşünür. Kahraman, Harbiye’de iken Ankara’daki şair ve yazarların gittiği İstanbul Pastanesi isimli bir yer vardır. Orada Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nin Edebiyat Bölümü’nde okuyan Mehmet Hazer isimli bir gençle tanışmıştır. O Kahraman’a “-Niçin aruz vezniyle yazmıyorsun?” diyerek Kahraman’ı heveslendirmiştir. Kahraman, işte o günden sonra aruz vezniyle şiirler yazmaya başlar. Antrenmana gitmediği günler, mesai bittikten sonra kros yapar yıkanır akşam yemeğini de yedikten sonra, bürosunun önündeki küçük tepenin üzerine oturarak boğazın eşsiz güzelliğini, geçen gemilerin süzülüşlerini seyreder ve Sarıyer iskelesine yanaşan 19.40 vapurundaki o güzel kızı düşünerek hayal eder. Böyle güzelliklerle dolu bir yerde şair olup da şiir yazmamak mümkün müdür? Kahraman da 17 Eylül 1948 günü akşamı aynı yere oturup o güzel kızın verdiği ilhamla onun için yazdığı  “Sarıyerli Güzele” isimli ilk şiirini söyler. Evet, yazmaz söyler. Söylediklerini hafızasında tutarak yazıhaneye gelerek kâğıda geçirir. Gerçek aşk duygularını şiire döken Kahraman’ın o ilk şiiri şöyledir:1

         

         

                                  Sarıyerli Güzele

         

                      Çoktan beri bir kız tanırım ki Sarıyer’de

                      Boy, bos ona, kaş göz ona, esmer ona derler.

                      Hiç benzeri yok, var ise gelsin hani nerde?

                      Boy bos ona, kaş göz ona, esmer ona derler.

         

                                  Bir baktı mı yan gözle, sanırsın o güneştir,

                                  Şehvetli dudaklar ne ateştir, ne ateştir,

                                  Tanrım bilirim ammâ bu güzel kız kime eştir,

                                  Boy bos ona, kaş göz ona, esmer ona derler.

         

                      Al renkli fistan ile gördüm de dün akşam,

                      Birden peri sandım, o imiş anladım encâm,

                      Tek busesi elbette bırakmaz ne keder, gam,

                      Boy bos ona, kaş göz ona, esmer ona derler.

         

                                  Et methini Âtıf bu şiir dilbere azdır,

                                  Allah yaratmış, ona bakmakta cevazdır,

                                  Yalnız şunu bil ki güzelin âdeti nazdır,

                                  Boy bos ona, kaş göz ona, esmer ona derler.

                                                              

         

        Bu şiiri yazdıktan bir hafta sonra yine aynı yerde 25 Eylül 1948 günü “Yine O Güzele” isimli ikinci şiirini yazar ve diğer şiirlerini yazmaya devam eder. Yazdığı şiirleri ise arkadaşı Mehmet Kaygısız Zülfiye’ye verir. Evet, Tanrı Âtıf Kahraman’a kısmet etmiş Sarıyerli o güzel kızı. O güzel kız Zülfiye de bu şiirlerden oldukça etkilenir ve evlenirler. Nikâhları 30 Mart 1950 günü Büyükdere’deki Sarıyer Evlendirme Dairesinde kıyılır. Uğruna şiirler yazdığı o güzel kız Âtıf Kahraman’ın ömrünün sonuna kadar eşi olmuştur. Bir ömür tatlı tatlı kimseye muhtaç olmadan geçinip gitmişlerdir.

         

        Günaydın Gazetesi’nin 1979 yılında düzenlediği “Güftesi Sizden Bestesi Bizden” güfte yarışmasına, Âtıf Kahraman “Sarıyerli Güzele” isimli şiirini gönderir. Bu şiir yarışmayı kazanır. Bestekâr Dr. Selâhaddin İçli, 7 Temmuz 1979 tarihinde Âtıf Kahraman’a yazdığı mektubunda şöyle diyor:2 “-Muhterem Âtıf Kahraman, Günaydın Gazetesi’nin teşebbüsü üzerine gönderilen şiirlerden bir kısmı bizlere intikal etmiş bulunuyor. Bunlar arasında sizin “Sarıyerli Güzele” başlıklı şiirinizi çok beğendim ve bestelemeye başladım.”  Kahraman,  12 Temmuz 1979 tarihinde İçli’ye yazdığı mektupta kendisine teşekkür ederek muvafakat verdiğini belirtir.3 İçli, şiirde bazı düzenlemeler yapıp şarkıyı besteledikten sonra 6 Ağustos 1979 tarihinde Kahraman’a yazdığı mektupta:4 “-Âtıf Bey, şarkıyı ilk mısrası ‘Çoktan Beri Bir Kız Tanırım Ben Sarıyer’de’ olarak besteledim. İnşallah beste de bu hakiki aşkı şiiriniz kadar ifade eder. Bir hususu daha açıklamama müsaade edin: Şiiriniz bana tesadüfen düşmüş değil. Bize 54000 şiir arasından ayrılmış 250 şiir verdiler. 16 Bestecinin hepsine aynı şiirler verildi. Bu 250 şiir arasından sizinkini ben seçtim. Besteyi notaya aldım. Yakında Günaydın Gazetesi’ne basılmak üzere vereceğim” der. Dr. Selâhaddin İçli tarafından Rast makamında bestelenen şarkı, bestecisi ve güftecisi ile birlikte gazetede yayınlanır. İçli, 7 Ocak 1981 tarihinde Kahraman’a yazdığı bir mektupta şarkının sanatçı Ahmet Özhan tarafından Long Play’a (LP) okunduğu haberini de iletir.5 Kahraman’ın  “Sarıyerli Güzele” isimli şiirinin Dr. Selâhaddin İçli tarafından bestelenmesi hem güfteciyi hem de besteciyi mutlu etmiştir. İçli,  “Sarıyerli Güzele” isimli şiirdeki duyguları notalara başarıyla taşıyarak, şiirle beste arasında mükemmel bir uyum yakalamıştır. Böylece Âtıf Kahraman’ın, eşi Zülfiye’ye olan gerçek aşkı, şiir kadar bestede de çok güzel bir şekilde ifade edilmiştir.

         

        Milliyet Gazetesi’nin Dış İlişkiler Müdürlüğü’nün düzenlediği 1981 Yılının “En Sevilen 10 Şarkısı” yarışmasında “Çoktan Beri Bir Kız Tanırım Ben Sarıyer’de” isimli şarkı birinciliği kazanır. Ödül verme töreni 20 Şubat 1982 Cumartesi günü Taksim’deki Şan Tiyatrosu’nda 13.00- 18.00 saatleri arasında yapılır. Kahraman, törene eşi Zülfiye ile beraber gider. Şarkıyı değerli sanatçı Ahmet Özhan okur. “Gong” dergisi 24 Şubat 1982 tarihli 9’uncu sayısının orta sayfasında Âtıf Kahraman’a, eşi Zülfiye’ye ve diğerlerinin resimlerine yer vererek tanıtır.

         

        Kahraman, bu hatırasını şöyle anlatıyor: “-O gece, hayatımda unutamadığım olaylardan birisidir. Sahne kulisinde sıramı beklerken heyecandan titredim ve benimle beraber aynı yerde sırasını bekleyen bir genç okuyucu bayanında çok ince giyindiği için soğuktan tir tir titrediğini gördüm. O bayanın kim olduğunu bilmiyordum, hem titriyor hem de konuşuyorduk. Ceketimi vermek istedim kabul etmedi. Ben hayatımda ilk defa böyle bir tören için sahneye çıkıyordum. Tiyatro tamamen dolmuştu. Kimler vardı bilmiyorum ama salonu kararttıkları için seyirci görülmüyordu. Sanatkâr bayan o şiiri yazdığım için beni tebrik etti. Çok nazikti ismini sorduğumda “Serap Mutlu Akbulut” deyince kiminle konuştuğumu anlamış oldum. Yazarların ve bestekârların tanıtılıp şarkıların okunmasına 10’uncu olan Gültekin Çeki’nin “Eski Dostlar” şarkısıyla başlandı. Şarkıyı Gültekin Bey kendisi okudu. Nihayet sıra bizim şarkıya gelince, Halit Kıvanç kulise gelerek bana ve Ahmet Özhan’a neler konuşacağımız konusunda biraz görüşme yaptı. O yanımızdan ayrılıp sahneye çıkarken Ahmet Özhan,  Halit Kıvanç’a arkasından, Âtıf  Bey’in hayatı boyunca güreşeceği rakibini bulduğunu da söylemeyi unutma Halit Ağabey..” diye bağırıyordu. Halit Kıvanç sordu ben yukarıda yazdığım gibi güreşe giderken eşimi gördüğümü, ilk görüşümde ilgimi çektiğini ve aşık olduğumu, daha sonra başka şiirler de yazarak sevdiğimi ve böylece iki yıl geçtikten sonra evlendiğimizi anlattım. Resimler çekildi, Selâhaddin Bey ve Ahmet Özhan’la birbirimizi tebrik edip öpüştük ve Ahmet Özhan o güzel yorumuyla şarkımızı okudu. Çok beğenilmiş olacak ki konserin bitiminde halk dışarı çıkarken çok kimse bizi bekleyip eşimle beni tebrik ettiler. Fener Orduevi’nde kalıyorduk. Karaköy’e gelip gemiyle Üsküdar’a geçiyorduk. Gemide karşımızda yaşlı bir çift oturuyordu. Tesadüf bu ya tam karşımıza oturmuşlardı. Konuştukları aynen işitiliyordu. Bizim Şan Sineması’ndaki törenden ve “Çoktan Beri Bir Kız Tanırım Ben Sarıyer’de” şarkısının güzelliğinden bahsediyorlar ve “Kim bilir o çift şimdi ne kadar mutlu olmuşlardır” diye konuşuyorlardı. Demek ki tam karşılarında oturan beni tanımamışlardı. Eşim Zülfiye seyirciler arasında oturmuş ben kulise gitmiştim. Ama sahnede göründüğüm zaman iyi mi görememişler, başka bir nedenden mi fark edememişler mi tabii bilemiyorum. O meraklıları merakta bırakmamak için kendimi tanıttım, Kayserili imişler ve “-Biz Türk müziğini çok seviyoruz böyle konserler olunca hiç kaçırmayız..” dediler. Ne hoş bir tesadüf değil mi? Hayatımız hep böyle güzelliklerle hoş tesadüflerle renklense ne olur?”

         

        Kahraman’ın eşi Zülfiye ile olan bu mutlu evliliğinden bir kız ve iki oğlu olmuştur. Kızı Ayşe Gülbeden Şahingil  (d. 07.02.1951 İstanbul), oğulları ise Hasan Ertuğrul (d. 22.02.1952 İstanbul)  ve Hüseyin Oğuz’dur (d.26.09.1958 Çankaya). Âtıf Kahraman, idealini çocuklarının isminde de yaşatmıştır.

         

         

        

         

         

        ___________________

         

         

        1. Mehmet Âtıf Kahraman ile “Şiir Denemeleri ve Güfteciliği” konusunda Özbay Güven’in 23.08.1995 tarihinde Ankara’da yaptığı görüşme.

        2. Dr. Selâhaddin İçli’nin,  7 Temmuz 1979 tarihinde, Mehmet Âtıf Kahraman’a Gönderdiği mektup.

        3. Mehmet Âtıf Kahraman’ın,  12 Temmuz 1979 tarihinde Dr. Selâhaddin İçli’ye yazdığı mektup.

        4. Dr. Selâhaddin İçli’nin,  6 Ağustos 1979 tarihinde, Mehmet Âtıf Kahraman’a Gönderdiği mektup.

        5. Dr. Selâhaddin İçli’nin,  7 Ocak 1981 tarihinde, Mehmet Âtıf Kahraman’a Gönderdiği mektup.

         

         

         

         

         

         

         

         


Türk Yurdu Ocak 2010
Türk Yurdu Ocak 2010
Ocak 2010 - Yıl 99 - Sayı 269

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele