Osman Yüksel Serdengeçti’nin Eserleri

Eylül 2011 - Yıl 100 - Sayı 289

                    Osman Yüksel Serdengeçti (1917-1983), Türk Milliyetçiliği hareketinin özgün isimlerinden birisidir. “Tanrı dağı kadar Türk, Hira Dağı kadar Müslümanız” diyen Serdengeçti’nin düşünce dünyası Gökalp’tan Âkif’e, Yunus’tan Mevlânâ’ya; Türk ve İslâm ülkelerinin bağımsızlık mücadelelerine uzanan geniş bir yelpazeyi içine alır. Şu mısralar, bu düşüncenin kendi dilinden ifadesidir:

         

        Âkif’in gür sesinden

        Yunus’un nefesinden

        Gökalp’ın hevesinden

        Bir şeyler var içimde

         

                    O şair, yazar, mizah yazarı, fikir ve mücadele adamı, gazeteci, yayıncı, politikacı yönleriyle dikkatleri üzerine çekmiştir. 33 sayı yayımlayabildiği Serdengeçti dergisi ve kendi kitaplarının da içinde yer aldığı 33 kitaplık Serdengeçti Neşriyatı, ilk kitabın yayımlandığı 1947'den başlayarak ölümüne kadar Türk halkı üzerinde önemli etkiler yapmıştır.

         

        Biz, onun hakkında hazırladığımız kapsamlı çalışmada yer alan eserleriyle ilgili bilgileri okuyucularla paylaşmak istiyoruz.[1]

         

         

                    Yayımlanmış Kitapları

         

                    1. Erzincan Destanı, Ankara 1940

         

                    Osman Yüksel’in kendi ifadesine göre basılmış ilk kitabı budur (Bu Millet Neden Ağlar, İstanbul 1994, s. 78). 1939’daki Erzincan depremi üzerine yazılmış ve yayımlanmıştır. Daha sonra Bu Millet Neden Ağlar kitabının içine konmuş (s. 78-84), şiirlerinin bir araya toplandığı Akdeniz Hilâlindir kitabı içinde de yer almıştır (İstanbul: TEV, 1994, s. 171-176).

         

         

                    2. Akdeniz Hilâlindir –Birinci Kısım-, 1940; İstanbul: TEV, 1994, 2000

         

                    16 sayfalık kitapta Akdeniz Hilâlindir –Birinci Kısım- (s. 3-11), Sancağıma (s. 12-13) ve Anadolu'dan Sesler/Gezsen Görürsün (s. 14-16) başlıklı üç şiir yer alır. Türk Edebiyatı Vakfı, bütün şiirlerini bu isim altında bir kitapta toplamıştır.

         

         

                    3. Cenk Türküsü, Ankara 1940, Çankaya Matbaası

         

                    Aynı yıl basılan Akdeniz Hilâlindir (Ankara 1940) kitabının sonunda yayımlanacak eserler arasında gösterilen 8 sayfalık bir şiir kitabıdır. İçinde Cenk Türküsü (s. 3-5), Akdeniz Hilâlindir (s. 5-6), Kimseye Yol Vermeyiz (s. 6-7) isimli üç şiir yer almaktadır.

         

         

                    4. Türk ve Tanrı (Selahattin Ertürk ile birlikte), Ankara, Recep Ulusoğlu Basımevi, 1943, 32 s.

         

                    Kitapta iki şairin şiirleri karışık olarak sıralanmıştır. Osman Yüksel'in kitapta yer alan şiirleri şunlardır: Destan-Rumeli Destanından (s. 3-5),Dağlar Gibi (s. 7-8), Sakarya'dan Geçerken (s. 10-11), Anadolu'dan Sesler (s. 15-16), Benden Geri (s. 19).

         

        Asya (s. 21), Dağlar (s. 23), Namık Kemal'e (s. 26-27), Türk Akdeniz (s. 28-29).

         

         

                    5. Bu Duygular Benim Değil Bizimdir, İstanbul 1950

         

                    Serdengeçti Kopdagel takma adıyla yayımlanan bu şiir kitabının, Osman Yüksel'e ait olup olmadığı tartışmalıdır.

         

         

                    6. Türklüğün Perişan Hali, Ankara 1949

         

                    Kapakta, "Yazan: Serdengeçti: Osman" imzasına yer verilirken, önsözdeki imza "Osman Serdengeçti"dir. Osman Yüksel'in Serdengeçti Yayınları’ndan çıkan ilk kitabı budur. 5000 adet basılmıştır. 1949 Ekiminde yapılan duyuruya göre, Serdengeçti Osman Yüksel, bütün şiirlerini bu adı taşıyan bir kitapta toplamıştır. Kitap şiir kitabından ziyade bir dava kitabıdır. Böyle denmesine rağmen kitapta şiirler yanında yazılara da yer verilmiştir. O, serden geçercesine kendini bir davaya vermiş olan adamın kitabıdır. Kitapta bugünkü Türkülüğün perişan hâli dertli bir gönül, içli bir üslûpla anlatılmaktadır. Bütün ağıtlar, ağlayışlar, söyleyişler Türklük üzerinedir. Bu kitapta aynı zamanda, hapishane köşelerinden, hür serazat hayatlardan, vahşi dağ başlarından sesler, Yunus'un yollarından nefesler bulunmaktadır. Dergide kitaba adını veren bir yazı ile bir şiir yayımlanarak, kitabın baskıda olduğu belirtilmiştir. Kitapta Serdengeçti'nin resmi de vardır. Bayilerde 100 kuruşa satılacak olan bu kitabı okuyucular 80 kuruşluk posta pulu karşılığında alabileceklerdir (Serdengeçti, Yıl 3, Sayı 8, Ekim 1949, 10, 16).

                    Serdengeçti’nin 1950 Şubat’ında ve Mayıs’ında yayımlanan 9.-10. sayılarındaki ifadelerden kitabın büyük ilgi gördüğü anlaşılmaktadır:

         

                    Bugünkü Türklüğün perişan halini, bilhassa Türkiye haricindeki Türklerin, kızıl zorbaların sultası altında inim inim inleyen ırkdaş ve dindaşlarımızın acıklı hâlini, en hisli, en içli bir ifade ile anlatan bu kitap bitmek üzeredir. Müslümanların derdini kendine dert edinen her Müslüman Türk'e sıcak gözyaşları döktürecek olan bu kitabın mutlaka okunması tavsiye edilir (Serdengeçti, Yıl 4, Sayı 9, Şubat 1950, 16; Serdengeçti, Yıl 4, Sayı 10, Mayıs 1950, 16).

         

                    Aynı yılın Eylül’ünde, “Türk ve Müslüman olan herkesi ilgilendiren bu kitabın birinci baskısının hemen hemen bittiği, binlerce kitaptan ancak 30 adet kaldığı, edinmek isteyenlerin acele etmeleri gerektiği duyurulur (Serdengeçti, Yıl 4, Sayı 11, Eylül 1950, 16). Herhalde, zaman içinde bayilerden iadeler gelmiş olmalı ki, 1952 Mart'ında mevcudu pek az kalan bu kitabın yeni ilâvelerle tekrar basılacağı haber verilir (Serdengeçti, Yıl 6, Sayı 14, Mart 1952, 16). 1957 Nisan’ında ise tamamen tükendiği bildirilir(Serdengeçti, Yıl 10, Sayı 24, Nisan 1957, 2).

         

         

                    7. Bu Millet Neden Ağlar

         

                     Serdengeçti Neşriyat'tan 6 baskısı yapılır: 1952, 1955, 1957, 1960, 1962, 1970. İlaveli 7, baskısı Konya'da Milli Ülkü Yayınevi tarafından gerçekleştirilir (1976).

         

        1952 Eylülü'nde, mevcudu kalmayan, Türklüğün Perişan Hâli kitabının yeni ilâveler ve düzeltmelerle bu isim altında basılmakta olduğu duyurulur. Okuyuculardan içli, dertli bir üslûpla, gönülden, içten gelen bu dokunaklı, yanık yazıları muhakkak okumaları tavsiye edilir (Serdengeçti, Yıl 6, Sayı 18, Eylül 1952, 12). Bu Millet Neden Ağlar, 1952’nin Ekim-Kasım aylarında yayımlanır (Serdengeçti, Yıl 6, Sayı 19-20, Ekim-Kasım 1952, 19). Bu Millet Neden Ağlar kitabının ilk baskısındaki önsözün tarihi Kasım 1949’dur. Bu, muhtemelen kitabın Türklüğün Perişan Hâli adıyla basılan ilk haline aittir. Daha sonra ilavelerle basıldığında bu önsöz korunmuş olmalıdır.

         

                    10 000 adet basılan kitaptan 1957 Nisan’ında 200 adet kalmıştır (Serdengeçti, Yıl 10, Sayı 24, Nisan 1957, 2). Osman Yüksel'in en çok satılan, sürümü 20000'e yaklaşan bu kitabının 22 Ekim 1957'de yeni ilâvelerle 3. baskısı yapılır (Serdengeçti, Yıl 10, Sayı 26, Aralık 1957, 14). Serdengeçti, 3. baskıya yazdığı önsözde, “18000 rakamının üzerindeyiz. Bu rakam bu türlü kitaplar için bir rekordur.” der. 1959 Mart'ında, 3. baskısı da biter(Serdengeçti, Yıl 11, Sayı 29, Mart 1959, 13), 1960’ta 4. baskısı gerçekleşir (Serdengeçti, Yıl 12, Sayı 32, Mart 1960, 7).

         

                    4. baskısının ilginç bir hikâyesi vardır. Bu baskının iç kapağında üçüncü basılış 1957, dış kapağında ise dördüncü basılış 1960 yazmaktadır. Bunun sebebi, kitabın 30. sayfasındaki bir boşlukta açıklanmıştır. Zamanında basılan üçüncü baskının ilk forması kaybolmuş ve yeniden basılarak yayımlanmış imiş. Bu kez dördüncü baskı yapılırken kaybolan ilk forma bulunmuş ve heba olmasın diye dördüncü baskının başına konmuştur.

         

                    Yeni ilavelerle 5. baskı 1962’de gerçekleşir. 1970’de yayımlanan Radyo Konuşmaları’nın sonunda yeni ilavelerle 6. baskısının yapıldığı belirtilmiştir.

         

         

                    8. Bir Nesli Nasıl Mahvettiler

         

                    Serdengeçti Neşriyat'tan 1950, 1956, 1958, 1960 ve 1966'da; İstanbul Şamil Yayınlarından 1977'de, Samsun'da Derebahçe gazetesi tarafından 1980'de yayımlanır. İlk baskının önsözü 1.1.1950 tarihlidir; basımı 1950 Şubat’ında gerçekleşir. Bir romanolarak tasarlanan bu eserin birinci bölümü önce 16 sayfalık bir forma halinde yayımlanır. Belki de Türkiye'de forma halinde basılan ilk roman budur. Yazarın ifadesiyle, ruhlarda, kafalarda fırtınalar koparacakolaneser, çiğnenen vicdanların, yıkılan imanların mahşeridir. Neslimizinfaciasını, Allahsızlığı, korkunç ve sonsuz boşluğu, hiç ve piç felsefesiyle perişan edilen genç insanların serencâmını, kansız cinayetlerin faillerini gösteren ve ilk forması 1950 Şubat'ında çıkan bu kitabın ikinci formasının da çıkmak üzere olduğu duyurulur. Okuyucuların bu eseri muhakkak amma muhakkak okumaları, elden ele dolaştırmaları, en uzak yerlere kadar ulaştırmaları istenir (Serdengeçti, Yıl 4, Sayı 9, Şubat 1950, 16).

         

                    İçişleri Bakanlığı Bir Nesli Nasıl Mahvettiler kitabının ilk formasını, "Muzır neşriyattır" diyerek nahiyelere kadar verdiği emirle toplattırır. Bakanlar Kurulu da 13 Nisan 1950'de bu yönde karar verir. 11 sayfalık bir risaleye karşı hükümetin böylesine hızlı ve sert karar vermesi Osman Yüksel'i çileden çıkarır. "Muzır neşriyatmış öyle mi? Memleketin varlığını, birliğini tehdit eden boy boy, renk renk komünist gazeteleri, dergileri, gençliği çileden çıkaran, kanunun da yasak ettiği dergi ve emsali şehvetnâmeler muzır değil, tahrikçi değil de bizimki tahrikçi öyle mi?" şeklinde tepki gösterir.

         

                    O romanında, kendi ifadesiyle, inkılâpçılık perdesi arkasında işlenen türlü oyunları, laik Türkiye'de laikliğin nasıl iman ve mukaddesat düşmanlığı haline getirildiğini, bu topraklar için toprağa düşenlerin çocuklarının, yetimlerinin, maddi manevi her sahada nasıl yokluklara, boşluklara doğru sürüklendiğini, gençlikteki, cemiyetteki, ailedeki bugünkü huzursuzluğun, buhranın nerelerden geldiğini göstermeye çalışır, nesiller arasındaki mücadeleyi iç ve dış sebepleriyle teşhise girişir, bütün varlığını bu kitap üzerine yoğunlaştırır. Ne yazık ki daha ilk adımda durdurulur.

         

                    Mesele mahkemeye intikal etmiştir. Savcılık inkılâp aleyhtarı yayımdan dolayı hakkında kamu davası açar. Osman Yüksel, "Sağ ve sol kanunu, vicdan ve fikir hürriyetini zincirleyen bu kanun galiba ilk defa bizde tatbik olunacak." diye düşünür. Başbakanın, kullanmayacağız, her ihtimale karşı elimizde böyle bir silah bulunsun dediği bu kanun, CHP'nin keskin kılıcıdır. Sonucu beklemeye başlar: "Bakalım neler yapacak? Sağımızı mı uçuracak, solumuzu mu? Anlaşılan inkılâp aleyhtarı denildiğine göre sağımıza vuracaklar."

         

                    Serdengeçti, bu hamleyi de cesaretle karşılamaya hazır olduğunu belirttikten sonra, Bu Nesli Nasıl Mahvettiler kitabının daha önce basılacağı duyurulan 2. formasının maalesef basılamayacağını haber verir. Dinleyici haline gelen okuyucuları, Ankara 5. Asliye Ceza Mahkemesine davet eder. 2.- 3. formaların orada çıkacağı, daha doğrusu okunacağını duyurur (Serdengeçti, Yıl 4, Sayı 10, Mayıs 1950, 11). Aynı sayının arka kapağında kitabın ilk formasının Bakanlar Kurulu kararı ve İçişleri Bakanlığı'nın Bucaklara verdiği gizli emirle toplatıldığı ve ikinci formanın mahkemede çıkacağı tekrarlanır (Serdengeçti, Yıl 4, Sayı 10, Mayıs 1950, 16).

         

         

                    Serdengeçti'nin 1950 Eylül'ünde yayımlanan 11. sayısında, kitabın başına gelenler hakkında daha net bilgi sahibi olmaktayız. Kitap, önceki hükümetin Bakanlar Kurulu kararı ve İçişleri Bakanlığı'nın emirleriyle toplattırılır. Bu karar, günlük gazetelerle beraber Resmi Gazete'de de yayımlanır. Daha sonra mahkemeye verilir. Hem de, "milliyetçilik aleyhinde yayımda bulunmak, milli duyguları incitmek, milli tarihi ve Milli Mücadele'yi yanlış istikamette göstermek"ten. Osman Yüksel, bu durum karşısında şaşkına döner, hayretlere düşer: Biz milliyetçilik aleyhinde yayımda bulunmuşuz, milli duyguları incitmişiz. Bir hata, bir yanlışlık, bir dâva karşısında değil, bir muhal karşısında idik. Dâvamızı üzerine alan ve bizi çok iyi tanıyan idealist avukat arkadaşımız Arif Emre'nin de dediği gibi, bu dâvayı açanlar, açtıranlar, onlar milli hisleri rencide ediyorlar. Milli Mücadele ruhunu olduğu gibi aksettiren, milli vicdan tarafından tasvip ve takdirle karşılanan böyle bir eseri muzır kelimesi ile tavsif etmek milli hisleri rencide etmekten başka nedir? Asıl davacı biziz. Bize ve eserimize iftira ettiler!

         

                    Osman Yüksel, mahkemede 10 yıllık mücadele hayatından söz ederek, Milli Piyango'dan başka bütün millilerin dostu ve savunucusu olduğunu mahkemeye verdiği belgelerle ispat eder. Muhalefeti sindirmek için halk üzerinde önemli etki uyandıran bu eserin seçim arifesinde toplatıldığı, olayın adli bir meseleden çok, politikayı ilgilendiren bir mesele olduğu üzerinde ısrar eder. Bunun üzerine savcıdan ne diyeceği sorulur. Savcı, dâvayı kendinin açmadığını, şimdilik bu hususta bir şey söyleyemeyeceğini belirtir, mahkeme başka bir güne bırakılır.

         

        O "başka gün" gelir. Osman Yüksel, muhakkak beraat edeceğini düşünür. Bundan daha saçma bir dâva olamaz. Çünkü milliyetçilik aleyhinde yayımda bulunmaktan sanıktır. Fakat ne yazık ki savcı işi yine savsaklar. Bütün ısrarlara rağmen, mahkemeyi yine erteletir. Sonra af çıkar, dosya kaldırılır. Hâlbuki o af değil, berat istemektedir. Bunu en doğal hakkı olarak görmektedir. Haksız yere toplatılan kitabını hesabını soracaktır. Danıştay'a zarar, ziyan dâvası açacaktır. Bu yayıma yine devam etme niyetindedir.

         

                    Okuyuculardan birçoğu bu eserin devam edip etmeyeceğini sorar. Bu dâva böylece affa uğramıştır, ama af, toplatılan kitapların iadesini mümkün kılacak mı, bu alandaki yayıma imkân verecek mi, vermeyecek mi, hukuki mevzuat buna müsait mi, değil mi? Bu hususta bir belirsizlik bulunmaktadır. Çeşitli makamlara yapılan başvurulara bir cevap alınamamıştır. Serdengeçti'nin 12. sayısı çıkıncaya kadar durumun netleşmesi ümit edilmektedir.

         

                    Osman Yüksel, eserin devamını yayımlamakta kararlıdır:

         

                    "Bir nesli mahvedenlerin iç yüzleri, mahvolan nesillerle beraber teşhis edilecektir. Bu kansız cinayetlerin faillerini halkın eline teslim etmekte asla tereddüt etmeyeceğiz. Eser devam edecektir (“Bir Nesli Nasıl Mahvettiler”, Serdengeçti, Yıl 4, Sayı 11, Eylül 1950, 6).

         

                    Derginin aynı sayısının sonunda Serdengeçti Neşriyat’ın eserleri tanıtılırken, “Başından bir kitaplık macera geçen bu cirmi küçük, cürmü hayli büyük broşürden bizde daha bir miktar var. Merak etmeyin,arkası da gelecek.” ifadesine yer verilir (Serdengeçti, Yıl 4, Sayı 11, Eylül 1950, 16).

         

                    1952 Mart'ında, ilk forması türlü dedikodulara sebep olan, Bakanlar Kurulu’nun kararı ve İçişleri Bakanlığı’nın emirleriyle toplatılan, buna rağmen birkaç gün içinde binlerce adet satılan bu eserin 2. formasının yakında çıkacağı müjdelenir (Serdengeçti, Yıl 6, Sayı 14, Mart 1952, 16). Bu duyurunun üzerinden 4 yıl geçtiği halde, 1956 Mayıs’ında, "ilk forması Yıldız Matbaa ve Gazetecilik A.Ş.’de basılan ve 25 000 satan bu eserin 2. formasının da yayımlanacağı sözleri tekrarlanır (Serdengeçti, Yıl 10, Sayı 22, Mayıs 1956, 16).

         

                    “Mahvedilen, hiç ve piç felsefesiyle yetiştirilen nesillerin serencamı”nın anlatıldığı Bir Nesli Nasıl Mahvettiler'in sonunda 1957’de 3 formanın bir arada basıldığı haber verilir (Serdengeçti, Yıl 10, Sayı 23, Mart 1957, 16).

         

                    2. baskının önsözü 25 Haziran 1956'dır. Burada da, eserin devamına dair bilgi verilir:

         

                    “Aradan altı sene gibi bir zaman geçmesine rağmen bu küçük eserimize karşı gösterilen büyük alâka gevşemedi; tavsamadı. Birçok okuyucularımız bize ‘Bir Nesli Nasıl Mahvettiler'in sonu ne oldu, ne olacak, diğer formalarını neşretmeyecek misiniz?’ gibi sualler soruyorlar. Gönül isterdi ki okuyucularımızın bu sorularına tam bir cevap verelim. Üç kısımdan ibaret olan ve 300 sayfaya yaklaşan bu eserin hepsini bir arada bir kitap hâlinde neşredelim. Düşündük ki, böyle bir eserin neşri için siyasî hava, mânevi iklim henüz müsait değildir. Fakat bu kadar alâka karşısında hareketsiz de kalamadık. Kitabın birinci kısmını neşretmeye karar verdik. Eserin diğer kısımları neşredilmese bile (inşallah neşredilecektir) bu kısım başlı başına bir değer taşımaktadır ve bu bir faciadır.”

         

                    Türkiye'de pek az kitaba nasip olan bir ilgi ile karşılanan, 2. baskısı da kısa bir zamanda biten bu kitabın 1958’de 3. baskısı yapılır (Serdengeçti, Yıl 11, Sayı 27, Mart 1958, 16).

         

                    3. baskının önsözü 4 Mart 1958 tarihlidir. Bu baskıda kitap sayısı 33 000'e ulaşmıştır.

         

                    1959 Ocak'ına gelindiğinde 3. baskı da tükenmek üzeredir: "3. defa basılan, son baskısı da bitmek üzere olan Serdengeçti Osman Yüksel'in bu eseri, mahvedilen nesillerin serencamını anlatmakta, şimdiye kadar kimsenin ele almaya cesaret edemediği mevzuları incelemekte, inkılâbın ilk yıllarına ait hakiki hâdiseleri anlatmaktadır." (Serdengeçti, Yıl 11, Sayı 28, Ocak 1959, 16).

         

                    1959 Mart'ında, 34 000 baskı sayısına ulaşan kitabın 3. baskısının bittiği, 4. baskısının da yakında çıkacağı duyurulur (Serdengeçti, Yıl 11, Sayı 29, Mart 1959, 13).

         

                    1960 Mart'ında, sürümü 40 000'e varan, imansızların kafasını kıran Osman Yüksel'in bu kitabının 4. baskısının da çıktığı haber verilir (Serdengeçti, Yıl 12, Sayı 32, Mart 1960, 14, 16). Dördüncü baskının kapağında “kırkıncı bin” ibaresine yer verilir. 1962 Şubat'ına gelindiğinde 4. baskı da bitmek üzeredir (Serdengeçti, Yıl 15, Sayı 33, Şubat 1962, 7).

         

                    4. baskının önsözü 12 Şubat 1960 tarihlidir. 4. ve 5. baskılarda 3. baskının önsözü, başlığı değiştirilerek aynen kullanılmıştır. 5. baskının tarihi yoktur. 4. baskının önsözündeki “Dördüncü Baskıya Geçerken” başlığı değiştirilerek “Beşinci Baskıya Geçerken” denilmiş, önsözün sonundaki 12 Şubat 1960 tarihi ise aynen korunmuştur. Bunun bir dalgınlık sonucu olduğu açıktır. Bu sebeple 5. baskının tarihini kesin bilemiyoruz.

         

                    Yeni ilavelerle gerçekleşen 6. baskının kapağında “Kardeş Matbaası, Ankara 1970” yazdığı halde, önsözü 12 Mart 1971 tarihlidir:

         

                    “Hemen diyebiliriz ki, bizim cephede, hiçbir kitap, bu kadar yayılmamış, okunmamış, benimsenmemiştir. 70 000 kitap!... Bu rakam dile kolaydır. Bu bizim şahsî kudretimizden ziyade, milletimizin ruhunda, mayasında meknuz olan, mukaddes duygulardan, hak ve hakikat sevgisinden ileri geliyor.”

         

         

                    9. Mabetsiz Şehir

         

                    Serdengeçti Neşriyat'tan iki baskı yapar: 1964, 1969.

         

                    Serdengeçti dergisinde, Osman Yüksel'in en hareketli, en hamleli yazılarının bu kitapta toplandığı söylenir. 1952 Eylül'ünde, sahte inkılâpların iç yüzleri, sosyete âlemleri, ruhsuzluk, köksüzlük konularının işleneceği Mabetsiz Şehir'in hazırlanmakta olduğu haber verilir (Serdengeçti, Yıl 6, Sayı 18, Eylül 1952, 12).

         

                    1957 Aralık'ında, bir türlü basımını gerçekleştiremediği Kara Kitap'tan "son koz olarak kullanacağız anlaşılan" diye söz ederken, "Bir de Mâbetsiz Şehir var! O da öyle!.." der (Serdengeçti, Yıl 10, Sayı 26, Aralık 1957, 14).

         

                    1959 Mart'ına gelindiğinde kitap hâlâ çıkmamıştır. Serdengeçti dergisinin ilk 10 sayısı tükendiğinden, bu sayılardaki yazıların en güzellerinin Mabetsiz Şehir isimli kitapta toplandığı, Mabetsiz Şehir mabede kavuşmadan okuyucuların bu kitaba kavuşacağı duyurulur(Serdengeçti, Yıl 11, Sayı 29, Mart 1959, 13).

         

                    1. Baskının Önsözü 11.9.1949 tarihini taşımasına rağmen yayımı gecikmiştir. Serdengeçti, kitabın önsözüne, Bu kitabın başına gelen pişmiş tavuğun başına gelmedi!” sözleriyle başlar. Gazetelerden, Malatya Olayları sebebiyle hakkında tutuklama emri verildiğini öğrenir; bunun üzerine Mabetsiz Şehir’in basılmakta olduğu İstiklal Matbaası’na gider. Eserin son forması basılmaktadır. Yarım formalık bir önsöz eklenecek, kapağı basılıp tamamlanacaktır. Tam o sırada polisler gelip tutuklarlar. 11 ay tutuklu kaldıktan sonra berat eder. Çıkar çıkmaz matbaaya gider. Basılan formaları bağlayıp bodruma koymuşlardır. Fakat nemden dolayı bazı formalar su çekmiştir. Bu formaları Yenişehir’de bir yakınının bodrumuna koyar. Okuyucuların sürekli derginin eski sayılarını sormaları üzerine, bu sayılardaki yazılardan oluşan kitabı bastırmaya karar verir. Formaları sandıklardan çıkarır. Bakınca birinci ve sekizinci formaların bulunmadığını fark eder. Üstelik bir arkadaşına yazdığı mektuba kadar, kitaba girmesini istemediği birçok yazı da basılmıştır. İkinci baskıda bu yazılar çıkarılmış, Sarıköy Mahşeri başlıklı yazı ilave edilmiştir.

         

         

                    10. Gülünç Hakikatler

         

                    Serdengeçti Neşriyat'tan yayımlanmıştır: 1957, 1965.

         

                    1957'nin sonunda yayımlanabilen bu eserin, daha 1952 Eylül'ünden başlayarak çıkacağı duyurulmuştur: "Serdengeçti'nin, Gülünç Hakikatler sütununda çıkan fıkraların en güzelleri... Daha birçok yeni fıkraların, mizahi şiirlerin ilâvesiyle harikulade güzel bir eser meydana gelmiştir. Öldürücü, güldürücü fıkralar... Ağır mizah... Siyasî hiciv. Alın görün... Dokuz gün, dokuz gece gülün!" (Serdengeçti, Yıl 6, Sayı 18, Eylül 1952, 12).

         

                    "Serdengeçti Osman Yüksel'in en güzel, en cazip, dillerde dolaşan nükteleri, fıkraları, siyasî, içtimaî dertlerimizi eşen-deşen, bütün çıplaklığı, gülünçlüğü ile ortaya döken yazılar bu kitapta toplanmıştır. Çıkar çıkmaz bayilerimize gönderilecektir (Serdengeçti, Yıl 10, Sayı 25, Eylül 1957, 16).

         

                    "Serdengeçti'den öldürücü, güldürücü fıkralar. İnsanoğlunun zaaflarını, zamanımızın sahte kıymet ve şöhretlerini, mukaddesat düşmanlarının iç yüzlerini, memleket mukadderatına hâkim olmuş adamların zihniyetlerini, sözlerini, sosyete hayatının, asri ailelerin rezaletlerini kısa, kesin, canlı bir üslûpla hicveden, didikleyen Serdengeçti'nin bu kitabını muhakkak okuyunuz!" (Serdengeçti, Yıl 10, Sayı 26, Aralık 1957, 2).

         

            Kitabın kapağında Gülünç Hakikatler başlığının altında, “Serdengeçti’den güldürücü-öldürücü fıkralar- Mizah” sözlerine yer verilmiş, iç kapakta ise sadece “Serdengeçti’den Fıkralar” denmiştir.

 

            Kitap, daha önce Serdengeçti dergilerinde aynı başlık altında çıkan fıkralardan, hikâyelerden, nüktelerden meydana gelmiştir. Bu fıkraların yer aldığı eski sayıları bulmak artık mümkün değildir. Çoğu eski sayılarda yayımlanmış fıkralardan oluşsa da, yayımlanmamış bazı yeni “fıkra ve buluşlar” da kitaba ilâve edilmiştir. Fıkraların bir kısmı zamanındaki olaylardan hareketle yazıldığından güncelliğini yitirmiş olsa da, birçoğu, “zaman denilen silindirin önünde ezilmeyecek kadar insanoğlunun ezeli-ebedî zaaflarına temas etmektedir.” Serdengeçti, dergide en çok okunan, dilden dile, elden ele dolaşan kısmın “Gülünç Hakikatler” adı altında çıkan, fıkralar ve espriler olduğunun farkındadır. Bu sebeple, “kâğıt buhranı”na rağmen, okuyuculardan gelen talepleri dikkate alarak bu kitabı bastırmayı göze almıştır (Gülünç Hakikatler, Ankara 1957, s. 3-4).

 

 

                    11. Müslüman-Türk Çocuğunun Şiir Kitabı, Ankara 1960.

         

                    Osman Yüksel'in hazırladığı bu antolojinin, ilk önce, "ilk hamlede neşredilecek" eserlerin başında "Türk Çocukları İçin" adıyla "Milli, dinî, ahlâkî, öğretici, doyurucu, tam çocuk ruhuna göre hazırlanmış şiirler" olarak tanıtımı yapılmış (Serdengeçti, Yıl 10, Sayı 23, Mart 1957, 16), bir sonraki sayıda "Çocuklarımıza dinî, milli hisleri aşılayacak olan bu kitabın", bu isimle çıkmak üzere olduğu duyurulmuştur (Serdengeçti, Yıl 10, Sayı 24, Nisan 1957, 2). 1958 Mart'ında basılmak üzere olduğu belirtilmişse de (Serdengeçti, Yıl 11, Sayı 27, Mart 1958, 16), ancak 1960'da yayımlanabilmiştir.

         

         

                    12. Mevlânâ ve Mehmet Âkif, Ankara 1958.

         

                    Kitap, dergide şöyle tanıtılmıştır: "Engin ruhu, ateşli aşkı ve cezbesiyle zerrelerden kürelere kadar bütün kâinatı kuşatan büyük mutasavvıf Celâleddin-i Rûmi'nin hayatı, maceraları, felsefesi, dünya görüşü, âleme ve insana bakışı, terbiye ve telkin sistemi hakkında çok enteresan bir etüt. Hilâl ve İstiklâl Marşı şairinin şimdiye kadar ele alınmamış tarafları. Arka sokaklardan cephelere kadar bir milletin bütün dertlerini kucaklayan, haykıran bu millet, memleket adamının, vefalı vatan evlâdının hususiyetleri, değeri hakkında bir tetkik. Mevlânâ ve M. Âkif hakkındaki bu iki tetkik yazısı bir kitap halinde çıkmıştır." (Serdengeçti, Yıl 10, Sayı 26, Aralık 1957, 2). 1957 Aralık'ında çıktığı duyurulmuşsa da, kitabın kapağında 1958 tarihi bulunmaktadır.

         

                    Osman Yüksel'in, “Hakk’ın ve Halkın Şairi Büyük Âkif” isimli makalesinde bazı yazarların görüşlerine yer verilmiştir. Alıntı yapılan eserler arasında kendisinin Hakk’ın ve Halkın Şairi Büyük Âkif isimli bir eseri de bulunmaktadır (Serdengeçti, Sayı 9, Şubat 1950, s. 10).[2] Ancak böyle bir kitabın varlığından haberdar değiliz. Herhalde bu eserin basılmamış hali olmalıdır.

         

         

                    13. Serdengeçti Osman Yüksel’in Radyo Konuşmaları, Ankara 1970

         

                    Osman Yüksel’in 1968-1969 seçimlerinde radyoda yaptığı dört konuşmanın metninden meydana gelmiştir.

         

                    Osman Yüksel'in eserlerinin yayın hakkı Türk Edebiyatı Vakfı'na ait olup, özenli bir şekilde basılmaya devam etmektedir.[3]

         

         

                    Yayımlanacağı Duyurulup Yayımlanamayan Kitaplar

         

                    1. Buhran

         

                    Serdengeçti’nin ilk sayısında Osman Yüksel’in 900 sayfa kadar tutan “muazzam eser” ve “içtimaî zelzelelerin kitabı” şeklinde tanımladığı Buhran adındaki “büyük içtimaî roman”ının, ilk fırsatta ortaya atılacağı duyurulmuş iken (Serdengeçti, Yıl 1, Sayı 1, Nisan 1947, 2), derginin 2. sayısında, şartlar henüz müsait olmadığından basımının ertelendiği haber verilmiştir. Duyuru şu şekildedir:

         

                    “Bazı okuyucu ve bayilerimiz geçen sayımızda ilk fırsatta ortaya atacağımızı ilân ettiğimiz Buhran adındaki romanımız hakkında malumat istiyorlar. Hatta bazıları para göndererek siparişte bulunmuşlardır. Buhran, maalesef böyle bir zamanda ortaya atılacak vaziyette değildir. Hayatımızla bir tuttuğumuz 10 yıldır bütün varlığımızla üzerine eğildiğimiz 900 sayfayı tutan bu eserimiz neşrolduğu takdirde daha ilk nefeste boğulacağından korkuyoruz. O bir müddet daha susacaktır. Hürriyeti bekliyor.” (Serdengeçti, Yıl 1, Sayı 2, Mayıs 1947, 16).

         

        Ziya Gökalp’ın Türkçülüğün Esasları (3. bsk. Ankara 1950)’nın arka sayfasında çıkacak kitaplar arasında gösterilen bu eserin, daha sonra Bir Nesli Nasıl Mahvettiler adıyla yayımlanan eser olması muhtemeldir.

         

         

                    2. Akseki ve Aksekililer

         

                    İlk sayıda yayımlanacağı duyurulan bir başka eser Akseki ve Aksekililer adını taşımaktadır:

         

                    “Arkadaşımız Osman Yüksel’in hazırlamakta olduğu bu eser Akseki’yi coğrafya, tarih, folklor, adetler, düğünler dernekler, her bakımdan incelemekte, bilhassa Türkiye’nin iktisadi hayatında büyük bir rol oynayan Aksekililerden, sabrın, kanaatin, çalışkanlığın timsali olan, hayat mücadelesine on parasız atılıp binlere, yüz binlere hatta milyonlara kadar yükselen bu harikulade adamların, hayat hikâyelerini, faaliyet sahalarını da tetkik etmek istemektedir.

         

                    Bu hususta kitabın müellifi hemşerilerinden rica ediyor. Yukarıda bahsettiğimiz gibi zengin olan Aksekililer hayat hikâyelerini, faaliyetlerini ve faaliyet sahalarını, servet ve iş kudretlerini bize bildirirlerse çok memnun olacağız. (Birer fotoğraflarını göndermeyi de unutmasınlar).” (Serdengeçti, Yıl 1, Sayı 1, Nisan 1947, 16).

         

         

                    3. Kara Kitap

         

                    1948 Martında yayımlanacağı duyurulan Kara Kitap bir türlü yayımlanamamıştır:

         

                    "Kara Kitap!.. Kara Kitap!.. Bin bir Facia... Rezaletler, Sefaletler... Karanlıklar... Kara Bahtımızın Kitabı. Yaşayan ve Yazan Osman Yüksel (Serdengeçti, Yıl 1, Sayı 4, Mart 1948, 20). Bir yıl sonra, 6. Sayıda yeniden yayımlanacağı duyurulmuştur: “Sizi hayretten hayrete, dehşetten dehşete düşürecek olan bu kitap, ilk fırsatta çıkacaktır. Bekleyiniz.”(Serdengeçti, Yıl 3, Sayı 6, Mayıs 1949, 13).

         

                    1949 Temmuz’undaki duyuruda, bazı bayi ve abonelerin Kara Kitap çıktı diye bir haber duyarak şimdiden para gönderdikleri belirtilerek bunun doğru olmadığı, iki kez çıkacağı ilan edilen bu kitabın parasızlık yüzünden çıkamadığı, ama bir gün mutlaka çıkacağı ve o zaman gazeteler aracılığıyla duyurulacağı ifade edilmiştir (Serdengeçti, Yıl 3, Sayı 7, Temmuz 1949, 16).

         

                    1950 Mayıs’ında, bu davanın kitabı, bu devrin yüz karası olan bu kitabın, Allah izin verirse hemen ve derhal çıkacağı belirtilmiştir (Serdengeçti, Yıl 4, Sayı 10, Mayıs 1950, 16).

         

        1950 Eylül'ünde,birçok okuyucunun Kara Kitap, Buhran, Yunus’un Yollarında ve Bir Nesli Nasıl Mahvettiler’in 2. formasının çıkıp çıkmadığını sorduğu, hattâ bazılarının para gönderdiği; fakat maalesef bu eserlerin çıkmadığı; ilk elde Kara Kitap’ı çıkaracakları, imkânlar geliştikçe diğerlerini de bastıracakları duyurulmuştur (Serdengeçti, Yıl 4, Sayı 11, Eylül 1950, 16).

         

        Ziya Gökalp’ın Türkçülüğün Esasları (3. bsk. Ankara 1950)’nın arka sayfasında çıkacak kitaplar arasında yazılmıştır.

         

                    Ümitler, 1951 Mayıs'ında iyice artmıştır. "Bir devrin yüz karası... Bayılıncaya kadar dövülen insanlar... Zindanlar, tabutluklar, zincirler... Yücel'in aşkına dökülen ecel terleri... Canlı cesetler, mahzenlerde çürüyen, küf kokan insanlar... Kansız cinayetler... Bin bir facia..." sözleriyle tanıtılan Kara Kitap'ın yakında çıkacağı duyurularak siparişlerin şimdiden yapılması istenmiş, hatta fiyatı bile belirlenmiştir: Bayilerde 125 kuruşa satılacak olan bu kitap Serdengeçti yayınlarında 100 kuruştur. 100 kuruşluk posta pulu ile adrese başvurulması istenmektedir (Serdengeçti, Yıl 5, Sayı 13, Haziran 1951, 15).

         

                    1952 Mart’ında Kara Kitap için okuyuculara “kara haber” vermek zorunda kalınır. Bu kitap, basılmak üzere iken yeni çıkan bazı korunma kanunları yüzünden, korunamayacak bir hale geldiğinden, şimdilik basılmasından vazgeçilir.

         

                    Serdengeçti, bu haberi yüreği sızlayarak verirken, müteaddit defalar çıkacağını ilân ettiği bu kitap için para gönderenlerin, para miktarı ile adreslerinin kendilerinde mahfuz olduğunu, kimsenin bir meteliğinin kaybolmayacağını; kitabı yeniden incelemeye aldığını, Nasrettin Hoca'nın kuşuna döndürmeden "basma" çarelerini araştırdığını, basamadığı takdirde paraların adreslere ödeyeceğini belirtir. Sözlerini, “Ne diyelim? Kitabımız kara, bahtımız kara! Yağmurdan kaçarken doluya tutulduk.” diye bitirir (Serdengeçti, Yıl 6, Sayı 14, Mart 1952, 16).

         

                    Kara Kitap Bir Devrin Yüz Karası başlığıyla Büyük Doğu gazetesinde 16 Mayıs 1952 tarihinden başlayarak tefrika edilmiş, 17 Ağustos 1952 Pazar günü 54. tefrikada “Arkası var” denilmesine rağmen tamamlanamamıştır. Tefrika şu şekilde takdim edilmiştir:

         

                    “Dava adamımız ve iman kardeşimiz, ‘Serdengeçti’ sahibi Osman Yüksel, bir zamanlar bizzat yaşadığı ve sonra kaleme aldığı bu nefis eseri, kendi mecmuasında veya kitap halinde neşretmeyi kararlaştırmışken, bizim kadar mensubu olduğu Büyük Doğu’ya vermeyi tercih etmiştir. İnönü devrini bir laboratuar tahlili halinde ortaya koyacak olan Kara Kitap Bir Devrin Yüz Karası isimli bu harika eseri en derin benimseme hissiyle ve büyük bir muvaffakiyet edasıyla Büyük Doğucu’lara takdim ederiz.” (Yeni Büyük Doğu, 16 Mayıs 1952, s. 3).

         

                    “Bir devrin yüz karası. Tabutluklar, zincirler, zindanlar... Bin bir facia... Büyük Doğu gazetesinde birçok sebeplerden dolayı muntazaman tefrika edilemeyen bu harikulade eser kitap halinde çıkacaktır. Çıkar çıkmaz bütün gazetelerle ve mecmualarla ilân edilecektir (Serdengeçti, Yıl 6, Sayı 18, Eylül 1952, 12).

         

                    1956 Mayıs’ında Kara Kitap’ın basımı bir kez daha gündeme gelir. Nihayet sıra Kara Kitap’a gelmiştir. “Bir fakültenin içyüzü, 1940-1944 yıllarındaki komünist faaliyetleri, 1944 nümayişleri.. Tabutluklar.. Divanı harpler… Bir devrin yüz karası…” Bütünhazırlıklar tamamdır. Kâğıt bulunur bulunmaz baskıya girilecektir (Serdengeçti, Yıl 10, Sayı 22, Mayıs 1956, 16).

         

                    "Kara Kitap nihayet çıkıyor!.. Bir devrin yüz karası... Fakülte ve Köy Enstitülerinde komünizm faaliyetleri, Türk bayrağını yırtanlar, Süleymaniye Camii'nin minberine çekiçli-oraklı Rus bayrağını asanlar... Radyomuzda Kızıl Enternasyonal Marşı… Milleti nereye sürüklüyorlardı? Bu vaziyet karşısında milliyetçi gençliğin asil galeyanı… 3 Mayıs 1944 hâdiseleri... Nutuklar, tevkifler, hücreler, tabutluklar, divanı harpler… Hikâye değil, roman değil, hakikat!. Kara Kitap, Kara Kitap!" (Serdengeçti, Yıl 10, Sayı 25, Eylül 1957, 16).

         

                    "Gelen ziyaretçilerin, mektupların hemen hepsi, Kara Kitap çıktı mı? Kara Kitap ne oldu? diye sormaktadırlar. Vallahi biz bu hususta ne söyleyeceğimizi şaşırdık. Okuyucularımıza karşı çok mahcubuz. Öyle ya, neşrettiğimiz bütün kitap ve mecmualarda ha çıktı, ha çıkacak diye yaz, ilân et, sonra bir türlü çıkmasın! Milletin bekleye bekleye canı çıktı, Kara Kitap çıkmadı. Hakları var, hakkınız var. Okuyucularımızdan, kardeşlerimizden özür dileriz. Burada izahını doğru bulmadığımız bazı mühim, çok mühim sebepler yüzünden, Kara Kitap biraz daha gecikecek. Kara Kitap'ı son koz olarak kullanacağız anlaşılan. Bir de Mâbetsiz Şehir var! O da öyle!.." (Serdengeçti, Yıl 10, Sayı 26, Aralık 1957, 14).

         

                    Kara Kitap'ın yayımlanması bir türlü gerçekleşmez.

         

                    Bağrıyanık isimli mizah gazetesinin ilk sayısında "Mapusane Hatıralarım" adıyla tefrika etmeye başlamasına (Yaşayan Yazan: Osman Serdengeçti, Bağrıyanık, Sayı 1, 10 Ağustos 1952, s. 4) ve 3 Mayıs 1944 olaylarının anlatılmaya başlandığı bu ilk bölümün sonunda, "Sonu gelecek sayıda" denmesine rağmen, gazete yayımlanamadığı için, bu teşebbüsü de yarım kalır.

         

        Diğer taraftan Necip Fazıl Kısakürek’in 1955’te Serdengeçti Yayınları’ndan çıkan Sonsuzluk Kervanı’nın arka kapağında “çıkacak olan” kitaplar arasında Kara Kitap ve Hapishane Hatıralarım iki ayrı kitap olarak ilan edilmiştir.

         

                    Nihayet, 10.04.1966-15.06.1966 tarihleri arasında Yeni İstanbul gazetesinde tefrika edilir.

         

         

         

                    4. Yunus’un Yollarında

         

                    1949 kışını Akseki Cezaevi’nde geçiren Serdengeçti, dergiyi yeniden çıkarmak niyetiyle İstanbul’a giderken, Eskişehir’e uğrar ve 6 Mayıs 1949 Cuma günü Sarıköy’de Yunus Emre’nin yeni mezarına nakli törenlerine katılır. Bu münasebetle yazdığı yazıda, “Mümin ve mütevekkil Anadolu'nun derdini, ruhunu, aşkını en iyi bir şekilde dile getiren bu Tanrı kulu, bu toprak çocuğu hakkında, onun yollarında hayran hayran dolaşırken yazdıklarımızı, düşündüklerimizi 'Yunus'un Yollarında' isimli kitabımızda toplamış bulunuyoruz. Nasip olursa bastıracağız.” sözlerine yer verir (“Yunus’un Mezarı Başında Kopan Kıyamet: Sarıköy Mahşeri”, Serdengeçti, Yıl 3, Sayı 6, Mayıs 1949, 8-9, 11. Bu yazıyı daha sonra Mabetsiz Şehir kitabına da almıştır: İstanbul 2008, s. 190-197).

         

                    Bu sözlerden, Serdengeçti’nin doğrudan Yunus’u konu alan veya onun çizgisinde söylediği şiirleri Yunus'un Yollarında adında bir kitapta toplamak istediği anlaşılıyor. Ancak buraya hangi şiirlerini koymak istediğine dair bir bilgiye sahip değiliz.

         

                    Serdengeçti’nin “Yunus’un Yollarında 1” adını taşıyan ilk şiiri Akseki Cezaevi’nde 1948-1949 tarihlerinde yazılmıştır (Defter, s. 40). Bu şiir, daha sonra Sarıköy törenlerini anlatan yazının yer aldığı sayıda yayımlanmıştır (Serdengeçti, Yıl 3, Sayı 6, Mayıs 1949, 6). Bundan başka Yunus’un Yollarında 1, Yunus’un Yollarında 2 başlığını taşıyan iki ayrı şiiri de kitaplarında yer almıştır (Akdeniz Hilâlindir, İstanbul 1995, s. 83-89).

         

                    1950 Eylül'ünde, birçok okuyucunun Kara Kitap, Buhran, Yunus’un Yollarında ve Bir Nesli Nasıl Mahvettiler’in 2. formasının çıkıp çıkmadığını sorduğu, hattâ bazılarının para gönderdiği; fakat maalesef bu eserlerin çıkmadığı; ilk elde Kara Kitap’ı çıkaracaklarını, imkânlar geliştikçe diğerlerini de bastıracaklarını bildirir (Serdengeçti, Yıl 4, Sayı 11, Eylül 1950, 16).

         

                    Yunus'un Yollarında isimli eser, Ziya Gökalp’ın Türkçülüğün Esasları (3. bsk. Ankara 1950)’nın arka sayfasında çıkacak kitaplar arasında gösterilmiş, eserin “Şiirler, Nesirler ve Nefesler”den meydana geleceği belirtilmiştir.

         

                    Necip Fazıl’ın Serdengeçti Yayınları’ndan basılan Sonsuzluk Kervanı (1955)’nın arka kapağında da, Yunus’un Yolları’nda kitabının yakında yayımlanacağı duyurulmuşsa da, bilmediğimiz sebeplerden dolayı basımı gerçekleşmemiştir.

         

         

                    5. Mahkûmlar Arasında

         

                    Ziya Gökalp’ın Türkçülüğün Esasları (3. bsk. Ankara 1950)’nın arka sayfasında çıkacak kitaplar arasında yer alan bir eser de Mahkûmlar Arasında adını taşır. Eserin içeriğinin hapishane hatıraları, gözlemleri, bunlarla ilgili şiirlerden meydana geleceğini tahmin etmek mümkündür.

         

        Bağrıyanık isimli mizah gazetesinin ilk sayısında "Mahpushane Hatıralarım" adıyla tefrika etmeye başlamasına (Yaşayan Yazan: Osman Serdengeçti, Bağrıyanık, Sayı 1, 10 Ağustos 1952, s. 4) ve 3 Mayıs 1944 olaylarının anlatılmaya başlandığı bu ilk bölümün sonunda, "Sonu gelecek sayıda" denmesine rağmen, gazete yayımlanamadığı için, bu teşebbüsü yarım kalır.

         

        Diğer taraftan Necip Fazıl Kısakürek’in 1955’te Serdengeçti Yayınlarından çıkan Sonsuzluk Kervanı’nın arka kapağında “çıkacak olan” kitaplar arasında Kara Kitap ve Hapishane Hatıralarım iki ayrı kitap olarak ilan edilmiştir.

         

                    Bu bilgilerden, bu eserin çeşitli zamanlarda Mahpushane Hatıralarım, Hapishane Hatıralarım veya Mahkûmlar Arasında adıyla yayımlamayı düşünüldüğü anlaşılmaktadır.

         

                    Serdengeçti'nin ilk eserlerinden olan Akdeniz Hilâlindir –Birinci Kısım- (1940) kitabının arka kapağında "Bu seride çıkacak diğer şiir kitapları" başlığı altında şu isimler sıralanmıştır:

         

        - Cenge Giderken (Türkü, Basılıyor)

        - Akdeniz Hilâlindir (İkinci Kısım)

        - Talebenin Destanı (Mizahi mahiyette)

        - Anadolu'dan Sesler (Anadolu'dan Paris'e manzum mektuplar)

        - Bizim Rumeli (Destan)

        - XVI. Asırdan Sesler (T. Doğru)

        - Kamp Hatıraları

        - Âkif'in Mezarında

        - Ey Şark Ne Zaman!

        - Yürü Dostum İlerle.

         

        Cenk Türküsü (Ankara 1940)’nün sonunda şu eserlerin de yayımlanacağı duyurulmuştur:

         

        - Kimseye Yol Vermeyiz

        - Talebenin Destanı

        - Anadolu'dan Sesler

        (Anadolu'dan Paris'e

        manzum mektuplar)

        - Bizim Rumeli

        - Kamp Hatıraları

        - XVI. Asırdan Sesler

        - Ey Şark Ne Zaman

        - Âkif'in Mezarında

        - Hitler ve Mussolini Allah’ın Huzurunda. Davacılar: Hz. Muhammed, Hz. İsa, Hz. Musa.

         

                    Bu listenin altında, “Bu şiirler ayrıca kitap halinde çıkmayıp, yakında arkadaşlarımızla çıkaracağımız Meydan Mecmuası’nda neşredilecektir.” denilmektedir. "Bu şiirler" sözüyle kastedilenlerin hangileri olduğu açık değildir.

         

                    Yayımlanacağı duyurulan eserlerden Cenge Giderken, Cenk Türküsü (bkz.) adıyla yayımlanmıştır. Akdeniz Hilâlindir'in ikinci kısmı da basılmıştır (bkz.) "Anadolu'dan Sesler" de, Bu Millet Neden Ağlar kitabının içinde bir şiir olarak yer almıştır (bkz.) Bizim Rumeli adıyla yazmayı düşündüğü (veya o gün için yazdığı) şiir belki de İmparatorluğa Mersiye olabilir. XVI. Asırdan Sesler'in, Busbecq'in Bir Sefirin Hatıraları adıyla yayımladığı eseri olma ihtimali vardır. Yayımda belirtilmemekle birlikte belki de çevirmeni burada söylenen T. Doğru'dur.

         

                    Daha 1940 yılında yayımlanması düşünülen bu şiir kitapları onun ilgilendiği konular ve ileride yayımlayacağı eserlerle ilgi ipuçları vermektedir.

         

                    Selahattin Ertürk'le birlikte yayımladıkları Türk ve Tanrı (Ankara 1943) isimli şiir kitabının sonunda duyurulan Osman Yüksel'in diğer eserleri arasında Dağlar ve Kahramanlar adında bir kitap da bulunmaktadır. Mahiyetini bilmediğimiz bu eserin, bir niyet olarak kaldığı anlaşılmaktadır.

         

                    Necip Fazıl Kısakürek’in Serdengeçti Yayınları’ndan basılan Sonsuzluk Kervanı (Ankara 1955)’nın arka kapağında “çıkacak olan” kitaplar arasında şunların adı verilmiştir:

         

        - Mevlânâ Celâleddin-i Rumi: Hazırlayan: O. Yüksel. 1. Cilt: Hayatı, Menkıbeleri, Felsefesi. 2. Cilt: Mesnevi’den ve Şems Divanı’ndan seçme parçalar.

        - Hakk’ın ve Halkın Şairi Mehmet Âkif.

        - Hapishane Hatıralarım.

        - Maddeden Ruha Geçiş.

         

                    Serdengeçti, Mevlânâ ve Mehmet Âkif isimli eserinin önsözünde, yakında bu iki din ulusu hakkında müstakil eserler yayımlayacağını duyurmuşsa da, bu niyeti gerçekleşmemiştir. Kitabın sonunda Âkif’in Safahat baskısı hakkında da bir not yer almaktadır. Serdengeçti, Safahat’ın görüşlerini benimsemeyen bir yayınevi tarafından büyük dizgi hatalarıyla adi kâğıtlara, en adi şekilde tekrar tekrar basıldığını; bunun onlar için bir servet kaynağı olduğunu belirttikten sonra, dinine, imanına, vatanına bağlı Âkif’in asıl varislerinin ailesinden çok, kendileri olduğunu, bu münasebetle Safahat’ı şanına yakışır şekilde bastırıp millete sunacaklarını söyler (s. 48). Ancak bildiğimiz kadarıyla bu niyeti de gerçekleşmemiştir.

         

                    Serdengeçti, 11 Kasım 1977 tarihinde bu satırların yazarına gönderdiği mektupta şu eserleri de yayımlamayı düşündüğü yazmıştı:

         

                    "Akseki'de misafir odasının dolabında bir mukavva kutunun içinde şu kitapların müsveddeleri var:

         

        1. Kara Kitap: Gazete kupürleri halinde, hemen hemen bitmiş durumda.

        2. Aklı Selim-Yavuz Selim: Yeni İstanbul gazetesindeki makalelerden seçmeler.

        3. Olur mu Böyle Olur mu? Kardeş Kardeşi vurur mu? Zafer gazetesinden kesilmiş makaleler. Kitaba ismini veren makaleler, kitabın başına konacak (Mabetsiz Şehir'de olduğu gibi)

        4. Milli Görüş: Milli Gazete'de (ve ötekilerinden kalan yazılar).

5. Nasrettin Hoca, Düşündüren ve Güldüren Adam: Bu, el yazısı. Biraz daha toplanacak. Gerisi İstanbul'daki kütüphanede olacak." (Cemal Kurnaz, “Mektuplar”, Doğuş, 22-23-24, (1983-1984), s. 7-9).

 

 

                    Süreli Yayınlar

         

                    1. Serdengeçti

         

                    İlk sayısı 1947 Nisan'ında çıkan Serdengeçti dergisi, 15 günde bir yayımlanacağı duyurulmasına rağmen, hakkında sık sık açılan davalar ve bunların sonucundaki tutuklamalar sebebiyle düzenli basılamamış, 1962 Şubat'ındaki 33. sayı ile yayın hayatını tamamlamıştır. Böylelikle, 15 yılda ancak 33 sayı çıkabilmiştir. Buna rağmen her sayısı, öğretmen, memur, çiftçi, berber, manifaturacı gibi geniş halk tabakalarına mensup abone ve okuyucuları tarafından büyük bir taleple karşılanmış, bazı sayıları tekrar tekrar basılmış, hatta yıllar sonra bile eski sayıları yeni okuyucular tarafından talep edilmiştir. Serdengeçti'nin yaklaşık 30.000-40.000 okuyucusu olduğu söylenmektedir (Serdengeçti, Yıl 3, Sayı 8, Ekim 1949, 16; Serdengeçti, Yıl 4, Sayı 9, Şubat 1950, 13).

         

                    Serdengeçti, 1959'daki beyanına göre, dergideki yazıları yüzünden 7 defa hapishaneye düşmüş, 57 defa mahkeme huzuruna çıkmış


Türk Yurdu Eylül 2011
Türk Yurdu Eylül 2011
Eylül 2011 - Yıl 100 - Sayı 289

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele