XX. Yüzyılın İlk Çeyreğinde Türk Ocaklarının Taşra Teşkilatlarında Dergicilik Faaliyetleri

Ağustos 2011 - Yıl 100 - Sayı 288

        Örgütlü toplum olmanın öneminin Türkiye’de kavranmaya başladığı XIX. yüzyılın sonlarından XXI. yüzyılın ilk on yıllık diliminin geride kaldığı bugünlere kadar, memleketimizde cemiyet, dernek, kulüp, birlik vb. adlarla irili ufaklı pek çok yapılanmanın gerçekleştiği ve bunlardan bir kısmının toplumsal hayatta etkin ve bu oranda da önemli bir yer tuttuğu hemen herkesin malumudur. Örgütlenme girişimleri biraz daha öncesine dayanmakla birlikte, resmî kuruluşu 25 Mart 1912’de gerçekleşen, adı önce “Türk Ocağı” iken şubeler açmaya başladıktan sonra “Türk Ocakları” olarak değiştirilen ve bugünlerde yüzüncü kuruluş yıl dönümünü kutlamaya hazırlanan Türk Ocakları da etkin çalışmalarıyla söz konusu yapılanmaların önemlilerinden biri olarak değerlendirilmektedir. Bu süreç içinde kayda değer ve kalıcı nitelikte çalışmalar yapmış olması, Türk Ocaklarının toplumsal hayatta önemli bir yer edinmiş olmasının gerekçelerindendir.

         

        Türk Ocaklarının “önemli” sıfatını taşımaya layık pek çok çalışmasından biri de dergicilikle ilgili faaliyetidir. Hiç kuşku yok ki bu noktada adı anılması gereken ilk yayın organı, kuruluşu ve yayın hayatına başlaması Türk Ocaklarından da eskiye dayanan Türk Yurdu dergisidir. Yüzüncü yaşını kutlayan Türk Yurdu dergisinin bir “dernek bülteni” olmanın kat kat ilerisine geçerek, Türk kültür, düşünce, edebiyat, sanat, siyaset, tarih ve hukuk dünyasını kucaklayan içeriğiyle Türkiye’deki en uzun, özgün ve saygın süreli yayın organlarından olması, onu önemli kılmakta ve adını öne çıkarmaktadır.

         

        Türk Ocağı kuruluşundan bir süre sonra “çeşitli illerde şubeler açmaya başlayınca bu şubeler fikirlerini yayabilmek amacıyla dergiler çıkarmaya başladılar. Bunun yanında daha önceden çıkmakta olan bazı dergiler de isimlerinin altına ‘Türk Ocağının naşir-i efkârı’ ibaresi koyarak yayın hayatına devam ettiler” (Bozdoğan 2006: 24). Örneğin Sivas’ta yayımlanmaya başlayan Dilek dergisi, bir süre sonra Erzurum’a taşınmış; dergi Özdilek adıyla “Erzurum’da yayımlandığı sürece Türk Ocağının naşir-i efkârı mevkiinde” (Revnakoğlu 1961: 288).bulunmuştur. Böylece, yalnızca genel merkez ve onun yayın organı Türk Yurdu dergisi değil, şubeler ve onların yayın organları de toplumsal hayata önemli fikrî katkılar yapmaya başlamıştır.

         

        Ancak, hemen belirtmek gerekir ki yayın hayatına daha önceden başlayan ve vaktiyle kendisine bir yayın politikası belirlemiş bulunan dergilerin, bir süre sonra isimlerinin altına “Türk Ocağının naşir-i efkârı” ibaresini koymakla her açıdan “Türk Ocağının naşir-i efkârı” olduklarını söylemek pek kolay değildir. Bu bakımdan Türk Ocaklarının taşra teşkilatının dergicilik faaliyetinden bahsederken bu dergilerle, daha ilk sayısından itibaren Türk Ocaklarının yayın organı olan dergileri birbirinden ayırmak gerekir.

         

        Yayın hayatına başladıktan bir süre sonra Ocağın çeşitli şubelerinin yayın organı durumuna gelen dergiler de üstlendikleri misyon bakımından saygıyı ve ilgiyi hak etmekle birlikte, onların müstakil bir çalışma konusu olabileceğini belirterek burada, ilk sayısından itibaren Ocağın yayın organı olan dergileri ele almak ve bunların yayın politikalarıyla muhtevalarını gözden geçirmek uygun olur.

         

         

        Türk Ocakları Taşra Teşkilatının Yayımladığı Dergiler

         

        Konya Türk Ocağı tarafından 8 Teşrinisani 1333 (8 Kasım 1917) – 30 Mayıs 1334 (30 Mayıs 1918) tarihleri arasında 19 sayı yayımlanan, Ocak,

         

        Giresun Türk Ocağı tarafından 1918 yılı içinde yayımlanan ve 1 Temmuz 1334 tarihli 7 sayıdan sonra yayınını devam ettirip ettiremediği tespit edilemeyen, Ana Türk Yurdu dergisi[1],

         

        Adana Türk Ocağı tarafından 15 Mayıs 1339/1923 – 11 Ekim 1339/1923 tarihleri arasında 6 sayı yayımlanan, Altın Yurt[2],

         

        Hangi tüzel kişilik tarafından yayımlandığı dergi üzerinde açıkça belirtilmemiş olmakla birlikte, 1. sayıda, “Türk Ocağının ve gençlerinin gayesini takip eder”; 2. ve 3. sayılarda ise “Türk Ocaklarının ve Genç Birliklerinin gayesini takip eder” şeklindeki ifadelerle ilk sayıdaki “Maksat ve Meslek” başlıklı yazıda yer alan “Türk Gençleri Mecmuası maksat ve mesleğini bütün Türk Ocakları tarafından kabul edilen şu düstur ile ifade ettiğine kanidir: [Türk milletindenim, İslam ümmetindenim, Garp medeniyetindenim]”cümlelerine istinaden İzmir’deki Türk Ocaklılar tarafından çıkarıldığı anlaşılan ve 1 Temmuz 1339/1923 – 1 Eylül 1339/1923 tarihleri arasında 3 sayı yayımlandıktan sonra yayınını devam ettirip ettiremediği tespit edilemeyen Türk Gençleri Mecmuası[3],

         

        Sivas Türk Ocağı tarafından 23 Temmuz 1339/1923 – 17 Mart 1340/1924 tarihleri arasında 21 sayı yayımlanan, Birlik,

         

        Sinop Türk Ocağı tarafından 14 Teşrinievvel 1339 (14 Ekim 1923) – 30 Nisan 1340 (30 Nisan 1924) tarihleri arasında 15 sayı yayımlandıktan sonra yayınını devam ettirip ettiremediği tespit edilemeyen, Türk Bahçesi, XX. yüzyılın ilk çeyreğinde birinci sayılarından itibaren Türk Ocaklarının değişik illerdeki teşkilatının yayın organı olmuş dergilerdir.

         

        Yayın hayatında kalma süreleri, muhtevaları ve yayın politikaları bakımından Türk Ocaklarının taşra dergilerinin Türk Yurdu dergisiyle kıyaslanacak nitelikte olmadıkları bir gerçektir. Her şeyden önce dergiciliğin, yayın faaliyetini sürdürecek istikrarlı bir kadroya ihtiyaç duyduğu; ama taşrada çeşitli gerekçelerle bunu sağlamanın güçlüğü göz önüne alınacak olursa taşra teşkilatının yayımladığı dergilerin, hem yayın hayatlarının uzun olmamasının hem de genel merkezin yayımladığı derginin niteliğine kıyasla daha zayıf kalmış olmalarının gerekçesi anlaşılabilir.

         

        Öte taraftan Ocağın hem 24 Nisan 1924’te toplanan Birinci Kurultay’ında hem de 23 Nisan 1926’da toplanan Üçüncü Kurultay’ında, taşra teşkilatının “Türk Ocaklarının naşir-i efkârı” olarak gazete ve dergi çıkarmaması yönünde kararlar alınmış ve Ocak yasasında birtakım düzenlemeler yapılmış olması (Uzun ve Hacaloğlu 1994: 55), taşra teşkilatının yayımladığı dergilerin uzun ömürlü olmamasının asıl gerekçesi olarak gösterilebilir. Taşra teşkilatları tarafından yayımlanan ve yayın hayatında kalma süreleri yukarıda kısaca gösterilen dergilerin Nisan 1924’ten sonraya sarkan sayılarının tespit edilememiş olması, genel merkezin bu kararıyla bir arada ele alınmalıdır.

         

         

        Türk Ocakları genel merkezinin, taşra teşkilatı tarafından dergi ve gazete yayımlanmaması yönündeki söz konusu kararının, taşradaki dergilerin Türk Ocaklarının fikir birliğini bozma riskinden kaynaklandığı düşünülebilir.[4] Ancak böyle bir riskin taşra teşkilatının yayımladığı bütün dergiler için geçerli olduğunu söylemek de fazla iddialı olur. Ocağın taşradaki dergilerinde, zaman zaman genel merkezin açıkladığı görüşlere veya onun yayın organı olan Türk Yurdu dergisinde ya da 1917’den itibaren yayımlanmaya başlayan Yeni Mecmua’da dile getirilen düşüncelere iştirak edilmediği veya bunlara alternatif görüşler ileri sürüldüğü vakidir. Fuat Gündüzalp’ın Birlik dergisinin 10. sayısındaki “Anadolu’da Türk Ocağı”; Dr. Reşit Galip’in Altın Yurt dergisinin 5. sayısındaki “Türk Ocakları Hakkında” ve 6. sayısındaki “Yeni Mecmua’ya Zaruri Bir Cevap” başlıklı yazıları buna örnektir. Ama bu, taşra teşkilatlarının Türk Ocaklarının fikir birliğini bozduğu anlamına gelmez. Buna olsa olsa “müsademe-i efkârdan barika-i hakikat doğurmaya çalışmak” denebilir.

         

        Taşra dergilerinin, Ocağın amaçlarına uyup uymadığını veya bu amaçlar doğrultusunda toplumsal hayata katkı sağlayıp sağlamadıklarını anlamak için bunların yayın politikaları ve muhtevaları gözden geçirilmelidir.

         

         

        Türk Ocaklarının Taşra Dergilerinin Yayın Politikaları       

         

        Söz konusu altı dergiden Ocak, Altın Yurt, Türk Gençleri Mecmuası ve Türk Bahçesi, yayın hayatları boyunca takip edecekleri çizgiyi ilk sayılarında yer alan birer yazıyla okuyucularına duyurmuşlardır. Birlik dergisi ise sayfalarında doğrudan doğruya yayın politikasını açıklayan bir yazıya yer vermemekle birlikte, dergiyi yayımlayanlar, bazı yazılarında yayın politikalarına dair ipuçları olarak değerlendirilebilecek birtakım fikirler ortaya koymuşlardır. Ana Türk Yurdu’nun ilk sayısı elde edilemediği için orada yayın politikasının ortaya konduğu bir metin bulunup bulunmadığı tespit edilememiştir. Buna karşın derginin 2. sayısındaki metinler içinde yer alan kimi cümleler  –aynen Birlik’teki gibi–  derginin yayın politikasına yönelik ipuçları olarak yorumlanabilir.

         

        Dergilerin yayın çizgilerini değerlendirebilmek için önce bahsi geçen metinleri okumak gerekir. Ocak, Altın Yurt, Türk Gençleri Mecmuası ve Türk Bahçesi dergilerinde yer alan yayın politikalarıyla ilgili yazılar sırasıyla şunlardır:

         

Maksat ve Meslek

 

        Ocak, Zerdüşt’ün ateşgedesi değil, içinde saf ve samimî milliyet ateşi yanan Türk kalplerinin ocağıdır. Bununla beraber bu Ocak’ta zulmetle, cehaletle, taassupla, içtimaî felaketlerimizin bütün amilleriyle harp edecek, Anadolu’nun mazlum ve masum ufkunu tenvire uğraşacaktır.

         

        Bundan başka memleketimizde her gün kullandığımız, fikirlerimizin, hislerimizin ince ve nükteli medlullerini ifade ettiğimiz hâlde kamuslara geçmeyerek tedvin olunmayan birçok kelimeleri, diğer lisanlarda örneği bulunmayan bediî ve manidar atasözlerini, Türk yavrularının meşgalesi olan millî oyunları toplayıp peyderpey neşredecektir.

         

        Bugün henüz zayıf ve kuvvetsiz şulelerini Konya’nın gölgeli muhitine serpen mecmuamız büyük valimizin yüksek himmetleri, samimi teşvikleri ve erbab-ı fikir ve kalemimizin yardımıyla yakın zamanda Anadolu muhitinin yegâne vasıta-i tenviri olacağını ümit ederiz” (Ahmet Necati 1333: 1).

         

         

Gayemiz

 

        Çanakkale, Irak, Kafkasya, Filistin, Galiçya, İran içlerinde dört sene mütemadiyen dövüşen, harp meydanlarında birçok kıymetli, olgun arkadaşlar bırakan Adana gençliği, memlekete döndüğü zaman üç renkli bir bayrakla karşılaştı. Senelerden beri uğrunda kanlı emekler sarf ettiği hilal ortadan kaldırılmış, yurdu yuvası dağılmıştı. Münevver (?) vücudundaki yaraların acıları geçmeden kalbinde çok derin bir yara açıldı. İstila orduları, müstevliler idaresi, Ermeni komitaları, cellatları bu güzel toprağa ayak bastıkları ilk gün cinayetler de başlamıştı. Türk’e ait her ne varsa tahkir olunuyor, imha ediliyor, asırların kucağında masun kalan hürriyetimiz, namus-ı milliyemiz kirli canavar ellerin taarruzuna, tecavüzüne maruz kalıyordu.

         

        Adana gençliği her gün büyük bir gayzla, ihtirasla kabarıp taşan düşman maksatları karşısında daha fazla beklemedi. Sivas’tan aşıp gelen ses onun kalbini teshir etti, ruhundaki isyan ateşini alevlendirdi. Toros’un eteklerinde, ovaların içinde, Seyhan kıyılarında birçok kıymetli arkadaşlar daha kaybetti. Fakat bu defa Adana’sına omzunda şerefle taşıdığı, uğrunda seve seve öldüğü hilali getirdi. Artık bu altın yurtta ne üç renkli bir bayrak ve ne de hürriyetini boğacak zalim pençeli yabancılar vardı.

         

        Üç sene, ondan evvel dört harp senesi Adana gençliğinin yuvasını tamamen dağıtmıştı. Bundan sonra açılan boşlukları doldurmak lazımdı. Mümkün olan ve elde edilen vesaitle işe başlandı. Gençlik, hayata ve mücadeleye atıldı, bunda da muvaffak oldu. Bu gün Adana’mızın her tarafında, her hareketinde gençliğin kuvvet ve iktidarı göze çarpmaktadır. Bir kısım kıymetli arkadaşların hâlâ cephelerde olmalarına rağmen Adana gençliği çalışıyor, çalışacak daima zinde ve hâkim kalacaktır.

         

        Memleketimizin kıymetli topraklarından, servet membalarından mülhem olan bir isimle saha-i intişara atılan ‘Altın Yurt’, bilaistisna Adana gençliğini bir arada cem eden mukaddes Ocağımızın gayeleri etrafında maksatları peşinde cesaretle yürüyecek, bu hususta hiç bir fedakârlıktan geri durmayacaktır.

         

        ‘Altın Yurt’ bütün münderecatında Adana muhitiyle alakadar olacak, Adana’mızın güzelliklerini, Adana’mızın harsını, Adana’mızın tarihini, bugünkü vaziyetini tespit edecektir. Bu işlerin kolay olmadığını pekala biliyoruz. Fakat şimdiye kadar başlanmamış bir işe başlamak, bunları mümkün mertebe ifa etmek her hâlde memleketimiz için en lüzumlu bir iştir. ‘Altın Yurt’ gelişigüzel intişar eden bir mecmua değil, her manasıyla Adanalı olacaktır. Köylü ile, halkla asar-ı nefise ile, Adana ve civarında yetişmiş halk şairleriyle, halk kıyafetleriyle, halk hikâyeleriyle meşgul olacak, en doğru tabiriyle Adana’nın harsını mümkün mertebe tespite çalışacaktır. Bunun için de Adana’nın mütefekkirleri ve gençleri ‘Altın Yurt’un etrafında toplanmıştır.

         

        İnkılap ve mücadelemizin semereleri olmak üzere bugün düşman istilasına maruz kalan aziz topraklarımız hemen hemen kurtulmuştur. Bundan sonra yapacağımız en mühim işler, irfan ve sanat sahasında kuvvetle, büyük bir cehtle çalışmaktır. Sanat ve irfan sahasında bizden çok ileride bulunan milletlere sarih bir surette yetişmek bizim için en hayatî bir meseledir. Fakat çalışmak için bir insanın kendisini iyiden iyiye tanıması, büyük ve zarurî bir ihtiyaçtır. Bir insanın her şeyden evvel benliğini ve kendisinin nasıl bir millet olduğunu öğrenmesi lazımdır. Maatteessüf pek çoğumuz tarihimizi ve kendimizi unutmuşuz..

         

        ‘Altın Yurt’un intişarına bizi sevk eden başlıca saik Gazi Paşa’nın bir musahabesi olmuştur. Gazi Paşa, Türk Ocağında çiftçiler tarafından verilen ziyafet esnasında köylülerimizle musahabe ederken sözlerini tarihe naklettiler. Köylülerimize nereden geldiklerini, kimin çocukları olduklarını buralarda kaç asırdan beri yaşadıklarını sordular. O zaman köylülerimizden birisi: ‘Ne yapalım Paşam bilmiyoruz, bizi okutmadılar ki.’ dedi.

         

        Gazi Paşa tarafından sorulan bu şeyleri yalnız köylülerimiz değil, birçoklarımız etrafıyla bilmiyorduk. Gazi Paşa o gece nutuklarında sözü bu vadiye naklederek her şeyden evvel bir milletin kendisini tanıması icap ettiğini, tarihini, medeniyetini, harsını, yaptığı işlerin kudretini idrak edemeyen milletlerin dürüst ve layıkıyla çalışamayacağını, kendisini ve mazisini bilmeyen milletlerin payidar olamayacağını izah buyurdular.

         

        Şüphesiz bu vazife de Adana’nın gençliğine düşüyordu. Esasen Türk Ocaklarının başlıca gayelerinden birisi de her Türk’e kendi kendini iyice tanıtmasıdır. Ocaklar bunu neşriyatla, konferanslarla, sinema, kitap ve mecmualarla temine çalışacaktır. Adana Ocaklıları bu gün bu vazifeye ‘Altın Yurt’la başlıyorlar. Mesaimizde Tanrı’nın inayetiyle, münevverlerimizin, gençliğin yardımıyla muvaffak olacağız” (Altın Yurt 1339/1923: 1–2).

         

         

Maksat ve Meslek

 

        "Türk Gençleri Mecmuası”  maksat ve mesleğini bütün Türk Ocakları tarafından kabul edilen şu düstur ile ifade ettiğine kanidir: [Türk milletindenim, İslam ümmetindenim, Garp medeniyetindenim.] Bu üç esasa her vakit merbut kalmak, onları neşir ve müdafaa etmek hem meslek hem de gayemizi gösterir. Bizi medeniyet ve terakkî sahasında halasa kavuşturacak esasların müdafi ve naşiri olacağız. Bu, yapmaya mecbur olduğumuz vazifedir” (İmzasız 1339/1923:1).

         

         

Maksat ve Mesleğimiz

 

        Türk Bahçesi, memleketimizin içtimaiyat ve edebiyat sahalarına ilk defa olarak büyük fedakârlıklarla atılıyor. Gençlik irfan ve mefkûresi her gün zinde hatvelerle asrın mehasin ve asarına doğru ilerlerken şirin Sinop’umuzda da bir mevcudiyet göstermesi hiç şüphe yok ki bütün hemşehrilerimizin arzuladıkları büyük bir şey idi. Bu arzu ve tasavvur ‘Bahçe’nin âlem-i matbuata atılmasıyla bu gün saha-i husule çıkıyor. Maksadımız gençliğin irfanına naçiz bir hizmettir. Karilerden rağbet, bizden gayret ve erbab-ı kalemden de muavenet bekleriz” (Türk Ocağı Heyet-i İdaresi 1923: 1).

         

         

        Yayın politikasını bu yazılarda olduğu gibi müstakil bir metinle ifade etmeyen Birlik müessisleri ise hem her sayıda logonun altına yerleştirdikleri “Türk Ocağının haftalık mecmuasıdır” ibaresiyle hem de yayın hayatı boyunca ilk sayfadan duyurduğu “Millet ve memlekete faydalı yazılar kabul edilir.” taahhüdüne bağlı kalmak yoluyla, nasıl bir yayın politikasına sahip olduklarını ifade etmiş olurlar.

         

        Birlik gibi Ana Türk Yurdu da sayfalarında “Bir milleti yükseltecek, itila ettirecek avâmilin biri de hatta en mühimi mefkûreciliktir. Mefkûresiz milletlerin tefessüh etmiş bir ölüden ne farkı olabilir? Binaenaleyh yaşamak ve büyümek isteyen milletler her hâlde mefkûrelerini millî ve içtimaî tetebbuat ve mütalaatla teçhiz etmelidirler ki önlerine hail olacak mâniaları korkusuz devirebilsinler.

         

        (…) bir hakikat varsa o da bir millet kemiyetçe ne kadar zengin olursa olsun keyfiyetçe fakir ise veyahut fakir kaldıkça onun için terakki, inkişaf, tekâmül prensipleri bir hayal-i muhaden başka bir şey olmaz.” (M. Cavit 1918: 2), gibi görüşlere ve logosunun altında “On beş günde bir çıkar, ilmî, edebî, ahlakî risale” ibaresine yer vermekle yayın politikasını göstermiş olur.

         

         

        Türk Ocaklarının Taşra Dergilerinin Muhtevası

         

        Türk Ocaklarının taşra dergileri, dille ilgili bilimsel yazılardan edebiyatla ilgili teorik ve tenkidî yazılara; edebî türlerdeki metinlerden felsefe, folklor, tarih, spor, sanat, siyaset, nüfus, kadın, eğitim, çocuk, aile, ziraat, fen ve tıp konularındaki yazılara kadar çok geniş yazı çeşitliliğine sayfalarını açmıştır. Gözden geçirilen altı derginin tamamında, sayıları çok az olmakla birlikte, tercüme metinlere de yer verilmiştir. Bir kısmı iktibas olan tercüme metinler sayesinde, dergilerdeki tatminkâr imza çeşitliliği daha da artırılmış olur. Bununla birlikte, dergilerde imzaları en fazla görülen kişilerin, dergi yöneticileri olduğu da belirtilmelidir. Ocak dergisinde, “tahrir müdürü” Namdar Rahmi (KARATAY)’nin yirmi; Altın Yurt dergisinde, “tahrir müdürü” Ferit Celal (GÜVEN)’in[5] dokuz; Türk Gençleri Mecmuası’nda, “imtiyaz sahibi ve tahrir müdürü” Ahmet Hikmet’in on bir metinde imzası vardır. Bunlardan başka, kayıtlara geçmiş bir yöneticilikleri olmamakla birlikte, Birlik’in müessisleri arasında yer aldıkları izlenimi uyandıran Cenap Muhittin (KOZANOĞLU)’in dergide altı, Fuat Gündüzalp’ın biri on beş sayı devam eden bir araştırma ve inceleme yazısının altında olmak üzere dört imzası bulunmaktadır. Bu dergide Eflatun Cem (GÜNEY)’in de on iki imzası vardır. İmzasız yayımlandığından kime ait olduğu tespit edilemeyen metinler dolayısıyla bu sayıların her bir isim için birkaç tane daha artırılabileceğini dikkate almak gerekir.

         

        Ele alınan altı dergide 150’nin üzerinde manzum metin yer almaktadır. Bir kısmını iktibas beyitlerin teşkil ettiği bu metinler, müstearlarla birlikte seksenin üzerinde isme aittir. Bunlar arasında Fuzuli, Şeyh Galip, Ahmet Haşim, Yahya Kemal, Rıza Tevfik, Faruk Nafiz, Celal Sahir, Karacaoğlan, Midhat Cemal, Orhan Seyfi, Recaizade Mahmut Ekrem, Abdülhak Hamit ve Tevfik Fikret gibi tanınmış şairlerin şiirlerinden mısra, beyit veya bir şiir bölümü gibi kısa parçalar ile Ömer Bedrettin (UŞAKLI) ve Nâzım Hikmet gibi o yılların henüz genç ve yetenekli şair namzetleri arasında gösterilen veya yeni yeni meşhur olan şairlerin şiirleri bulunmaktadır. Bunlardan başka, her dergi, yayımlandığı coğrafyanın şiir sevdalısı gençlerinin amatör ruhla kaleme aldığı manzumelere de sayfalarını açmıştır.

         

        Kısa iktibaslar hariç tutulursa bu manzum metinlerin büyük kısmının hece ölçüsüyle ve halk şiiri formlarıyla kaleme alınmış olduğu görülür. Bu durum, 1910’ların ilk yıllarında kök salmaya başlayan Millî Edebiyat akımının, 1920’lerin ortalarına doğru artık iyice yaygınlaşmasının ve pek çok edip tarafından benimsenmesinin sonucu olmasının yanında, Türk Ocaklarının taşradaki dergilerinin “şiirde ölçü ve form” konusundaki eğilimini de yansıtır.

         

        Dergilerde yer alan nesir türlerindeki edebî metinler, manzum metinlere göre daha azdır. Deneme / mensure, hatıra, hikâye, mektup, seyahat vb. alt başlıklarda toplanabilecek edebî metinler 50 civarındadır. Bunlara dille ilgili bilimsel nitelikli metinlerle edebî eleştiri ve edebiyat teorisi gibi başlıklar altında toplanabilecekleri de ekleyince sayı aşağı yukarı iki katına çıkar.

         

        Bu grupta ele alınabilecek yazılar içinde en çok dikkat çekenler “dil”le ilgi olanlardır. Türk Gençleri Mecmuası’nda Ahmet Hikmet’in; Ocak’ta Besim Atalay, Namdar Rahmi, Naim Hâzım, Ahmet Necati ve Ahmet Nushi’nin imzalarıyla, Ana Türk Yurdu’nda ise imzasız yayımlanan bilimsel nitelikli bu metinlerde, Türkçenin sadeleşme süreciyle ilgili değerlendirmeler, Anadolu ağızlarına yönelik çalışmalardan örnekler, Türk atasözlerinden derlemeler, dilimize girip zamanla yaygınlaşmış olan yabancı sözcüklerin Türkçe karşılıkları ve dillerin gelişme süreçlerine yönelik çeşitli görüşler yer almaktadır. Bu yazılar içinde, Ocak dergisinde Besim Atalay’ın Namdar Rahmi ve Naim Hazım’la yürüttüğü tartışma dikkate değerdir. Söz konusu tartışmada Besim Atalay Türkçenin sadeleştirilmesini, hatta gerekirse yabancı sözcüklerin Türkçeden tasfiyesini savunurken, Namdar Rahmi ve Naim Hazım, “fesahatçi” diye nitelenebilecek bir çizgide dururlar.

         

        Dergilerde, edebî metinlerle dil ve edebiyata dair metinler dışında, dernekler, kurum / kuruluşlar ve bunların mensuplarıyla ilgili yazılar; eğitimle ilgili yazılar; kadın, çocuk ve aileyle ilgili yazılar; tarihle ilgili yazılar; toplumsal ve siyasal konularla ilgili yazılar da hem nicelik hem de nitelik bakımından dikkat çekici orandadır.[6]

         

        Dernekler, kurum / kuruluşlar ve bunların mensuplarıyla ilgili yazılar içinde Türk Ocaklarının faaliyetleri, Anadolu’daki durumu, amaçları ve bu amaçlarını hangi oranda gerçekleştirebildiği hakkında Türk Gençleri Mecmuası, Birlik ve Altın Yurt dergilerinde yer alan yazılardan bir kısmı, genel merkezin takip etmeyi düşündüğü politikalara eleştirel yaklaşım getirmeleri bakımından kayda değer görüşler barındırmaktadır.

         

        Dergilerde yer alan eğitlimle ilgili yazılar, Türk eğitim sisteminin XX. yüzyılın başındaki durumuyla ilgili önemli birer veri niteliğindedir. Türk Gençleri Mecmuası, Ocak ve Birlik’teki bu tür yazılarda, okullarda uygulanan sınav sistemleri, ders müfredatları, öğretmenlerin nitelikleri ve çeşitli sorunları, öğretmen yetiştiren okulların yapısı vb. konular ele alınmıştır. Bunlar içinde bilhassa Birlik’te Fuat Gündüzalp imzasıyla yayımlanan ve 15 sayı devam eden “Talim ve Terbiye Teşkilatımızda Buhran” başlıklı yazı, eğitim-öğretim sistemimizin ve okullarımızın o günkü durumu hakkında yaptığı tespitler ve aksaklıkların veya eksikliklerin giderilmesine yönelik sunduğu çözüm önerileri bakımından önemlidir. Bu yazının bugün bile faydalanılabilecek görüşler içermesi ise ayrıca dikkate değer bir durumdur.

         

        Türk Gençleri Mecmuası, Altın Yurt, Ocak, Türk Bahçesi ve Birlik’teki kadın, çocuk ve aileye dair yazılarda ise kadınların toplumsal ve siyasal hayattaki yerleri ile ailedeki görevleri; aile yapısı ve çok eşli evlilikler; çocukların eğitimi ve bu eğitimin bir parçası olarak çocuk oyunları; çocukların eğitiminde mürebbi, mürebbiye, okul ve ailenin önemi gibi konular üzerinde durulmuştur. Bunlardan Ocak dergisinin 6. sayısında Namdar Rahmi imzasıyla ve “Aile” başlığıyla yayımlanan yazı, çok eşli evlilikleri değerlendirmesi yönüyle ilgi çekicidir. Ama kadın konusundaki asıl ilgi çekici yazı, Türk Bahçesi dergisinin 13. sayısında Mebrure Faruk imzasıyla yayımlanan “Emrivaki” başlıklı “musahabe”dir. Yazar burada, “Teşkilat-ı Esasiye”nin 10. maddesindeki “her Türk” ibaresinden hareketle kadınların da bir gün oy kullanma ve mebus olma hakkı kazanacağına dair inancını dile getirmektedir. Bu görüşün, Türkiye’de kadınların seçme ve seçilme hakkı elde etmesinden on yıl önce bir kadın yazar tarafından dillendirilmiş olması, üzerinde durulmaya değer bir konudur.

         

        Tarih, taşra dergilerinin altısının da ilgi gösterdiği konu başlığıdır. Bu başlık altında toplanabilecek yazılarda Türklerin kökeni, yakın ve uzak dönem Türk tarihi ile Türk mitolojisi gibi konular işlenir. Ana Türk Yurdu’nun 2. sayısındaki A(yın). H(asip) imzalı “Türkleri Tanıyalım, Sevelim” ve Türk Bahçesi’nin 9. sayısındaki Yakup imzalı “Türk İsmi” başlıklı makaleler, uzak dönem Türk tarihi hakkında bilgi vermesinin yanında, “Türk” adının etimolojisini ele almaları bakımından o günlerin okuyucusu için ilgi çekici yazılar olsa gerekir. Ocak dergisinin 14. sayısının “Ergenekon Nüsha-i Fevkaladesi” (Ergenekon Özel Sayısı) olması ise ayrıca dikkate alınması gereken bir tercihtir. Gerçi derginin bu sayısı, bugünkü anlamda bir özel sayıdan beklenecek zenginlikte değildir; ama müessislerin özel sayı çıkarmanın öneminin farkında olmaları ve bu özel sayıyı “Ergenekon”a ayırmaları, takdire değer bir girişimdir. Ocak’ın bu sayısında Süleyman Necati imzasıyla yer alan “Ergenekon” başlıklı yazı, özel sayının ruhuna uygun metinlere örnek gösterilebilir.

         

        XX. yüzyılın ilk çeyreğinde yayımlanan Türk Ocakları taşra dergilerinin sayfalarında en fazla yer verdiği yazılar, “toplumsal ve siyasal konular” başlığı altında toplanabilecek olanlardır. Bu yazılarda, toplumsal ahlaktan gençliğin problemlerine, modadan kadınların süs düşkünlüğüne kadar çok çeşitli toplumsal konular üzerinde durulduğu gibi; Lozan Konferansı’ndan iç siyasal çekişmelere, Türk ve Japon inkılaplarının karşılaştırılmasından Türkiye Türklerinin Şarklı mı yoksa Garplı mı olduğunun değerlendirilmesine kadar geniş bir yelpazeye yayılan görüşler söz konusudur. Bu gruptaki yazılar içinde, Birlik dergisinin 2. sayısındaki Arif imzalı “Nüfus Meselesi”; 12-15. sayılarındaki Abdülkadir imzalı “Teksir-i Nüfus”; Altın Yurt dergisinin 2-3. sayılarındaki Reşit Galip imzalı “Mühim Bir Mesele” 4. sayısındaki H(a). F. İmzalı “Tenakus-ı Nüfus ve Sıtma”; başlıklı makaleler, Türkiye’de nüfusun azlığının doğuracağı toplumsal ve siyasal problemlere dikkat çekmesi yönüyle öne çıkmaktadır.

         

         

         

        Sonuç

         

        1912 yılındaki Nizamname’de Türk Ocağının amacı 2. Madde’de şu cümleyle ifade edilmiştir: “Cemiyetin maksadı, akvam-ı İslamiyenin bir rükn-ü mühimi olan Türklerin millî terbiye ve ilmî, içtimaî, iktisadî seviyelerinin terakki ve ilâsıyla Türk ırk ve dilinin kemaline çalışmaktır” (Sarınay 1994: 137). Bu madde 1918 yılındaki kongrede “Ocağın maksadı, Türklerin harsî birliğine ve medenî kemaline çalışmaktır.” (Sarınay 1994: 139) şekline dönüştürülmüştür.

         

        Çeşitli illerdeki taşra teşkilatının 1917 – 1924 yılları arasında yayımladığı dergilerin hem yayın politikalarında ortaya koydukları ilkeler hem de bu ilkeler doğrultusunda yaptıkları yayın faaliyeti, Türk Ocaklarının bu yıllarda cari olan amacıyla örtüşmektedir. Bu dergilerin, sayfalarında Türk diline, edebiyatına, kültürüne, tarihine, folkloruna, siyasetine, eğitim sistemine dair çeşitli görüş, değerlendirme, öneri ve eleştirilere yer vermesi, Türk Ocaklarının amacıyla örtüşen tavrın bir sonucudur.

         

        “Türk Ocaklarının en önemli faaliyetlerinden birisi düzenli olarak yürütülen konferanslarıdır. Meşrutiyet’ten sonra ülkede tesis etmiş ilk konferansçı cemiyet özelliği de kazanan Türk Ocaklarında 1918 kongresine kadar 500’ü aşkın konferans verildiği bilinmektedir” (Sarınay 1994: 146).

         

        Taşra teşkilatının yayımladığı dergilerin sayfalarında yer verdiği yazıların bir kısmının konferans metni olması da yine genel merkezin politikaları doğrultusunda faaliyet gösteren aydınların, bu anlayışlarını yayımladıkları dergilere yansıtması olarak kabul edilmelidir. Ahmet Cevdet Paşa’nın kızı Emine Semiye’nin “Eski Osmanlı İstiklali ile Yeni Türkiye İstiklali Hakkında Bir Mukayese” başlıklı konferans metninin Birlik dergisinin 16. sayısında; Ziya Gökalp’ın “Türk Ocağı Ne Yapmıştır, Vazifesi, Gayesi Nedir?” başlığıyla Adana Türk Ocağında yaptığı konuşmasının “notlar” şeklinde Altın Yurt dergisinin 1. ve 2. sayılarında; Hamdullah Suphi’nin Türk Ocaklarıyla ilgili değişik zamanlarda yaptığı konuşmalardan iki tanesinin metninin Altın Yurt dergisinin 2. ve 3. sayılarında yayımlanması, bu duruma örnek gösterilebilir.

         

        Taşra teşkilatlarının çıkardığı dergiler  –buraya kadar yüzeysel olarak gözden geçirilen–  yayın politikaları ve muhtevalarıyla kendi yörelerindeki okuyucu kitlesinin Türklük bilincini yükseltmesi, bu kitlenin Türk Ocaklarını ve onun çeşitli konulardaki bakış açısını tanıması bakımından takdire değer birer yayın faaliyeti yürütmüştür. Bu dergilerde nadiren de olsa genel merkezin bazı görüşlerine eleştirel yaklaşılmış olması ise “çatlak ses” olarak değil; ortak akla katkı sağlama çabası olarak kabul edilmelidir.

         

         

 

Kısaltmalar ve Kaynaklar

         

        Ahmet Necati 1333: Başbuğ Ahmet Necati, “Maksat ve Meslek”, Ocak, 8 Teşrinisani 1333 (8 Kasım 1917), Sayı: 1, 1.

        Altın Yurt 1339/1923: “Gayemiz”, Altın Yurt, 15 Mayıs 1339/1923 / 29 Ramazan 1341, Sayı: 1, Sayfa:1–2.

        Bozdoğan 2006: Ahmet BOZDOĞAN, Türk Ocağının Taşra Dergileri, Türk Ocakları Ankara Şubesi Yayınları, Ankara, 2006.

        İmzasız 1339/1923: “Maksat ve Meslek”, Türk Gençleri Mecmuası, 1 Temmuz 1339/1923, Sayı:1, Sayfa:1.

        M. Cavit 1918: M. Cavit, “Neden Geri Kaldık?”, Ana Türk Yurdu, 1918, Sayı: 2, Sayfa: 3.

        Revnakoğlu 1961: Cemalettin Server REVNAKOĞLU, “Erzurum Matbuat Tarihi”, Yıllık, Gazetecilik Enstitüsü Yayınları, 28 Kasım 1960, Sayı: 1, İstanbul, 1961.

        Sarınay 1994: Yusuf SARINAY, Türk Milliyetçiliğinin Tarihî Gelişimi ve Türk Ocakları 1912–1931, Ötüken Neşriyat, İstanbul 1994.

        Toplu Katalog 1987: Eski Harfli Türkçe Süreli Yayınlar Toplu Kataloğu (1. Cilt), Kültür ve Turizm Bakanlığı Millî Kütüphane Başkanlığı Yayınları, Ankara, 1987.

        Türk Ocağı Heyet-i İdaresi 1339: Türk Ocağı Heyet-i İdaresi, “Maksat ve Mesleğimiz”, Türk Bahçesi, 14 Teşrinievvel 1339 (14 Ekim 1923), Sayı:1, Sayfa: 1.

        Uzun ve Hacaloğlu 1994: Mehmet UZUN ve Yücel HACALOĞLU, Türk Ocakları Belgeseli Belgeler/Resimler (1912–1994), Türk Yurdu Neşriyatı, Ankara, 1994.

         

         


        


        

        [1] Ana Türk Yurdu dergisinin yalnızca 2. sayısı  –o da kapak sayfası kopmuş olarak–  görülebilmiştir. Derginin Türk Ocakları ile ilgisi doğrudan doğruya bu sayıdaki bilgilerden temin edilmiş değildir. (Uzun ve Hacaloğlu 1994: 60)’ta bulunan derginin 3. ve 7. sayılarının kapak fotokopilerinde “Naşiri: Türk Ocağı, Müdürü: M. Cavit” bilgileri yer almakta; 3. sayıda yayım tarihi olarak “27 Nisan 1334”, 7. sayıda yayım tarihi olarak da “1 Temmuz 1334” kaydı bulunmaktadır. Buna istinaden derginin birinci sayısının da miladî 1918 yılında yayımlandığı tahmin ve kabul edilmiştir.

        (Bozdoğan 2006: 32)’de, derginin 1918 yılında yayımlandığına dair verilen bilginin kaynağı olarak (Toplu Katalog 1987) ve (Uzun ve Hacaloğlu 1994) gösterilmiştir. Ancak, Ana Türk Yurdu’nun 1918’de yayımlandığına dair bilgi, bu iki kaynaktan yalnızca (Uzun ve Hacaloğlu 1994: 60)’ta yer almaktadır. Dolayısıyla derginin belirtilen tarihte yayımlanmaya başladığına dair Bozdoğan’ın iki kaynak göstermesinin bir yanlışlık sonucu olduğu anlaşılmaktadır.


        

        [2] Miladî tarih derginin yalnızca ilk sayısının kapağında yıl olarak verilmiştir.


        

        [3] Türk Gençleri Mecmuası’nın İzmir Tilkilik’te Türk Ocakları ilkeleri doğrultusunda faaliyet yürüten Tilkilik Türk Gençleri Birliği ile bir bağının bulunduğu da belirtilmelidir.


        

        [4] (Uzun ve Hacaloğlu 1994: 55)’te ve oradaki görüşlerden faydalanmak yoluyla (Bozdoğan 2006: 24)’te bu görüş dillendirilir.


        

        [5] Altın Yurt’un tahrir müdürünün Ferit Celal (GÜVEN), sahib-i imtiyazın da Güleklizade Ahmet Bedri olduğu yönünde derginin üzerinde bilgi bulunmadığına dair (Bozdoğan 2006: 29)’da söylenenlerin tashihi gerekmektedir. Bahsi geçen iki kişinin Altın Yurt ile organik bağlarının ne olduğu derginin arka kapağında kayıtlıdır.


        

        [6] Dergilerdeki bütün yazıların künyeleri ve bunların tasnif edilmiş dizinleri için bk. (Bozdoğan 2006)


Türk Yurdu Ağustos 2011
Türk Yurdu Ağustos 2011
Ağustos 2011 - Yıl 100 - Sayı 288

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele