Hilmi Ziya Ülken'e Göre Dünya Dinlerinin Tarihi ve Ortak Değerleri

Eylül 2015 - Yıl 104 - Sayı 337

         

        Türkiye’nin ünlü düşünürü Hilmi Ziya Ülken'in (1901-1974) düşüncesinde felsefe, din, tasavvuf, dünya dinlerinin tarihi gibi konular önemli yer tutmaktadır.

         

        Hilmi Ziya Ülken itikatlarda, inançlarda muayyen ilişkilerin olduğunu, onların birbirlerine nispeten eski olan inançlardan etkilendiğini, eski inançların ona nispette yeni olan dinlere nüfuz ettiğini göstermiştir: “Budizm de Hint ve Çin’deki eski itikatlarlardan birçoğu ile karışmış, onları temelinden yıktığını zannederken yayıldığı geniş bölgelere onlarla karışık bir hâlde yerleşmiştir. İslamiyet Arabistan, İran ve şimali Afrika'nın birçok eski itikatlarıyla karışmış ve onları bir dereceye kadar devam ettirmiştir” (Ülken 2006: 221-222).

         

        Mütefekkir Hristiyanlığın yaranışından, onun putperestliğe olan münasebetinden bahsederken bildirmiştir ki; Hristiyanlık Akdeniz havzasındaki bütün eski puta tapan dinleri ortadan kaldırarak, onların yerine geçmiş ama buralarda iki bin yıldan beri hâkim olan bu eski dinlerin birçok artakalanları yeni dinin içerisine sokulmuş, yeni kelimeler altında devam etmiştir (Ülken 2006: 221).

         

        Ülken İslam dininin kutsal kitabı Kur’an’ın tüm Müslümanların, özellikle Yakın ve Orta Doğu ülkelerinde yaşayan Türk halklarının ideolojisi için hem kutsal hem de hayati öneme sahip değerli kaynak olduğunu belirtir. İslam dininin bir hâkim fikir etrafında birçok doktrinleri toplamaya müsait pratik ve terkipçi bir karakteri olduğunu gösterir: “Dinin daha başlangıçta imanla ameli birleştirmesi ve şeriat hâlini alması ona tamamıyla siyasi bir mahiyet vermiştir. Bu yüzden İslam dininin hükümleri Hristiyanlık gibi sırf metafizik ve ahlaki hükümlerden ibaret kalmamış, geniş mikyasta içtimai hükümler hâlini almıştır.” (Ülken 2005: 17).

         

        Hilmi Ziya Ülken'in Kur’an hakkında yazdığı gibi, "Kur’an, nasihatlerden ibaret bir risale değil, çok hacimli bir kitaptır. Sonradan toplanmış olduğu için, birbirine tamamıyla uymayan rivayetler değildir. Peygamberlerin hayatında hafızlar tarafından tespit edilmiş, vefatından çok sonra toplanmış ve yazdırılmıştır. Bundan dolayı Kur’an’ın devam ettirdiği eski itikatları, sonradan katılmış olanlardan ayırmak daha kolaydır." (Ülken 2006: 227).

         

        Hilmi Ziya Ülken İslamlık ve Hristiyanlığın yayılışından önceye ait olan Türk pagan inançlarından bahsederken Uygur–Türk şehirlerinde hanların Şamani oldukları hâlde, yeni giren dinlerini hoşgörürlükle karşıladıklarını, hatta eski inançlarını bırakmamak şartıyla bunları da kabul ettiklerini yazmıştır. Mütefekkir Türklerin Manici oldukları zamana ait devir hakkında bildirmiştir ki: "Manicilik, eski İran dini Mazdeizm’in geçirdiği bir reformdan doğmuş ve bu dinin Hürmüz–Ehrimen adındaki iki tanrısını iyilik ve kötülük ilkeleri hâlinde devam ettirmiş, bunları iyilik tanrısının sonundaki zaferi ve tek tanrı fikri ile tamamlamıştır. Kötülük ilkesi ve onun şeytanlarına karşı savaşan insan sonunda kalbinden onları kovarak iyiliğin hâkim olmasını sağlar, Tanrılaşır ve Burkan olur." (Ülken 2006: 201).

         

        Mütefekkir “Anadolu Kültürü ve Türk Kimliği Üzerine” adlı kitabında eski Türk dininin (Orhun kitabelerinin ilk cümlesindeki “Gök Tanrı ve Asra-Yer”in) Manicilik ve Budizm’den önce Gök ve Yer diye iki Tanrı kabul ettiklerini, biri erkek biri dişi sayılan bu iki Tanrı’nın birleşmesinden âlemin ahenginin yarandığını göstermiştir. Hâlbuki, İran’ın Avesta dininde Hürmüzle – Ehrimenin asla barışmaz iki karşıt Tanrı olduklarından dolayı İran dini ile eski Türk dininin mahiyetçe bir-birine zıt olduklarını yazan âlim ortak bir noktanın bu iki zıt prensiplerin ezeli oluşlarında kendini gösterdiğini yazmıştır. (Ülken 2006: 203).

         

        Ülken, "gök ve yerin yaratılmış ve yok olacak olduğu" hakkındaki görüşün evrensel dinlere mahsus yeni bir görüş olduğunu bildirmiştir: Hristiyanlık (kısmen Yahudilik) ve Manicilikle başlayan ve İslamlıkta tam gelişen bu görüş, insanlara alemin yaratılışı ve yok oluşuna bağlı yeni bir zaman ve kader fikri getirdi. Bu fikrin başlıca neticesi insanın yaratılış içindeki sorumluluğu, yani “vicdan” problemi idi. [1, 203]

         

        İslam Türk mistiklerine mahsus vasıfları Ülken şöyle sınıflandırır:

         

        1)      Türk mistiklerinde, mücerret metafizikçi karakter yerine ekseriya ameli ahlakçı bir vasfın hâkim olduğu görülüyor. Bedii bir gaye ile tasavvuf yapanlarda bile, bu ahlakçı ve ameli vasıf fark edilir: Mevlana gibi.

         

        2)      Yine bunun neticesi olmak üzere Türk mistikleri ekseriya nizamcı ve teşkilatçıdır. Bazı Batini ve Alevi hareketlerin müstesna olmak üzere, hiçbirisinde mevcut içtimai nizama muhalif anarşik bir ruh yoktur. Bu itibarla halk arasındaki kapalı mezheplerle İslami Türk mistiklerini karıştırmamalıdır.

         

         

        3)      “Kamil insan” telakkisinde gerek Orta Asya - Uygur metinleri gerek İslami eserler üzerinde (Abdülkerim-el-Ceyli gibi) Maniheizm’in kuvvetli tesirleri görülmektedir. Bu da bize İslam–Türk mistiklerinin muhtelif tesirlerinden müstakil olarak tetkik edilemeyeceğini gösterir.