Türk Milliyetçiler Derneği

Eylül 2011 - Yıl 100 - Sayı 289

        İnsan toplumsal bir varlıktır; o yüzden tek başına yaşayamaz. Başta ailesi bireyleri olmak üzere çevresindeki kişilerle birlikte yaşamak, onlarla kaynaşmak, yardımlaşmak, onlardan bir şeyler öğrenmek, bildiklerini ve deneyimlerini onlarla paylaşmak zorundadır. Gelişen toplumlarda bu ihtiyaç aile ve yakın çevre dışına taşar. O zaman dayanışma, yardımlaşma ihtiyacını başka yollarla karşılamak gerekir. Bunun için bir araya gelmeyi, birlikte çalışmayı, birlikte hareket etmeyi sağlayan kurumlar oluşturma gerekliliği ortaya çıkar. Yaşı ve eğitim konumu ilerleyen bireyler yalnızca dayanışma ve yardımlaşma ile de yetinemezler. Edindikleri bilgiler, meslekler, ülküler, vb. de onları bilgi, meslek ve ülkülerini daha yüksek düzeylere çıkarmak için birlikte çalışma, davranma ve eylemlerde bulunmaya; bunun için de onları sağlayacağına inandıkları bir kuruluşun çatısı altında, gönüllü olarak bir araya gelmeye, örgütlenmeye yöneltir. Böylece oluşan kurumlara, “gönüllü toplum kuruluşları” denilir.[1] Böyle kuruluşların resmî nitelikleri ve bir resmî kurumla bağlantıları yoktur. Etkinlikleri için gereken malî kaynaklar ise, üyelerinin belli sürelerde verme yükümlüğünde oldukları ödentiler ve ereklerine ilgi duyan kişi ve kurumların yaptığı bağışlardır.

         

        Bu tür kuruluşların en yaygın olanları “dernek”lerdir. Onlar da, düşünce dernekleri, ülkü dernekleri, kültür dernekleri, meslek dernekleri… gibi gruplara ayrılırlar. Milliyetçi dernekler, düşünce, ülkü ve kültür niteliklerine birlikte sahip olan toplum kuruluşlarıdır. Türkiye’deki milliyetçi dernekler, ereklerinde ve çalışmalarında Türk milletini temel alan, onun gelişmesi ve yükselmesi için düşünce ve çareler üreten, eylemler yapan, milliyetçiliğe ve Türklüğe aykırı görüş ve akımlarla düşünce planında mücadele eden gönüllü kuruluşlardır. Bu ereğe ulaşmak için kapalı salon ve/ya açık hava toplantıları, konferanslar, bilgi şölenleri, açık oturumlar, vb. düzenlerler; malî imkânları elverirse kitaplar, dergiler, basılı bildiriler yayınlarlar. Onların en önemli hizmetlerinden biri de, kuşkusuz, milliyetçiliğe ilgi duyan gençleri bu konuda bilgilendirmek, eğitmek ve bilinçlendirmek, milletin geleceği olan gençlerin milletlerini, yurtlarını seven, kutsal değerleri yaşatmak için her türlü özveriye hazır bireyler olarak yetiştirmelerine katkıda bulunmaktır.

         

         

        İlk Milliyetçi Dernekler

         

        Türkiye’de milliyetçi dernekler, başka birçok dernekler gibi, ilk olarak II. Meşrutiyet’in ilânından sonra kurulmaya başlandı. Bu tarihî olayın sağladığı serbestlik havası içinde, ilk olarak 1908 yılında Türk Derneği, 1911’de Türk Yurdu Cemiyeti kuruldu. Fakat onlar çok kısa ömürlü oldular. Onları 25 Mart 1912’de kurulan, gelecek yıl yüzüncü yaşını kutlayacağımız Türk Ocağı izledi. O yıllarda kurulmuş olan Türk Gücü Derneği (1913) ile Türk Bilgi Derneği (1913) de uzun süre yaşayamadılar. Yalnızca, bir öğrenci kuruluşu niteliğinde olan Millî Türk Talebe Birliği, milliyetçi bir kurum olarak, 1980’e kadar varlığını sürdürdü.[2]

         

        1912 yılında kurulan Türk Ocağı, zaman zaman uğradığı kesintilere rağmen, varlığını günümüze kadar sürdürebildi. Onun 1931-1949 yılları arasında kapalı kalmış olması milliyetçilik tarihimiz ve hayatımız açısından büyük bir talihsizliktir. Çünkü o yıllarda tek parti yönetiminin baskısı yüzünden yeni milliyetçi dernekler kurulması mümkün olamadı; kurulma şansı bulabilenler de rahat ve uzun süre çalışamadı. Ancak 05.06.1946’da çıkarılan ve 3512 sayılı Cemiyetler Kanunu’nda önemli değişiklikler yapan 4919 sayılı yasanın sağladığı serbestlik ortamı içinde, o tarihten başlanarak birçok yeni düşünce derneği kuruldu. Bu ortamdan yararlanılarak, İstanbul’da, Ankara’da ve başka yurt köşelerinde “kültür derneği” sıfatlı milliyetçi gençlik dernekleri de kurulmaya başlandı.[3]

         

         

        Türk Milliyetçiler Derneği (TMD)’nin Kuruluşu

         

        TMD’nin oluşumu başka derneklerinkine benzemez. O, öteki derneklerde olduğu gibi birden çok kişinin bir araya gelerek hazırladıkları bir “Tüzük”ü resmî makamlara sunması yolu ile kurulmamıştır; biri Ankara’da, dördü İstanbul’da olmak üzere 1946’dan başlayarak kurulmuş bulunan beş milliyetçi derneğin 1 Nisan 1950 günü oluşturdukları Türkiye Milliyetçiler Federasyonu’nun 1-2 Nisan 1951 günlerinde İstanbul’da toplanan ilk (ve tek) Kurultay’ında oybirliği ile verilen karar uyarınca, Ankara’da kuruldu. O Kurultay, yalnızca bu kararı vermekle yetinmemiş, kurulacak derneğin adını koymuş, “ananizamname”sini geceli-gündüzlü iki gün süren yoğun bir çalışma ile oluşturup onaylamış, kurucu üyeleri ile Ankara’daki oluşumu resmileştirecek ve ilk kurultayına kadar yönetecek “Umumî İdare Heyeti” üyelerini belirlemişti. Yani, Türk Milliyetçiler Derneği’niyeni bir oluşum olarak değil, bir dönüşüm olarak değerlendirmek daha doğru olur. Bunlar göz önüne alınarak, TMD’ni 1951’de değil 1946’da kurulmuş da sayabiliriz.

         

        Bu noktada okuyucunun aklına beş milliyetçi derneğin neden tek çatı altında birleştirildiği sorusu gelebilir. Bu sorunun karşılığı basittir. 1950 yılında kurulan Türkiye Milliyetçiler Federasyonu’nun ana ereği, “milliyetçi dernekleri birleştirmek”ti. Bunun başlıca sebebi ise “birlikten kuvvet doğar” inancı idi.[4] Birliğe bağlı dernekler, aynı inanç ve düşüncedeki gençlerin benzer ereklerle kurmuş oldukları ayrı gençlik kuruluşları idiler. Hatta onların birisi, daha önce tek kuruluş iken, üyelerinden bir bölümünün derneğin çalışmalarını yeterli etkinlikte bulmamaları üzerine oradan ayrılıp ayrı bir dernek kurmaları sonucunda oluşmuştu.[5] Aynı dâvâyı güden böyle derneklerin maddî ve manevî yönlerden güçlü olmaları beklenemezdi. Zaten zor şartlar altında sürdürdükleri çalışmalarının bir süre sonra kendiliğinden sona ermesi kaçınılmazdı. Milliyetçi gençleri birlik olmaya yönelten bir başka sebep de, bu ayrı kurulmuş derneklerin savundukları görüş ve düşüncelerde zamanla nüanslar ve/ya farklılıklar, hatta ayrılıklar meydana gelmesi ihtimali idi. Bunun sonucunda, bu milliyetçi kuruluşlar arasında inanç ve kavram kargaşası da çıkabilirdi. 1950 başlarının düşünce yapısı da böyle bir ayrışmaya elverişli idi. Çünkü dönemin aydınları ve gençleri o yıllarda, “milliyetçi” ve “devrimci” olarak, iki kampa bölünmüşler idi. Milliyetçiler arasında Türkçülerden en koyu İslâmcılara kadar bütün sağ düşünceliler, devrimciler arasında ise en ılımlı sosyalistlerden en koyu komünistlere kadar her türden solcular bulunuyordu. Solcular kısa bir süre içinde ayrışmış değişik kuruluşlar oluşturmuşlardı. Milliyetçiler arasında henüz öyle bir ayrışma yoktu. Bütün sağ düşünceliler “milliyetçi” olmaktan memnundular. Onların, düşünce yapılarını koruyarak, tek kuruluş içinde toplanmalarında bir engel ve sakınca görünmüyordu. Galiba kurulacak yeni bir derneğin böyle bir “alaşımı” kucaklaması bekleniyordu.[6]

         

         

        TMD’nin Kurucusu Olan Dernekler

         

        Türk Milliyetçiler Derneği’ni oluşturan, kendisini ve kendisine bağlı dernekleri kapatarak bu yeni oluşuma katılmalarını sağlayan Türkiye Milliyetçiler Federasyonu’nun İstanbul’daki üyeleri, 1946’da kurulan Türk Kültür Ocağı, 3Eylül 1946’da kurulan Türk Kültür Çalışmaları Derneği, 1947’de kurulan Türk Gençlik Teşkilâtı ve o yıllarda kurulmuş olduğu sanılan Genç Türkler Cemiyeti[7] idiler. Bunlar; İstanbul’da kurulmuş olup orada etkinlik gösteren derneklerdi. Federasyon’un bir de merkezi Ankara’da bulunan üyesi vardı. O, Başkentteki tek milliyetçi dernekti. Herhalde yukarıda andığımız 4919 sayılı yasanın çıkarılışından önce kurulmuş olmalı ki, 1944-1945 yıllarındaki, Türk milliyetçilerine yönelik devlet terörünün olası olumsuz etkilerine karşı bir tedbir olarak, “Türk Oyunlarını Derleme veYaşatma Derneği”adıyla kurulmuş ve adı 1947’de yapılan ilk genel kurul toplantısında Türk Kültür Derneği’ne dönüştürülmüştü.[8]

         

         

        Türk Milliyetçiler Derneği’nin Ereği

         

        Anılan beş derneğin oluşturduğu ve ereği “milliyetçi dernekleri birleştirmek, aralarındaki bağları kuvvetlendirmek ve milliyetçi Türk gençlerinin haklarını müdafaa etmek” olarak belirlenen Türkiye Milliyetçiler Federasyonu’nun, 1-2 Nisan 1951’deki Kurultay’ına bu derneklerin dördünün gönderdiği delegeler katıldı.[9]  Kurultaya katılan dört derneğin temsilcileri, büyük bir özveri göstererek, gündüz ve gece çalışarak, yeni kuruluşun anatüzüğünü hazırlamışlar ve ardından her maddesini ayrı ayrı tartışarak onaylamışlardı. “Ananizamname” denilen bu belgede, Türk Milliyetçiler Derneği adı verilen yeni kuruluşun ereği; “Allah, vatan, soy, tarih, dil, an’ane, sanat, aile, ahlâk, hürriyet ve millî mukaddesat esaslarına dayanan Türk milliyetçiliğini işlemek, Türk milletini meydana getiren unsurları muhafaza etmek ve bütün milliyetçileri teşkilâtlandırmak olarak belirtilmişti.[10]

         

         

        TMD’nin Kurucuları

         

        Yasa uyarınca dernek ana tüzüğünde bu derneklerin kurucu olarak gösterilmesi mümkün değildi. Kurucuların “gerçek kişi”ler olması gerekiyordu. Sorun Federasyon’un üyesi olan derneklerin belirlediği beşer kişinin “kurucu” olarak gösterilmesi ile çözüldü.[11] Umumî Merkezi Ankara’da olacağı için, Derneğin ilk, kurucu yöneticilik görevi, kurucu üye olarak belirlenen beş Türk Kültür Derneği delegesine verildi. TMF Kurultayı’nın ardından Başkente dönen bu görevliler, Halûk Karamağaralı’yı Umumî Başkan, Abdülhâdi Toplu’yu Umumî Başkan Vekili, Erhan Löker’i Umumî Kâtip, Necati Torun’u Umumî Muhasip seçtiler. Bu iş bölümünde Abdullah Savaşçı, Umumî İdare Heyeti üyesi olarak kaldı.[12]

         

        Bu işbölümünün gerçekleşmesinden sonra ilk iş, Umumî Merkez’in kullanacağı bir yer edinmek oldu. Türk Kültür Derneği’nin Anafartalar Caddesi üzerinde bulunan Vakıf İşhanı’ndaki genişçe odasının kurulacak Ankara Şubesi’nce kullanılmasının uygun olacağı düşünüldüğünden, Umumî Merkez için, aynı yapının ikinci katındaki, içi camekânla bölünmüş 210 numaralı oda kiralandı. 3x5 mboyutundaki bu odanın pencereleri ile camekân arasında kalan 2x3 m.lik dar alanında, duvar önüne bir sandalye ile genişliği 100 sm. olan ve hiçbir özelliği bulunmayan küçük bir ahşap yazı masası, karşısındaki duvar önüne küçük bir camlı dolap, masa ile dolap arasında kalan küçük boşluğa da, toplantılarda yönetim kurulu üyelerinin, başka zamanlarda da gelecek konukların oturabileceği, kullanılmış sandalyeler konuldu. Genel Merkez bürosu(!) böylece oluştu[13] ve bir yıl içinde elli şubeli bir kurum olacak, daha sonra şube sayısı 76’ya ulaşacak olan Türk Milliyetçiler Derneği Umumî Merkezi’nin konforu hep bundan ibaret kaldı.     

         

             

        Şube Açma Etkinlikleri

         

        Ananizamnamesi ve gereken öteki belgeleri Ankara Valiliğine 18 Nisan 1951 günü sunularak kuruluş işlemleri de tamamlandıktan sonra Türk Milliyetçiler Derneği Umumî Merkezi, hızlı bir şube açma etkinliğine girişti. Çünkü Ananizamname’sindeki, ereğini belirten 2. maddenin ilk fıkrasında derneğe “bütün Türk milliyetçilerini teşkilâtlandırmak” görevi veriliyor; bu görev, aynı maddenin ikinci fıkrasında “Teşkilâtlandırmaktan maksat, birinci fıkrada zikredilen esasların milliyetçi bütün Türk vatandaşları tarafından benimsenmesi, onlarda millî ruh ve şuurun daima canlı kalması hedefine ulaşmak için vatanın her köşesinde şubeler açmaktır.” denilerek belirginleştiriliyordu: Böylece, yeni kurulan TMD’ne, şubeler açma gibi önemli bir görev yüklenmiş oluyordu. Ayrıca, kendisini kapatıp TMD’ne katılan Türk Gençlik Teşkilâtı’nın da kırk dolayında şubesi vardı. O kendisini kapatıp Türk Milliyetçiler Derneğine katılınca, şubelerindeki üyelerin önemli bir bölümünün etkinliklerini TMD’nin şubesi olarak sürdürmek istemeleri tabiî idi. Nitekim onların çoğu, bunu sağlamak için TMD Umumî Merkezi’ne başvurmakta gecikmediler. Ayrıca, Kayseri’deki Türk Kültür Birliği, Zonguldak Komünizmle Mücadele Derneği, Denizli Gençler Derneği gibi bazı yerel kültür dernekleri de kendilerini kapatıp Türk Milliyetçiler Derneği’ne katılmak istiyorlardı. Böylece yoğun bir şube açma etkinliği başladı. Bunun sonucu olarak Derneğin şube sayısı, kuruluşunun birinci yılında 50’ye ulaştı.[14] Bu sayı daha sonra 76’ya kadar yükseldi. Bunun sonucu olarak Türk Milliyetçiler Derneği, Türkiye’nin her yerindeki köy, kasaba ve kentlerde şubesi bulunan, o döneme göre çok hızlı şubeleşen büyük bir örgüt durumuna geldi.

         

        Bu şubeleşme, daha önce şubesiz olan Türk Kültür Derneği’ni yönetmiş olan TMD’nin genç yöneticileri için gerçekten çetin bir işti. Çünkü; bu alanda deneyimleri yoktu. Fakat onlar, Umumî Başkan Halûk Karamağaralı’nın dikkatli, dirayetli ve titiz yönetiminde, bu işi aksatmadan yürütmeyi başardılar.

         

        Bu etkinlikleri büyük ölçüde engelleyen en önemli etken hem Umumî Merkez’in hem de şubelerin büyük yoksulluk içinde bulunmaları idi. Bu büyük oluşumu malî yönden destekleyen ne bir devlet kurumu, ne de zengin hayırseverler vardı. Onlar, derneklerini çoklukla ya bir öğrenci harçlığından, ya bir küçük memur aylığından ayırılabilip derneğe bağışlanan paralar ile çevirmeğe çalışıyorlardı. Bu da, elbette, büyük etkinlikler göstermeye engeldi. Fakat Umumî Merkez ve şubelerin yönetimleri, yönetici ve üyelerinin büyük özverileri ile bunun da üstesinden gelmekte idiler.

         

         

        TMD Kurultayı

         

        Türk Milliyetçiler Derneği’nin ilk (ve yazık ki, tek) Kurultay’ı, 24-25 Temmuz 1952 günlerinde Ankara’da toplandı. Kurultay’a Derneğin 60 şubesinden 74 üyenin katıldığı bu Kurultay’ın başkanlığını Ankara Şubesi delegesi Sait Bilgiç yaptı. Olağan görüşmeler dışında Kurultay’ın yaptığı en önemli çalışmalar, Ananizamname’de değişiklikler yapılması ve ayrıntılı bir “Çalışma Programı”nın kabul edilmesi oldu.

         

        Ananizamname’de yapılan değişiklik yeni bazı maddelerin eklenmesini öngörüyordu.

         

        “Mevzuu” başlıklı 3. madde, “A. Türkler arasında içtimaî tesanüt fikirlerini yaymak; B. Türk ahlâk, âdet ve an’anelerine uygun yaşamayı ve millî mukaddesata hürmeti telkin etmek; C. Türk harsına yönelen tecavüzler ve milliyetçiliğe aykırı cereyanlarla fikir yoluyla mücadele etmek; Ç. Gençliğin örnek Türk milliyetçileri halinde yetişmelerine çalışmak, haklarını müdafaa etmek isteklerine tercüman olmaktır” biçimini aldı.

         

        Ananizamname’ye “Prensipler” başlığı ile eklenen 2. Bölüm ise 4-6. maddelerden oluşuyordu. 4. madde, “Dernekliler arasında fikir birliğini sağlamak maksadiyle aşağıdaki mefhumların tarifi zarurî görülmüştür” denildikten ve A. Millet: Soy ve vatan birliği şuuru ile müşterek mefkûreye sahip fertlerin harsî toplululuğudur.” diye tanımlandıktan sonra, bu tanımda geçen dört kavram da “a) Soy: Tarihî ve içtimaî menşe birliğidir; b) Vatan: Altındaki ecdat mezarları ile üstünde milletin damgasını taşıyan, gerektiğinde uğrunda ölünen topraklardır; c) Hars: Din, ahlâk, dil, hukuk, an’ane, iktisat ve bediiyattan ibaret içtimaî müesseselerin muhassalasıdır; ç) Mefkûre: Birlikte yaşayıp maşerî sevinç ve kederleri paylaşmak, yarının mutluluğu için bugünden hazırlanmak arzu ve fiilidir” söylemleri ile açıklığa kavuşturulmuştu. Madde; “B. Milliyet: Milleti teşkil eden unsurlardan doğan maşerî şuur ve ruhtur” ve “C. Milliyetçilik: Milliyet ruh ve şuuruna sahip olarak milleti maşerî bünyesine uygun şekilde yaşatmak, yükseltmek fiil ve fikrine denir” tanımları ile tamamlanıyordu. Ananizamname’ye eklenen 5. madde, “Milliyetçilik çerçevesi içinde dünya görüşümüz” başlığı altında “Milliyetçiliğimizin temeli, milletler arasında adalet esaslarına dayanmaktadır. Adaleti kendimize yapılmasını istemediğimiz bir şeyi başkalarına yapmamak şeklinde anlıyoruz. Buna göre istiklâl ve tamamiyetlerine hürmetkârız. Bu itibarla milliyetçiliğimiz emperyalist zihniyete, komünizme olduğu kadar düşmandır.” deniliyor ve 6. maddede de “Hürriyet ve insan hakları anlayışımız” başlığı altında “İnsanlara hürriyet, milletlere istiklâl şiarımızdır. Bu şiara aykırı ve bütün milletlerin istiklâlini, insan hak ve hürriyetlerini gaspa çalışan her fikir ve fiile amansız düşmanız” açıklaması yapılıyordu.[15]

         

        TMD Kurultayı’nın getirdiği bir başka yenilik de, şubelerin çalışma ve etkinliklerinde yol gösterici olmak ve birlik sağlamak ereği ilekapsamlı bir “çalışma programı”nın kabul etmesiydi. Dört bölümden oluşan bu program şubelerde beş çalışma kolu oluşturulmasını öngörüyordu. Bunlar; A. Hars, Millî Kültür ve Kurslar, B. Kitaplık ve Yayın, C. Müzik, Millî Oyunlar, Müsamere ve Spor, Ç. Sosyal Yardım ve Köycülük, D. Kadınlar kolları olacaktı. Her şube bunların en az ikisini oluşturmak zorunda idi. Programda bunların çalışma esasları ayrıntılı biçimde açıklanıyordu. Çalışma Programı dernek çalışma ve etkinliklerini yönlendiren yararlı bir kılavuz niteliğindeydi.[16]

         

        Ananizamnamesi’nde yapılan değişikliler ve kabul edilen Çalışma Programı ile Türk Milliyetçiler Derneği, mükemmel bir “toplum kuruluşu”na dönüşmüştü.     

                  

        TMD Ananizamnamesi, Umumî İdare Heyetinin üye sayısını da çoğaltmıştı. Buna göre, Kurutayca gizli oyla bir Umumî Başkan ve altı Umumî İdare Heyeti Üyesi seçilecekti. U.İ.H. üyeleri kendi içlerinden bir Umumî Başkan Vekili, bir Umumî Kâtip, bir de Umumî Muhasip seçerek işbölümü yapacaklardı (44-46. maddeler). Kurultay’da Genel Başkanlığa Sait Bilgiç seçilmiş, Umumî İdare Heyeti de şu kişilerden oluşmuştu: U. Başkan vekili Ali Uygur, U. Kâtip Abdullah Savaşçı, U. Muhasip Necati Torun, Üyeler: Mehmet Antal,[17] Ö. Nuri Turumtay ve Tahsin Tola.[18]    

         

        TMD Kurultayı yaz ortasında yapılmıştı. Bu etkinliklerin en az 2-3 ay yavaşlaması demekti. Dernek Umumî Merkezi, bu boş ayları değerlendirmek için, Kurultayca benimsenen bir kararı uygulamaya koydu. Bu, dernek için bir dizgievi (mürettiphane) kurulması idi. Karara göre, derneğin yayımlayacağı her türlü basılı gereçler, kurulacak bu dizgievinde dizilerek basılacak duruma getirilecek, hazırlanan baskı kalıpları, Dernek basımevi kuruluncaya kadar, başka bir basımevinde bastırılacaktı.

         

        Dizgievi için gerekli gereçler ve hurufat İstanbul’dan satın alınacaktı. Bunun için gerekli parayı, durumu uygun dostlarından ve başka kişilerden sağlayan yeni Umumî Başkan (Sait Bilgiç), dizgievi için gerekli gereç ve hurufatı alma görevini, eski Umumî İdare Heyeti üyesi Erhan Löker’’e verdi. Hukuk Fakültesini yeni bitirmiş olan E. Löker, iri yarı, güçlü kuvvetli, matbaacılıktan çok iyi anlayan bir genç idi. Dizgievi kurulması düşüncesinin de savunucusu idi. Bu görevi severek kabul etti ve elindeki sınırlı para ile İstanbul’a gitti. Orada gerekli olan hurufat ve gereçleri sıkı pazarlıklarla satın aldı. Aldıklarını, çoğu kez sırtında taşıyarak Haydarpaşa İstasyonuna götürdü ve oradan trenle Ankara’ya ve Dernek Merkezine getirdi. O Ankara’ya gelmeden önce Dizgievi için, U. Merkez’in bulunduğu Vakıf İşhanı’nın çatı katındaki 2x2 m. boyutlu odacıklardan biri kiralanmıştı. Gereçlerden küçük bir bölümü oraya, artanlar da U. Merkez Odasındaki boş yere yerleştirildi. Böylece özlenen dizgievi (mürettiphane) kurulmuş oldu.

         

        Fakat iş bununla bitmiyordu. Orayı çalıştıracak, dizgi işini yapabilecek, ücretle çalıştırılacak elemanlara ihtiyaç vardı. Derneğin imkânları bunu sağlamaktan uzaktı. Çözüm olarak Ankara Şubesinin üyeleri olan gençlerden yararlanmak akla geldi. Avukat Erhan Löker on parmağında on marifet bulunan bir ağabeydi. Kumpas kullanılarak yapılan el dizgisinin de ustası idi. Dernek üyelerinden hevesli olanlar onun gözetiminde yazı dizmeyi öğrenecekler ve Mefkûre’nin hazırlanmasına yardımcı olacaklardı. Löker’e yardımcı olan 4-5 üyenin gönüllü çabası ile dizgi işine başlandı. Fakat çalışmalar gereken hızda yürümüyordu. Çünkü dizgi işinde çalışanlar ya memur ya da öğrenci idiler. Ancak görevde veya derste olmadıkları zaman çalışabiliyorlardı. Üstelik işin acemisi idiler. Bu yüzden dizgi işi uzadıkça uzuyordu. Bir de sıkça çıkarılmak zorunda kalınan bildirilerin dizilmesi araya girince, Mefkûre’nin hazırlanması işi aksıyordu. Bu yüzden dernek dizgi evinde 30 ve 31. Sayıları, ancak yirmi bir gün arayla yayımlanabilmiş ve Mefkûre 16ayda31 sayı çıkarılabilmişti.        

         

           

        TMD’nin Yayın Etkinlikleri

         

        Türk Milliyetçiler Derneği’nin, uzun süre bir yayın organı olmadı. Başlangıçta ona ayırılacak para ve onunla uğraşılacak zaman bulunamadı. Fakat şube sayısı arttıkça, bu bir gereklilik oldu. Sonunda, Mefkûre adlı bir gazetenin çıkarılmasına karar verildi. 20 Ekim 1951’de çıkarılmaya başlanan bu yayın, yarım gazete boyunda bir gazetecik idi.

         

        Haftalık olarak çıkarılması ereklenen Mefkûre, başlangıçta tek yaprak (iki sayfa)dan ibaretti. Her sayısında bir yazı, şubelere gönderilen tamim (genelge)ler, şubelerden gelen etkinlik haberleri yer alırdı. Ayrıca, bir “Kitap Köşesi”nde yeni çıkan milliyetçi yayınlar tanıtılırdı. Sonradan Mefkûre’nin bazı sayıları dört sayfa olarak da yayımlandı. Fakat “haftalık” olma özelliği bir türlü sürdürülemedi. Çünkü Umumî Merkezin ona düzenli ödenek ayırması mümkün değildi. Yayımlanması işi ile uğraşacak profesyonel bir görevlisi de yoktu. Bu yüzden her sayısı bir zarurete dayalı olarak çıkarılabiliyordu. Aralıklarla 29 sayı çıkarıldıktan sonra, 24 Mayıs 1952 tarihinde yayımına uzun bir süre ara verilmek zorunda kalındı. Dernek dizgievi kurulduktan sonra da, biri 20 Aralık 1952 (30. sayı), öbürü 10 Ocak 1953’te (31. sayı) olmak üzere iki sayı daha çıkarılabildi.[19]

         

        TMD’nin etkinliklerini duyuran başka yayın organları da vardı. Şubelerin bulunduğu yerlerdeki basın organları dernek etkinliklerini duyuruyorlardı. Bunlar yanında, haftalık Orkun (06.10.1950-18.01. 1952) dergisi ile Afyonkarahisar Şubesinin başkanı M. Sadettin Aygen’ce çıkarılan on beş günlük Türkeli (05.12.1951-05.01.1953) dergisi de, çıktıkları sürece, dernek haberlerini düzenli olarak yayımladılar.[20] 

         

         

        TMD Umumi Merkezi’nin Başlıca Başka Etkinlikleri

         

        Kuruluşundan başlayarak TMD’nin Umumî Merkezi ile şubeleri arasında kendiliğinden bir iş bölümü oluşmuştu. Umumî Merkez Derneği resmî veya resmî olmayan kuruluşlara karşı temsil edecek, bir takım önemli etkinlikleri üstlenecekti. Elbette bazı şubelerin düzenledikleri önemli etkinliklere de maddî ve manevî yönden katkıda bulunacaktı. Kimi şubelerin bulundukları yerlerde karşılaştıkları sorunları çözmek, zorlukları gidermek de ona düşen bir görevdi. Şubeler ise, etkinliklerini, yerel şart ve durumlara göre gerçekleştiriyorlardı.

         

        TMD Umumî Merkezi yetkilileri, Kızıl Çin zulmünden kaçarak Himalayaları aşıp Türkiye’ye gelen Doğu Türkistanlı Uygur Türklerinin önderleri ve temsilcileri olan Mehmet Emin Buğra ve İsa Yusuf Alptekin’i, Ankara’da konuk edip mülteci Türklerin ülkemize kabul edilmeleri yolundaki çaba ve etkinliklerinde aracı ve yardımcı olmayı seve seve üstlenmişlerdi. Bununla da yetinmeyip onların Ankara’daki belli başlı Türkçülerle ve Ankara Şubesi üyeleri ile tanışmalarını, görüşmelerini sağlayan birkaç toplantı da düzenlemişlerdi. Bunların biri, 2 Şubat 1952’de TMD Ankara Şubesi salonunda yapıldı.[21] Toplantıların birine de o sırada İstanbul Milletvekili olan Türk Ocağı’nın Merkez Heyeti Reisi Hamdullah Suphi Tanrıöver de katılmıştı.

         

        TMD Umumî Merkezi’nin doğrudan düzenlediği veya katkıda bulunduğu etkinliklerden biri de 3 Mayıs 1944 günü başlatılıp iki iki yıl süren, Türkçülere yönelik devlet terörünün anılması için “Türkçüler Günü” olarak kabul edilen 3 Mayıs anmalarının ülke çapında gerçekleşmesini sağlayan etkinlikleri idi. Umumî Merkez, ilk olarak 3 Mayıs 1951 günü bir kapalı salon toplantısı, 3 Mayıs 1952 günü de Ankara’nın Söğütözü alanında büyük bir kır gezisi düzenlemişti. Bunlara Ankara’da yaşayan Hüseyin Namık Orkun, Fethi Tevetoğlu, Sait Bilgiç gibi o acı dönemin mağdurları olan Türkçüler de katılmış, genç Türkçülerle o günlere ilişkin anılarını paylaşmışlardı. 1952’deki kır gezisine 3 Mayıs’ın en büyük mağduru Atsız’ın da katılması büyük coşku ve heyecana sebep olmuştu. Rahmetli Atsız, 2 Mayıs 1952 günü Ankara’da verdiği “Devletimizin Kuruluşu” konulu konferansı dolayısıyla yine “devletlûlar”ın gazabına uğramış, Süleymaniye Kütüphanesi’ndeki sürgün görevine yeniden gönderilmişti.

         

        Bunlardan başka TMD Umumî Merkezi, 28 Temmuz 1951 günü Ankara Şubesi’nin düzenlediği Nâzım Hikmet’in özel olarak affedilmesi kampanyasını protesto toplantısına, 1 Kasım 1952 günü de İstanbul Şubesi’nin gerçekleştirdiği “Hürriyet ve İstiklâl Günü”ne, Umumî Başkanlık düzeyinde katıldı.   

         

        Umumî Merkez’in, bir Türk Milliyetçiliği Kurultayı toplama yolunda başarısız bir girişimi de oldu. Bunun için 28 Ekim 1941’de “istişarî” bir toplantı yapıldı. Bu toplantıya dönemin 32 ünlü milliyetçisi çağrılı idi.. Gelebilenler, Ankara Şubesi’nin salonunda toplandılar. Konu üzerinde uzun tartışmalar yapıldı. Fakat görüşmeler bir günle sınırlı olduğu için sonuç alınamadı. Belirlenen görüşleri toparlayıp bir bildiri durumuna getirme işi toplantının başkanlığını yapan Remzi Oğuz Arık’a verildi. Onun hazırladığı metin bir basın toplantısı ile kamuoyunun bilgisine sunuldu. Fakat yapılması düşünülen bu bilim kongresi yapılamadı. Çünkü Derneğin böyle büyük bir toplantıyı gerçekleştirebilecek malî gücü yoktu. O günün şartları içinde bir “sponsor” bulmak da mümkün değildi.     

                

        Bütün yoksulluklara rağmen, Türk Milliyetçiler Derneği, kültürel alanda sesini, ülkenin köy, kasaba ve kentlerinde kurulan şubelerinin çevrelerinde büyük ilgi uyandıran etkinlikleri ile duyurabiliyordu. Bu çalışmalar yerel gazetelerce de ilgi ile izleniyor, haberleştiriliyordu. Çünkü o etkinliklere katılanlar,  çevrenin aydın, dinamik gençleri idiler. Onlara çevredeki milliyetçi, yetişkin aydınlar da katılıyor, destek oluyorlardı. Bu etkinlikler, siyasî partiler ve milliyetçilik karşıtı örgütlerce de kıskançlıkla takip ediliyordu. Bu durum, zamanla Türk Milliyetçiler Derneği’nin karşısında düşman bir cephenin oluşması ile sonuçlandı. Rahmetli Peyami Safa’nın “Devrimbazlar” adını verdiği, “mâhutlar” sıfatını lâyık gördüğü Türk ve Türklük düşmanı odaklar ve onların borazancısı birtakım gazeteler, Dernek aleyhine yayın kampanyaları başlattılar. Türk Milliyetçiler Derneği’nin onların kampanyalarını kıracak yayın organı ve malî gücü yoktu.[22] Bu yüzden Dernek Merkezi’nin onları cevaplandırmak için yaptığı cılız etkinlikler etkili olamıyordu. Söz konusu kampanyalara zamanın bazı siyasîleri ve büyük malî imkânlara sahip solcu kuruluşları da destek oluyorlardı.        

         

         

        TMD Karşıtı Cephe

         

        Önce de belirttiğimiz gibi, 1950’lerin düşünce hayatında başlıca iki cephe vardı. Bunların birini en ılımlısından en kızılına kadar olan düşüncedeki insanları bir araya getiren “devrimci cephe;” öteki Türkçü, Anadolucu, İslâmcı, vb.lerden oluşan “milliyetçi cephe” idi. Devrimci cephe ne kadar zengin ise, milliyetçi, özellikle Türkçü cephe o denli yoksul idi, Çünkü devrimcilerin iç ve dış pek çok hâmisi, destekçisi vardı. O yüzden para sıkıntısı çekmezler, etkinlikleri yanında yayın hayatında da söz sahibi olurlardı. Yayımladıkları gazete ve/ya dergiler suçlu bulunup kapatılmış olsa bile, hemen bir yenisini çıkarmak onlar için işten değildi. Oysa, milliyetçilerin bir dergi veya gazeteyi, cesaret edip yayımlasalar bile, uzun süre çıkarmaları mümkün olmuyordu. 1946-1950 yılları arasında Ankara ve İstanbul’da çıkarılan on kadar milliyetçi dergi birkaç sayı yayımlanıp kapanmıştı.[23] Türk Milliyetçiler Derneği’nin yayın organı olarak yayımlanan haftalık Mefkûre gazetesi de bir türlü düzenli çıkarılamıyordu (Zaten bir haber bülteni niteliğinde olduğu için, baskı sayısı da çok düşüktü). Öte yandan dernek aleyhine yayınları için gazete ve/ya dergilere gönderilen yalanlama ve açıklamalar da çoklukla örtbas ediliyordu. Bu yüzden Dernek dozu gittikçe artırılan saldırı ve sataşmalara cevap vermek imkânından da yoksun kalmakta idi. 

         

        Bu iftira ve saldırılar, Malatya’da bir lise öğrencisinin Vatan gazetesinin o zamanki sahip ve başyazarı Ahmet Emin Yalman’ı tabanca ile vurarak yaralaması ile doruğa ulaştı. Basında milliyetçiler ve mukaddesatçılar aleyhine korkunç bir itham kampanyası başlatıldı. Necip Fazıl Kısakürek ve Serdengeçti dergisinin sahibi ve yazarı Osman Yüksel tutuklanarak Malatya’ya götürüldü. Yalman’ı yaralayan Hüseyin Üzmez,[24] üyesi olmamakla birlikte TMD’nin toplantılarına katılan bir gençti. Bundan dolayı o günlerin dumanlı havası içinde, Dernek de saldırılardan nasibini almakta gecikmedi ve İstanbul basınında TMD aleyhinde yoğun ve sürekli bir saldırı ve iftira kampanyası başlatıldı.

         

        Kısa zamanda bu kampanyaya dönemin Cumhurbaşkanı ve Başbakanı da katıldı. Kendisini ziyaret eden Tevfik İleri’nin ,’Türk Milliyetçiler Derneği mensuplarının milliyetçi, muhafazakâr, CHP’ye ve anlayışına karşı gençler olduklarını söyleyerek bu derneğe kıyılmamasını rica etmesine karşı’, Celâl Bayar, “Ben onların CHP’ye karşı oldukları noktada CHP ile beraberim” diyerek hem kendi anlayışını hem de Derneğe yönelik kampanyanın başında olduğunu ortaya koymuştu. Başbakan Adnan Menderes ise Aralık 1952’de, Gaziantep’te yaptığı bir konuşmada, Türk Milliyetçiler Derneği’ni kast ederek “Ya oldukları gibi görünsünler, ya da göründükleri gibi olsunlar” diyerek Derneğin bir siyasal partiye dönüşebileceği korkusunu ve vehmini dile getirmişti.

         

        Bu iki devlet adamının tavır ve beyanları kısa zamanda etkisini gösterdi. 23 Ocak 1953 günü akşamı TMD Umumî Merkez ve şubeleri, yapılan eş zamanlı baskınlarla “tedbirli olarak” kapatıldı ve dernek hakkında temelli kapatma dâvâsı açıldı. O davanın “iddianame”sinde savcı, Derneğin hem ırkçı hem de dinci etkinlikler yaptığını ileri sürüyor, bu yüzden temelli kapatılmasını ve yöneticilerinin cezalandırılması istiyordu. 30 Ocak 1953’te başlayan duruşmalar, 25 Şubat, 11 Mart, 14 Mart, 1 Nisan, oturumlarından sonra, 4 Nisan 1953’de sona erdi. Ankara 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nde görülen dâvânın yargıcı Osman Selçuk idi. İlk duruşmada konuyu bilirkişi olarak havale ettiği üç hukuk profesöründen Hüseyin Cahit Oğuzoğlu hastalığını bahane ederek, Nihat Erim ve Faruk Erem de başka mazeretler ileri sürerek bu görevden kaçmışlardı. Bunun üzerine aynı göreve atan Prof. Dr. Muvaffak Akbay ise, Savcı’nın iddianamesine taş çıkaran ithamlarla yüklü bir rapor hazırlamıştı.

         

        4 Nisan 1953 günü yapılan son duruşmada, önce bu bilirkişi raporu okundu. Sonra dâvânın sanıkları olan Ali Uygur, Abdullah Savaşçı, Necati Torun, Ömer Nuri Turumtay ve Süreyya Bilgiç’in sözlü savunmaları alındı.[25] Yargıç Osman Selçuk, kısa bir aradan sonra, önceden hazırlandığı anlaşılan uzun karar metnini okudu.[26]

         

        Kararda Savcı’nın iddianamesinde ve Bilirkişi’nin raporunda ileri sürülen bütün iddialar çürütülüyor ve sonuçta, Ananizamname’sinin 6. maddesinde yer alan “İnsanlara hürriyet, milletlere istiklâl şiarımızdır” ilkesi “siyasi” bulunarak derneğin temelli kapatılmasına ve sanıklara onar lira para cezası verilerek bu cezaların ertelenmesine karar verildiği açıklanıyordu. Yani karar milliyetçiliği aklamış fakat Türk Milliyetçiler Derneği yöneticilerini cezalandırmış; Derneği de milliyetçilik tarihinin derinliklerine göndermişti. Karara ilişkin bir yorum, ertesi gün İstanbul’da yayımlanan Yeni Sabah (5 Nisan 1953) gazetesinde, başyazı olarak “Dağ Fare Doğurdu” başlığı ile yayımlandı.

          

        Bu kararın bazı sonuçları da oldu:

         

        a. Daha önce Demokrat Parti’den ihraç edilmiş olan Isparta Milletvekilleri Sait Bilgiç ve Tahsin Tola ile onların çıkarılmasını protesto ederek Partiden ayrılmış bulunan İrfan Aksu DP’ye yeniden alındılar.

         

        b. Sonradan Yassıada dâvâsında idam cezası verilen fakat yaşlılığı dolayısı ile cezası “müebbet hapis”e çevrilen Celâl Bayar, Türk Milliyetçiler Derneği’ne yönelik olumsuz tavrını uzun yıllar sürdürdü. Kayseri Cezaevi’nde bulunduğu sırada kendisini ziyaret eden bir grup milliyetçi gence, “aynı şartlar olsa şimdi de aynı yolda hareket ederim” diyen eski Cumhurbaşkanı, yıllar sonra kendisine bu yolda yöneltilen soruları “bir hata idi, affola” diyerek cevaplamak zorunda kaldı. Çünkü çevresinde milliyetçilerden başka kendisine ilgi gösteren kalmamıştı.

         

        c. Türk Milliyetçiler Derneği’nin kapatılmasından sonra İstanbul’da “Milliyetçiler Derneği” adıyla yeni bir dernek kuruldu. Fakat bir süre başkanlığını Sait Bilgiç’in de yaptığı o dernek, içine kapanık, yalnızca bazı kitaplar yayımlayan ve az sayıda şubeler açan bir kuruluş olarak varlığını 12 Eylül 1980’e kadar sürdürdü. Fakat “Milliyetçiler Derneği” denildiğinde, çoklukla, o değil “Türk Milliyetçiler Derneği” anlaşıldı.

         

         

        TMD-Türk Ocağı İlişkileri

         

        1931 yılında kapattırılmış olan Türk Ocağı 1949’da yeniden oluşturulmuş, Türk Milliyetçiler Derneği de resmen 1951 yılında kurulmuş olduğu için, bu iki kurum arasındaki ilişkiler, aralarında bir ilişki olup olmadığı hususları merak konusu edilmiş, zaman zaman bu konuda sorulara muhatap olmuştum. Sorulara sözlü olarak vermeğe çalıştığım karşılıkları burada da özetlemek isterim:

         

        - Yukarıda da açıklamağa çalıştığım gibi Türk Milliyetçiler Derneği 1951 yılında kurulmuş görünür ise de, kökleri 1946-47’lere dayanır; o yıllarda kurulmuş olan beş milliyetçi derneğin devamıdır.

         

        - İlk yıllarında Türk Ocağı etkin bir kuruluş olmaktan daha, bir “yetişkin milliyetçiler kulübü” olarak görülüyordu. Buna karşılık TMD çoklukla 20-25 yaşlarında gençlerce yönetilen bir gençlik kuruluşu niteliğindeydi. Bundan dolayı gençler Ocağa gitmekten çekiniyorlardı. Ama Ankaralı Türkçü gençler, tarihî Türk Ocağı yapısının Ocağın kullanımına verilmesinden ve Prof. Dr. Osman Turan’ın Ankara Türk Ocağı başkanlığına getirilmesinden, yani 1954 yılından başlayarak, Ocağa gelmeğe ve üye olmağa başladılar. Onların hemen hepsi Türk Milliyetçiler Derneği’nin üyeleri idiler. Böylece TMD üyeleri Türk Ocağı ile kucaklaşmış oldular.   

         

            

        Sözün Özü

         

        2002 yılında yazdığım uzunca bir yazıda Türk Milliyetçiler Derneği’nin merkez ve şubeleri ile toptan kapatılışını “söndürülen ışıklar” olarak nitelemiştim[27]. Durum, bana göre, gerçekten de bu idi. Çünkü, ülkenin dört bir yayına yayılmış TMD şubeleri, oralara aydınlanma götüren birer ışıktı. Onların kapatılması ile yalnızca ülkemizin bu yöreleri önemli bir kültür aydınlanmasından yoksun bırakılmakla kalmadı; böylece, gelecek vadeden değerli bir “gönüllü toplum kuruluşu”nu da yitirdi. Türk milletine ve milliyetçiliğine yazık edildi!   

         

        

        Deneğin 23 Ocak 1953 günü “tedbirli” kapatılışı sırasında Dernek dizgievinden son anı. Tezgâh başındakiler Necmeddin Sefercioğlu ve Erhan Löker, arkadaki TMD Umumî Kâtibi Abdullah Savaşçı.

         

        

        Türk Milliyetçiler Derneği’nin 3 Mayıs 1952 günü Ankara’nın Söğütözü mesiresinde düzenlediği “Türkçüler Günü”nde Atsız Bey katılanlara hitap ederken. Yanındaki Hüseyin Namık Orkun’dur.

         

        

         Kesin kapatma davası günlerinden birinde Dernek Yöneticileri ile İstanbullu avukatlar: (Soldan sağa) Necati Torun, Gültekin Sonsuzoğlu, Bekir Berk, Abdullah Savaşçı ve İsmet Tümtürk.

         


        


        

        [1] Türkiye’de, bu terim yerine, genellikle, “sivil toplum kuruluşu” veya “örgütü” terimleri kullanılmaktadır. O terim, İngilizce den çevrilen ve dilimize anlamı düşünülmeden sokulan bir terimdir. “Sivil,” Türkçe’de “askerî olmayan” anlamına gelir. Ayrıca ülkemizde askerî alanda etkin olan dernekler, vakıflar gibi toplum kuruluşları da vardır. Bunu göz önüne alarak, kazanç amacı gütmeyen, resmî niteliği bulunmayan bu tür kurumları “gönüllü toplum kuruluşları” olarak adlandırmayı tercih ediyoruz.     


        

        [2] Necmeddin Sefercioğlu, Milliyetçi Dernekler. Türk Ocakları Ankara Şubesi, Ankara, 2008. s. 5-7, 13-17.


        

        [3] O yasadan yararlanılarak, Türk Ocağı da yeniden oluşturuldu. Necmeddin Sefercioğlu, “Türk Ocağı,” Milliyetçi Dernekler, Türk Ocakları Ankara Şubesi, Ankara, 2008. s. 5-15.; “Türk Ocağı’nın kısa tarihi, turkocagi@turkocagi.org.tr  Ana sayfa, 01.08.2010. 


        

        [4] Bu durumu, TMF Kurultayı’nın açış konuşmasını yapan Federasyon Başkanı B. Berk, “Hemen herkesçe malûmdur ki, birlik kuvvettir, kuvvet kaynağıdır. Zafer ise, daima, birleşenlerindir” cümleleri ile belirtiyordu.


        

        [5] Türk Gençlik Teşkilâtı’nı, Türk Kültür Ocağı’ndan bu düşünce ile ayrılan gençler kurmuşlardı.


        

        [6] Ancak, düşüncelerdeki nüanslar ve ayrılıklar kısa süre içinde kendisini göstermeye başlamış olmalı ki, 24-25 Temmuz 1952’de toplanan Türk Milliyetçiler Derneği Kurultayı’nda,  “Ananizamname”sine, “millet,” “milliyet” ve “milliyetçilik”in tanımları ile bunlara bağlı kavramların açıklamalarını veren bir “prensipler” bölümü eklenmesine gerek duyulmuştu.


        

        [7] Yazık ki, bu derneğe ilişkin bilgi edinemedik.


        

        [8] Necmeddin Sefercioğlu, “Türk Kültür Derneği, I,” Milliyetçi Dernekler. Türk Ocakları Ankara Şubesi, 2008. s. 18-20.; Darendelioğlu İlhan Egemen, “Türk Kültür Derneği, Türkiye’de Milliyetçilik Hareketleri. Toker Yayınevi, İstanbul, 1968. s. 157.


        

        [9] Türkiye Milliyetçiler Federasyonu’nun o Kurultay’ına katılmayan ve toplantının başında Federasyon’dan çıkarılan dernek, Türk Kültür Çalışmaları Derneği idi. Bu kuruluş Federasyon’un hiçbir etkinliğine katılmamış, karşı çıkmıştı. Derneğin, üyelik süresi içinde yönetim değişikliğine uğradığı, milliyetçilikten uzaklaştığı anlaşılıyor.


        

        [10] “2. bölüm: Prensipler,” Türk Milliyetçiler Derneği Ananizamnamesi.. Türk Milliyetçiler Derneği, Ankara, 1952. s. 4-5.  


        

        [11] Türk Milliyetçiler Derneği Ananizamnamesi (Ankara, 1952)’nin 59. maddesinde, öz adlarının abece sırası ile verildiği listeye göre Türk Milliyetçiler Derneği’nin kurucusu olarak gösterilen kişiler şunlardı: Abdullah Savaşçı, Abdülhâdi Toplu, Ahmet Çavdar, Aslan Göbelezoğlu, Bekir Berk, Celâl Erçıkan, Erdoğan Okçu, Erhan Löker, Faruk Kadri Demirtaş (Timurtaş), Gökhan Evliyaoğlu, Halûk Karamağaralı, Hulki Hotamışgil, Hüseyin Çıkrıkçıoğlu, Kâmil Özden, Kemal Yaman, Kubilay Mevlânaoğlu, Mehmet Aydın, Necati Torun, Remzi Sakarya, Şâdi Pehlivanoğlu. Bunların çoğu üniversiteyi yeni bitirmiş veya henüz üniversite öğrencisi olan gençlerdi. Aralarında ileriki yıllarda milletvekili, bakan, profesör, ünlü gazeteci, tanınmış meslek adamı, üst yönetici olacaklar vardı.


        

        [12] Fakat bu iş bölümünden kısa bir süre sonra, Fakültesinin bitirme sınavlarına hazırlanmak için görevinden ayrılmak zorunda kalan Erhan Löker’in yerine Umumî Kâtipliğe Abdullah Savaşçı getirildi. Löker de Savaşçı’nın yerine geçti Bu kurul, 24-25 Temmuz 1952 Kurultayına kadar, 1 yıl, 5 ay 14 gün görevde kaldı.


        

        [13] Odanın giriş kapısı ile camekân arasında kalan büyük bölümü, uzun süre boş kaldı. Orası 1952 yılı ortalarında oluşturulan müettiphane’nin fazla gereçlerinin konulduğu bir depo olarak kullanılmaya başlandı.


        

        [14] Mefkûre, 22 (22.03.1952), 1.; 24 (05.04.1952), 1.


        

        [15] Türk Milliyetçiler Derneği Ananizamnamesi ve Çalışma Raporu. TürkMilliyetçiler Derneğ


Türk Yurdu Eylül 2011
Türk Yurdu Eylül 2011
Eylül 2011 - Yıl 100 - Sayı 289

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele