Türkiye’de Eski Eser Tahribatını Önlemeye Yönelik Tedbirler

Ekim 2011 - Yıl 100 - Sayı 290

        Asya, Afrika ve Avrupa kıtaları arasında adeta bir köprü hüviyetine sahip olan ve topraklarında gerek aynı zaman diliminde gerekse farklı zamanlarda yaşamış olan çok sayıda uygarlığa da uzun yıllar boyunca ev sahipliği yapan Türkiye, bu anlamda dünyanın en varsıl ülkelerinden birisidir. Bu durum her açıdan kayda değer bir zenginlik sebebi olmakla birlikte koruyamadığınız sahip çıkamadığınız ve kıymetlendiremediğiniz vakit büyük bir sıkıntının da sebebidir.

         

        Gerçekten yüz binlerce yılı bulan tarihi yerleşim birimleri, bahse konu yerleşimlerin kimi yerde üst üste yer almalarının yanı sıra çok geniş bir coğrafyaya yayılmış olmaları, araştırmaya yönelik imkânlarımızın kısıtlılığı gibi saiklerin sonucunda, eserlerin çoğunluğu araştırılamamış ve gerektiği gibi tanıtılamamıştır. Hatta bu yerlerin korunması ve denetlenmesi bile yeterince sağlanamamıştır. Özellikle son yıllardaki hızlı kentleşme ve bahse konu yerleşimlerin kesafet gösterdiği kıyı kesimlerimizde yoğunlaşan turistik tesislerin sayısal anlamdaki artışları ve spekülatif/kurgusal yapılaşmaların yanı sıra, yine son yıllarda artan boru hattı, baraj ve yol yapım faaliyetleri bu durumu daha da kötüleştirmekte ve mevcut yapıya zarar vermektedir. Yurt çapında bir teşkilatlanmaya sahip olan Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nün mevcut birimlerinin, maddi imkân, araç-gereç ve yetişmiş insan olanakları yeterli olmadığı için, ne zaman ne de şartlar bu problemin çözümüne imkân vermektedir.

         

        Toplum olarak tarihi eserlerimizin değerini bilmek konusunda yeterli bilince sahip miyiz, söz konusu eserlere yeterince sahip çıkıyor muyuz ve el sanatı eserlerimizi ticari maksatlarla tahrip ediyor muyuz? Ne yazık ki bu sorulara olumlu cevaplar vermemiz mümkün görünmemektedir. Bu bilinçsizlik ve dar görüşlülük, ya yanlış eğitimin ya da eğitim eksikliğinin acı bir sonucudur.

         

        Bu yazının amacı son hızla devam eden eski eser tahribatının bir nebze de olsa önüne geçebilmek ve toplumu bilinçlendirebilmek için -belki bir kısmı daha önce çeşitli yayınlarda ifade edilmiş olan, ancak tekrar edilmesinde fayda bulunduğunu düşündüğümüz, bir bölümünün de yeni olduğunu varsaydığımız- bazı görüşleri ortaya koymaktır.

         

        Bu görüşlerden ilki ve belki de en can alıcısı tarihi eser sevgisinin topluma kazandırılması ve tarihi eserleri korumaya yönelik eğitimin bütün insanlarımıza verilmesidir. Yurttaşlarımıza çağdaş bir toplumda yaşamanın, kültür değerlerine, sanata ve tarihi eserlere sahip çıkmanın, anlamı ve önemi en anlaşılır biçimde verilerek kavratılmalı ve onların bu yönde eğitilmesi sağlanmalıdır.

         

        Bunun için:

         

  • İlköğretim okullarının müfredat programlarında “Kültür Mirasımızın Korunması”na yönelik eğitici programların arttırılması gerekmektedir. Arttırılmalı diyoruz, çünkü şu an “Orta Öğretim Programı”nın içinde nispeten eski eser ve arkeoloji kavramları 6. sınıftan itibaren verilmektedir, ancak yetersizdir ve yeni müfredata sanat tarihini ilave ederek alt sınıflara da uygulanması olumlu sonuçlar doğurabilecektir.
  • İlköğretim okullarında uygulanacak bu programın sağlıklı bir biçimde yürütülebilmesi ve sonuç vermesi, konuya paralel bir programın eğitim ve edebiyat fakültelerinde ve hatta maden, orman, jeoloji mühendisliği gibi bölümlerde uygulamaya konulmasıyla mümkün olabilecektir.
  • İlköğretim okullarının bulunduğu yerleşim birimlerinde mümkün olabildiği kadar müzelerle ortak eğitici ve öğretici programlar düzenlenerek çocukların bu yönde bilinçlenmesine katkı sağlanabilir.
  • Üniversitelerimizde eski eser koruma, onarıp değerlendirme konularında yetiştirilen elemanlar için özel eğitim programları düzenlenerek en az üç yıl staj yaptırılmalı bu stajın sonunda tâbi tutulacakları uygulamalı bir sınavdan sonra çalıştığı alanda karar ve uygulama yetkisi verilmelidir.
  • Koruma altına alınmış alanlarda görev yapan güvenlik görevlileri ve çalışanlar titizlikle seçilerek eğitilmeleri sağlanmalı, belli dönemlerde eğitimleri ve bilgileri güncellenerek diri tutulmalıdır.
  • Halka yönelik eğitim seminerleri verilmeli ve bu seminerleri çekici hale getirecek faaliyetler yapılarak halk bilinçlendirilmelidir. Söz konusu seminerlerde hangi döneme ait olursa olsun, tüm kültür varlıklarının devletin ve aynı zamanda Türk milletinin ortak malı olduğu bu kültür mirasını korumanın ve gelecek nesillere mümkün olan en iyi şartlarda teslim etmenin, tüm kamu kurum ve kuruluşları ile vatandaşların da görevi olduğu bilinci verilmelidir.
  • Medya bu konuda etkin olarak kullanılmalı ve çocuklara yönelik yapımlar ile televizyonlarda gündüz kuşağında yer alan programların ve kültür programlarının içinde kültür mirasının korunması ve tarihi eserlerimize sahip çıkılmasına yönelik bilinçlendirici, bilgilendirici içerikli yapımlara yer verilmelidir.
  • Bugün teknoloji her alanda hayatımıza girmiş ve önemli bir yer işgal etmiştir. Eski eserlerin tahribatını önleme konusunda çocuklarımıza gerek bilgisayar ortamında gerekse internette meydana getirilmiş programlarla eğitim verilebilir. Bu tarz çalışmaların özellikle genç nesil üzerinde etkisini kısa zamanda göstereceği kanaatindeyiz.

         

         

        Zaman zaman resmi yetkililer eliyle de eski eser tahribatı yapılmaktadır. Bu işin en acı veren taraflarından birisi de şüphesiz budur. Eski eserlerin ihyası düşüncesiyle son yıllarda iyi niyetlerle başlatılan restorasyon ve bakım çalışmalarının bir bölümü ehil olmayan eller tarafından yapıldığı için eser tahrip olmakta ve hatta bazen kimliğini tamamen kaybetmektedir.

         

         

  • Bunun önüne geçebilmek için öncelikle yöneticilere denetleme yetkisi verilerek, kendi bölgelerinden sorumlu tutulmaları sağlanmalıdır.
  • Yeni düzenlemelerle tahribat yapanlara suçüstü yakalandığında ağır cezalar verilmesi sağlanmalı ve bu durumu yetkililere bildirenler ödüllendirilmek suretiyle teşvik edilmelidir.
  • Restorasyonu gereken eserlerin restorasyonu işin uzmanı kişilere yaptırılmalı ve eserler uzman deneticiler tarafından restorasyon sırasında sıklıkla denetlenerek yanlışların önüne zamanında geçilmeli ve tedbir alınmalıdır. İşini yanlış yapanlar -gerek restoratör gerekse denetici olsun- ağır bir şekilde cezalandırılmalı, çünkü giden eserin geri gelmesi artık mümkün olamamaktadır.
  • Maalesef belediyeler tarihi dokuyu tahrip etmekte ilk sırayı işgal etmektedir, belediyelerin şehri modernleştirirken verdiği zararların önüne mutlaka geçilmelidir Orta Anadolu’da bazı şehirler tarihi dokusunu ya kaybetmiş ya da kaybetmek üzeredir. Belediyeleri denetleyecek kurumların -eleman ve ekipman bakımından- acilen eksikleri tamamlanarak çalışmalarına hız kazandırılmalı ve müeyyideler arttırılmalıdır.

        Ayrıca:

         

  • Kültür varlıklarının hangi kurumun sorumluluğunda olduğunun kesin bir şekilde belirlenmesi ve yetkililerin bu konuda hassasiyet göstermeleri sağlanmalıdır.
  • Onarımı yapılan eserler periyodik olarak denetlenmeli ve tahribat olabildiğince erken tespit edilerek önlem alınması sağlanmalıdır.
  • Onarımı yapılan eserler amacına uygun kullanılmalı müstecire verilirken sözleşme şartlarına bu maddeler mutlaka eklenmelidir.
  • Camilerdeki halı kilim ve eski eser niteliğindeki unsurlar koruma altına alınmalı ve tahripleri önlenmelidir. Örneğin Niğde Sungur Bey Camisi’nin kapı kanatları hem tabiatın hem de şahısların tahribine açık ve korumasız durumdadır. Bu durumdaki eserler için mutlaka önlem alınmalıdır.
  • Tarihi niteliği olan evlerin önce yakılarak yok edildiği ve akabinde otopark, konut alanı gibi rant getirecek yerlere dönüştüğü herkesin malumudur. Bu durumun önüne geçilebilmesi için bu şekilde yakılan veya tahrip edilen evlerin asli haline uygun olarak onartılması veya yeniden yaptırılması şeklindeki bir uygulamanın hayata geçirilmesi halinde, bundan sonraki yangın ve tahripleri önlemede katkısı olacağı kanaatindeyiz.
  • Sit alanlarını korumakla görevlendirilen şahıslar titizlikle seçilmeli seçilen şahıslar ve çalışma alanları sık sık kontrol edilmelidir.
  • Bilindiği üzere devletin hüküm ve tasarrufu altındaki madenlerde, işletmeye elverişli ekonomik bir cevherin bulunması durumunda ruhsatların verilmesi, denetimi, projelerinin incelenmesi ile ilgili madencilik faaliyetleri Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı adına Maden İşleri Genel Müdürlüğü tarafından yürütülmektedir. Maden İşleri Genel Müdürlüğü maden ruhsatı verilen bölgelerin tarihi geçmişini iyi araştırarak ruhsat vermeli bu alanlardaki tarihi sit ve doku mutlaka korunmalıdır.
  • İnternette oldukça yaygın olan ve kolayca ulaşılan define işaretleri, haritaları ve defineciliği teşvik eden siteler vasıtasıyla defineciliğe hevesli insanlar teşvik edilmekte hatta kışkırtıcı resim ve yazılarla bu alana yönelenlerin sayısının artışına sebep olunarak katkı sağlanmaktadır. Ve yine medya ve internet üzerinden pazarlanan define arama dedektörlerinin reklâmlarının yaygınlaşması, bahse konu aletleri elde etmenin yollarının gösterilmesi ve kolaylaştırılmasının yanı sıra bu aletlerin fiyatlarının ucuzlaması tahribata ciddi katkı sağlamaktadır.
  • Hükümet programlarında konuya gereken ilgi gösterilerek yer verilmeli ve belirli bir kültür politikası ortaya konulmalıdır.

         

         

        Sonuç olarak tarihi eserler milletlerin atalardan aldıkları emanet gelecek nesillere bırakacağı en önemli mirasdır. Tarihi yapılar milletlerin tarihe tanıklık edecek belgeleridir ve medeniyetlerin hafızalarıdır. Bu yapılar coğrafyanın ve tarihin en önemli kültür taşıyıcılarıdır. Bu eserlerin korunması şuurlu ve programlı mücadele gerektiren önemli bir iş olduğundan tüm kamu kurum ve kuruluşları, sivil toplum örgütleri, özel sektör kurumları ve çalışanları hep birlikte milletçe bu “Milli Dava”ya sahip çıkmalıdır.

         


Türk Yurdu Ekim 2011
Türk Yurdu Ekim 2011
Ekim 2011 - Yıl 100 - Sayı 290

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele