Kitab-ı Diyarbekriyye’de Musul

Eylül 2015 - Yıl 104 - Sayı 337

         

        Musul, ilk Oğuz akınları sırasında Türklerin harekât planları içinde olmuş bir bölgedir. Buraya ilk Oğuz akını Selçuklu Devleti’nin kurulmasından önce 1042’de gerçekleştirildi.[1] 1043’de bir başka Türkmen grubu şehrin hâkimi Karvaş’ı yenilgiye uğrattıktan ve Musul’u ele geçirdikten sonra yörelerinde yağmalarda bulundularsa da 1044’de Karvaş tarafından mağlup edilen Türkmenler, tekrar soydaşlarının bulunduğu Diyarbakır’a çekildiler.[2] 1057 yılında Tuğrul Bey, Musul bölgesine gelerek bölgeyi Selçuklu hâkimiyetine soktu.[3]

         

        Malazgirt savaşından önce Halep’ten ayrılan Sultan Alp Arslan Fırat’ı geçerek Musul’a uğradı, buradan da Silvan ve Erzen üzerinden Bitlis boğazı yoluyla Ahlat’a gitti.[4] Büyük Selçuklu İmparatorluğu’ndan sonra bölgede kurulan Atabeylikler hâkimiyetinde kalan Musul, daha sonra İlhanlı hâkimiyetine girdi.

         

        Doğu Anadolu bölgesi, Hülagü Han zamanından beri başlıca iki askeri eyalete ayrılmıştı. Bunlardan biri Diyarbakır eyaleti idi ki, merkezi Musul olan bu eyalet, Musul, Mardin ve Diyarbakır yörelerini içine alıyordu. Diyarbakır eyaletindeki Moğol askeri tümeninin ekserisini Uyrat oymağı teşkil ediyordu. Kışları Musul civarında geçiriyordu.[5] Daha sonra Sutaylılar, Musul bölgesinden Erzurum’a kadar uzanan bölgeye hâkim oldular. Ancak çok geçmeden Sutaylılar kendi aralarında şiddetli bir iç mücadele yaşamaya başladılar. Bu mücadele Emir Sutay’ın oğlu Hacı-Tuğay ile yeğeni Barımbay oğlu İbrahim-Şah arasında cereyan ediyordu. Hacı Tuğay, Musul, Ahlat ve Erzurum taraflarını, yeğeni İbrahim-Şah ise Diyarbakır bölgesini elinde tutuyordu. Bu mücadele neticesinde İbrahim-Şah amcasını öldürerek Musul’a hâkim oldu (1343). Bu mücadele esnasında iki kardeş Türkmen oymağından Kara-Koyunluların Hacı Tuğay ve Ak-Koyunluların ise İbrahim-Şah tarafında olduklarını görüyoruz. Çünkü az bir zaman sonra Kara-Koyunlular Hacı Tuğay’ın hâkim oldukları Musul, Erzurum ve Van Gölü çevresinde, Ak-Koyunlular ise İbrahim-Şah’ın elinde bulunan Diyarbakır bölgesinde ortaya çıktılar. [6] 

         

        Ak-Koyunlu hâkimiyetinden önce Musul, Oğuzların Baranlu boyu tarafından kurulan Kara-Koyunlu Devleti’nin hâkimiyetinde bulunuyordu. Bu devletin ünlü hükümdarı Kara Yusuf tahta çıktığı zaman onun egemenliğinde, Irak-ı Arap, Irak-ı Acem, Erzincan, İspir, Tercan, Diyarbakır, Musul ve Sincar[7] gibi bölgeler bulunuyordu. Esasen Musul bölgesinde Kara-Koyunlu hâkimiyeti Bayram Hoca zamanında başlamıştır. Bayram Hoca, Musul’dan başka Sürmeli, Al-Kilise, Hoy, Nahcivan ve diğer bazı yerleri eline geçirmiştir. Bundan başka Erzurum, Avnik, Hasan-Kale’de Eratna devletinin zayıflaması üzerine ve Sutaylılarında ortadan kalkması üzerine onların hâkimiyetine girdi. Bir ara Pir-Baba adlı bir emirin eline geçtiyse de tekrar Bayram Hoca Musul’u hâkimiyeti altına aldı ve kardeşi Berdi-Hoca’ya verdi[8]. Musul, Erciş ve Sincar taraflarına hâkim olan Bayram Hoca, Celayirlilere bağlı kalmak üzere 1380’e kadar hayatını devam ettirdi. Ancak adı geçen tarihte hayatını kaybetti. Onun yerine Kara Mehmed geçti. O da Celayirlilere bağlı olarak beyliğini devam ettirdiği gibi kızını da Celayirli hükümdarı Sultan Ahmed’e vermek suretiyle aradaki bağları kuvvetlendirdi[9].

         

        1383’de Kara-Koyunlu Kara-Mehmed, Musul ve etrafına sahip bulunmaktadır. Bu dönemde Caber hâkimi bulunan Suriye Döğerlerinin beyi Salim, Kara-Koyunlu beyinin tebaası olan Musul, hacılarının yolunu keserek mallarını ellerinden alması üzerine Kara-Mehmed, Suriye’deki Bozdoğan Boy beyi Ziya ül-Mülk ile ittifak yaptı ve Salim’in üzerine yürüyerek onu bozguna uğrattı. Bu muzafferiyet üzerine galipler, Salim’in obasını yağma ederek pek çok ganimet aldılar[10]. Bunun üzerine Kara Yusuf, Musul bölgesinin idaresini kardeşi Yar Ali’nin idaresine bıraktı[11]

         

        1393’de Irak-ı Arab’a birinci seferini yapan Timur, Sultan Ahmed Celayir’in elinden Bağdad’ı aldıktan sonra, kuzeye doğru hareket ederek Tikrit/Tekrit’e vardı. Bu esnada Musul emiri Berdi Hoca’nın oğlu Yar Ali ve Erbil emiri Şeyh Ali münasip hediyelerle Timur’un huzuruna geldiler[12]. Emir Timur, Bağdat seferinden sonra buranın işlerini yoluna koydu, Kerkük üzerine hareket etti. Bu kaleyi Emir Ali’ye verdi. Zaten bu sırada Emir Ali, Pir Ali ve Cihangir huzura çıktılar. Timur, bunlara ihsanlarda bulunduktan sonra kendilerine kıymetli hediyeler verdi. Ardından da Erbil’e geldi. Buranın valisi Şeyh Ali, Timur’un şerefine toy yaparak hizmette kusur etmedi. Timur buradan hareketle Musul’a vasıl oldu. Burada medfun peygamberlerin mezarlarını ziyaret ettikten sonra mezarın onarımı için para verdi. Musul’un Kara-Koyunlu valisi Yar Ali de Timur’un şerefine toy düzenledi. Böylece bölge tekrar Yar Ali’ye verildi[13].

         

        Irak-ı Arab’ın zaptından sonra Emir Timur, etraftaki hâkim ve emirlere, bu arada Kara-Koyunlu ve Ak-Koyunlu beylerine de haber göndererek kendisine itaat etmelerini bildirdi. Bu arada Kara-Koyunlu hâkimiyetinde bulunan Musul’a gelerek buradan Mardin’e yöneldi. Rusulayn’a geldiğinde ordusunun sağ kolunu bu yörede bulunan Kara-Koyunluların üzerine sevk etti[14]. Yine 1397’de Timur oğlunun idaresinde bir orduyu El-Cezire ve Musul havalisine göndererek bu bölgeleri akınlara uğrattı. Bunun üzerine Kara Yusuf, Suriye taraflarına kaçtıysa da Timurluların geri dönmeleri üzerine, Kara-Koyunlu başbuğu Suriye’den gelerek Musul’u ele geçirmiştir[15].

         

        Kara Yusuf, tahta çıktığının ilk dönemlerinde Ak-Koyunlu emiri Kara Yülük Osman Bey ile dost oldu ise de daha sonra Erzincan emiri Mutahharten, Kara-Koyunlu sultanı ile dost oldu, Ak-Koyunlulara karşı ittifak kurdular. Müttefik ordu birleşerek Ak-Koyunlular üzerine hareket ettiler. Ak-Koyunlu başbuğu Ahmet Bey, kardeşi Kara Yülük Osman Bey’i ordunun başına atayarak müttefiklere karşı gönderdi. Kiğı’nın kuzey bölgesinde bulunan Endiris’de yapılan savaşta Ak-Koyunlular galip geldi. Müttefiklerden Mutahharten, kaçarak canını kurtardı ise de Kara Yusuf esir edildi. Bu esaret üzerine Kara Yusuf’un halası Tatar Hatun, Kara Yülük Osman Bey’e bir katar deve ile hediye göndermesi üzerine ve daha önce var olan dostluğa dayanarak Osman Bey, onu serbest bıraktı[16].

         

        Bu olaydan sonra Ak-Koyunlu emiri Ahmet Bey ile kardeşi Ali Bey, küçük kardeşleri Osman Bey’i hapse attırmaları üzerine ulusta ortaya çıkan güç kaybını gören Kara Yusuf, başta Musul olmak üzere kendisine bağlı yerlerden topladığı kuvvetlerle Ak-Koyunluların üzerine hareket etti. Mardin ile Dede Kargın[17] arasında yapılan savaşta Ak-Koyunlular mağlup oldu. Bunun üzerine Kiğı’da hapiste bulunan Kara Yülük Osman Bey’i dışarı çıkararak ordunun başına getirdiler. Yapılan savaşta bu defa Kara Yusuf mağlup oldu. Nihayet iki taraf arasında barış yapılarak bölgelerine çekildiler[18].

         

        Emir Timur Karabağ’da kışladığı zaman Kara Yusuf ile Ahmet Celayir, sığındıkları Yıldırım Bayezid’in yanından ayrılarak Suriye yolu ile Bağdat’a gitmek için Hille’ye gittiler. Bunun üzerine Emir Timur, oğlu Ebu Bekir Mirza’yı kalabalık bir ordu ile Bağdat ile Hille’ye gönderdi. Sultan Ahmet Celayir ile Kara Yusuf buradan ayrılarak Şam tarafına yöneldiler. Kara-Koyunlu hükümdarı burada yakalanarak hapsedildi. Fakat Kara Yusuf hapiste bulunduğu sırada Suriye’yi elinde bulunduran Melikü’l-Ümerâ[19] Mısır sultanına karşı isyan etti. Bunun üzerine Suriye’de karışıklıkların çıkması üzerine Kara Yusuf, Suriye’ye dağılmış olan Türkmenlerle anlaşarak hapisten kaçtı[20]. O, önce Caber, Rakka ve Urfa bölgelerini elinde bulunduran Dımaşk Hoca’nın[21] kardeşi Gökçe Musa’nın yanına Caber’e arkasından da Mardin’e gitti. Bu sırada Cihan-Şah Mirza’ya hamile olan eşini Mardin’de bırakarak kışı geçirmek için Musul’a gitti[22].

         

        1409 yılında Kara Yusuf, yanında Muhammed-î Devatî, Emir Seyyid Ahmed, Uzun Şems ed-Din ve ordusu beraber olduğu hâlde Muş yörelerine indi. Bu sırada Mardin hâkimi Melik Salih’in habercisi Kara-Koyunlu başbuğunun yanına gelerek Ak-Koyunlu emiri Kara Yülük Osman Bey’in büyük bir ordu ile Mardin üzerine hareket ettiğini haber verdi. Bu dirim üzerine Kara Yusuf ordusuyla Muş üzerinden Adilcevaz’a hareket etti. Burada Ak-Koyunlu emiri Osman Bey ile Kara-Koyunlu hükümdarı Kara Yusuf arasında yapılan savaşta Ak-koyunlu emiri mağlup olarak geri çekildi. Daha sonra Kara-Koyunlu hükümdarı Mardin’e girdi. Mardin Artuklu Melik Salih[23], ona itaat ederek şehri teslim etti. Kara Yusuf kızlarından birisini onunla nikâhladıktan sonra Musul’u ıkta olarak verdi. Melik Salih Musul’un yönetimine gönderildikten sonra zehirlenerek ortadan kaldırıldı[24]. Böylece üç asırdan fazla bölgede hâkim olan Artuklular ortadan kalmış oldular[25]

         

        Kara Yusuf’un ölümünden sonra babasının yerine tahta geçmek için harekete geçen İskender Mirza, hazırladığı ordu ile Mardin’i ziyaret ettikten sonra Kerkük ve Dakuk/Dahuk/Dohuk üzerinden Musul’a gitti. Bunu öğrenen Kara Yülük Osman Bey, Mardin’e saldırdı. İskender Mirza’ya karşı harekete geçti. Mardin’e ulaştığı zaman Mardin hükümdarı Tanrı Vermiş, şehirde savunma tedbiri aldıysa da Osman Bey burada fazla kalmayarak Nusaybin’e gitti. Bu sırada İskender Mirza da Cizre’nin güneyinde bulunan Karaçuk’ta konaklıyordu. Bunun üzerine Osman Bey de Nusaybin ile Hatuniye arasında bulunan Şeyh Kendi’ne geldi. İskender Mirza bulunduğu yerden kalkarak Şamalık[26] suyundan geçerek Cezre’ye geldi. Burada iki kardeş Oğuz boyu arasında savaşlar vuku buldu. Yapılan mücadelelerde İskender Mirza mağlup olduysa da Musul’da bulunan Yar Ali Bey’in oğlu Zeynel Bey, Erbil’de bulunan Mirza Ali[27], Kerkük ve Dohuk’ta bulunan Cenklu Hasan, Cizre hâkimi Emir Mecdeddin ve Döğerlerin yardıma gelmeleri üzerine Bayındırlı ordusunu mağlup etmeyi başardı. Mücadele sonunda Osman Bey, Diyarbakır’a çekildi[28].

         

        Bu dönemde Bayındırlılara karşı, Döğer boyu Kara-Koyunlular arasında bir ittifak söz konusudur ve Urfa’yı Döğerlilerin beyi Yağmur elinde tutmaktadır. Ancak Bayındırlı emiri Osman Bey, Urfa’yı Yağmur Bey’in elinden alarak kendi hâkimiyeti altına soktu. Bunun üzerine Yağmur Bey, Musul’a giderek Kara-Koyunlu başbuğundan yardım istemek zorunda kaldı. Ardından da sağladığı yardımlarla Urfa’ya saldırarak yağmaladı. Osman Bey, bunu haber aldığı zaman Samsat taraflarında bulunuyordu. Bu durum karşısında Samsat’tan hareket ederek Ergani’ye gitti. Urfa’da bulunan Nur Ali Bey’i de Resulayn mevkiine çağırdı. Birlikte Yağmur Bey’in üzerine hareket ederek bozguna uğrattılar ve çok miktarda ganimet aldılar[29].

         

        İskender Mirza, Timurlu hükümdarı Şahruh’a karşı yaptığı mücadelede mağlup olduktan sonra Erbil, Musul, Kerkük ve Dohuk bölgesine giderek burada kaldı. Ancak bu sırada Kara-Koyunlular arasında bir ihtilaf ortaya çıktı ki, İsfahan Bey, Azerbaycan’da saltanat mücadelesine başladı. Kardeşinin giderek güçlendiğini gören İskender Mirza, Tebriz taraflarına hareket ederek elindeki kaleleri yeniden hâkimiyeti altına aldı. İsfahan Bey ise Avnik ve Erzurum’a gitti[30].

         

        1443 yılının sonlarında Kara-Koyunlu başbuğlarından İsfahan Bey hayatını kaybetti. Onun Mezid Bey-i Kur, Şiblullah, Rüstem-i Tarhan, Çağrıcı’nın oğlu, Ak-koyunlu Mahuk ve Emir-i Ahur Hüseyin gibi emirleri İsfahan Bey’in oğlunu saltanat tahtına oturttular. Bu haberin Cihanşah’a ulaşması üzerine ise Azerbaycan’dan Bağdat’a gitti. Rüstem-i Tarhan verdiği karardan vazgeçerek Cihanşah’ın ordugâhına geldi. Cihanşah kardeşinin oğlu Elvend-i İskender, Emir Beyazid-i Bestam, Saru, Pir Ali ve Nur ed-Din yanında olduğu hâlde büyük bir ordu ile Bağdat’ın doğu tarafında konakladı. Yapılan savaştan sonra şehir Kara-Koyunlu hükümdarının eline geçti. Sonuçta Bağdat yönetimine küçük yaştaki oğlu Muhammedî Mirza’yı atadı. Oğluna devlet işlerinde yardım etmesi için Abdullah-ı Kibr’i seçti. Musul ise İskender Mirza’nın oğulları Elvend, Rüstem ve Mihmad’a verdi[31].

         

        Bağdat’ta Pir Budak’a bağlı bir topluluğun insanlara kötülük yaptıkları haberinin Kara-Koyunlu hükümdarı Cihanşah’a ulaşması üzerine ordularının toplanması için haber gönderdi. Ordunun toplanması üzerine Harrakan yaylağından Bağdat’a hareket ettikten sonra elçilerini bu sırada Diyarbakır’da bulunan Ak-Koyunlu Uzun Hasan’a göndererek, Mirza Pir Budak’ın yolunu kesmesi hâlinde Musul, Erbil ve Sincar’ın kendilerine bırakılacağını bildirdi. Kendisi de Bağdat’ı kuşatma altına aldı. İki yıl kadar süren kuşatmadan sonra şehirde kıtlık baş gösterdi. Bu durumda Pir Budak babasına hazinelerini göndererek şehri teslim etti. Sonunda Pir Budak öldürüldü ve Bağdat kurtarıldı. Ardından da Kara-Koyunlu hükümdarı Tebriz’e hareket etti[32].

         

        Kara-Koyunlu hükümdarı Cihanşah, Uzun Hasanla savaşmak üzere hareket ettiyse de Uzun Hasan, onu Bingöl’ün Kığı yaylağında öldürdü. Ardından da Bayındırlı Halil Ağa’yı Sincar taraflarına gönderdi. Sincar’dan sonra Musul’da Ak-Koyunluların eline geçti[33].   

         

        Bayındırlı Uzun Hasan Bey, 1468/69 yılında Kara-koyunluların üzerine hareket ederek onları yağmalamaya başladı. Baharın başlangıcında ise Diyarbakır’dan, Bağdat taraflarına hareket ederek Musul, Sincar ve Erbil’i ele geçirdi[34]. Harran, Resulayn, Nasır Suyu ve Mihmad bazarını geçerek Eski Musul’a[35] indi. Rüstem-i Murad ile Ali Koca Hacı’yı iki bin kişilik ordu ile Malita’nın Dohuk’una gönderdi. Kendisi de gece oradan geçip şehrin üst tarafında bulunan Yunus Peygamber’in mezarına geldi. Burada yağma yaptırdıktan sonra Vakaca suyuna varıp orada konakladı. Mu’ted hâkimi Muhammad’i muzaffer askerleri ile gönderdi. Bu askerler, nehrin sahilinin tamamını yağmaladıktan sonra Uzun Hasan’ın yanına geldiler[36].    

         

        Görüldüğü üzere Oğuzların akınları ile Türk vatanının bir parçası olan Musul, önce Selçuklu, bu devletin çökmesinden sonra da Atabeylikler ve İlhanlı hâkimiyetinde kaldı. İlhanlılarla birlikte yeniden şekillenen Doğu Anadolu’daki Türk varlığı, Doğu Anadolu ile birlikte Irak-ı Arap ve Irak-ı Acem bölgelerinde de bu şekillenmenin etkisini gösterdi. Türk varlığı, adı bölgelerde Kara-Koyunlu ve Ak-Koyunlu Türk devletlerini ortaya çıkardı. Sırasıyla Kara-Koyunlular ve Ak-Koyunlular Musul’da hâkimiyet kurarak buradaki Türk varlığını güçlü bir şekilde geleceğe aktardılar. Doğu Anadolu’da yurt kuran Türkmenlerin yaylak ve kışlak hayatında önemli bir yer tutan Musul, Osmanlı Devleti’nin yıkılışına kadar Türk vatanının bir parçası olmayı sürdürdü. Fakat XIX. yüzyılda Avrupa’daki emperyalist düşünce, bu bölgeyi Türk hâkimiyetinden kopardı.   

         

         


        


        

        [1] Ali Sevim, Anadolu’nun Fethi Selçuklular Dönemi, Ankara 1993, s. 44


        

        [2] A.g.e., s. 46-47.


        

        [3] Mükrimin Halil Yinanç, Türkiye Tarihi Selçuklular Tarihi, I, Ankara 2013, s. 45.


        

        [4] Ali Sevim, Anadolu’nun Fethi Selçuklular Dönemi, Ankara 1993, s. 78.


        

        [5] Faruk Sümer, Kara Koyunlular, Ankara 1984, s. 33.


        

        [6] Enver konukçu, Selçuklulardan Cumhuriyete Erzurum, Ankara 1992, S. 85; Sümer, Kara Koyunlular, s. 34.


        

        [7] Musul ve Sincar’ın son olaylarda isminden sıkça söz edilmektedir.


        

        [8] Faruk Sümer, Kara Koyunlular, Cilt I, s. 43: İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Anadolu Beylikleri ve Akkoyunlu, Karakoyunlu Devletleri, Ankara 1988, s. 180.


        

        [9] İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Anadolu Beylikleri ve Akkoyunlu, Karakoyunlu Devletleri, s Ankara 1988,. 180


        

        [10] Faruk Sümer, Kara Koyunlular, Cilt I, s. 47-48.


        

        [11] A.g.e., s. 59.


        

        [12] Nizam ed-Din Şamî, Zafername, Ankara 1987, s. 142.


        

        [13] A.g.e., s. 145.


        

        [14] A.g.e., s. 147; Aziz bin Erdeşir-i Esterâbadȋ, Bezm u Rezm, Ankara 1928, s. 452 .


        

        [15] Faruk Sümer, Kara Koyunlular, Cilt I, s. 60.


        

        [16] Ebu Bekr-i Tihranî, Kitab-ı Diyarbekriyye, s. 32-36.


        

        [17] Bu isim Oğuzların Kargın/Karkın boyundan gelmektedir. Başka bölgelerde bu adla anılan yerleşim birimleri de mevcuttur ki, Erzincan-Tercan arasında Kargın adı ile anılan bir yerleşim bulunmaktadır.  


        

        [18] Ebu Bekr-i Tihranî, Kitab-ı Diyarbekriyye, s. 38-39.


        

        [19] Emir Şeyh el-Mahmudî.


        

        [20] Ahsenü’t-Tevarih’te, Emir Şeyh el-Mahmudî’nin Mısır Memluk Sultanı Ferec’e karşı muhalefet ettiği ve Suriye’de büyük karışıklık çıkardığını, bunun üzerine de Sultan Ferec, Kara Yusuf ile Sultan Ahmed’i hapisten çıkararak onlara iyi davrandığı bilgisi bulunmaktadır. Bkz. Hasan Rumlu, Ahsenü’t-Tevarih, Nşr. C.N. Seddon, Baroda 1931, s. 32.


        

        [21] Dımaşk Hoca, Oğuzların Döğer boyunun emirlerindendi.


        

        [22] Tihranî, Kitab-ı Diyarbekriyye, s. 55-57.


        

        [23] Osman Turan’a göre, Melik Salih 1365 yılında 80 yaşında elli dört yıllık bir saltanattan sonra hayatını kaybetmiştir. Yerine oğlu Ahmed geçtiyse de o da altmış yaşında vefat etti. Bkz. Osman Turan, Doğu Anadolu Türk Devletleri Tarihi, İstanbul 2004, s. 213 .


        

        [24] Ebu Bekr-i Tihranî, Kitab-ı Diyarbekriyye, s. 68; Hasan Rumlu, Ahsenü’t-Tevarih, s. 59-60.


        

        [25] Faruk Sümer, Kara Koyunlular, Cilt I, s. 80.


        

        [26] Şamalık/Şemaluk suyu, Yukarı Zap çayının bir koludur.


        

        [27] Kara Yusuf’un kardeşinin oğludur.


        

        [28] Hasan Rumlu, Ahsenü’t-Tevarih, s. 120-123; Ebu Bekr-i Tihranî, Kitab-ı Diyarbekriyye, s. 76-82.


        

        [29] Ebu Bekr-i Tihranî, Kitab-ı Diyarbekriyye, s. 91.


        

        [30] A.g.e., s. 95.


        

        [31] Hasan Rumlu, Ahsenü’t-Tevarih, s. 248-250; Ebu Bekr-i Tihranî, Kitab-ı Diyarbekriyye, s. 175-177;


        

        [32]A.g.e., s. 441-446.


        

        [33] A.g.e., s. 461.


        

        [34] A.g.e., s. 467.


        

        [35] Bugünkü Musul’un kuzey batısında, Fırat’ın sahilinde yer almaktadır.


        

        [36] Ebu Bekr-i Tihranî, Kitab-ı Diyarbekriyye, s. 242-243.


Türk Yurdu Eylül 2015
Türk Yurdu Eylül 2015
Eylül 2015 - Yıl 104 - Sayı 337

Basılı: 10 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele