Belgesele Dair

Mayıs 2014 - Yıl 103 - Sayı 321

        Sinemanın belgesel sinema olarak başladığı düşünülecek olursa, sinema tarihi içinde belgeselin ne kadar köklü bir süreçten geldiği daha iyi anlaşılır. Bu açıdan bakıldığında sinema, stüdyoya girmeden önce sokakta, hayatın içindeydi denilebilir. Lumiere Kardeşler (Yağmur 2011: 2) çalışmalarında ve daha öncesine uzanan ilk çabalarda belgeselin bugüne uzanan izlerine rastlamak mümkündür. Ülkemizde de gerek Manaki Kardeşlerin 1911’de çektiği belge(sel), (http://monoskop.org/Yanaki_and_Milton_Manaki) gerekse Fuat Uzkınay’ın 1914’te çektiği Ayastefanos’taki Rus Abidesi’nin Yıkılışı adlı belge(sel) (Çetin 2013), sinemaya ilk adımlarımız olarak değerlendirilmektedir (www.fuatuzkinay.org) .

         

        Sinemanın bütün dünyada belge(sel) mantığıyla başlamış olması, dönem içinde yaşanan olaylarının görüntülerinin elde edilmesi açısından da fevkalade yararlı olmuş, pek çok belge ve bilgi günümüze ulaşmıştır. Bu arada, hareketli görüntünün etkisinin çok erkenden fark edilmesi neticesinde ilk yılların hemen ardından, genel anlamıyla sinemanın propaganda amacıyla kullanılmaya başlandığını da görüyoruz. Bu, bütün dünyada olduğu gibi Osmanlı’da da bu şekilde tezahür etmiştir (Çeliktemel 2010: 1) .

         

        Buradan hareketle, belgeselin ilk amacının bilgi ve belge sunmak olduğu, ama belge ve bilginin sunumuna dair sınırsız yol ve yordam olduğu sonucuna ulaşılabilir. Yine aynı yaklaşımla bilgi ve belge sunmak amaçlı bir sinema filmi ne kadar yanlışsa, tamamı kurmaca üzerine oturmuş bir belgesel çabası da o derece yanlış olacaktır. Yine de her iki alanın biribirinden faydalanması ya da birbirine ait unsurları kullanması ve bunun ölçüsü ise kişiden kişiye değişen tasarruflara bağlı kalmaya devam edecektir.

         

        Dünya çapında her zaman çok önemli olan ve ülkemizde de her zaman belirli bir önem derecesine sahip olan belgeseller, son yıllarda yapılan popüler çalışmalarla daha değerli bir konuma gelmiş durumdadır. Vizyona giren, box office tabir edilen seyirden not alan belgesellere rastlanmaktadır günümüzde.

         

        Dev bütçelere ve kadrolara sahip bu belgeseller, insanların sahaya olan ilgisini oldukça artırmış görünmektedir. Bilinen National Geographic, Discovery Channel, Animal Planet, BBC Belgesel ve History Channel gibi belgesel TV kanallarının yanı sıra Türkiye menşeli TRT Belgesel, TGRT Belgesel, İz TV ve Yaban TV gibi kanallar ortaya çıkmış, Türkiye’de de saha ticari hüviyet kazanmaya başlamış, belgeseller belirli bir izleyici sayısına ulaşmış ve erişilebilir bir hale gelmiştir.

         

        Sayısal belgesel artışı yanında kalite ve başarı oranı yüksek yapımlar da dikkat çekmeye başlamış, eskiye nazaran çok daha fazla kişi belgesel yapımı ile ilgilenir hale gelmiştir. Durağan ve bir konuya genel bilinen çerçevesinde yaklaşan, genel bir arayışı ve tarzı olan ama hak ettiği ilgiyi görmeyen belgesellerin yerini, canlı, aile ortamında izlenebilir, izlendikten sonra üzerinde konuşulabilir ve başkaları ile paylaşılabilir çalışmalar almaya başlamıştır.

         

        Bilinen belgesel unsurlarına ek olarak, drama unsurlarının eklendiği, heyecan unsurunun katıldığı, görselliği yüksek belgesellerin yapılması, belgesel denildiğinde sadece belge ve bilginin anlaşılmasının önüne geçmiş, “Belge” ve “Belgesel” birbirinden ayrılmıştır. Anlatılan konu ya da olgunun ne olduğu kadar, nasıl olduğu, bunun da ötesinde nasıl sunulduğu önemli hale gelmiştir.

         

        Bir başka açıdan bakıldığında belgeseller de olağan tüketime yönelik görsel ürün kimliği kazanmış, bu durum belgesellerin her anlamda bilinirliğini artırmıştır. Belgeseller kuru bir okuma ve ard arda eklenmiş görüntüler olmaktan çıkmıştır. Bir konu ya da kişiye yönelik, tavrı ve tarzı yanında sanatsal yönü ağır basan, sinema filmi gibi çekilen kurgulanan, müzikleri olan ve sunulan belgeseller; beğenilen, izlenen ve paylaşılan tüketim ürünleri olarak değerlendirilmeye başlanmıştır.

         

        Burada tüketim ürünü derken bir yadsıma değil, kabul görme anlamı üzerinde durulduğunu da belirtmek gerekiyor. Belgesellerin Türkiye’de hakettiği popülariteye ulaşmasının ardından kendi içinde değerlendirilip sınıflandırılacağı süreç başlamış olacak, tarzlar, arz ve talep dengesi gibi işleyiş unsurlarından söz edilir hale gelecektir. Bu arada, dünyanın pek çok yerinde bu süreçlerin çok daha önceleri yaşanıp tamamlandığını, taşların yerlerine oturduğunu da söylemekte fayda var.

         

        Bu süreç içerisinde festivallerde sadece belirli bir seyirci kitlesine ulaşan belgesellerin meraklısına ulaşmasını sağlayan dar ve kapalı devre ağın yanında yeni ağlar devreye girmeye başlamıştır. Bu ağlar içinde şüphesiz ki en önemlisi internettir. Erişilebilirliğin artması, yapılan ve seyredilen belgesel sayısını ciddi bir şekilde artırmıştır (Erkılıç 2012: 11) .

         

        Her festivalin bir belgesel bölümünün olmasının yanında, çevrimiçi festivallerin de olması, Youtube, Vimeo, Daily Motion vs. gibi dev video ağlarının bu konuda zemin sunması ve desteklemesi sayesinde belgeseller herkesin ulaşabileceği ürünler haline gelmiştir.

         

        Cep telefonlarının bilgisayarlara, bilgisayarların cep telefonlarına benzemesi misali, belgeseli andıran filmler, sinema filmini andıran belgeseller yapılmaya başlanmış, onlarca tür ve yaklaşım ortaya çıkmıştır.

         

        Sahadaki genel gelişmelerin ışığında belgeselin ülkemizde ikinci baharını yaşamaya başladığını söylemek mümkün. Yukarıda da belirtildiği gibi konuya odaklı kanalların açılması, üniversitelerin, iletişim, sinema TV ve diğer ilgili bölümlerde eğitim gören öğrencilerin konuya eğilmesi, sinema, TV, video bağlamında erişilebilirliğin artması gibi unsurlara da bağlı olarak belgesel sahasında irili ufaklı, dar bütçeli geniş bütçeli, uzunlu kısalı, amatör profesyonel yapımlarda büyük artış dikat çekmektedir. Bu bilgiler ışığında zaman içinde Türkiye’nin belgesel konusunda iddialı ülkeler arasına gireceğini söylemek abartılı olmayacaktır.

         

        Geçmişte, belgesellerin kurmaca kısa film ve uzun metraj çalışmalarına göre daha kolay hazırlanabildiği yönünde yanlış bir kanaat vardı. Ne yazık ki bugün de bu anlayışın izlerine rastlamak mümkün. Bir başka yanlış kanı ise, belgeselin, kısa film, ardından da uzun metraj film çalışmalarının ilk adımı gibi algılanıyor olmasıdır. Bu iki hatalı bakışın etkisi azaldıkça belgesel sahasının bir geçiş süreci ifadesi olmadığı, başlı başına bir alan olduğu daha iyi anlaşılacaktır. Ülkemizde ise bu konuda taşların tam olarak yerine oturduğu söylenemez.

         

        Belgesel Sinemaya, Sinema Belgesele Yaklaşıyor

        Günümüz belgesel sinemasına ve kurmaca sinemaya bakıldığında, aradaki mesafenin daraldığı, ağırlıklı öz tarzlarına rağmen birbiri ile örtüşen yapımların gerçekleştirildiği görülüyor. Her geçen gün sanatsal anlamda birbirlerine yaklaştıklarından da söz edilebilir (Clarke 2012: 119).

         

        Çok eskilerden beri yapılagelen belgesel ve kurmaca sinema tanımları da anlamlarını yitirmeye başlamıştır. Hatta belgesellerin, kurmaca sinemaya göre daha gerçekçi olduğu tezi de tartışılır hale gelmiştir. Özünde fark, kurmaca sinemada senaryo aşamasında yapılanların, belgesellerde post prodüksiyon aşamasında gerçekleştiriliyor olmasıdır (Clarke 2012: 121).

         

        Her iki uygulamada da sonuçta görüntü dili kullanılmaktadır. Birinde oyuncuların dillendirdiğini diğerinde anlatıcının yahut röportaj yapılan kişi aktarmaktadır. Kurmaca filmde belgesel unsurlarının, belgeselde kurmaca unsurları kullanılması, doküdrama1 yanında drama belgesellerin2 ortaya çıkması, her türlü tanım ve betimlemeyi tartışılır hale getirmiştir. Bu durum kısmen belgeselcilerin sinema, sinemacıların belgesel yapmasıyla alakalı olduğu kadar, kullanılan dillerin her iki tarz filme de farklı tatlar kazandırıyor olmasına bağlıdır.

         

        Modern sanatların hepsinde görülen tanım ve kavramların kişiden kişiye değişen seyri, belgesellere dair ileri sürülen görüşlerde de kendini gösterir. Öyle ki, sinema tartışılmaz bir şekilde sanatken, her filmin sanat eseri olduğundan söz etmek mümkün değildir. Yine bu çerçevede belgeseller, adı üstünde belge temellidirler, ama kimi belgeseller sanat eseri kıymetindedir. Ayrıca hangi tarza ait olursa olsun, bir çalışmanın “eser” olup olmadığına kim tarafından ve nasıl karar verileceği gibi pek çok soru, cevap beklemektedir.

         

        Devam Edecek…

         

        Gelecek Bölüm: Belgeselde Yaklaşım ve Klasik Akımlar

         

         


         

         

        * Yrd. Doç. Dr.,İpek Üniversitesi Sinema Sanatları Fakültesi Film Tasarımı Bölümü

        1 Doküdrama: Canlandırma kullanılan belgesel.

        2 Drama belgesel: Belgesel formatına rağmen dil olarak kurmaca diline yakın bir kullanılan belgesel.

        Clarke, J., (2012) Sinema Akımları, Kalkedon Yay., Çev.: Çağdaş Eylem Babaoğlu, İst.,

        Çeliktemel. T. Özde, (2010) Osmanlı İmparatorluğu’nda Sinema ve Propaganda (1908-1922) , Kurgu Online International Journal of Communication Studies, vol.2, June 2010, p.1-17 http://www.kurgu.anadolu.edu.tr/ 

        Çetin, M., (2013)  www.fuatuzkinay.org  (Kurucu, editör)

        Erkılıç, H., Toprak, A. G., (2012) Belgesel Sinemanın Alternatif  Dağıtım ve Gösterim Olanağı Olarak İnternet, The Turkish Online Journal of Design, Art and Communication - TOJDAC April 2012 Volume 2 Issue 2 p.10-16

        Manaki Brothers (Yanaki and Milton Manaki) http://monoskop.org/Yanaki_and_Milton_Manaki (A. T. 21.04.2014)

        Yağmur, M. Özkılınç. M., (2011) Sinema Tarihi, 4. Bölüm, Broadcaster, Sayı 81, Ocak 2011, http://www.broadcasterinfo.net/81/sinema.html (A. T. 21.04.2014)


Türk Yurdu Mayıs 2014
Türk Yurdu Mayıs 2014
Mayıs 2014 - Yıl 103 - Sayı 321

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele