Siyasetin Ulu Çınarı Osman Bölükbaşı

Eylül 2011 - Yıl 100 - Sayı 289

        Türkiye 1876’dan bu yana, Anayasa Rejimi içinde yaşamayı ve daha iyi işleyen, kişi hürriyetlerini daha ileri ve sağlıklı şartlara taşıyacak Anayasa’yı tartışıyor.

         

                    1946’dan günümüze kadar da çok partili rejim konuşuldu, konuşuluyor. Ancak ne seçim sistemi ve de siyasi partiler kanunu değişti. Merhum Bölükbaşı’nın ifadesiyle; “Hamam aynı hamam. Tellaklar değişti.” Bu benzetme geldiğimiz hali özetliyor. 2011 yılı Türkiye’sinde hala rejimin oturmadığından bahsetmek, ferdi hak ve hürriyetlerin teminat altına alınmadığını iddia etmek ne kadar acıdır.

         

                    İşte 1946’dan bu yana milletçe yaşadığımız dönemin öncü, yürekli, faziletli, doğrulardan şaşmayan şahsiyetlerinin başında Osman Bölükbaşı gelmektedir. Politikadaki yerini asla şahsi menfaatleri için kullanmamıştır.

         

        1946 yılında CHP’den ayrılıp, DP’yi kuranlar sadece; dünyadaki değişimi gören İsmet İnönü’nün çizdiği yolda yer almıyor, tek parti idaresinden yılmış, bıkmış halkın özlediği hareketin öncüleri oluyordu. O yıllarda Batı dünyasında yer almak, Batı ittifaklarında kabul görmek, ancak çok partili rejime geçmekle mümkündü.

         

                    Sekiz yıl “Milli Şef”  unvanıyla Türkiye’yi yöneten İnönü’nün bu kararı bana göre çok önemlidir. Vaktinde; doğması mümkün her ihtimali hesaplayarak gelişmeleri omuzlayabileceğini görmüş ve kilitleri açmıştır.

         

         

        Bölükbaşı’nın Kişisel Özellikleri

         

        Ailesi

         

                    Çok küçük yaşta annesini kaybeden Bölükbaşı’nın hayatta duyduğu en büyük eziklik ve eksiklik ana sevgisinden mahrumiyet olmuştur. 23 Mayıs 1950’de ölen Osman Bölükbaşı’nın babası Hacı Ahmet Ağa zeki, nüktedan büyük topraklara ve hayvan sürülerine sahip varlıklı bir insandı. Bölükbaşı babası hakkında şunları söylemektedir; “Maddi ve manevi her şeyimi ona borçluyum. Cennet mekân babam çok zeki nüktedan, filozof, hazır cevap, hoş sohbet ve aynı zamanda son derece dürüst ve hayırsever bir insandı. Hayrı gösteriş için yapanlardan değildi. Kıtlık yıllarında bütün ambarlarını açarak bir lokma ekmeğin hasretini çeken halka dağıttığı henüz unutulmamıştır.”

         

        Hacı Ahmet Ağa, Bölükbaşı’nın Kırşehir’de bir mitingde yaptığı konuşmayı dinlerken bir köylünün duygulanarak “hay seni doğuran ana cennete gitsin” demesi üzerine, bu sözü söyleyen köylüye dönerek “keramet yalnız anasında mı? Babasının hiç mi payı yok” demiştir.

         

         

                    Eğitimi

         

                    Bölükbaşı, devlet bursu kazanarak gittiği Fransa’da, matematik ilminin sağlam mantığını almış, sentez ve analiz kabiliyeti yoğrulmuştur, Prof. Remzi Oğuz Arık gibi muhterem ve mükemmel bir Türk milliyetçisinin sohbetlerinde bulunmuştur. Orada okuyan Türk gençlerinin ağabeyi durumunda olan R. Oğuz Arık halkasındaki Bölükbaşı, Nurettin Topçu, Tahsin Banguoğlu gibi değerlere her sohbet öncesi; “Bu gün vatanın için ne düşündün? Sorusunu yöneltir ve cevabını dinlerdi.”

         

        Rejim ve ferdi hürriyetler konusunda çok hassas, gelişmiş bir ülke olan Fransa’da Bölükbaşı’ya önemli değerler katmıştır.

         

                    Fransa’da yüksek matematik eğitimini tamamladıktan sonra Kandilli Rasathanesinde Fatin Gökmen Hoca’nın asistanı olan Bölükbaşı, yeni bir rejime geçme heyecanının hâkim olduğu bu dönemde siyasete girme kararı almıştır.

         

                    Merhum’un hayatındaki bu dönüm noktası iyi tahlil edilmeli ve anlaşılmalıdır. Osman Bölükbaşı köyden gelmektedir. Varlıklı bir köy ailesinin oğludur. Köylünün çilesini bilmektedir. Sudan, yoldan, elektrikten mahrum köyler için ise telefon sadece hayaldir. Sıtma ve diğer hastalıklar, açlık köylüyü biçmektedir. Babasının sayesinde bu sıkıntıları çekmeyen Bölükbaşı çevresinin dertlerini görmüş, siyasette haksız, vicdansız, adaletsiz uygulamalara karşı çıkmıştır.

         

         

                    Siyasete Atılması

         

                    1946’dan sonra Bölükbaşı, müthiş enerjisi, hitabet kabiliyeti, hazır cevaplığı ve nüktedanlığıyla, siyasetin ışığı her gün artan yıldızı olmuştur.

         

                    “Hayatta en büyük saadet namuslu ve münevver hasımlar karşısında olmaktır.” Diyen, ne kadar doğru söylemiştir. Osman Bölükbaşı gibi milli, vatan toprağına âşık, sadece ülkesinin demokrasiye kavuşmasını isteyen bir şahsiyet, karşısında daima namuslu ve münevver hasımlar bulabildi mi? Bölükbaşı’nın arabasıyla geçeceği köprüleri yıkmakta tereddüt etmeyen rejim, onun arabasının bagajına kalaslar koyarak seyyar köprülerle halka ulaşmasını engelleyemedi.

         

         

                    Kişisel Özellikleri

         

              Köküne bağlı, devletini, milletini bayrağını çok seven bir insandı. Bugün özlemini çektiğimiz birçok haslete sahipti.

 

                 1980 askeri müdahalesinde darbeci çevreler, yoklamak amacıyla kendisine Kurucu Meclis üyesi olması teklif edilirse nasıl bir tavır takınacağını sorarlar. Bölükbaşı şöyle cevap verir: “Benim yiğitlerim, bozkurtlarım şu an esaret altındadır. Onları esir kılan iradenin kuracağı mecliste görev almam asla düşünülemez. Kimden gelirse gelsin böyle bir teklifi ret ederim.”

 

                 Türk yaratılmış olmakla iftihar ederdi. Özel sohbetlerinde tarihi bir bakış içinde Türk düşmanlarını anlatır, bunların millet hayatındaki yıkımlarını, ihanetlerini ince bir dikkatle tahlil ederdi. Mehmetçiğe, Atatürk’e, Türk bayrağına âşıktı. Bayrak, vatan, millet konularında çok hassastı. Bu hususlarda yapılan dikkatsizlikleri, ihanetleri asla affetmezdi.

 

                 Bir seferinde Kürt konusunda verdiği demeç sebebiyle bir devlet büyüğüne; “Bu memlekette avradını satana deyyus, vatanını satana deyyus oğlu deyyus derler” demişti.

 

                 Allah’a ve İslam’a imanı tamdı. Ancak asla gösteriş telakki edilebilecek bir dindarlık havasına girmezdi. Mutlak ahlak sahibiydi. Her hal ve şartta inançlarını savunurdu. Merhum Bölükbaşı’nın siyasi hayatının kırılma kopma dönemleri, hep ahlaki değerleriyle çatışan bir gelişme sebebiyledir.

 

                 Onun Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi (CKMP) adıyla Tahsin Demiray’la birleşmesinin ortak ifadesi; “İlim, iman, ahlak ve fazilet” olmuştur. Osman Bölükbaşı’nın açık sözlü, cesur, korkusuz üslubu, Tahsin Demiray’ın ilmi ve sosyolojik derinlik taşıyan bilgi zenginliği ile birleşince ortaya muhteşem bir güç çıkmıştır.

 

                 Ancak dikkat edilmesi gereken merhumun siyasi hayatındaki tek ortaklığın, işbirliğinin Tahsin Demiray’la yapılmış olmasıdır. Tahsin Demiray Türk Kültürünün canlı bir abidesi ve hizmet adamı idi. Bizim nesiller milli heyecanlarını millet ve bayrak sevgisini, inanç ve iman güzelliklerini onun çıkardığı dergi ile tattılar, tanıdılar. Aynı güzellikleri  “Aile” dergisi yuvanın şekillenmesine harç yapmıştır.

 

                 Bilhassa “Türkiye Yayıncılık”ın çıkardığı kitaplar; “Yakın Tarihimizle İlgili Hatıralar” İ. Hakkı Danişmend’in “İzahlı Osmanlı tarihi Kronolojisi” ve Kâzım Karabekir’in “İstiklâl Harbimizin Esasları” adlı kitaplar abide eserler olmuştur.

 

                 Osman Bölükbaşı, en hızlı ve en verimli siyasi mücadelesini bana göre CKMP çatısı altında yapmıştır.

 

                 Bütün bu zamanlar içinde Bölükbaşı, dış politikada partiler üstü bir çizgiyi savunmuştur. İç politikada hukuk devleti, kanun hâkimiyeti, bütün kurumlarıyla işleyen demokrasiyi ülkenin ihtiyaçları olarak gündeme getirmiştir. 1980 darbesinden sonra yapılan Anayasa’da Aziz Bölükbaşı’nın savunduğu pek çok kuruma yer verilmiştir.

 

 

                Hitabet Gücü

 

                    Osman Bölükbaşı Cumhuriyet Türkiye’sinin en iyi kürsü hatiplerinden biriydi. Konuşmalarını genellikle irticalen yapar; belgelere dayanarak konuşurdu. Kürsüye bavullar dolusu evrakla çıkar, söylediği her söz için bu evrakları şahit olarak gösterirdi.

         

                    En önemli silahı olan konuşma gücünü çok iyi kullanan Bölükbaşı, kürsüde konuşurken halkla bütünleşir, halkı da içine katarak sohbet eder gibi nutuk söylerdi. Halkın dilinden, gönlünü ve yüreğini katarak konuşurdu. Dikkatin dağıldığını hissedince hemen konuyu değiştirir, sohbet ortamına çekerdi. Konuşmalarında kelimeleri renkli, fikirleri berraktı. Hazırcevaptı. Sözünü hiç esirgemezdi. Merhum, Türkçeyi bir aşk üslubuyla sever ve konuşurdu.

         

        Bölükbaşı’nın klişeleşmiş bazı sözleri;

         

        “Zengini hayırsız evlat, memuru süslü avrat, siyasetçiyi kuru inat batırır”.

        “İnsanın sağlamı, çürüğü çıplak baldırla sarı altın karşısında belli olur”. 

        “Yerin mevkii oturandan gelir. Adam olan oturduğu sandalyeden şeref almaz, ona şeref verir. Adam vardır kırık sandalyede bir Fatih, bir Kanuni gibi oturur. Adam vardır en parlak sandalyede bir yığın saman gibi oturur”.

        “Bir siyasi parti, muhalefetteyken nişanlı bir kıza benzer. Dili tatlı olur. Uyandırdığı ümitler insanı hayali bir saadet âleminde bir beşik gibi sallar”. 

        “Seçimlerde vatandaşın oyu, hesabı tarih ve Allah huzurunda verilecek bir millet emanetidir”.

        “Bizler TBMM kapanacağına, dört günlük hayat defterimiz kapansın diyenlerdeniz”.

         

        Osman Bölükbaşı Türk sanat müziğini, halk müziğini, bozlak ve Anadolu türkülerini çok severdi. “Telgrafın tellerine kuşlar mı konar” ve “Meşeler göğermiş varsın göğersin” sık sık mırıldanarak söylediği türkülerdendi. Türk müziğini çok seven Bölükbaşı, siyasete atıldığı ilk yıllardan başlayarak zaman zaman parti gezilerinde arabasına aldığı Şemsi Yastıman ve Muharrem Ertaş’ın çaldığı saz eşliğinde bozlak ve türkü dinleyerek ve söyleyerek Anadolu’yu dolaşmıştır.

         

         

        Siyasi Hayatı

         

                    DP’de Siyasi Hayat Başlıyor

         

                     DP’nin 7 Ocak 1946’da resmen kurulması halk arasında olumlu etki yaptı ve politikaya olan ilgiyi artırdı. Bölükbaşı da politikaya sıcak bakıyordu, ancak önünde bir engel vardı. Babası oğlunun politikaya atılmasını istemiyor, ona, “bu devirde akşam nikâhları üzerine yemin edip sabah sözlerinden dönebilecek insan çoktur. Siyaseti böyleleri ele geçirir” diyordu.

         

                    Bölükbaşı, 1946 yılında, Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi öğretim üyelerinden Dr. Mehmet Altan Köymen’in telgrafı üzerine Ankara’ya gitti ve DP’nin genel merkezinde Celal Bayar ile tanıştı. Böylece siyasi hayatı başlamış oldu. Konuşma yeteneği ve cesareti Bayar’ı etkiledi. DP’ye katılan Bölükbaşı, partinin müfettişi olmuştu. Orta Anadolu’yu durmadan geziyor, o zamana kadar alışılmamış sert bir üslupla, yıllar yılı tek parti baskısı altında yaşayan insanların küllenmiş cesaretlerini ateşliyordu. Anadolu’nun birçok yerinde konuşmalar yapıyor, teşkilatı ayağa kaldırıyordu. Pek az siyaset adamına nasip olmuş bir hızla, ünü bütün memlekete yayıldı. Anadolu insanı “kendisinden gördüğü” bu yeni yüzü heyecanla kucaklayarak bağrına basmıştı. 

         

                    1946 seçimlerinde Osman Bölükbaşı, teşkilatlarının kurulmasında öncü olduğu Yozgat’tan DP adayı oldu. Ancak, seçimlerin sonucunda 93 bin oy almasına rağmen sandık başı hileleri nedeniyle milletvekili seçilemedi. Buna karşılık Yozgat’ın Sorgun ilçesinde Seçim Kurulu’na hakkını aramak için yaptığı itiraz sonrası “Seçim Kuruluna hakaret etmek ve cebir kullanmak suçlaması ile “tutuklanarak Sorgun Hapishanesi’ne atıldı.

         

                    DP, CHP’yi seçimlerde hile yapmakla suçlamış, DP teşkilatı ayağa kalkmış, yurdun her tarafında protesto mitingleri düzenlemiştir. Bu mitinglerin en önemlisi 3 Ağustos 1946 günü Ankara’da Cebeci çayırında yapılmıştır. Bu mitinge baş konuşmacı olarak katılan Bölükbaşı şunları söylemiştir. “Millet hakkı bir ateştir. Ona dokunanlar er geç yanar. Dün Sorgun Hapishanesi’nden çıktım. Bugün size hitap ediyorum. İftiranın mezarına dahi girsek gam yemeyeceğiz. Çünkü davamızın Kâbe’si olan büyük Türk milletinin kalbine girdik. Bizim için gerçek oy sandığı milletin kalbidir. Oradan çıkan oylarla biz kazandık. Bir şeye gönülden inanıyoruz; nasıl Türk bayrağı asırlarca devam eden saldırılara rağmen yere düşmedi ise, milletin şerefli evlatlarının omuzlarında taşınan hürriyet ve demokrasi bayrağı da hürriyet düşmanlarına rağmen yere düşmeyecektir.”

         

        12 Ocak 1947 tarihinde DP 1. Büyük Kongresi yapıldı. Ankara delegesi olarak kongreye iştirak eden Bölükbaşı İnönü için “Kızıl Sultan” diye bağırdığı zaman kongre salonu alkış ve haykırış tufanı ile yıkılacak gibi oldu. ”Genel İdare Kuruluna girmek” isteyen Bölükbaşı gizli oyla yapılan seçimleri kaybetti. Bu yenilgi onun siyasi hayatında perdesi birkaç ay sonra açılacak yeni bir devrenin köşe başı olacaktır. Bölükbaşı Genel İdare Kurulu’na seçilememiş ve bundan sonra her fırsatta parti yöneticilerine karşı sert çıkışlar yapmıştır. En sonunda bu sert çıkışlar onu Millet Parti’si kurucuları arasına itmiştir. Parti Yönetiminin izlediği politikaları ve tutumunu tasvip etmeyen Bölükbaşı önce parti müfettişliğinden istifa etmiş, bilahare 10 Eylül 1947’de DP’den tamamen ayrıldığını bir mektupla bildirmiştir. DP yöneticileri bu istifayı işleme koymamışlarsa da Bölükbaşı 3 Ekim 1947’de DP ile bütün bağlarını koparmıştır.

         

        Bölükbaşı, aynen kendisi gibi ya DP’den ayrılan veya tasfiye edilen arkadaşları ile birlikte dönemin üçüncü büyük siyasal partisi olan Millet Partisi(MP)’ni kurmuştur (1948). CHP ile DP’nin program ve siyasal ideoloji bakımlarından birbirlerinden çok da önemli bir farkları olmaması karşısında, MP siyasi doktrin ve ideolojik bakımlardan bu iki partiden farklı bir özellik taşımakta ve siyasal ve iktisadi konularda liberal, toplumsal ve kültürel alanlarda milliyetçi ve muhafazakâr bir görünüm arz etmektedir.  

         

         

        İnönü’ye Suikast İddiası

         

        Denizli milletvekili Reşat Aydınlı, arkadaşlarından Sadık Aldoğan, Osman Bölükbaşı ve Fuat Arna’nın Celal Bayar ve İsmet İnönü’ye suikast düzenleyeceklerini hükümete ihbar etmiştir. Olaya el koyan Cumhuriyet Savcılığı hemen soruşturmaya başlayarak söz konusu isimlerin evlerinde arama yapmış, Bölükbaşı ile Arna tutuklanmıştır. Daha sonra iddianın asılsız olduğu ortaya çıkmış ve bu kez, iddiayı ortaya atan Denizli MP milletvekili Reşat Aydınlı tutuklanmıştır.

         

        Osman Bölükbaşı’nın tutuklandığı gün de evi saatlerce aranmıştır. Polisler kendisini götürürken Bölükbaşı 21 günlük oğluna bakarak “oğlum Deniz baban gidiyor, belki geri gelmez. Bu memleketin pisliğini az su temizlemez diye adını Deniz koymuştum. Şayet gelmezsem bu pisliği sen temizle oğlum” diyordu.

         

        Bölükbaşı ve Arna emniyetteki ifadelerinde bu iddianın bir iftira, bir tertip olduğunu söylediler. Sonuçta delil yetersizliğinden 21 Kasım1949’da tahliye edildiler. Bölükbaşı ve Arna cezaevinden çıktıktan sonra otomobille Sıhhiye meydanından geçerken orada yürümekte olan Celal Bayar’a rastlamışlardı. Arna’nın cesur ve açık suçlamalarından sonra Bölükbaşı Bayar’a hitaben şu sözleri söylemiştir. “İnönü’yü öldürmek lazımdır diye Erzurum’dan vaktiyle gelen mektubu hasıraltı etmiştin. Şimdi bize tuzak kurmak için girişilen bu teşebbüste artist rolü alarak Kazım Özalp’a “Belki muhafaza tedbirleri alırlar. İnönü’ye bildiriniz” demek suretiyle hem İnönü’ye kur yapıyorsun, hem bizleri, yani muvazaasız muhalefeti vurmak istiyorsun. Hem de kendini suikastlara maruz olan büyük bir devlet adamı gibi göstermek fırsatını kazanıyorsun. Bütün hakikatleri ifşa edeceğim.

         

         

        MP ve Kırşehir

         

        MP, 1950 seçimleri öncesi Kırşehir’de Bölükbaşı sayesinde büyük bir gelişme göstermiştir. Kırşehir DP örgütü, MP’nin Kırşehir’deki gelişmesini durdurmak için Bayar’ı Kırşehir’e davet etmişlerdir. Ancak Bayar beklenen ilgiyi görmemiş ve erkenden Kırşehir’i terk etmiştir. Ayrıca partisinin Cebeci mitinginde on binden fazla bir kalabalığa konuşan Bölükbaşı şöyle demiştir:

         

                    “Bu memlekette sağır bir zihniyet hâkimdir. Bu tek parti zihniyetidir. Kulaklarını alkışa açar, milletin şikâyetine kapar. Bu zihniyetin sırtı yere gelmedikçe, milletin yüzü gülmeyecektir. Bu zihniyeti atacağınız güllerle değil, vereceğiniz reylerle yıkacaksınız. Bu tahakkuk edince; Sesimiz gür olacak, vicdanlar hür olacak, efendi bir olacak, o da millet olacak.”

         

                    MP’nin etkili isimleri tarafından meydanlar doldurulup taşsa da, MP yurt genelinde örgütünü tam olarak kuramadan, ancak 22 ilde örgütlenerek seçimlere girmiş, yüzde 3.03 oy oranında oy alabilmiştir. Bir tek Kırşehir’den Bölükbaşı milletvekili seçilmiş, Kırşehir’de seçmenlerin yaklaşık üçte birinin oyunu almıştır. İlginçtir ki, DP Başkanı Bayar, saatte bir Kırşehir’i arayarak Bölükbaşı’nın kazanıp kazanamadığını sormuştur. Kırşehir’den diğer milletvekilliklerini DP kazanmış, ancak en çok oyu Bölükbaşı almıştır. 

         

                    Bölükbaşı’nın mensubu olduğu MP, kendi içinde yaşanan “inkılapçı-muhafazakar” şeklindeki bölünmeden sonra, 27 Ocak 1954 tarihinde de dini siyasete alet ettiği gerekçesiyle temelli olarak kapatılmıştır. MP kapatıldıktan sonra, Bölükbaşı ve arkadaşları 9 Şubat 1954’te Cumhuriyetçi Millet Partisi’ni (CMP) kurmuştur. 

         

        1954 Genel Seçimlerinde CMP, Türkiye genelinde 427.024 oy ve 4. 69 yüzde ile sadece Kırşehir’den tam liste halinde 5 milletvekili (Osman Bölükbaşı, Ahmet Bilgin, Osman Alişiroğlu, Mehmet Mahmutoğlu ve Tahir Taşer) çıkarabilmiş ve Meclis’te bir grup oluşturmayı başarmıştır. Kurulduğundan beri, başından çok önemli olaylar geçmiş, irtica ve inkılap düşmanlığı iddiaları ile kapatılmış bir partinin devamı olan CMP için bu büyük bir başarıdır. 

         

                    Diğer taraftan, yüzde 58’i ile Meclis’te 500’den fazla milletvekiline sahip olan Menderes Hükümeti, halkın desteğini de arkasına almanın verdiği iktidar sarhoşluğu ile hareket etmeye başlayarak seçim, üniversiteler, basın, ceza ve temel hak ve özgürlükleri ilgilendiren kanunlarda değişiklikler yaparak, baskının yasal yollarla arttırılması ve Bölükbaşı’na yönelik olmak üzere Kırşehir’in ilçe haline getirilmesi gibi antidemokratik uygulamalara gitmiştir. 

         

        Kırşehir’in ilçe yapılması ve Nevşehir adında bir ilin kurulması hakkındaki kanun tasarısı ile ilgili olarak CMP grubu adına söz alan Bölükbaşı, İmparatorluk devrinde sancak merkezi ve Cumhuriyetten bu yana da vilayet olan Kırşehir’in, hissi ve siyasi nedenlerle ortadan kaldırılmak istendiğini ileri sürmüş, hükümetin tam olarak gerçek niyetini ortaya koymadığını, gerekçede öne sürülen hususun da hükümetin önceki uygulamaları ile çatıştığını dile getirmiştir.  

         

        Bölükbaşı’nın ardından kürsüye gelen Menderes ile Bölükbaşı arasında karşılıklı sözlü sataşmalar olmuş, Menderes, Kırşehir’le ilgili siyasi bir karar verdiklerini itiraf edecek cümleler kurmuştur. Konuşmasının sonunda artık iyice açık konuşan Menderes, Kırşehir halkının milletvekilleri tarafından idlal edildiğini (yoldan çıkarıldığını) bu durumda siyasi tedbir almalarının bir zorunluluk haline geldiğini öne sürerek, bir nevi itirafta bulunmuştur. Meclis’te bu kadar siyasi kararlıkla konuşan Menderes, 27 Mayıs 1960 İhtilali’nin ardından yapılan Yassıada Mahkemeleri’nin duruşmasında Kırşehir’in ilçe haline getirilme kararını, “fahiş hata” olarak nitelendirecektir.

         

        DP iktidarı, kamuoyu önünde Kırşehir’in ilçe yapılması ile yıpranan itibarını tekrar kazanmak amacıyla, Kırşehir’i yeniden il statüsüne kavuşturarak seçime gitme kararı almıştır. İlgili tasarının Meclis’te görüşülmesi sırasında aleyhte konuşacağını söyleyen Bölükbaşı’ya söz verilmiştir. İşte, Bölükbaşı’nın dokunulmazlığının kaldırılarak tutuklanması, bu konuşmasıyla başlayan ve Meclis koridorlarında devam eden olaylar yüzünden meydana gelecektir.

         

        “…Bu işin iç yüzünü, bugün muhalefet saflarında bulunan bazı arkadaşlar da çok iyi bilmektedirler… 2 Mayıs [1954] seçimlerinden birkaç gün sonra, kendisinden Kırşehir’in ilçe haline getirilmesi için bir kanun teklifinde bulunması istenilen arkadaşımız, şimdi muhalefet saflarındadır. Bu arkadaş Fevzi Lütfi Karaosmanoğlu’dur. Ona bu teklifi yapan zat kimdir? Rejimi bu hale getiren zat kimdir? Maalesef rejimin baş müdafii olması icabeden Cumhurbaşkanı Celal Bayar’dır.”

         

        Bölükbaşı’nın bu sözleri, şiddetli protestolar ve sıra kapakları gürültüleri ile kesilmiş ve Başkan Cumhurbaşkanı’ndan bu şekilde bahsedilemeyeceğini söylemiştir. Gürültüler arasında Bölükbaşı, “Ederiz, ederiz, Bu gibi tertipleri yapanlardan bahsederiz. Bu memlekette herkesin maskesinin düşüreceğiz. Bu ikinci cinayetinize (1949’da İnönü ve Bayar’a suikast yapacağı iddiasıyla tutuklanmasına işaret ediyor) rağmen, bu kanun tasarısının lehinde oy vereceğiz” demiştir. Hava çok gergin bir durum almıştır.  

         

                    Bölükbaşı, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk defa Meclis kürsüsünde yaptığı konuşmadan dolayı iktidar zoru altında bulunan hâkimlerin kararıyla, parlamentodan alınıp hapse atılmıştır. Dokunulmazlığı kaldırılan Bölükbaşı hakkındaki karar, Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve 2 Temmuz’da sorgusu yapılan Bölükbaşı, Ankara Merkez Cezaevi’ne götürülmüştür. 

         

        Bölükbaşı cezaevinde iken, 27 Ekim 1957 tarihinde genel seçimler yapılmış ve 1957 seçimlerinde cezaevinde bulunan Bölükbaşı için seçim bölgesi Kırşehir’de, yoğun bir siyasal faaliyet yaşanmıştır. Kırşehir’den aday olan Bölükbaşı, oylarını kullanan toplam 60.923 seçmenden, 40.041 seçmenin oyunu almıştır.

         

         

        27 Mayıs’a Doğru Adım Adım      

         

                    1957 seçimleri sonrası siyasi ortam Türk siyasi hayatında görülmedik ölçüde hareketlenmiştir. Bunun en önemli nedeni iktidarın güç kaybetmesi yüzünden hırçınlaşması muhalefetinde güçlenerek daha önce 70 civarında olan milletvekili sayısını toplam 186’ya kadar yükseltmiş olmasıydı.

         

        Seçimlerden önce tutuklanan Bölükbaşı oyunu cezaevinde kullanmış, tekrar seçilmesi ile dokunulmazlığını tekrar kazanıp kazanmadığı tartışılmaya başlanmıştır. 30 Kasım 1957’de serbest bırakılmış, ardından yemin ederek meclis faaliyetlerine katılmıştır. Hapisten çıkarken kendisine geçmiş olsun demeye gelen İsmet Paşa tarafından sırtı sıvazlanarak “Çocuğunun doğumunu bile göremedin” sözlerine muhatap olunca “Ben sizin zamanınızda doğan çocuğumun doğumu sırasında da hapisteydim” cevabını vermiştir.

         

        1957 seçimlerinden sonra Beşinci Menderes Hükümeti’nin muhalefet üzerindeki baskısı sertleşince muhalefet partileri birbirine yaklaşmıştır. İşbirliği çabaları kapsamında; Hürriyet Partisinin CHP ile yakınlaşması sonucu CMP ve TKP temaslarda bulunarak, iki partinin birleşmesi amacıyla ortak bir tebliğ yayımlamışlardır. Bu doğrultuda Cumhuriyetçi Millet Partisinin adı Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi olmuştur.

         

        CMP Büyük Kongresi, çok tartışmalı geçmiş, Bölükbaşı'na karşı bir grubun varlığı ortaya çıkmıştır. Tartışmalar ve eleştirilerin ardından yapılan seçimlerde Bölükbaşı, 602 oydan 517'sini alarak başkan seçilmiştir. CKMP içerisindeki muhalif hareket, zaman zaman sesini çıkarmaya çalışmasına rağmen, 1961yılında ikinci defa Millet Partisinin kurulmasına kadar başarılı olamamışlardır.

         

        İktidar ile muhalefet arasındaki hava iyice gerilince, Bölükbaşı DP ile CHP arasındaki gerginliği gidermek için bir anlamda arabuluculuk rolünü üstlenmeyi kararlaştırmıştır. CKMP Genel İdare Kurulu’nun bu konuda her iki partiyi itidale davet etmek hususunda verdiği yetkiye dayanarak Bölükbaşı, 17mayıs – 2haziran tarihleri arasında Başbakan Menderes’le bir kere, İsmet İnönü’yle de üç kere görüşmüştür. Osman Bölükbaşı’nın ülkeyi kardeş kavgasına sürükleme potansiyeline sahip bu gerginliği yumuşatmak için sarf ettiği çabalar arzulanan sonucu vermemiştir. DP, bu arada CKMP’nin içine el atmış, partide çözülme olması için sistemli bir gayret içine girmiştir.

         

        Osman Bölükbaşı’nın Davası temyiz safhasında iken, Mayıs 1959’da, Başbakan Menderes’in aracı olarak görevlendirdiği DP’li Orhan Akça, Bölükbaşı’nın evine gelir. Ziyaret sebebi Menderes’in özel bir mesajıdır. Mesaj şudur: “Bölükbaşı CHP’ye karşı bizimle işbirliği yaparsa, ülke bundan büyük yarar görür. CHP’yi birlikte bertaraf edelim. Kapatalım. Karşımızda 150 milletvekiliyle siz kalın. Demokratik rejim için noksan olan ne varsa zamanla yaparız. Biz eski dava arkadaşıyız. Kırılganlıkları unutalım, yeniden birlikte hareket edelim.”

         

        Osman Bölükbaşı’nın cevabı şöyle olmuştur: “Bu teklifi bana yapılmamış sayıyorum. Menderes’e selam söyleyin, biz bu memlekette hiçbir hizmet etmesek bile, bir hizmeti yapacağız. Hiç olmazsa sözüne ve sebatına sonuna kadar güvenilir siyaset adamlarının bu milletin bağrından çıktığını, bu milletin vicdanında istikbalinin bir teminatı olarak yaşatacağız ve buna kararlıyız.” Bölükbaşı, olağandışı garip bir şey olacağını hissederek bu konuşmayı teyple tesbit etmiş, ancak, Yassıada Mahkemesi’nin talebine rağmen bunu mahkemeye vermemiştir.  

         

        Meclisin manevi şahsiyetine hakaret suçundan Ankara İkinci Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan dava 7 Kasım 1959 tarihinde sonuçlanmış ve Osman Bölükbaşı 10 ay ağır hapis ve 4 ay süreyle İstanbul’da mecburi oturma ve nezaret altında bulundurma cezasına çarptırılmıştır. Bu karardan birkaç gün önce, 1 Kasım 1959’da Kırşehir’e gitmekte olan Osman Bölükbaşı bir kaza geçirmiş, arabası Bala’dan üç kilometre ileride devrilerek birkaç takla atmıştır. Başından yaralanan ve kaburga kemikleri ezilen Bölükbaşı Ankara’ya getirilmiştir. Bu kaza nedeniyle karar duruşmasına başı sarılı olarak katılan Bölükbaşı şunları söylemiştir: “Mahkûm oldum, fakat bütün tehdit ve gayretlere rağmen teslim olmadım. Bu hakikat milletin hafıza ve vicdanında ebediyen yaşayacaktır. Şahane kinler belki böylece tatmin olacaktır. Ancak, rütbeler ölür şerefler yaşar. Bayraktar belki ölür, fakat bayrak asla yere düşmez. Bu memlekette şerefli omuzlar tükenmemiştir. Ne gam, din şehit ister. Bu davanın bence temyizi ilahi adaletin mahkemesinde yapılacaktır.” Bu karardan 27 hafta sonra gerçekleşen 27 Mayıs 1960 İhtilali sonrasında, davanın ilk muhasebesi yapılmış ve mahkûmiyet kararı yok sayılmıştır.

         

        DP’nin Mecliste Tahkikat Komisyonunun kurulması ile ilgili uygulaması, gerginliği son noktaya getirmiş, konu işle ilgili olarak İnönü o meşhur “Artık sizi ben bile kurtaramam” cümlesini sarf etmiştir.  

         

        23 Mayıs'ta Osman Bölükbaşı ile Avni Doğan, hükümet hakkında meclis soruşturması açılmasını istediler. Önergede; meydana gelen olaylara TBMM tarafından dur denilmesi gerektiği belirtiliyordu. 

         

        25 Mayıs’ta meclisin tekrar bir ay süreyle tatile girmesi gündeme gelince, Bölükbaşı kürsüye gelerek; iki gün önce açılan meclisin tekrar tatile girmesini gerektirecek makul sebeplerin açıklanmasını isledi, Bölükbaşı sözlerini şöyle tamamladı: "Bu memlekette gece uykularınızı kaçıran hadiseler bir gün vuku bulursa bunun mesulleri sizler olacaksınız. Zulmünüz olmazsa ayaklanma olmaz.”

         

        Yapılan oylamanın ardından meclis tekrar tatile girmiş ve bilinen gelişmelerin sonucu 27 Mayıs darbesi ile 14 Mayıs1950’de başlayan, DP'nin iktidar dönemi fiilen sona ermiştir.

         

        Bölükbaşı 27 Mayıs darbesini meşru bir ihtilal olarak değerlendirmiştir. 27 Mayıs sonrası siyasetin iki parti arasında şekilleneceğini ummaktadır. Kendi partisi CKMP’nin, DP’nin yani CHP dışında kalan güçlerin partisi olacağını düşünmektedir. Darbeden sonra askerlerin CHP ve lideri İnönü ile kurdukları ilişkiden rahatsız olmuştur. Bölükbaşı 27 Mayıs ve 1961 Anayasası ile oturtulmaya çalışılan yeni düzeni savunmaktadır. Bir yandan 27 Mayıs darbesini meşru görmüş ve yeni rejimi savunmuş öte yandan askerlerin kurduğu hükümete üye vermek istememek, liderler toplantısına katılmamak, CHP ile ilişki kuran askeri yönetimi tarafsız olmamakla suçlamak gibi siyasi manevralarla özellikle DP’li seçmen nezdinde “27 Mayısçı” olarak algılanmamaya dikkat etmiştir.

         

        Seçimlere 8 ay kala CHP dışındaki partiler senatör Hayri Ürgüplü Başbakanlığında bir koalisyon üzerinde anlaşmışlar, Demirel’in dışarıdan Başbakan yardımcısı olması kararlaştırılmıştır. 20 Şubat I965'te kurulan yeni hükümette AP 10, YTP, CKMP ve MP'de 4’er bakanlık alacaklardı. Bölükbaşı bu ortaklık ile ilk defa -kendisi görev almasa da- bir hükümette yer almıştır. Yaklaşık 8 ay süren bu hükümet döneminde partisinin de dâhil olmasına rağmen Bölükbaşı hükümeti eleştirmekten geri kalmamıştır. Bu eleştirilerin büyük çoğunluğunu TRT oluşturuyordu. Bölükbaşı, 1965 yılında “TRT’nin partizanca yayın yaptığı” iddiaları konusunda Meclis araştırması açılması önergesinin ön görüşmesinde, iki oturumda 5 saat konuşarak bir rekor kırmıştır.  

         

        Bölükbaşı, 1965 seçimlerinde yeniden Ankara milletvekili seçilmiştir. Bu seçimlerde Millet Partisi, Orta Anadolu'da yüzde 20’nin Kırşehir'de ise yüzde 50'nin üzerinde oy toplamıştır.

         

        Cemal Gürselin sağlık durumu nedeniyle görevine devam edemeyeceğinin anlaşılmasının ardından yeni Cumhurbaşkanının seçilmesi gündeme gelmiş, Partiler, Cevdet Sunay'ı seçme konusunda anlaşmıştır. Ancak Bölükbaşı, Gürsel'e gösterdiği direnci bu defa da Sunay’a gösterirken eleştirilerini; “Bu memlekette Cumhurbaşkanı olmak için Harp Okulu mezunu olmak gerekir" diyerek özetlemiştir.  

         

        Bölükbaşı 27 Mayıs sonrası milliyetçi-muhafazakâr çizgiyi anti-komünist söylem üzerinden kurmaya çaba göstermiş ve partinin yeni siyasal kimliği olarak anti-komünizmi ön plana çıkarmaya başlamıştır. Bölükbaşı 27 Mayıs sonrası komünizmle mücadele konusunda muhalefet konumunu kullanarak hükümetleri komünizmle mücadelede yeterli tedbirleri almamakla suçlamıştır. Bölükbaşı, milliyetçi görüşü çerçevesinde dış politika konusunda hassas olup hükümeti çok sert bir şekilde eleştirmiştir. Kıbrıs meselesine verdiği önem çerçevesinde Başbakan Demirel’in 9-10 Eylül tarihlerinde Yunanistan Başbakanı ile yaptığı görüşmeler hakkında görüş ve endişelerini bir mektupla Demirel’e bildirmiştir, Enosis meselesinde Yunanistan'ı eleştiren Bölükbaşı, Kıbrıs facialarının gerçek sorumlusunun Yunanistan olduğunu belirterek şöyle diyordu: "Bu devlet kurulduğu günden beri Türkiye aleyhine sinsi bir genişleme politikası takip etmiş ve maalesef çok zaman başarı da sağlamıştır. Yunanistan, Türk toprakları üzerinde Bizans İmparatorluğu'nu ihya etmek ve Ayasofya'ya çan takmak hayalinden vazgeçmiş değildir. Gençlerini bu hayal ile yetiştirmekte ve topraklarımızda gözü olduğunu her vesile ile tekrar etmektedir. Bu düşmanlığın en son tezahürü Ege sahillerimize yakın olan ve Lozan Antlaşması’yla askerlikten tecrit edilmiş bulunan Yunan adalarına bir gün Türkiye aleyhine kullanılmak üzere jet üsleri inşa etmeye başlamasıdır...

         

        Türkiye, anlaşmaların kendisine verdiği hakkı kullanarak bir gün Kıbrıs'a askeri müdahale de bulunmak zorunda kaldığı veya haklı bir sebeple Yunanistan'la çatıştığı takdirde sahillerimizin burnu dibinde kurulan Yunan jet üslerinden kalkacak uçaklar İzmir, İstanbul, Ankara gibi Türk şehirlerini kolaylıkla bombardıman edebileceklerdir. Hükümetimiz bu hainane ve gayri meşru hazırlıkları derhal durdurmak için harekete geçmediği takdirde bir gün İsrail hava taarruzuna uğrayan Araplar durumuna benzer bir duruma düşmemizden haklı olarak korkulur. Anlaşmaları devamlı olarak çiğneyen Yunanistan’la olan bütün meseleleri Lozan Antlaşması’ndan evvelki hale irca ederek yeniden ele almalıyız…”

         

        NATO ve Türkiye’deki Amerikan üsleri hakkında görüşleri ise şöyle idi:

         

        “Millet Partisi Türkiye’nin NATO içindeki durumunun, Amerika ile olan münasebetlerinin kendi güvenliğinin ve milli menfaatlerinin emrettiği istikamette düzeltilmesi yollarının süratle bulunması fikrindedir. Bilhassa Türkiye’yi bölgesel nükleer bir harp felaketine sürükleyebilecek şartlar mutlaka ortadan kaldırılmalıdır. Bu yapılmadığı takdirde Türkiye kendi güvenliğini sağlamak için girdiği NATO ittifakı ve toprakları üzerinde askeri üsler verdiği Amerika yüzünden Türk Milletini yok edebilecek bir duruma rıza göstermiş olur. Türkiye’yi otuz iki milyonluk bir mezar haline getirebilecek bir tehlike kaynağı olduğunu yıllardan beri belirttiğimiz Türkiye’deki Amerikan askeri üslerinin durumunu düzeltecek bir anlaşmayı bütün uyarılarımıza rağmen hükümetin bu güne kadar yapmamış olmasını, büyük bir üzüntü ile karşıladığımızı belirtmek isteriz. Kıbrıs davası gibi Amerikan üsleri davasını da halledemeyen hükümete, bir kere daha sorumluluğunu hatırlatır ve kendisini göreve davet ederiz.”

         

         

        Aramızdan Ayrılışı

         

        Bölükbaşı siyasetten çekildikten sonra siyasî hayatındaki yoğunluğun aksine sessiz bir dönem geçirmiştir. Bu dönem içerisinde eski partisinden ve Adalet Partisinden teklifler gelmesine rağmen aktif politikaya geri dönmemiştir. Ancak bu dönemde sağın iki lideri, Alparslan Türkeş ve Süleyman Demirel ile yakın ilişki içerisinde olmuştur. Osman Bölükbaşı, Türk siyasi hayatında, renkli bir siyasi şahsiyetti. 1946 yılında 35yaşında Demokrat Parti saflarında atıldığı siyasette 28 yıl kalmıştır. 1950, 1954, 1957 seçimlerinde Kırşehir milletvekili, 1961 yılında kurucu meclis üyesi, 1961, 1965, 1969 seçimlerinde Ankara milletvekili olmak üzere TBMM’de 23 yıl geçirmiştir. Demokrat Parti müfettişliğinden ayrıldıktan sonra, üç siyasi partinin(1948’de MP, 1954’te CMP, 1962’de MP) kurucusu olmuş ve üç siyasi partinin(CMP, CKMP, MP) genel başkanlığını yapmıştır.

         

        Siyasi hayatı boyunca 1946, 1949,1957 yıllarında altı kez tutuklanarak hapse girmiş, yaptığı konuşmalardan dolayı,1953’te 1 defa,1956’da 3 defa,1957’de 2 defa ve 1961’de 1 defa olmak üzere 7 defa dokunulmazlığının kaldırılması amacıyla hakkında soruşturma açılmış, bu soruşturmalardan birinde 1957’de dokunulmazlığı kaldırılmış ve mahkûm olmuştur.

         

        Osman Bölükbaşı’nın asıl üstünlüğü, ahlak anlayışındadır. Bütün siyasi yaşamında, siyasi ikbal uğruna ilkelerinden taviz vermemiştir. Osman Bölükbaşı, çeyrek yüzyıl süren siyasi mücadelesinde Türkiye’de demokrasi bilincinin aşılanması ve yerleşmesinde ve demokratik devlet nizamı fikrinin gelişmesinde etkili olmuştur. Bu özelliği ile Bölükbaşı, Türkiye’de çok partili hayata geçiş süresince muhalefet olgusunun yerleşmesinde önemli bir görev üstlenmiştir.

         

                    2001 yılı sonlarına doğru Bölükbaşı’nın sağlık durumu kötüleşmiş ve son iki ayını İbn-i Sina Hastanesi’nde geçirmiştir. Osman Bölükbaşı yoğun tedavilere rağmen 6 Şubat 2002’de hayatını kaybetmiştir. Vefat ettiğinde 89 yaşındaydı.

         

                    Kendisini hasret, hürmet ve muhabbetle yâd ediyoruz. Mekânı cennet olsun…

         


Türk Yurdu Eylül 2011
Türk Yurdu Eylül 2011
Eylül 2011 - Yıl 100 - Sayı 289

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele