Mustafa Kemal Atatürk Hakkında Bazı Düşünceler

Eylül 2011 - Yıl 100 - Sayı 289

        Türk Ocaklarının kuruluşunun ve Türk Yurdu’nun çıkışının 100.yılında Mustafa Kemal’i hatırlamadan geçmek her halde vefasızlık olurdu. Çünkü hem Türk Ocaklarının kuruluş gayesi ve ön gördüğü hedeflerin hem de Türk Yurdu dergisinde yayımlanan görüşlerin önemli bir kısmı Mustafa Kemal’in yaptığı inkılâplar sayesinde gerçekleştirilmişlerdir. Başka bir ifadeyle Mustafa Kemal’in fikirleri ve görüşleri ile Türk Yurdu’nun savunduğu fikirler arasında ciddi bir paralellik söz konusu idi. Dolayısıyla Türk Yurdu’nun 100. yılında Mustafa Kemal’e mutlaka yer verilmeliydi. İşte bu makale çerçevesinde bu görev yerine getirilmeye gayret edilecektir.

         

        Bilindiği gibi, hangi alanda olursa olsun dünya çapında ün yapmış büyük karizmatik şahsiyetlerin, liderlerin ve devlet adamlarının hayat hikâyelerini (biyografilerini) yazmak kolay bir iş değildir. Bunun sebebi, bu şahsiyetler tektir, bir birinden farklıdırlar. Bu bakımdan, onların bütün yönlerini yakalamak ve tanımak oldukça zordur. Böyle bir kişinin, ayrıca Mustafa Kemal gibi büyük kurtarıcı olmanın yanında devlet kuruculuğu, devlet adamlığı, milli kahramanlığı, mili önderliği, inkılâpçılığı ve büyük politikacılığı söz konusu ise, işin biraz daha zor olacağı muhakkaktır. Tarihçinin görevi, bu tür büyük adamları bütün yönleriyle yakalayabilmek ve tanıyabilmek için tarihçiliğin de ötesine geçerek, diğer disiplinlerin (psikoloji, sosyoloji, ekonomi, siyaset bilimi, karakteroloji, hukuk vs.) yazdıklarını da kendisine lazım olacak kadar okuması ve gözden geçirmesi gerekmektedir. Ancak, bu şekilde titiz ve derinliğine bir inceleme ile büyük bir şahsiyetin biyografisi yazılabilir.

         

        Mustafa Kemal’in biyografisi yazılırken her şeyden önce yaşadığı çağ, yetiştiği sosyal-iktisadi muhit (çevre), o günkü politik rejim (monarşi, oligarşi, meşrutiyet, cumhuriyet, diktatörlük vs.) ,harp ve barış hali, eğitim sistemi, haberleşme ve ulaşım vasıtaları gibi teknik imkânların durumu incelenerek nazarı dikkate alınması lâzımdır. Ayrıca, ailesi, çocukluğu, eğitimi, etkilendiği kişiler, olaylar hakkında yeterli derecede bilgi sahibi olunmalıdır. Böylece, onu kendi mukadderatına doğru sürükleyen ve götüren faktörler ortaya konulmalıdır.

         

        En son yapılması gereken husus, şüphesiz Mustafa Kemal’i Atatürk (Türklerin Atası) yapan ve adı İstiklâl Savaşı, Milli Mücadele ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti olan bu büyük eserlerin yapılışı, önemi ve orijinal yanları ele alınmalı ve bugün bu eserlere nasıl bakıldığı ortaya konulmalıdır.

         

         

         

        Mustafa Kemal’in Yaşadığı Çağ

         

        Mustafa Kemal, XIX. ve XX. yüzyılın adamıdır. XIX. yüzyılın en bariz özellikleri de, 1789 Büyük Fransız İhtilâli’nin getirdiği fikirlerin Avrupa’yı ve dünyayı etkilemesidir. Bunların başında aşağıdaki hususlar gelmektedir:

         

        a- Liberal sistem (liberalizm-liberal felsefe),

        b- Millet kavramı-milliyetçilik akımı-milli devlet fikri,

        c- Siyasi eşitliğe dayalı demokrasi anlayışı,

        d- Ekonomik eşitliğe dayalı sosyalizm fikri,

        e- İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin fertler için öngördüğü eşitlik-hürriyet-kardeşlik,

        f- Milletler için öngördüğü istiklâl fikri,

        g- Yeni felsefi görüşler.

        h- İlmi ve teknolojik icatlar-keşifler-buluşlar (yeni haberleşme-ulaşım vasıtaları ve silahlar).

         

        XIX. yüzyıl aynı zamanda, özellikle 1860’lı yıllardan sonra her türlü, yani ekonomik-askeri ticari-mali-teknolojik,kültür emperyalizminin ve Avrupa üstünlüğünün doruk noktaya çıktığı çağdır. Bu çerçeveden bakıldığında, Osmanlı İmparatorluğu Avrupa’nın nazarında mirası paylaşılması gereken “Hasta Adamdır” ve Şark Meselesi’nin ana konusudur. Şark Meselesi’nin özü ise, şu şekilde sıralanabilir:

         

        a- Osmanlı İmparatorluğu’nu yarı sömürge haline sokmak,

        b- Türkleri (Osmanlı Devletini) ve Müslümanları Balkanlardan çıkarmak ve duruma göre   Hristiyanlar için taviz-imtiyaz-reform-muhtariyet(otonomi)-istiklâl elde etmekti.

        c- Türk olmayan Müslümanları (Boşnak-Arnavut-Pomak, Arap-Kürt vs.) devletten ayırmak

        ç- Osmanlı İmparatorluğu’nda İngiltere-Rusya-Fransa ve Avusturya için menfaat bölgeleri           kurmak,

        d- Anadolu’da Ermenistan ve Kürdistan devletleri teşkil etmek,

         

         

        Mustafa Kemal’in Yaşadığı Muhit: Selanik ve İmparatorluk            

         

        Etnik menfaatlerin ön planda olduğu ve komitacılığın kol gezdiği Makedonya’da bulunan ve tam manasıyla kozmopolit bir şehir olan Selanik etnik ve sosyal yapısıyla Mustafa Kemal’i derinden etkilemiş ve onun siyasi fikirlerinin oluşmasında laboratuar görevini yapmıştır. Şehrin nüfusunu, etnik açıdan Türkler, Yahudiler, Rumlar, Bulgarlar, Makedonlar, Arnavutlar, Ulahlar, yabancılar ve dini açıdan ise Müslümanlar, Hristiyanlar ve Yahudiler oluşturmakta idi. 1885 yılında yapılan sayıma göre Selanik Vilayeti’nde: Müslüman 494.656 (%51), Rum 243.991 (%23), Bulgar 222.316 (%22), Yahudi 7.174 (%4). 1890’da şehir merkezinde ise, 46 mahallede 30.000 Türk, 16 Mahallede 45.000 Yahudi, 12 mahallede 13.000 Rum bulunmakta idi[i].

         

        Selanik’te Türklerin durumu İmparatorluğun genelinden farklı değildi. Yahudiler, Frenkler, Rumlar yine zengin; ticaret, bankacılık, basın yine onların elinde. Yabancı konsoloslar yine her işe müdahale etmektelerdi.

         

        Hem Selanik’te hem İmparatorluğun diğer yerlerinde Türkler, yine mağdur durumda idi. Her gayrimüslim cemaatin arkasında bir büyük devlet olduğu, onları korudukları ve haklarını savundukları halde, devletin sahibi ve milleti hâkime durumunda olan Türkleri savunan, koruyan yoktu. Fakat vatanı, devleti, İmparatorluk topraklarını, İslam dinini ve cemaatini müdafaa etmek söz konusu olduğunda bütün yük Türklerin üzerine yükleniyordu. Ordu Türk milletinin ordusu idi, ama Türk milletinin adı yoktu ve Türkler millet bile kabul edilmiyordu. 1876 Kanun-i Esasi, Türk milletini göz ardı ederek, ümmeti öne çıkarıyor ve ümmete hitap ediyordu.

         

        Devlet ve Babıâli, Avrupa’dan borç almayı ve Düvel-i Muaazzama’nın desteğini temin etmeyi en başarılı politika ve diplomasi kabul etme gafletine düşmüştür. Niyazi Berkes bu durumu haklı olarak “borçlanma maliyeciliği” ve “Avrupa’nın desteğini sağlama hariciyeciliği” olarak nitelemektedir[ii].

         

        Mustafa Kemal’in yetiştiği entelektüel iklime gelince: Genç Osmanlılardan, Namık Kemal’den etkilenmiştir. Genç Türklere veya İttihatçılara yakın olup, en çok Ziya Gökalp’in tesirinde kalmıştır. Diğer beğendiği kişiler arasında Mustafa Celalettin Paşa, Ahmet Mithat, Abdülhak Hamit Tarhan, Tevfik Fikret, Mehmet Emin Yurdakul ve Sadri Maksudi Arsal da vardır. Bu aydın çevreden anlaşıldığına göre, Mustafa Kemal Batı tarzı modernleşmeden ve Türkçülükten yana tavır almıştır.

         

         

        Mustafa Kemal ve Savaşlar

         

        Mustafa Kemal, 1911 Trablusgarp Savaşı, 1912–1913 I. ve II. Balkan Savaşları, 1914-1918 I. Dünya Savaşı (Çanakkale-Filistin Cephesi, Irak Cephesi, Kafkas Cephesi) ve İstiklâl Savaşı olmak üzere tam beş savaşa katılmış ve pek çok cephede bulunmuştur. Her savaşta ve cephede farklı manzaralar görmüş, farklı olaylarla karşılaşmış ve farklı tecrübeler edinmiştir. Özellikle İstiklâl Savaşı hariç, Türk askerinin, farkında olmadan Türk milleti adına ve milli menfaatler için değil, bazen Almanya’nın adına, bazen Araplar ve İttihadı-ı İslâm adına, bazen Hanedan ve Hilafet için, bazen İmparatorluğu kurtarmak adına savaştığını, bazen de Panosmanizm-Panislamizm-Pantürkizm gibi hayali ve o günkü şartlarda gerçekleşmesi imkânsız hedefler adına savaştırıldığını ve sonuçta Türk milletinin tüketildiğini görmüştür. Bunun için, hayatı harpler içinde geçmesine rağmen, “harp zaruri olmadıkça cinayettir” ve “yurtta barış, dünyada barış” diyebilmiş, arkasından “hazır ol cenge istersen sulh-u salah” sözlerini söyleyerek, Milli Mücadele’nin zaruri; barışın ise ancak savaşarak elde edilebileceğini ifade etmiştir. Böylece, hem meşru hem zaruri gördüğü İstiklâl Harbi’nde Türk milletini, sadece Misak-ı Milli ile sınırları çizilen öz vatanını ve kendi milli menfaatlerini savunmaya çağırmıştır.

         

        Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, Mustafa Kemal çağını, çevresini iyi okuyan ve yorumlayan bir kişi olarak şu sonuçlara varmıştır:

         

        a- Avrupa’nın üstünlüğünün, refahının ve gücünün eğitimden-ilimden–teknikten kaynaklandığını,

        b- Düvel-i Muazzama’nın, Bab-ı Ali’den sadece gayrimüslimler ve Türk olmayanlar için imtiyaz ve reform istediği ve onları bahane ederek içişlerimize daima müdahale ettiğini,

        c- Kapitülasyonlarla, bilhassa, 1838 Ticaret Antlaşması ve 1881 Duyun-ı Umumiye’nin teşkiliyle Osmanlı’nın yarı sömürge haline getirildiğini,

        ç- Osmanlı’nın “Hasta Adam” durumundan kurtulabilmesi için radikal reformlara ihtiyacı olduğu, ancak 1918’de tarihin verdiği karara göre Osmanlı imparatorluğu sona ermiştir. O halde yeni bir yol aranmasına ihtiyaç bulunduğunu,

        d- Millete, milli devlete, milli vatana, milli orduya dönülmesi gerektiğini.

        e- Gayrimüslimlerin (Rum, Bulgar, Ermeni vb.) ve Türk olmayan Müslümanların (Arap, Arnavut, Kürt vb.) Türklere karşı takındıkları dostane olmayan hal ve hareketlerini anlamış ve görmüştür.

         

         

        Misak-ı Milli: Önce Millet ve Milli İstiklâl

         

        Mustafa Kemal daha Amasya’da iken, 22 Haziran 1919’da yayımladığı meşhur tamimle(bildiri), Türk, yalnızca Türk milleti ve onun tehlikede olan istiklâli için ve Türk milletiyle birlikte iç-dış işgalci düşmanlara karşı “ya istiklâl ya ölüm” parolasıyla savaşılacağını, duyurmuştur. Mücadelenin ise, 23 Temmuz–7 Ağustos 1919 Erzurum Kongresi’nde kararlaştırılan ve 28 Ocak 1920’de son Osmanlı Meclis-i Mebusan’ında kabul edilen Misak-ı milli (milli and) hududları dâhilinde olacağı belirtilmiştir.

         

        Nitekim 24 Nisan 1920’de Meclis’in gizli oturumunda, Mustafa Kemal “…Hakikatte bugün gayemiz bu hudud-ı milli dâhilindeki milletimizin istirhatini, refahını ve bu hudud-ı milli ile muayye (çizilen) vatanımızın tamamiyetini masun bulundurmaktan(korumaktan) ibarettir[iii]…” diyerek gayesini tekrar vurgulamış oluyordu. Şu bir hakikattir ki, Mustafa Kemal kanunlara uygun kongrelerle ve 3 Nisan 1920’de topladığı Büyük Millet Meclisi ile hem hareketini meşrulaştırmış hem de halkın desteğini arkasına almış oluyordu. Aynı zamanda hedefini sadece Türk milletinin, milli devletin, milli vatanın istiklâliyle sınırlandırarak, hem Düvel-i Muazzama’nın tasvip etmediği Panosmanizm, Panislamizm, Pantürkizm gibi emperyal politikalardan vazgeçildiğini hem de Wilson Presiplerine uygun davranıldığını göstermekle Türk İstiklâl Harbi’ni dünya kamuoyu nazarında meşrulaştırmaya çalışmış ve muvaffak da olmuştur.

         

        Mustafa Kemal, bir taraftan Milli Mücadele’yi meşrulaştırmaya gayret ederken, öbür yandan da hedefe gerilla harbiyle ve koordinesiz mahalli direnişlerle bir yere varılamayacağına inandığı için hiç acele etmeden milli ordunun teşkiliyle meşgul olmuştur. Çünkü milli ordu gücün, kuvvetin ve istiklâlin sembolü durumundadır. Bu yüzden Mustafa Kemal Mondros Mütarekesine itiraz ederek, Osmanlı ordusunun terhis edilmesine, donanmanın ve silahların İtilâf Devletlerine teslimine şiddetle karşı çıkmış ve Sadrazam Ahmet İzzet Paşa’yı, 11 Kasım 1918’de bir telgrafla uyarmıştır[iv]. İtirazının dikkate alınmaması üzerine kafasındaki büyük hedefe doğru önceleri küçük, fakat emin adımlarla yürümeye karar vermiştir. Kendi ifadesine göre ilk karar, “…Uygun bir zaman ve fırsat kollayarak, İstanbul’dan kaybolmak, basit bir tertiple Anadolu’nun içine girmek ve bir müddet isimsiz çalıştıktan sonra, millete felaketi duyurmaktı. Bu düşünce sır idi[v].

         

         

        Savaş İçinde İnkılâplar

         

        Mustafa Kemal,  1919–1922 tarihleri arasında hem savaştı hem de esaslı bazı inkılâplar yaptı. Evvela sivil mahalli direnişleri koordineli bir şekilde örgütleyerek onları Anadolu ve Trakya Müdafaa-ı Hukuk Cemiyeti çatısı altında topladı ve milli nitelik kazandırdı. Bu milli iradeyi öne çıkarmak ve hâkim kılmak idi ve o tarihte bu bir inkılâptı. Padişahın emri ve hizmetindeki ordunun dışında milletin emrinde ve hizmetinde milli bir ordu kurarak, ikinci inkılâbı yaptı. Padişah-Halife iradesi yerine, 23 Nisan 1920’de Ankara’da, Büyük Millet Meclisi’ni toplayarak milli iradeyi kurumlaştırması üçüncü inkılâptı.1921 Anayasasının kabulü ve Meclis hükümetinin teşkili ile de dördüncü ve beşinci inkılâp yapıldı. 1 Kasım 1922’de Saltanatın ve padişahlığın kaldırılması altıncı ve önemli bir inkılâptır. Kısacası Mustafa Kemal’in Başkomutan olduğu ordu düşmanlara karşı savaşıp, zafer kazanırken, yine Mustafa Kemal’in Başkanlığını yaptığı Büyük Millet Meclisi de yaptığı kanunlarla çok ciddi inkılâpları gerçekleştiriyordu. Askeri ve sivil alanda yapılanların hepsi de aklın, ilmin, cesaretin, ihtiyatlı olmanın, stratejinin ürünü ve 29 Ekim 1923’de ilan edilen Cumhuriyetin habercileri idi. Ortaya çıkan eser veya alınan sonuç, bu özelliklerin Mustafa Kemal’de mevcut olduğunun somut işaretleridir.

         

         

        Misak-ı İktisadiye

         

        İstiklâl Savaşı’nda Türk milletinin dış düşmanları İtilâf Devletleri ve Yunanistan, iç düşmanları ise Ermeniler ve Rumlar idi. Mustafa Kemal, bu düşmanları mağlup ederek zafer kazandı. Zaferden sonra onun hedef gösterdiği ve ülkeyi tehdit eden ikinci düşman, yaklaşık iki yüz yıldır Osmanlı-Türk toplumunun yakasını bırakmayan, kapitülasyonlarla, 1838 Ticaret Antlaşmasıyla, 1881 Duyun-ı Umumiye’yle şiddetini ve etkisini artıran fakirlik idi. Bu yüzden, 17 Şubat–4 Mart 1923 İzmir’de toplanan Türkiye İktisat Kongresi’nde kabul edilen Misak-ı İktisadiye ilefakirliğe karşı, ilk savaşı başlattı. Mustafa Kemal kongrede iktisadi hâkimiyetin milli hâkimiyet kadar önemli olduğu üzerinde durmuş ve hedefin milli ekonomi ve ekonomik bağımsızlık anlayışı esas alınarak milli kalkınmayı başarmaktan ibaret bulunduğunu ifade etmiştir.[vi]

         

         

        Misak-ı Maarif

         

        Mustafa Kemal’in nazarında Türk milletinin veya bütün insanlığın en büyük ve en tehlikeli düşmanı cehalet olduğu için, daha Milli Mücadele devam ederken,14 Temmuz 1921 yılında Ankara’da I. Maarif Kongresi’ni toplamış ve cehaletle mücadeleye başlamıştır.. Zira çağdaşlaşmada atılacak ilk adımın akla ve ilme dayalı eğitimden geçtiğine inanıyordu. Nitekim Kongrede yaptığı konuşmada “…Milli talim ve terbiye derken milli özelliklerimizle hiç ilgisi olmayan yabancı fikirlerden Doğudan ve Batıdan gelebilen tüm etkilerden tamamen uzak, milli ve tarihi özelliğimize uyumlu bir kültür anlıyorum…” diyerek, eğitimin milli ve akla-ilme dayalı olmasından yana tavır koyarak tamamen bu istikamette bir Misak-ı Maarif’in kabul edilmesinin işaretini vermiştir.[vii]

         

         

        Eylem Adamı ve Devlet Adamı olarak Mustafa Kemal’in Özellikleri        

         

        Cesaret-fazilet: Bilindiği üzere devlet adamı, politikacı, komutan durumunda bulunan bir insan yeri geldiği zaman halkın kendisinden beklediği cesareti göstermesi gerekir. Zira fiziki, entelektüel ve manevi cesaret, devlet adamı, politikacı ve komutan gibi halka mal olmuş tarihi şahsiyetler için fazilettir. Fazilet olan bu cesaret, özellikle bir risk, bir tehlike, bir felaket anında alınan tavırda kendini gösterir. Cesaret doğuştan gelen bir yetenek olmasına rağmen fazilet eğitim ve tecrübe ile kazanılır. Mustafa Kemal,  bu cesaretini ve faziletini asker olarak bütün cephelerde gösterdiği kahramanlıklarla, devlet adamı ve politikacı olarak da yaptığı inkılâplarla ispat etmiştir.

         

         

                    Çözümleyici özellik: Bir meseleyi veya bir problemi keskin zekâ ile mantıki ve akli bir şekilde çözme yeteneğidir. Mustafa Kemal’in en kritik anda en karmaşık bir meseleyi keskin zekâsı sayesinde hızlıca çözdüğü ve gereken en iyi kararı aldığı bilinen bir husustur.

         

                    Pratiklik: Mustafa Kemal aynı zamanda çok mükemmel bir sağduyu sahibi bir insandı. Bu sağ duyu onu beceriklilik isteyen her durumda avantajlı hale getiriyordu.

         

                    Sezgi gücü: Mustafa Kemal etrafındaki insanlara, olaylara dikkat eder ve yine etrafında ne olup ne bittiğini çabuk sezer ve kavrardı. Aksi takdirde Milli Mücadele’nin organize edilmesinde başarı elde edilemezdi.

         

                    Geniş ufuklu (uzak görüşlülük): Mustafa Kemal çok geniş ve gelişmiş bir ufka sahip idi.

         

                    İyi stratejist: Özellikle askeri alandaki ustalığını Gelibolu’da, Sakarya’da ve Büyük Taarruz’da ispat etmiştir.

         

                    Liderlik: Her şeyden önce, onun lider bir kişiliğe sahip olduğu herkes tarafından kabul edilen bir husustur. Ayrıcademir gibi bir iradeye vemüthiş bir hafızaya sahip, akılcı(rasyonel) bir liderdi.

         

         

        Sonuç

         

        Fransız devlet adamı Edouard Herriot(1858–1917)’nun “… Devlet adamı kendinde aklı (raison) mantığı gerçekleştiren ve onu inançla dışarıda empoze eden adamdır…” demiştir.Mustafa Kemal bu tarife tamamen uymaktadır. Zira zaferden sonra onun tek hedefi Türk toplumunu içinde bulunduğu Ortaçağ şartlarından ve zihniyetinden çıkarıp, çağdaş medeniyet seviyesinin üstüne çıkarmanın çaresini aklın ve ilmin hâkimiyetinde aramıştır. Çünkü Türkiye’yi Ortaçağın ekonomik şartlarının yani fakirliğin sembolü olan ve köylünün ayağını sıkan “çarık”tan; Ortaçağ zihniyetinin yani cehaletin sembolü olan ve Türk insanının başını sıkan “sarık”tan kurtarmaya gayret etmiştir. Ancak savaş alanında düşmana karşı alınan kesin netice, Ortaçağ zihniyetinin pasif direnişi yüzünden bazı konularda alınamamıştır. Fakat Misak-ı Milli (siyasi istiklâl), Misak-ı İktisadiye (ekonomik istiklâl) ve Misak-ı Maarif (kültür istiklâli) sayesinde milletin inşa edildiği ve milli devletin kurulduğu hatırdan çıkarılmamalıdır. 

         

         

        


        


        

        [i] İslam Ansiklopedisi, “Selanik” maddesi, İstanbul,1967,ss.446-447.


        

        [ii] Niyazi Berkes, Atatürk ve devrimler, İstanbul,1982,s.77.


        

        [iii] Sadi Borak, Atatürk’ün Gizli Oturum konuşmaları, İstanbul, tarihsiz, s. 41.


        

        [iv] -Falih Rıfkı Atay, Çankaya, İstanbul,1969, ss.148–149


        

        [v]-Aynı eser, s.159.


        

        [vi]-Türkye Cumhuriyeti Tarihi I ,(Atatürk Araştırma Merkezi yayını),Ankara, tarihsiz, ss.406-413.


        

        [vii]-Türkye Cumhuriyeti Tarihi I ,(Atatürk Araştırma Merkezi yayını),Ankara, tarihsiz, ss.299-302. 


Türk Yurdu Eylül 2011
Türk Yurdu Eylül 2011
Eylül 2011 - Yıl 100 - Sayı 289

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele