“Mecnun’um Leyla’mı Gördüm” Türküsünün Sözleri Hangi Halk Şairine Aittir?

Ocak 2010 - Yıl 99 - Sayı 269

                    1940’lı, 1950’li yıllarda Ankara ve İstanbul Radyolarından sıkça dinlediğimiz, Âşık Veysel’in ses ve sazıyla sevdiğimiz, onun ilk kez Columbia plaklarına 1946’da okuduğu, satış rekorları kıran bir türkü vardı: “Mecnun’um Leyla’mı gördüm/Bir kerecik baktı geçti” mısralarıyla başlıyor. TRT THM Repertuvarına, Muzaffer Sarısözen tarafından Âşık Veysel Şatıroğlu’ndan (1894-1973) derlenerek 269 numarayla kaydedilmiş. Sözleri, repertuvarda Âşık İzzetî’nin olarak gösterilmiş. Erzincanlı Şerif (1904-1948)’in de sözlerinde küçük değişiklikler yaptığı, ezgisi farklı, Columbia firmasında plağa okuduğu bir türkü çalışması daha var. Türküyü, Zehra Bilir de plağa okumuş.

         

                    Türkünün sözlerini oluşturan şiirin gerçek şairi hakkında çeşitli iddialar var: Âşık Veli, Âşık İzzetî, Misalî ve Âşık Ali İzzet Özkan şiirin şairleri arasında adları geçenler. Bu makalemizde, bu karmaşayı ele alıp gerçek şairi hakkındaki görüşümüzü, gerekçeli olarak ortaya koymaya çalışacağız.

         

                    Türkünün ilk kez duyulması, 5-7 Kasım 1931 tarihleri arasında Sivas’ta düzenlenen I. Sivas Halk Şairleri Bayramı’nda olmuştur. Bayrama katılan Âşık Veysel, usta malı dediğimiz beş türkü çalıp söylemiştir. Henüz, kendi şiirlerini söylemeye başlamamıştır. Söylediği beş türküden biri; “Mecnun’um Leyla’mı gördüm” mısrasıyla başlayan türküdür.[1] İzzetî mahlasını kullanan Âşık Ali İzzet Özkan (1902-1981), o yıl 29 yaşındadır. Sivaslı olduğu hâlde, bayrama katılacak derecede tanınmış, olgun bir halk şairi durumunda değildir.

         

                    Şiirin günümüzde, TRT nezdindeki resmî sahibi Sivas Şarkışla Höyük köyünden Âşık Ali İzzet Özkan’dır. Şiirin yazılış ve türkünün yakılış hikâyesini iki yazara biraz farklı şekilde anlatmış.

         

                    Ankara Radyosunda halk şairleriyle ilgili program yapan Refik Ahmet Sevengil’e 1950’li yılların ortasında şu açıklamayı yapmış:[2]

         

                    “Gençlik çağında bir dilbere gönül verdim; kız bana yüz vermedi. Gönlüm yana yana külhana döndü. Araya adam koyup haber saldım, fayda etmedi. Çevremizde şiir söyleyenler, şiir dinleyenler çoktu. Âşık Veli, ana tarafımızdan akrabamız olur. Şair Derviş Süleyman da baba tarafından akrabamızdır. Küçük yaşta ben de saz çalmaya meraklandım. Sivaslı Âşık Sabri, o sıralar yetişkin bir şairdi. Önce ona hayran oldum. Bu aşk, o sıralara rast geliyor. Yavaştan yavaştan şiir söylemeye de başlamıştım. İçim yanıyordu, bu şiiri söyledim. Âşık Sabri de şurasını burasını düzeltti. Bir gün kızın tarlaya gelişini bekledim. Kız, arkadaşıyla birlikte geçiyordu. Yolun üstüne çıkıp dilberi durdurdum. Bir taşın üstüne oturup sazımı çalarak bu koşmayı söyledim:

         

         

                                Mecnun’um Leyla’mı gördüm

                                Bir kerecik baktı geçti

                                Ne söyledi ne de sordum

                                Kaşlarını yıktı geçti.

         

                                Soramadım bir çift sözü

                                Ay mıydı, gün müydü yüzü

                                Sandım ki Zühre yıldızı

                                Şavkı beni yaktı geçti

                               

        Ateşinden duramadım

                                Ben bu sırra eremedim

                                Seher vakti göremedim

                                Yıldız gibi aktı geçti

         

                                Bilmem hangi burç yıldızı

                                Bu dertler yaralar bizi

                                Gamze okun bazı bazı

                                Yâr sineme çaktı geçti

         

                                İzzetî, bu ne hikmetmiş

                                Uyur iken gördüm bir düş

                                Zülüflerin keman (kement olmalı) etmiş

                                Yâr boynuma taktı geçti

         

                    Köy kızları yolun kenarında sıralanmış dinliyorlardı. Sevgili de aralarında. Şiiri okumam bitince hepsi birden yürüyüp gittiler. Ne bizimkisi bir şey söyledi ne de ben bir şey sorabildim. Işığı beni yakıp geçmişti. Bu şiir, dilberi inadından vazgeçirmiş. Bir süre sonra söz kesildi, nikâh yapıldı.”

         

                    Rahmetli Sevengil, radyo konuşmasına şöyle devam etmiş: “Âşık Ali İzzet’in bana söyledikleri bu kadar. Tabii nikâhın ardından köy düğünü, daha sonra da sıra sıra çocuklar. Şair bana bu hikâyeyi on yıl önce anlatmıştı. O zaman, sekiz çocuğu, on dört torunu vardı.”[3]

         

                    Âşık Ali İzzet Özkan hakkında yegane araştırmayı yayımlayan İlhan Başgöz’ün kitabında ise şiirin altında dipnot şeklinde şu bilgi bulunuyor:[4] Ali İzzet, bu şiiri dört dörtlük olarak yazmış. Ustası Âşık Ali, ‘Beşe tamamlamalı.’ deyip ‘Bilmem hangi burç yıldızı’ diye başlayan dörtlüğü kendisi yazıp şiire eklemiş (Mühür Gözlüm, 1967, s. 7).” İbrahim Aslanoğlu’na da aynı bilgiyi vermiş.[5]

         

                    Başgöz’ün yayımladığı şiirde, Sevengil yayımına göre şu farklar var:

         

  1. Dörtlük: kerecik/kerece,
  2. Dörtlük: ay mıydı, gün müydü/ay mıdır, gün müdür

        Zühre/Zöhre

  1. Dörtlük: Ateşinden/Ataşından
  2. Dörtlük: yaralar/yareler
  3. Dörtlük: hikmetmiş/hikmet iş

        Zülüflerin/Yâr zülfünü

        keman/kemend

        Yâr boynuma/Boynumuza

         

         

         

                    Şiirin şairiyle ilgili iddialar

         

                    Birinci iddia, şairin İzzetî mahlasını kullanan Şarkışla Höyüklü Âşık Ali İzzet olmayıp aynı yörenin şairlerinden İzzetî/İzzet olduğudur. Bu iddianın sahibi, âşık edebiyatı üzerinde birçok kitap ve makalenin yazarı Cahit Öztelli’dir.[6] Sivaslı araştırmacı İbrahim Aslanoğlu da bu iddiayı destekliyor: “Bu meseleyi ben de merak edip, işin iç yüzünü öğrenmek amacıyla Âşık Veysel’e sormuştum. Verdiği cevap aynen şudur: ‘Hayır. Şiir ne benim ne de Ali İzzet’in. Yüzyıllar önce yaşamış İzzetî adlı bir şairin.”[7] Sivaslı araştırmacı Doğan Kaya’nın verdiği bilgiye göre;[8] “İzzetî, 19. yüzyılda yaşamıştır. Hakkında kesin bir bilgi yoktur. Şarkışlalı olduğu tahmin edilmektedir. Âşık Veysel ve Ali İzzet Özkan’ın okuduğu ‘Mecnun’um Leyla’mı gördüm/Bir kerece baktı geçti’ sözleriyle başlayan şiirin bu şaire ait olduğu söyleniyorsa da şiirin İğdecikli Veli’ye ait olduğu ispatlanmıştır. Şiir tekniği kuvvetli bir şairdir.”

         

                    İkinci iddia ise şiirin şairinin, Ali İzzet Özkan’ın anne tarafından akrabası (İbrahim Aslanoğlu’na göre dedesi[9]) Âşık İğdecikli Veli (1794?-1854) olduğudur.[10] Cönklerde rastlanıp yayımlanan İğdecikli Veli’ye ait şiir, küçük farklar dışında birinci şiirle aynıdır:

         

                                Mecnun’um Leyla’mı gördüm

                                Bir kerece baktı geçti

                                Ne sordum ne de söyledi

                                (Kaya: Ne söyledi ne de sordum)

                                Kaşlarını yıktı geçti

         

                                Soramadım bir çift sözü

                                (Kaya: Diyemedim bir çift sözü)

                                Ay mıydı gün müydü yüzü

                                Sandım ki Zühre yıldızı

                                Şavkı beni yaktı geçti  

         

        Ateşinden duramadım

                                Ben bu sırra eremedim

                                Seher vakti göremedim

                                Yıldız gibi aktı geçti

                               

                                Bilmem hangi burç yıldızı

                                Bu dertler yaralar bizi

                                Gamzen okun (Kaya: Gamze oku) bazı bazı

                                Yâr (Kaya: Bu) sineme çaktı geçti

         

                                Veli’m eydür (Kaya: eyder), bu nasıl (Kaya: hikmet) iş

                                Uyumadım, göreyim düş

                                Zülüfünü kemend etmiş

                                (Kaya: Zülfünü kement eylemiş)

                                Yâr sineme taktı geçti

                                (Kaya: Boynuzuma taktı geçti)

                                (Öz: Boğazıma taktı geçti)

        Son dörtlük, Halil Atılgan’ın kitabında ise şöyledir:[11]

                                Veli’m eydür, ne hikmet iş

                                Uyumadan gördüm bir düş

                                Zülüfünü kement etmiş

                                Yâr boynuma taktı geçti

         

         

         

                    Âşık Feryadi Çığıran ise şiirin şairini Âşık Misalî olarak bilmekte olduğundan İbrahim Aslanoğlu’na şu açıklamayı yapmıştır[12]: “Ben bu şiiri çocukluğumda dedemden işitmiştim. Şiir beş hane değil, altı hane idi. Dördüncü hanesi şöyleydi:

         

                                Devran sürmedim deminen

                                Geçti günümüz gamınan

                                Dilber sarılak seninen

                                Gecelerin vakti geçti”

         

                    Aslanoğlu, bu bilgiden sonra Misalî adlı Sivaslı bir halk şairine rastlamadığını, Feryadi Çığıran’ın Ali İzzet Özkan’la mezhep farkı dolayısıyla arasının açık olduğunu, iddiasını şüpheyle karşılamak gerektiğini yazmış.

         

                    Erzincanlı Şerif’in plağa okuduğu, nakarat bölümünü eklediği, şairi belirtilmemiş çeşitlemede bazı söz farklılıklarına rastlanmasına karşın, şiir genelde aynı şiirdir.[13] Erzincanlı Şerif’in şairini yazmayıp sözlerde oynama suretiyle bu sahiplenmesini de dördüncü iddia olarak değerlendirilebiliriz. Şiir şöyle:

         

                                Mecnun’um Leyla’mı gördüm

                                Yüzüme bir baktı geçti

                                Çözemedim ak ellerin

                                Kaşlarını yıktı geçti

                                           Gözlerini hançer gibi

                                           Yâr sineme çaktı geçti

                                Soramadım bir çift sözünü

                                Ay mıdır, gün müdür yüzü

                                Sanki bir sabah yıldızı

                                Şavkı beni yaktı geçti 

                                           Nakarat

        Ataşından duramadım

                                Sırrına ben eremedim

                                Sabah oldu göremedim

                                Yıldız gibi aktı geçti

                                           Nakarat

         

         

                               

                    Değerlendirme

         

                    Türk halk şairleri hakkındaki araştırmalarıyla tanınan Cahit Öztelli’ye göre şiir, Âşık Ali İzzet Özkan’ın değil, 19. yüzyıl başlarında yaşamış Sivaslı şair İzzet’indir. Cönklerde bu şiire İzzet mahlasıyla rastlamıştır.[14] Öztelli’nin bu iddiayı ortaya koyduğu yazısının bir bölümünü aynen yayımlamakta yarar görüyoruz: “Aşağı yukarı yüz yıl önce yaşamış İzzet adında bir şairin günümüzde bestelenerek meşhur olmuş bir şiiri vardır. Birinci mısraı şöyle:

         

                    Mecnun’um Leylâmı gördüm, bir kere baktı geçti

         

                    Bu şiirin önce iki sahibi vardı: Biri Âşık Veysel, öteki ünlü âşık bizim Ali İzzet… Sonradan işin nereye varacağını kestiren Veysel sahiplikten vazgeçti. Ama Ali İzzet bir türlü bu adaşın malını bırakmadı, kitaplarına almaktan çekinmedi. Öyle ya onun adı olduğu gibi kendi adı idi; kim bunu bilecekti. Bu güzel şiirin Ali İzzet’in olamayacağını erbabı çabuk anlardı ama belgelendirmek de gerekli idi. Bu, aruza da uyan şiiri (halk şiiri değildir) ben kendi kitaplarım arasındaki bir cönkte buldum. Ayrıca Yusuf Ziya Demirci’nin “Köy Türküleri” kitabının 91. sayfasında halktan derlenmiş olarak vardır. O zamanlar Ali İzzet değil böyle olgun bir eser verebilecek yaşta, belki de karalamalarına yeni başlamış, on beş yaşlarında bir çocuktu. (Bunun için bkz. Yusuf Ziya Demirci, Köy Halk Türküleri, 1938). Bu türkünün kitabın basılışından en az on yıl önce derlendiği de bilinmeli).”

         

                    Öztelli’nin makalesinde sözünü ettiği, 1938’den on yıl önce derlendiğini belirttiği türküyü Yusuf Ziya Demirci’nin kitabında arayıp bulduk. Türkü ağız özellikleriyle şöyle:[15]

         

                                Mecnun’um Leyla’mı gördüm

                                Bir kere de bahdı geçti

                                Ne sordu ne de söyledi

                                Kaşlarını yıhdı geçti

         

                                Soramadım bir çift sözü

                                Ay mıydı gün müydü yüzü

                                Sandım ki Zühre yıldızı

                                Şavkı beni yahdı geçti 

         

        Ateşinden duramadım

                                Ben bu sırra eremedim

                                Seher vahtı göremedim

                                Yıldız gibi ahdı geçti

                               

                                Bilmem hangi burc yıldızı

                                Bu derdler yaralar bizi

                                Gamzeli oku bazı bazı

                                Yâr sineme çahdı geçti

         

                                İzetli bu ne hikmetmiş

                                Uyur iken gördüm bir derviş

                                Yâr zülfünü kement etmiş

                                Boynumuza tahdı geçti

         

                   

                    Öztelli, türkünün en az on yıl önce derlendiğini yazmış ama kaynak olarak verdiği 91. sayfanın altındaki, türkünün “1936 yılında Âşık Veysel’den derlendiği” notunu görmezlikten gelmiştir. İlhan Başgöz, Ali izzet Özkan hakkında yazdığı kitaba şiiri almış,[16] şairin başka şairlere ait şiirleri sahiplenmesi konusunda uzun açıklamalarda bulunmuştur. Bu açıklamalar sonucunda bazı şiirlerin şairleri değişmiştir. Ancak, söz konusu şiirin şairinde değişiklik olmamıştır. Âşık Ali İzzet Özkan’ın kendisini savunurken söylediği şu sözler çok ilginçtir ve karmaşayı açıklamaya ışık tutmaktadır:[17] “Şiirlerime başka âşıklarınkiler karışmış olabilir. Hüseyin, Kemter, Âşık Veli köyüme yakın yerlerde yaşamıştır. Şiirlerini çok severim, ezberimdedir. Kendi şiirlerimi yazarken çok defa aklıma gelen şiiri ben mi buldum, yoksa onlardan biri mi yazmış ayıramıyorum. Bunun için şiirlerin bazı yerleri birbirine karışıyor. Hatta bazen bütün bir şiirin benim tarafa atladığı bile olmuştur. Ama kitap yayımlarken bunları yeniden elden geçirir, benim olmayanları bir bir ayıklarım.” Âşığın bu açıklaması Âşık Veli tezini güçlendirmiştir.

         

         

                    Sonuç

         

                    Sivas halk şairleri hakkında en geniş ve doğru bilgileri yayımlayan Doğan Kaya’ya göre, şiirin İğdecikli Âşık Veli’ye ait olduğu kesindir.[18] Gülağ Öz, Baki Yaşa Altınok ve Halil Atılgan da aynı görüştedir.[19] Âşık Veli hakkında yegane kitabı hazırlayıp yayımlayan İbrahim Aslanoğlu, şiiri eserine almamış, anılan 1974 yılındaki makalesinde Âşık Veli’ye ait olmadığını belirtmiştir[20]. Halk edebiyatı araştırmacısı, bu alanın önemli bilim adamlarından İlhan Başgöz ile Refik Ahmet Sevengil de şiirin şairini Ali İzzet Özkan olarak benimsemiş bulunuyorlar. TRT Kurumu, İlhan Başgöz’ün kitabına dayanarak İzzetî’nin Ali İzzet Özkan olduğu bilgisini kabul etmiştir.

         

                    Biz de önceleri kaynak güvenirliğini ve Öztelli’nin Âşık Ali İzzet Özkan’ın aşırma vukuatlarını ortaya koyan yazıları, İbrahim Aslanoğlu’nun 1974 makalesi ve Başgöz’ün tedirgin cümleleri karşısında şiirin gerçek şairinin 18. yüzyıl sonu ile 19. yüzyıl başlarında yaşamış, İzzetî mahlaslı halk şairi olduğu görüşünü benimsemiştik. Âşık Veysel’in söyledikleri, Öztelli’nin makalesi, İbrahim Aslanoğlu’nun tanıklığı önemliydi. Ancak, son yıllardaki araştırmalar doğrultusunda bugün ulaştığımız sonuç şudur: Türkünün sözlerinin Âşık Ali İzzet Özkan’a ait olmadığı kesindir. Eski cönk ve yazmalarda İzzet/İzzetî, Âşık Veli mahlaslarıyla görülmüştür. Gerçek şairin Ali İzzet Özkan’ın atalarından, bazı şiirlerini ezbere bildiği Âşık Veli olduğu tezini biz de kabul etmek durumundayız. Yunus Koçak’ın Hasan Dede Dergâhı ziyaret defterinde 20. yüzyıl başında âşıklar tarafından yazılmış şiirler arasında bu şiire Âşık Veli mahlasıyla rastlanması, Âşık Veli tezini çok inandırıcı duruma getirmiştir[21]. Âşığın, Ali İzzet Özkan’ın akrabası olması, şiirlerini aile ocağında duyup ezberlemesi de bu düşünceyi pekiştirmektedir. Şiirin ezgisi de Âşık Veysel’in bilinmesine rağmen muhtemelen bu âşığa aittir. Çünkü 1931’de Veysel, beste yapmıyor, usta malı söylüyordu. Yörede halk türküsü hâlinde dilden dile dolaşarak önce Âşık Veysel’e sonra da Ali İzzet Özkan’a ulaşmıştır diyebiliriz.

         

         


        


        

        [1] Kaya, Doğan; Âşık Veysel, Sivas 2004, s. 17. Sivas Valiliği Yayını.


        

        [2] Sevengil, Refik Ahmet; Çağımızın Halk Şairleri, İstanbul 1967, s. 216-217.


        

        [3] Sevengil; agk., s. 217


        

        [4] Başgöz, İlhan; Ali İzzet Özkan, Ankara 1979, s. 96, T. İş Bankası Kültür Yayınları.


        

        [5] Aslanoğlu, İbrahim; “Bu Şiir Kimin?”, Sivas Folkloru, S. 22, 11/1974, s. 8.


        

        [6] Öztelli, Cahit; “Günümüz Halk Ozanlarından Birisi: Ali İzzet”, Türk Dili, C. 16, S. 190, 7/1967, s. 820-823.


        

        [7] Aslanoğlu; agm., s. 8.


        

        [8] Kaya, Doğan; Sivas Halk Şairleri, Sivas 2009, C. III, s. 358, Sivas Valiliği Yayını.

           Aslanoğlu, İbrahim; “İzzetî”, Sivas Folkloru, S. 40, 5/1976, s. 20-21.


        

        [9] Aslanoğlu, İbrahim; Sivas Halk Şairleri Bayramı, Sivas 1965, s. 50.


        

        [10]Öz, Gülağ; “ Âşık Veli’nin Yeni Bulunan Şiirleri”, Uluslararası Atatürk ve Türk Halk Kültürü Sempozyumu Bildirileri, Ankara 2001, s. 196, 199- 200. Kültür Bakanlığı Yayınları: 2693.

             Altınok, Baki Yaşa; Pehlivanlı Türkmen Aşireti Cönkleri, Ankara 2008, s. 350-351.

             Kaya, Doğan; agk., C. V, s. 384 ve 388-389.

             Atılgan, Halil; Türkülerin İsyanı, Ankara 2003, s. 488. Akçağ Yayınları: 497.


        

        [11] Atılgan; agk., s. 488.


        

        [12] Aslanoğlu; agm. , s.8.


        

        [13] Taş, Fahri-Turhan-Salih; Erzincan Türküleri, Ankara 2004, C. I, s. 385-386.


        

        [14] Öztelli; agm., s. 821.


        

        [15] Demirci, Yusuf Ziya; Anadolu Köylerinin Türküleri, İstanbul 1938, s. 91-92.


        

        [16] Başgöz; agk., s. 96


        

        [17] Başgöz; agk., s. 43-44.


        

        [18] Kaya, Doğan; agk., C. III, s. 358 ve C. V, s. 384, 388-389.


        

        [19] Öz; agm. , s.196; Altınok; agk., s. 350-351; Atılgan; agk., s. 488.


        

        [20] Aslanoğlu, İbrahim; Âşık Veli, Ankara 1984, 104 s. MİFAD Yayını.

            Aslanoğlu; agm. , s.8.


        

        [21] Öz; agm. , s. 190- 191, 196, 199- 200.


Türk Yurdu Ocak 2010
Türk Yurdu Ocak 2010
Ocak 2010 - Yıl 99 - Sayı 269

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele