Dede Korkut Hikâyeleri’nde Aile, Kadın ve Kişilik Eğitimi

Kasım 2011 - Yıl 100 - Sayı 291

Dede Korkut Hikâyeleri üzerinde yapılan çok sayıda inceleme, daha çok muhteva, anlatım, tarihsel değer konuları etrafındadır.  Dede Korkut Hikâyeleri bu incelemelerde, "Türk dilinin en güzel eserlerinden biri, belki de birincisi" (Ergin.1964.) veya "Oğuzların kendi dillerinde yazılmış biricik milli destanları" (Sümer.1980.375) yahut "Türk edebiyatının en orijinal metinlerinden biri,(…) içinde bizim kahramanlığımızın, vefakârlığımızın, sadakatimizin; sevgi, şefkat ve nefret hislerimizin çalkalandığı, türlü tecelliler gösterdiği eser" (Gökyay.1983.3)  ifadeleriyle değerlendirilir. Fuat Köprülü ise Dede Korkut Hikâyeleri'nin teraziye konulduğunda bütün Türk edebiyatından daha ağır basacağını söyler. (Türkdoğan.1993.3) Köprülü bu sözleriyle, Dede Korkut Hikâyeleri’nin millî kültür değerlerini taşıyan bir hazine olduğuna dikkati çekmek ister.

 

Destan özellikleri taşıdığı da tespit edilmiş olan Dede Korkut Hikâyeleri, anonim olmaları dolayısıyla millî ve toplumsal hayata ait değerler ve tablolar taşır. Bu hikâyeler, tam anlamıyla destan olmasalar bile destanlar gibi, ortaya çıktığı toplumun, Oğuzlar’ın millî tefekkürlerinin gerçek ürünleri de sayılmalıdır.

 

Dede Korkut Hikâyeleri ile Oğuzlar arasında kurulan organik bağlar, bu metinlerden Oğuzlar’ın dünya görüşü, inanç sistemleri, sosyal ilişkileri, estetik değerleri hakkında sonuçlar çıkarmaya da zemin hazırlar. (Sümer.373-422) Ancak bu yazıda, hikâyeler kendi dünyaları içinde ele alınarak o dünyadaki sosyal hayata, sosyolojik bir kurum olan aileye, kadına ve özellikle annelerin oğullarının eğitimleri üzerindeki rollerine temas edilecektir.

 

 

 

Dede Korkut Hikâyelerinde Aile Kavramı

 

Sosyolojinin tanımları, ailenin "Nüfusu yenileme, millî kültürü taşıma, çocukları sosyalleştirme, ekonomik, biyolojik, psikolojik tatmin fonksiyonlarının yerine getirildiği bir müessese" (Erkal.1997.94) olduğunda birleşir. Dede Korkut Hikâyeleri'nde aile, öncelikle tanımda ifade edilen nüfusu yenileme, yani nesli devam ettirme ile birlikte, ailenin işlevleri arasında sayılan saygınlık, eğitim, koruyuculuk ve psikolojik tatmini de gerçekleştiren bir kurum olarak görünür.

 

Dede Korkut Hikâyeleri’nde de aileler, Bey olan baba, onun danıştığı, yol göstericisi olan hatunu, oğul, bazen oğullar ve adı verilmeyen kızlardan meydana gelir. Özel adlarıyla yer alan Banı Çiçek ve Selcan Hatun ise bir aile ferdi olmaktan ziyade bey oğullarının nişanlısı, yavuklusu olarak hikâyelerde rol alır. Çekirdek aile, özellikle sanayi devriminden sonraki kent toplumlarının aile yapısı olarak bilinirse (Sayın.1990.10) de Türklere ait hemen bütün destansı metinlerde aile, çekirdek ailedir.

 

İlk metin olan Dirse Han Oğlu Boğaç Han Hikâyesi’nde Bayındır Han, görkemli toyunda, oğlu olanı ak otağa, kızı olanı kızıl otağa, oğlu kızı olmayanı, neslin devamına verilen önemin bir göstergesi olarak kara otağa kondurup, kara keçeyi altına serdirip, önlerine kara koyun yahnisi koydurur. Oğlu kızı olmayan Dirse Han kara otağa alınmasına kızıp evine gelir, durumu hatununa anlatır. Dede Korkut Hikâyeleri’nde Beyler, Bayındır Han veya diğer beylerle anlaşmazlıklarını hatunlarıyla paylaşır, onların gösterdikleri yolda hareket eder, sıkıntıdan kurtulurlar. Dirse Han da hatununun dediği gibi ulu bir toy eyler, toya gelenler el kaldırıp Allah'a dua ederler, Allahu Teala onlara bir oğul verir. Kam Büre Bey Oğlu Bamsı Beyrek hikâyesinde ise, Bay Büre Bey, oğlu ve kardeşi olmadığından öldükten sonra tahtı, tacı, yurdu başkalarına kalacağı için ağlar. Bu hikâyede de Oğuz beylerinin duası üzerine hatunu hamile kalır, bir oğlu olur.

 

Bir başka hikâyede, Kanlı Koca, oğlu Kan Turalı ile konuşur, "Atam öldü ben kaldım. Yerini yurdunu tuttum. Yarınki gün ben ölürüm oğlum kalır, bundan iyisi yoktur ki, gözüm görürken oğul gel seni evlendireyim" der. (Gökyay, 1963.79)

 

Dede Korkut Hikâyeleri’nde aile, fertlerin ilişkileri, sadakatleri, birbirlerine gösterdikleri saygı ve sevgi bakımından sağlam bir kurumdur. Baba, hem beyliğine, hem ailesine hâkimdir. Dirse Han, Salur Kazan, Bay Büre Bey, Duha Koca, Kanlı Koca, Kazılık Koca, Begil, Uşun Koca, Uruz Koca kahramanlıkları yanında esir düştükten sonra oğulları tarafından kurtarılmalarıyla da hikâyelerde yer alırken hem boylarının beyleri hem de bir koca ve bir baba olarak ailenin birer üyesidirler. Bu beyler, hatunlarına daima sevgi ile muamele ederler. Sözlerinde, tavırlarında saygı açıkça görülür. Beyler zor işlerini hatunlarıyla paylaşırken yumuşak iltifatkâr sözler de söylerler. Kadınlar başlarının bahtı, evlerinin tahtıdır.

 

Dede Korkut Hikâyeleri’nde kocalar bey olmalarına, kırk veya üç yüz yiğitle gezip onlara hükmetmelerine rağmen kadınlarının gösterdiği yolda yürümekten rahatsız olmaz, o dönemde, hatta günümüzde bile birçok toplumun aksine beyliklerine, yiğitliklerine halel geleceğini düşünmezler.

 

Aile tipi olarak “Eski Türk mitolojisindeki ana ailesi izleri Göktürk çağında yerini ‘baba ailesi’ düzenine” (Ögel.1971.32) bırakmasına rağmen Dede Korkut Hikâyeleri’nde, baba ailede toplumsal bir değer, bir figür olarak yer alır. Hayat daha çok annenin kontrol ve yönetiminde yaşanır. Şahıs kadrosu açısından bakıldığında da babaların anne ve oğullardan sonra geldiği görülür.

 

Tek eşlilik de ailenin temel özelliklerindendir. En eski Türklerin aile yapısının da temelde “monogami” diye ifade edilebilen tek eşli bir evlilik modeline dayandığı, Dede Korkut Hikâyeleri’nde olduğu gibi ailenin kutsal ve sevginin önemli olduğu söylenebilir.(Tezcan.2000,19)

 

 

 

Toplumsal Bir Varlık Olarak Kadın

 

Dede korkut Hikâyeleri'nde kadın, Türk destanlarında olduğu gibi yüksek bir değere sahiptir. Sadece Türk destanlarında veya Dede Korkut Hikâyeleri'nde değil gerçek hayatta kadın, saygı gören, ilham veren, akıl öğreten, devlet işlerini en az erkekler kadar yerine getiren sosyal bir varlık; destansı metinlerde bazen olağanüstü olaylarla meydana gelmiş, olağan veya olağanüstü çocuklar doğuran, olağanüstü olaylar yaşayan ilahi bir varlık olarak tasavvur edilmiştir.

 

Eski Türklerde kadın ve erkeğin eşit olduğu, her işe ait toplantıda yan yana oturdukları bilinmektedir.  Dede Korkut Hikâyeleri’nde kadınlar; bey hatunları, anneler, yavuklu veya nişanlılar olarak yerlerini alırlar. Beylerin hatunları, bu hikâyelerde iki önemli fonksiyonla okuyucu karşısına çıkar. Birincisi beylerin hatunu, ikincisi de bey oğullarının anneleri olma görevleri.

 

Kadın, ayrıca siyasi kararlar veren, verdiği kararları da uygulayan siyasi bir kimliğe de sahiptir. Dede Korkut Hikâyeleri’nde beylerin hatunu veya kızları olan kadınların erkekler gibi, ancak kadın oldukları için kırk ince kızdan meydana gelen bir de maiyetleri vardır. Bu kadınlar bir yerden bir yere, bu kırk ince kızlarını alarak giderler. Kendilerine ait bütçeleri, yönetim merkezi hüviyeti yüklenebilecek ak çadırları vardır. Bu da kadınların kendilerine mahsus bir hâkimiyet alanları olduğunu gösterir.

 

Seyahatleri, Dede Korkut Hikâyeleri’nin yazılış tarihine denk düşen İbn Batuta Seyahatnâme’sinde, her hatunun kendine mahsus şaşaalı arabalarda, yanlarındaki kalabalık cariye ve başka hizmetkârlarla seyahat ettiğini; görüşebildiği kadınların her birinin ülkeye gelen elçi ve seyyahlarla ilgilendiklerini, onları kabul edip ihtiyaçlarını karşıladıklarını anlatır. Bu hatunların gelenlerle ciddi meseleler hakkında konuşan, fikir alan yüksek yaratılışlı; kerem ve ahlak bakımından benzerini göremediği bir üstünlüğe sahip kadınlar olduğunu söyler.  (İbni Batuta.1971)

 

  Dede Korkut Hikâyeleri’nde vakaların daha çok veliaht denilebilecek oğullar etrafında örüldüğü söylenebilir. Bu oğullar etrafında dönen vakalar örgüsünü de kadınlar çalıştırır. Hikâyeler birbirini işleten çarklardan oluşmuş bir sistem olarak düşünülürse, Dede Korkut Hikâyeleri’nde kadınlar bu çarklara ilk hareketi verme görevini yüklenir. Kadınların hikâyelerdeki bu fonksiyonları aslında toplumun onlara verdiği değerin de tabii bir sonucudur.

 

Böylece Dede Korkut Hikâyeleri’nde kadınlar, hem ailenin bir ferdi, hem yüksek değerlere sahip toplumsal bir varlık, hem de vakayı işleten mekanizma fonksiyonlarıyla yer alır.

 

 

 

Ailenin Etkin Bir Üyesi Olarak Kadın

 

Prof. Dr. Faruk Sümer, Oğuzlar isimli eserinde İbni Fadlan’dan naklen, Oğuzların tek eşli olduğunu, kadınlara karşı saygı ve sevgi ile davrandıklarını, kahramanların birçok hususta kadınlarının tavsiyelerine göre hareket ettiklerini, kadınların kocalarına kızdıkları zaman acı ve sert sözler söylediklerini ifade eder. (Sümer.1980.403)

 

 

Eş Olarak Kadın

 

Dede Korkut Hikâyeleri’nde kadınların vakaya girişleri de genellikle kocalarının müşkülleri sebebiyledir. Dirse Han, Bayındır Han'ın aşağılamasından sonra sıkıntısını karısına methiyeler dizdikten sonra anlatır. Erkeğin içinde bulunduğu zor durum eşine saygı ve sevgisini unutturmaz.

 

 

“Beri gelgil başım bahtı, evim tahtı,

Evden çıkıp yürüdüğü vakit selvi boylum,

Topuğunda sannaştığı zaman kara saçlım,

Kumlu yaya benzer kara saçlım,

Kurulu yaya benzer çatma kaşlım,

Çifte badem sığmayan dar ağızlım,

Kadınım direğim dölügüm."  (Gökyay.6)

         

         

        Dirse Han da, hatununun gösterdiği yolda hareket ederek onun sayesinde bir oğulsahibi olur ve ömür boyu aşağılanmaktan kurtulur. Hatunlar beylerine yol gösterirken "Yiğidim, padişahlar Tanrı'nın gölgesidir, padişaha asi olanın işi rast gitmez... gel ava çık gönlün açılsın”(Gökyay.108) derken iki kıymet hükmüne göre hareket eder ki bunlardan biri devletin bekası, ikincisi aile dirliğidir.

         

Deli Dumrul, canına karşılık can ararken hiç beklemediği bir anda karısının büyük fedakârlığı ile karşılaşır. Begil de, Bayındır Han'a küstüğü zaman evine gider hatununun sıcak sözleriyle rahatlık bulur.

 

Kadınlar tutsak kocalarını, oğullarını kurtarmaya kırk ince belli kızlarıyla giderler. "Kırk İnce bel" tanımlaması, Türk kadının başından beri yiğitliği zarafetle birleştirdiğine, kadınlığı ve yiğitliği birlikte taşıdığına delil olabilecek niteliktedir.

 

Dede Korkut Hikâyeleri'nde kadınla erkeğin yakınlıklarını ve sadakatlerini sarsılmaz ve ihmal edilmez töreler belirler.

 

Salur Kazan'ın Tutsak Olup Oğlu Uruz'un Çıkarması adlı hikâyede, Salur Kazan’ın hatunu Burla Hatun, kâfirlerin kendisini “sâki” yapmak istedikleri zaman, kendisiyle birlikte tutsak edilen kızlara, “Burla Hatun kimdir?” diye sorduklarında kırkının da benim demelerini ister. Aynı hikâyede Tekfur'un hatunu da vakaya girer. Ancak o, tutsak Salur Kazan'ın dediklerine kanıp kuyudan çıkarılmasını sağlayarak kocasına ve devlete zarar verecek bir sonucu hazırlar. Bu da Oğuzlarda kadınların daha üstün niteliklere sahip olduğunu gösterir.

 

Dede Korkut kadınları, sosyal hayatın içinde kocalarından başka erkeklerle birlikte bulunurlarsa da kocalarından başkasına yakınlık duymazlar. Hikâyelerde kadınların kocaları ile ilişkilerinde de aşka dair, kadın ve erkeğin mahrem hayatına ait hiç bir iz bulunmaz. Sadece Bamsı Beyrek'in at sürüp, ok atıp güreşip, beşik kertme nişanlısını tanımasından sonra onu “üç öpüp, bir dişlemesi” bugünkü söyleyişle müstehcen sayılabilir.

 

Dede Korkut Hikâyeleri’nde toplumsal hayat ile aile hayatı birbirlerinden ayrılmadan, aile kavramı yok edilmeden, iç içe yaşanır.

 

  

Anne Olarak Kadın

 

Kadınların, beylerin hatunu olmaları yanında diğer sıfatları oğullarının anneleri olmalarıdır Hikâyelerde kadınların yüksek değer anlayışları, kahramanlıkları, fedakârlıkları daha çok bu analık fonksiyonlarıyla görülür.

 

Dirse Han'ın aldatılıp oğlunu vurduğunun duyulmasından sonra hatun, anne fonksiyonuyla hikâyeye yerleşir, ağırlığını koyar.

 

Oğlunun avdan gelmesini büyük hazırlıklarla bekleyen ana, onun dönmediğini görünce kara bağrı sarsılır, bütün yüreği oynar, “kara kuyma” gözleri kan yaş dolar. Dirse Han'ın hatunu kırk ince kızıyla kışta yazda karı buzu erimeyen Kazılık dağına gidip oğlunu al kana bulanmış olarak bulunca, dünyanın oğulsuz bir değerinin olmadığını söyler. Hatun, bey kızı, han kızı olmasına, kırk ince kıza hükmetmesine, doğurduğu zaman oğlunu dadılara vermesine rağmen bir ana olarak oğlunu emzirmiş, kendi sütü ile beslemiş, büyütmüştür.

 

Dirse Han, adamları tarafından kaçırılıp, kâfir eline yöneltilirken, hatun, oğluna babasını kurtarmak için emir verir. Bu hikâyede kadın, eşine yol gösteren kılavuz, kırk ince kızdan meydana gelen küçük ordusunu yöneten komutan, “kara başum kurban olsun oğul sana” diyebilen bir anne;  baba, oğlunu öldürmeye kalksa bile ikisini bir araya getiren, aile dirliğini tekrar kuran yönetici.

 

Salur Kazan'ın evinin yağmalanması sırasında Salur Kazan'ın malları, kadınları götürülür. Kâfir, Salur Kazan'ın "boyu uzun Burla hatun"una kadeh dolaştırmak isteyince, hatun oğluna danışır, oğlunun kendisi için ne anlama geldiğini söyler:

 

Oğul oğul ey oğul,

Beyim oğul, gözüm oğul,

Bacalığı altın büyük evimin kabzası oğul,

Kara benzer kızımın gelinimin çiçeği oğul, ... ." (Gökyay.23)

 

Oğul Burla hatun için beydir, candır, güçtür ve tertemiz kızının, gelininin koruyucusudur.

 

Dede Korkut Hikâyeleri’nde bütün fertler namusun lekelenmesinden korkarlar.

 

Oğulların felakete uğraması anaların "Yakalarını çak edip, oğul oğul diye buldur buldur yaş” dökmelerine, “acı tırnak ak yüzüne çalıp güz elması gibi yanakların yırtıp kan yaşla” ağlamalarına sebep olur. Kadınların, özellikle anaların ağlama şekli tekrar eden bu söz kalıplarıyla verilir. Hikâyelerde sadece kadınlar değil erkekler de yiğitliklerine kahramanlıklarına rağmen bir felaket karşısında kadınlar gibi ağlar.

 

Ana, ata oğullarının selameti için bütün maddi varlıklarını feda ederler. Oğulları "altın büyük evin kabzası, kara benzer kızların, gelinin çiçeği, gözlerinin aydını, Oğuz'un imrencesi"dir. (Gökyay.51)

 

Kazan Beyin oğlu Uruz'un tutsak olmasında da Burla Hatun oğlunu Kazan'ın yanında göremeyince Dirse Hanın hatunu gibi davranır, hemen hemen aynı sözleri söyler. Burla Hatun için de dünyada her şey oğlu içindir ve oğlu ile vardır. 

 

Bu iki hikâyede oğulların farklı sebeplerle de olsa eve dönmemeleri üzerine anaların acılar içinde, onları kurtarmak üzere arkalarına kuvvet alıp yola düşmeleri birbirine yakın anlatımlarla verilir.

 

Deli Dumrul Hikâyesi”nde ise anasına kendi canı oğlunun canından tatlı gelir, canını değil bütün dünya varını oğlu uğruna vermek ister.

 

Seğrek'in, kardeşi Eğrek’i kurtarmak üzere Alınca Kalesi’ne gitme kararından ana ata ağlaşıp vazgeçirmeye çalışırlar. Uruz'un, babası Salur Kazan'ı kurtarması için sefere çıkmasını da annesi engellemek ister. Yıllarca tutsak bulunan aile fertlerinin oğullardan saklanması onların kâfir ile savaşta ölebileceği korkusuna dayanır. Oğullar ölürse tacı, tahtı devralacak kimse kalmayacaktır. Beyliğin devamı ailenin devamı kadar önemlidir.

 

Sosyal bir kurum olan ailenin barınması için bir mekânın olması lazım. Dede Korkut Hikâyeleri’nde Beyler ak otağda, Hanlar Hanı Bayındır Han “Şami günlüğünde” oturur. Ancak yaşanan hayata hareket hâkim olduğu için durgun zamanların yaşandığı kapalı mekânlara dair bir ipucu yoktur. Bu insanların ev içi, hayatları hikâyelere yansımamıştır. Bu sebeple dışarıda oğulları ile ilişkileri olan anaların kızlarına, maiyetlerindeki “kırk ince kız”a nasıl davrandıkları, onlarla ilişkilerinin nasıl olduğu bilinmemektedir. Oğuzların hayatları ile ilgili eserlerde de bu konuda bilgi kısıtlıdır. 

 

Sadece Kam Büre Bey Oğlu Bamsı Beyrek Hikâyesi’nde, Kam Büre oğlu olsun diye Oğuz beyleri ile dua ederken Bay Bican Bey de bir kızı olması için dua etmelerini ister. Böylece olağanüstü denilebilecek bir şekilde Bican Bey’in bir kızı olur.

 

 

 

Aile Fertleri Dışında Kadınlar

 

Dede Korkut Hikâyeleri’nde aile fertlerinden olmasa bile nişanlılar ve yavuklular kadınların analardan sonra ikinci halkasını teşkil eder. Bay Büre Bey Oğlu Bamsı Beyrek Hikâyesi ile Kanlı Koca Oğlu Kan Turalı Hikâyesi’nde olaylar oğullarla bu genç kızlar arasında geçer.

 

Bay Büre Bey Allah'tan oğul, Bay Bican Bey de bir kız ister. İstekleri yerine gelirse bu kızla oğlan beşik kertme yavuklu olsun diye sözleşirler. Bu iki çocuk birbirlerinden habersiz büyürler. Bir av, iki genci bir araya getirir.

 

Bu hikâyede Bay Bican Bey'in kızı Banu Çiçek'in kendine mahsus otağı, dadılardan, yengelerden, birçok kızdan meydana gelen bir maiyeti olduğu görülür. Bu hikâyede de anne yoktur. Diğer metinlerdeki hatunların fonksiyonu bu hikâyede bir eşe değil kız evlada aktarılmıştır.

 

Bamsı Beyrek’i otağına çağıran Banu Çiçek yaşmaklanarak karşısına çıkar. Bu muhtemelen Bamsı Beyrek'in kendisini tanımasının önüne geçmek için alınmış bir tedbirdir. Çünkü hikâyenin devamında Banu Çiçek, Beyrek'i birlikte at koşturmaya, ok atmaya, güreşmeye davet eder.

 

At koşturup, ok atıp, güreştikten sonra kız kendisini tanıtır, Beyrek yüzüğünü çıkarıp kıza verir. Nasıl eğitildikleri bilinmese bile kızların da erkekler gibi av ve savaş eğitimi aldıkları görülür.

 

Bamsı Beyrek, babasına evleneceği kızın özelliklerini sayınca babası "oğul sen kız dilemezsin, kendine bir yoldaş, bir hemtâ istersin" der. Kanlı Koca da oğlu Kan Turalı'nın aynı vasıflarda kız istemesi üzerine Bay Büre Bey'in cevabını verir. Çünkü Dede Korkut Hikâyeleri’nde, her an harekete hazır olması gereken bir hayatın kadınlarının erkeklerden farklı olmaması gerekir, kadınlar erkeklerin toyda, savaşta, evde yoldaşıdır.

 

Kam Büre Bey Oğlu Bamsı Beyrek Hikâyesi, Oğuz zamanında, evlenme ile ilgili birçok âdeti de muhafaza eder. Banu Çiçek, Beyrek'in tutsak edilmesi üzerine ak çıkarır karalar giyer, on altı yıl ondan haber alınmadığı için bekler. Ancak öldüğü haberi gelince başkasına sözü kesilir. Banu Çiçek Beyrek’i unutmaz, ozan kılığında karşısına gelip soylayan Beyrek'e halini anlatır, onsuz dünyanın kıymeti olmadığını, gelinlik elbiselerini giymiş olmasına rağmen hâlâ yaslı bir kız olduğunu anlatır.

 

Kan Turalı'nın da babasından Bamsı Beyrek’in istediği vasıflarda bir kız istemesi, Oğuzlarda yüksek değerlerden birinin de kahramanlık olduğunu gösterir.

 

Kan Turalı'nın istediği vasıfta kız Trabzon Tekfuru’nun kızı Selcan Hatun'dur. Kan Turalı bu "Sarı tonlu kız aşkına" canavarları yenerek onu almaya hak kazanır. Kan Turalı'nın esarete düşmesinde yağıyı basıp dağıtan da, onu bu arbedede atına alıp çıkaran da Selcan Hatun’dur.

 

Yiğitliği yanında Selcan Hatun, güzelliğiyle de dikkati çeker. Kan Turalı onun güzelliğini şöyle anlatır.

 

Yalab yalab yalabıyan ince tonlum,

Yere basmadan yürüyen selvi boylum,

Kar üzerine kan damlamış gibi kızıl yanaklım,

İkiz badem sığmayan dar ağızlım,

Kalemcilerin çaldığı kalem kaşlım,

Kurum gibi kırk tutam kara saçlım,

Arslan soyu Sultan kızı..."  (Gökyay.89)

 

Dede Korkut Hikâyeleri’nde, hem genç kızlarda hem de kadınlarda aynı güzellik unsurları aranır. Bu ya, güzelliğe dair ifadelerin aynı söz kalıplarıyla verilmesinin yahut bir estetik anlayışın sonucudur. Hayatın hareketli oluşunun da bunda payı olduğunu düşünmek gerekir. Kadınlar ayrıca erkeklerin başlarının tacı, gönüllerinin bahtı, evlerinin direğidir.

 

 

 

Ailenin Millî Kültürü Taşıma Fonksiyonu: Ad Verme veya Kişilik Eğitimi

 

Dede Korkut Hikâyelerinde her biri bir bey olan babaların en önemli görevlerinden biri, oğullarının geleneklere uygun, kendilerinden sonra da beyliklerini idare edebilecek şekilde yetiştirilmeleridir.

 

Oğuz töresinde belli bir yaşa gelen gencin bir yiğitlik gösterip isim alması, bu toplumda sağlam bir şahsiyet eğitiminin olduğunu gösterir. Oğullarının isim almaları konusunda babanın davranışlarını belirleyen de töredir. “Eski Türk destanları savaşçı ve akıncıları över. Oğuz Kağan, Dede Korkut, Manas, Köroğlu ve daha birçok Türk destanında ‘Alp’ tipi yüceltilir. Çocuklar savaşçı ve avcı olarak yetiştirilir.”(Kaplan.1987.50) Dede Korkut Hikâyelerinde bu istek ya çocuktan gelir yahut bazı tesadüfler bir kahramanlıkla sonuçlanır.

 

Dirse Han'ın oğlunun boğayı öldürdükten sonra Dede Korkut'un ortaya çıkıp soy soylaması da, şahsiyetin hüner ve erdemle şekillendiğini göstermektedir.

 

        "Hey Dirse Han, oğlana gel beylik ver, taht ver: erdemlidir.

        Boynu uzun bidev at ver bu oğlana, binit olsun, hünerlidir.

        Ağıldan gel tümen koyun ver bu oğlana, şişlik olsun, erdemlidir.

        Kaytabandan kızıl deve ver bu oğlana, yüklet olsun hünerlidir.

        Bayındur Hanın ağ meydanında bu oğlan cengetmiştir, bir boğa öldürmüştür, senin oğlunun adı Boğaç han olsun. Adını ben verdim, yaşını Allah versin" (Gökyay.8)

         

        Kazan Bey, on altı yaşına geldiği hâlde yay çekemeyen, ok atamayan, baş kesmeyen, kan dökmeyen oğlu Uruz'dan dolayı kahır çeker, oğluna bunları yapmazsa öldüğü zaman Oğuz töresi gereği tacını, tahtını ona vermeyeceklerini anlatır.

         

Oğul ise bu hünerleri babasından öğrenebileceğini, babasının onu alıp kâfir serhaddine çıkarmadığını, önünde kılıç çalıp baş kesmediğini, bir şey görüp öğrenmediğini söyler. Bu söyleşi, Oğuz elinde gençlerin ilk eğiticisinin baba, eğitiminin de şifahi ve amelî olduğunu gösterir.

 

Dede Korkut Hikâyeleri'nde baba ile oğul arasında törenin ve duygunun belirlediği bağ vardır. Bu, Uruz'un ağzından şöyle ifade edilir:

 

"A bey baba işidirim ne dersin,

Amma Arafat’ta erkek kuzu kurban için;

Baba oğul kazanır ad için;

Oğul da kılıç kuşanır baba gayreti için;

Benim de başım kurban olsun senin için." (Gökyay.58) 

 

Dede Korkut Hikâyeleri şahıs kadroları bakımından ele alındığında birinci derecedeki şahısların oğullar olduğu görülür. Oğullar, bey olan babalarının yerine geçecek, tacı tahtı devralacak kimselerdir. Bu oğullar birer veliaht kabul edilirse, hikâyelerin, Oğuz töresinin tespit ettiği veliaht tipini yetiştiren prensiplerle örüldüğü söylenebilir. Yani hikâyelerin olay örgüsünü veliahtların eğitim şartları ve basamakları oluşturduğunu söylemek yanlış olmaz.

 

Hikâyelerin isimlendirilmeleri de maksadın oğullar olduğunun ipuçlarını verecek niteliktedir: Dirse Han Oğlu Boğaç Han Hikâyesi, Bay Büre Bey Oğlu Bamsı Beyrek Hikâyesi, Begil Oğlu Emre'nin Hikâyesi. Hikâyelerde adı verilen birçok bey de Oğuz geleneğine göre, kendi adıyla beraber baba adı ve yaptığı kahramanlıkla isimlendirilir. Ancak bu metinlerde, sadece oğullar değil, isimlendirmedeki sıra takip edilerek, önce baba, sonra oğul vakaya girer.

 

Oğullar üç hikâyede, doğumları ile ilgili olağanüstülük taşırlar. Boğaç Han ile Bamsı Beyrek'in doğumları Oğuz beylerinin dualarıyla mümkün olur. Uruz'un çobanı Konur Koca San ile bir peri kızının çocuğu olan Tepegöz'ün doğumu mitolojik bir özellik taşır. 

 

        Oğullar on beş yaşına kadar arkadaşlarıyla oyun oynar, serbest bir hayat yaşar, bu yaşa geldiklerinde tesadüflerin hazırladığı şartlarla yiğitlik gösterip isim alırlar. Boğaç Han, altı kişinin zincirlerle zorla zapt ettiği boğayı önce kuvvetiyle, sonra hem kuvveti hem aklıyla yenip bu ismi alır. Bamsı Beyrek, bezirgânların babasına getirdiği armağanları kâfir elinden kurtardığı için Dede Korkut'tan ismini alır.

         

Kazan Bey'in oğlu Uruz'un da on altı yaşına geldiği hâlde kendisine yol göstermeyen, yiğitlik, kahramanlık öğretmeyen babasından şikâyeti vardır.

 

"A bey baba, devece büyümüşsün, köşekçe aklın yok

Tepece büyümüşsün, darıca beynin yok

Hüneri oğul atadan mı öğrenir.

Yoksa atalar oğuldan mı öğrenir?

Ne zaman sen beni alıp kâfir serhaddine çıkardın?

 Önümde kılıç çalıp baş kestin?

Ben senden ne gördüm, ne öğrendim?" (Gökyay.64)

 

Uşun Koca Oğlu Eğrek, baş kesip hüner göstermek için Kazan Han'dan akın diler, akında Kara Tekfur’a esir olur, kardeşi Seğrek tarafından kurtarılır.

 

Dede Korkut Hikâyeleri, veliahtların Oğuz'a lâyık oğullar olduğunu, neslin ve törenin bu bey oğlu beyler vasıtasıyla devam edeceğini de anlatmak ister.

 

İlk hikâye, Boğaç Han'ın doğumu ve isim almasıyla başlar. Tuzağa düşürülüp babasına vurdurulduktan sonra Dirse Han'ın hatunu oğlunu aramaya gider. Onu bulur, yaralarını iyileştirir. Dirse Han'ın adamları tarafından esir edilmesi üzerine oğlu Boğaç onu kurtarır.

 

Salur Kazan'ın evinin Yağmalanması Hikâyesi’nde de Salur Kazan'ın hatunu, anası, oğlu, yiğitleri esir düşer. Şökli Melik, Kazan Bey'in hatununun elinden kadeh dolaştırmasını isterken oğlu Uruz'u kullanmaya kalkışır. Buğra Hatun iffeti ile oğlunun canı arasında bir tercih yapmak mecburiyetinde kalır. Ancak oğul namusun kendi canından daha kıymetli olduğunu söyleyerek anasını azarlar.

 

        Bamsı Beyrek, üçüncü hikâyenin kahramanıdır. Hikâye, bütünüyle Bamsı Beyrek etrafında teşekkül eder. Dördüncü hikâyede Kazan Bey, oğlu Uruz'a yiğitliği öğretirken düşman baskınına uğrar, oğlu esir olur. Bu hikâyede oğul Uruz, eğitimin yiğitlikle ilgili tarafını babasından öğrenirken, erdem, yani töreye dayalı tarafını da cemiyet içinde yaşayarak edinir. Uruz'un şu sözleri hayatın gereklerine cevap verebilecek erdemi kazandığını gösterir.

         

Hanım baba

Korkarım seğirdirken konur atın sürçtürürsün,

Savaştığın zaman kendini tutturursun,

Gafillice güzel başını kestirirsin,

Ak saçlı anam oğul derken,

Başım bahtı, evim tahtı Kazan bey deye ağladasın...

Vazgeç baba, gel geri dön,

Altın büyük evine sürüp var,

Kara gözlü kız kardaşumu ağlatma,

Akça yüzlü kancık olmuş anamı sızlatma,

Oğul için baba ölmesi ayıp olur."  (Gökyay.64)

 

        Evlenme yaşı gelen delikanlılar, nasıl bir kız istediklerini babalarına açıkça söyler, babaları da oğullarının isteklerine itiraz etmez, oğullarının istediği gibi bir kız arar. Kanlı Koca OğluKan Turalı hikâyesi, böyle bir evlenme üzerine bina edilmiştir.

         

Dede Korkut Hikâyeleri, çoklukla esir düşen babalar ve onları kurtaran oğullar etrafında teşekkül ederken bir yandan da boyun, soyun ve törenin oğullar vasıtasıyla gelecek kuşaklara aktarılacağını anlatır.

 

Kazılık Koca Oğlu Yiğenek hikâyesi, Kazılık Koca'nın oğlu Yiğenek tarafından kurtarılışını, sekizinci hikâye, Begil Oğlu Emre Hikâyesi’nde, Bayındır Han tarafından karakol görevine verilen babasının gururunu kurtarmaya çalışırken kâfir ile mücadele eder. On birinci hikâyede Salur Kazan'ın yıllar sonra büyüyen oğlu Uruz tarafından kurtarılışı anlatılır. Son hikâyede bütün beyler, kalabalık bir kadro halinde İç Oğuz'la Dış Oğuz'un mücadelesi içindedirler.

 

Bu hikâyelerde oğullar aslında töreye has yüksek değerler için mücadele etmektedir. Babalarının esir olması töreye göre en büyük utançtır. Babayı kurtarmak ise oğula düşer.

 

Dede Korkut Hikâyeleri'nde oğulların, hepsi akıllı, güçlü, hiç bir şeyden korkmayan delikanlılardır. Dedem Korkut'un ifadesiyle "erdemli"dir, "hünerli"dir.

 

Hikâyelerde birinci derecedeki şahıslar olan oğullardan başka sadece var olduğu bildirilen, ancak şahıs kadrosu içinde yer almayan oğullar da vardır. Begil'in Emre'den başka oğulcuk1arından da söz edilir, fakat bu hikâye Emre etrafında teşekkül eder.

 

Hikâyelerde aile kavramı içinde ele alınabilecek diğer bir konu da kardeşlerden ziyade kardeş sevgisidir.

 

Uşun Koca oğlu Seğrek, ağabeyi Eyrek’in tutsak bulunduğunu öğrendiği zaman bunu kendisinden saklayan ana babasına kızar, kardeşin kendisine güven vereceğini söyler. Basat da ağabeyi Kıyan Selçuk'u öldüren Tepegöz'den intikam almak ister. Hikâyelerde ayrıca Bamsı Beyrek'in kendisi için ağlayan yedi kız kardeşi vardır. Hikâyenin sonunda yedi yiğitle evlendirildikleri anlatılır. Bir hikâyede bir dayının, bir başka hikâyede de bir amcanın varlığından haberdar oluruz.

 

Hikâyelerdeki aileler daha geniş anlamda ele alınmak istenirse, Oğuz beylerinin Hanlar Hanı Bayındır Han'ın velayeti altında büyük bir aile meydana getirdiklerini söylenebilir. Bütün beyler, bey oğulları, törenin belirlediği bir hiyerarşi içinde kendilerine düşen görevi yerine getirirken tıpkı bir çekirdek ailede olduğu gibi davranırlar.

 

 

Sonuç

 

Dede Korkut Hikâyeleri’nde anne, baba ve evlatlardan meydana gelen, "babanın zevcesi ve çocukları üzerinde yalnız demokratik bir velayetinin bulunduğu bir aile şekli hâkimdir. Ziya Gökalp'ın isimlendirmesiyle bu "pederî aile” şeklidir. (Ziya Gökalp.1976.154)

 

Dede Korkut ailesinde baba; emreden, esaretten kurtaran veya kurtarılan; ikna eden veya edebilen, aile kararlarına da değer veren, bunlara uyan bir insandır.

 

Anne yahut hatun, kahraman, kahraman olduğu kadar sevecen, fedakâr; oğulları ve kocalarını hem yöneten, hem de onların haklı isteklerini yerine getiren bir fert olarak aile içinde yerini alır.

 

Oğullar hikâyelerin temel kişisi olmakla beraber, tıpkı babası, annesi gibi hem yöneten, hem yönetilendir. Nişanlı ve yavuklular da kayın ana ve atalarına saygılı, nişanlılarına bağlı, yeri geldiğinde bildiğince hareket eden, hem kahraman hem de nazlı kızlardır.

 

Ziya Gökalp, eski Türk ailesini tanımlarken ailenin hem demokrat hem de feminist olduğunu söyler. Dede Korkut Hikâyeleri’nde de aileye anne, baba, oğul ve nişanlılar arasında, bugünkü anlamıyla gerçek bir demokrasinin hâkim olduğu; bu ailelerde, feminizmin de toplumun sağlam temeli üzerinde devamını sağlayacak kadın erkek denkliği anlamıyla yaşandığı görülür.

 


Türk Yurdu Kasım 2011
Türk Yurdu Kasım 2011
Kasım 2011 - Yıl 100 - Sayı 291

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele