Türk Edebiyatında Postmodernizm

Ağustos 2011 - Yıl 100 - Sayı 288

        Postmodernizm          

         

        Günümüzde en çok tanımlanmaya çalışılan kavramlardan olan postmodernizm, ‘devrimci bir kültür olayı’ olarak ‘modernizmin trajik düşüşünden’[1] sonra özünde gerçeklik kavramını sorgulayan bir akım ve süreçtir. 20. yüzyıl başlarında hızlanan iletişim, bilişim ve ulaşım teknolojilerindeki gelişmeler, insanların yaşam biçimini ve dünyayı algılama tarzını değiştirmiş, kopyaların, göstergelerin, simülasyonların önem kazandığı bu yüzyılda, "gerçek"in bir önemi kalmamıştır. Çoğulculuk ve modernitenin karşısında bir tavır sergileyen postmodernizm, Batı toplumunun "ötekileştirme" yaklaşımına da kendi içinde bir eleştiri, "insan, doğa, hayat, sanat, iktidar, öteki, evren" ilişkilerini açıklamasına yönelik Batı'ya özgü bu olgu, "hayata, insana, doğaya kısacası evrene çoklu bir bakış açısı" olarak açıklanan bir kavramdır. Postmodernizm, en genel anlamıyla geçmişten ve geçmişte geçerli ve egemen olan değerlerden köklü bir kopuşu ifade ederken, Batı’da 1950’lerden sonra ortaya çıkan ve yerleşik estetik ilkeleri “köktenci bir biçimde” değişime uğratan bir akım olmuştur. Kendisini daha çok karşı çıktıkları ile tanımlayan bir akım olan postmodernizmde; postmodern düşünce,  öncelikle felsefi bir hareket olarak ortaya çıkmış, mimaride bir yöntem olarak kullanılmış, tarih, politika ve ekonomide etkili olmuş edebi ve sanatsal örnekleri daha sonra verilmiştir.

         

        İlk olarak Nietzsche'nin ve Heidegger'in Batı düşüncesini ve modernizmi eleştiren yaklaşımlar Fransa'da 1968 sonrasında görülen öğrenci hareketleri, çeşitli marjinal grupların önem kazanması ve Foucault'nun, Derrida'nın, Lyotard'ın, Baudrillard'ın, dil, tarih, edebiyat, felsefe konularını sorgulayışları zamanla postmodernizmi güçlendirir. "1960'Iarın sonlarında öncelikle Fransa'da dile getirilmeye başlanan ve akılcı, Batı modernist düşüncesini kökünden sorgulayan, onun insana ve gerçeğe olan inancını yadsıyan postmodern görüş, ortaya çıkışı hangi nedenlere bağlanırsa bağlansın, yirminci yüzyılın ikinci yarısında değişik alanlarda çok etkin olmaya başlar." [2]

         

        "Postmodernizm", modernizme karşı gelişmiş bir düzen ve düşünceler biçimidir. Postmodernistler için, modernizmin dayandığı felsefe eleştirilerin odak noktası olmuş, Nietzsche'nin ve Heidegger'in doktrinleri ise postmodernizmin ilk kıvılcımların atılmasında temel teşkil etmiştir: "… Nietzsche Batı felsefesinin temel taşlarını yerinden oynatan kişidir. Onun felsefesi, pozitivist ve determinist görüşlerin pek benimsedikleri nedensellik anlayışına, gerçek ve mutlak değerlere, sistem düşüncesine bir saldırı olarak değerlendirilebilir. Heidegger'in modernizmi kökten yadsıması ve modernizm öncesi toplumlardaki düşünce ve yaşam biçimlerini savunması da postmodernistleri etkilemiştir." [3]

         

        “Büyük anlatıların bitişi” görüşü, postmodern anlayışın temel argümanlarından biri olup ilkin 1960’lı yıllarda Amerika’da dillendirilmiş bu yeni bir edebiyat estetiği olarak üstkurmaca (meta-fiction) sözcüğüyle karşılanır. Modernizmin getirdiklerini sorgulayan ve epistemolojik ilkeleri sorunlaştıran postmodern düşüncenin temel dayanağı “son”lardır; tarihin sonu, insanlığın sonu, bilimin sonu… Bu nedenle postmodern tutum bazen kışkırtıcı bir entelektüel çabaya dönüşür. Eski ile yeni, sıradan ile olağanüstü, madde ile metafizik, gerçek ile kurmaca, yüce ile adinin birbirinin içine geçtiği değerler çatışmasında elitizmin yanında popülizm de onay görür. Temel felsefesinde yer alan çoğulculuk, farklılıklara hoşgörüyle bakma, varlığını kabul etme ve onaylama gibi demokratik bir açılımı pekiştirirken, postmodern yorumcular dünyayı idealize edilmiş bir ütopya olarak değil, olduğu gibi kabullenme ve tanımlama eğilimi kabul görmüştür. Bu nedenle de bir ekol ve hareketten çok, verili olana teslim olma ve bağlılığı sergileyen postmodern düşünce varolanı, somutu yüceltir, meşrulaştıran Postmodernizm, varlık koşullarını kapitalizmin değişen-tekelleşen içeriğinden ve bunun doğrudan doğruya modernliğin başarısızlık olarak görülmesinde bulmuştur.

         

         “Modernizm sonrası-ötesi” anlamına gelen “postmodernizm”, bazı araştırmacılara göre ilk kez tarihçi Arnold Toynbee tarafından A Study of History (1947) adlı eserinde kullanılmıştır.[4] Toynbee, Batı medeniyetinin postmodern çağ dediğimiz bir sürece girdiğini belirtmiş, 1950'lerde yaygınlaşmaya başlayan terim, 1960’lar ve özellikle 70’lerde birçok düşünürün tartıştığı bir kavram haline dönüşmüştür. Bu günkü anlamını Jean-François Lyotard’ın 1979’da yazdığı “Postmodern Durum” adlı kitabıyla kazanan kavram, 80’lerde toplumsal yapıyı oluşturan her parametrenin içinde yer almaya başlamış, günümüzde ise kendi içinde alt başlıklarını oluşturarak çeşitli alanlara yerleşmiştir: yapıcı postmodernizm, ekolojik postmodernizm, yeniden kurucu postmodernizm, temelli postmodernizm gibi.[5]

         

        Denilebilir ki; “…postmodernizm, Aydınlanma çağının ve modernizmin temel ilkeleriyle barışık olmakla beraber daha kapsamlı bir bilince, daha kapsamlı bir demokrasiye taliptir; eski projeleri reddetmez fakat onun kendisine özgü bir projesi vardır (…) çeşitli ve farklı kültürlerin oluşturduğu küresel bir medeniyetin kurulmasını ister.” [6]

         

        Yaratıcılık yönünden, modernizmin arkasına gelen bu kavram, kendisini en çok edebiyatta, mimaride, resimde ve görsel sanatlarda hissettirir. Sanattan zanaata da geçiş yapan bu akım ya da kuram Batı'da, büyük şehirlerde hayatın bir çok alanına sokulmuş,  modernitenin yarattığı bireyselliğin kollektif olmayan bazı değerleri yıkması zor olmamıştır. Postmodern duyarlılıkta “Bilgiden deneyime, kuramdan pratiğe, zihinden bedene doğru bir kayış söz konusudur.” [7](Sarup: 2004, 145). İnsanın kişiliğinde, kültürlerde ve medeniyette meydana gelen çözülmeye, hiyerarşiye  karşı çıkmış olan postmodernizim, insanda psikolojik denge ve bütünlüğü, Batı kültürlerinde ve medeniyetinde kusursuz bir bütünleşmeyi amaç edinmiş, dışlanmış farklılıkları öne çıkarmıştır. Dolayısıyla, nesnelere, objelere, değerlere yönelik bakış açısı yer değiştirmiş; böylece kavramlar ters yüz olmuş ya da yeni kavramlar türemiş, tek anlamlılık yerini çok anlamlılığa bırakmış ve her şeyin sorgulanabileceği noktasına dayanmıştır. Postmodernizmin yaratıcılığın kendini göstermesiyle sanatsal ve sanatsal olmayan ayrımının bir değeri kalmamış, seçkinliğin yerini seçicilik almış, özne ve nesne arasındaki ilişki, bireysel bir boyut kazanmıştır. Sanatı da birer iletişim biçimi olarak gören bu akım, reklamları, özellikle görselliği kimi zaman araç, kimi zaman da bir amaç yapmıştır.

         

        Postmoderrnizm, inşasını belli kavramlar üzerine kurmuştur; çoğulculuk, farklılık, "gerçek/kurmaca, özne/başka, anlamlı/anlamsız" ayrımlarının sorgulanması, ontolojik kuşku. Dilek Doltaş, bozucu postmodernizmin yeniyi üretememesini Foster'ın düşüncelerini yorumlayarak açıklar: “Foster, postmodernizmi çözüm üretmeyen, yeni değerler sunmayan, ancak modernist düşüncenin yapısını bozma konusunda Batılı insana bilinçlenme teknikleri öğreten bir yaklaşım olarak görür. Onun için asıl olan, üretim tarzının ve bunun sonucu dünyanın değişmesidir. Postmodernizm bunu gerçekleştiremediği için ölü doğmuş bir politik akımdır." [8]

         

        Postmodern edebiyat, bu genel tezlerin bir yansımasından oluşurken, yaşanan durum postmodern ise, onun ürettiği edebiyat da postmodern edebiyat olacağı için, postmodernizmin en önemli teorisyenlerinden biri olan Fransız düşünür Jean Françoise Lyotard’ın [9], “postmodern durum” biçiminde tanımladığı ve “olağanüstü bir toplumsal yaşamın edebiyatı”[10] şeklinde nitelediği, modernizm sonrası edebiyattır.

         

        Postmodernizmin sınırları kaldıran dünya görüşüyle edebiyatın içindeki sınıflandırmalar, ayrımlar önemini kaybeder. Postmodernist bir yazara göre; köşe yazısını romandan, ya da gazete ilanı ile mektubu farklı kılan bir dizge yoktur; aslında hepsi ortak bir söylemi paylaşırlar ve sözün olduğu her şey birer metindir. Bu bakış açısının sonucu olarak da köşe yazılarında oluşan bir roman ya da gazete ilanlarıyla yazılan bir öykü normal kabul edilmelidir. Edebiyat-edebiyat dışı diye bir ayrım önemini kaybetmiştir. Postmodern edebiyatın amaçlarından biri olan okuyucunun zihnini karıştırmak ya da işgal etmek için "tekrar" zorunlu hale gelir. Aynı olaylar, durumlar ya da cümleler sık sık tekrar edilerek bu şekilde saplantılı bir düşünce, bir edim, kuşkulu bir olay vurgulanmak istenir. Aynı olay farklı anlatıcılar tarafından anlatılırken ve okur, bilmeceli bir olay örgüsünün içine çekilmiş olur. Bilimin neden-sonuç ilişkilerinin sarsılmasıyla ortaya çıkan "belirsizlik, görecelilik, olasılık" kavramları da bu örgünün yaratılmasında etkili olmuştur. Postmodern yazara göre her metin nesnel, durağan, gerçekliği olmayan sözcüklerden oluşur ve bunlara anlam kazandıran öge, kendi kültürel birikiminden, ruhsal yapısından ve tecrübesinden yola çıkan okurdur. Her okur için farklı anlamlar vardır; çünkü her okurun algılama kriterleri değişkendir ve okur kadar anlam vardır. Ayrıca her okur, metni anlamlandırma işini, daha önce okuduğu metinlerin yüklemelerine göre yapar ve bu durumda metinlerarası ilişkiler varlık kazanır. Her türlü ayrımcılığa, sınıflandırmaya karşı çıkan postmodern edebiyatta türler arası geçişlilik, görsellik, başka metinlerle ilişki, oyunsuluk, yöresellik önem kazanmıştır. Düzen ve denge açısından uygunluk kavramını simgeleyen "decorum" önemini kaybetmiş, metnin gerçekliğinin sorgulanmasının bir değeri kalmamış,[11] metnin gerçekliğiyle alay eden pastiş ve parodi yaygın bir biçimde kullanılmaya başlanmıştır.

         

        "Olağanüstü bir toplumsal yaşamın edebiyatı"diye adlandırılan postmodern edebiyat;  fantastik, popüler kavramlardan biri haline dönüşmüş, yirminci yüzyıl gerçekliğinden sıkılan okur için bir eğlence alanına dönüşürken, daha özgürlükçü bir bakış açısına kavuşmuştur Yazar, metnini fantastik öğelerle süslerken dinden, tarihten, mitolojiden ve folklordan yararlanmakta, birçok malzemeyi bir arada sunmaktadır.

         

        Postmodern edebiyatta "zaman" kavramı ve algısı da farklı bir boyut kazanmıştır. Zaman, artık çizgisel olmak yerine görecelidir. Aslında, zaman kavramını sorgulama modernizmle başlayan bir süreçtir. Modernleşmeyle birlikte insanın zamana hükmü kalmamış, zaman insanın efendisi olmuştur. Modern romanların temalarından olan, insan ve zaman arasındaki uyuşmazlıktan kaynaklanan bunalım hali, postmodern romanın bu uyuşmazlık haliyle dalga geçtiği, ironik bir şekilde malzeme yaptığı bir alan haline dönüştürmüştür. Modern romanda olduğu gibi, postmodern romanda da, atlamalar, geriye dönüş (flashback), zamanda sıçrama teknikleri sıklıkla kullanılır.

         

        Postmodern edebiyat kategorisi altında toparlamaya çalıştığımız sınıflamadaki temel farklılıklar şunlardır: “metinlerin kimilerinde avangardist biçim denemelerine ağırlık verenler olduğu gibi kimileri avangardist/deneysel biçimcilikle birlikte tüketime yönelik popüler eğilimleri de ortak paydasına alır. Kimileri çeşitli ideolojilerle bütünleşmiş metinleri (feminizm, çevrecilik, new age türü kozmik/mistik bir renk) içerirken kimileri de tümüyle tüketime yönelik üretilmiş, çarpıcı yaşam öyküleri içeren, kimi kez de dünya dışı alışılmamış uzamlarda, tarih kesitlerinde geçen bilim-kurgu/ polisiye serüven romanlarıdır”.[12]

         

        Postmodern anlatıda yazarın/yazar-anlatıcının varlığı sürekli hissettirilir ve anlatılanın kurgu ve uydurma olduğu özellikle vurgulanır. Yazar/yazar-anlatıcı metnin içindedir; olaya ve kişilere dair yargılarda bulunur ve kimi davranışları onaylar, kimilerini eleştirirken okuyucuyla diyalog halindedir.

         

        Postmodern anlatıda, birbirinden bağlantısız hikâyelerin aynı anlatı içerisinde yer alması, hatta farklı edebî türlere ait metinlerin bir arada bulunmasının sakıncası kalmamış, “roman” kavramına karşı çıkılmış, onun yerini “anlatı” kavramı almıştır. Postmodern, herhangi bir türün sınırları içinde kalmayı kabul etmediğinden postmodern “anlatı” bir edebî tür değildir.

         

         

        Postmodern Metinleri Oluşturan Ögeler

         

        Kendisine yeni bir poetika oluşturmayan, yeni bir estetik eğilim getirmeyen postmodernist yapıt, biçimsel özelliklerini modernizmden alır. Üstkurmaca düzlemine çıkardığı oyunsuluk, biçim denemeleri ve anlatı tekniklerinin çeşitliliği, modernist romanın belirleyici temel ögeleridir. Sözkonusu bu ögeler: [13]

         

        Çoğulculuk: Sürekli bir devinim halinde olan yaşamdan birbiriyle çelişen, çatışan değerlerin ortak paydasına alan postmodern yazar, onlardan yeni bir dünya yaratır. Madde-anlam, ruh-beden, fizik-metafizik, soyut- somut, hayat-ölüm, gerçek-kurmaca, Doğu-Batı gibi karşıtlıkların sergilendiği geniş yelpazede ana birleşenleri uyumlaştırmak değil, tersine karşıtlıkların yarattığı kaotik yapıdan yeni bir dünya kurmaktır.

         

        Parçalılık: Çok katmanlı çok anlamlı dokusu olan üst kurmaca metinlerin birden çok anlama gönderme yapan metaforik özelliği romanın ana kurgu ilkelerindendir. Bu kaygan yapıda da genellikle üç düzlem bulunur: 1. Gerçekçi düzlem, 2. Kurmaca düzlemi, 3. Bireyin iç dünyası (Bilinç ve bellek yolculukları gibi. Burada hayaller, rüyalar, anılar, çağrışımlar, simgeler vb yer alır). Gerçek ile kurmaca bu kaygan zeminde sürekli olarak yer değiştirir.

         

        Kopukluk: Tanımlanmış kuralları olan ve anlam bütünlüğü gösteren geleneksel anlatı tarzının dışına çıkan cümlelerin (kopukluk ve ayrışıklık her yazının, anlatının özelliğidir)[14] arasına gazete kesikleri ve başlıkları, afişler, prospektüsler, tabela yazıları gibi yazınsal metinlerin dışında unsurlar sokarak kolaj yöntemini uygulanır.

         

        Farklılık: Yüksek ve popüler kültür arasındaki sınırı ve ayrımı kaldıran postmodern sanat, kendini halk tarafından daha çok ve daha çabuk tüketen bir meta olarak yeniden üretir. Tüm kategorilerden ve hiyerarşilerden hoşlanmayan yönüyle var olan farklıyı eşit biçimde ortaya koyarken estetik boyutuyla teknolojinin olanaklarından da yararlanarak yaşamın çeşitli alanlarında reklamcılıkta, modada, yaşam tarzında, alışveriş merkezinde ve kitle iletişim araçlarında kullanır. Estetik ve teknoloji iç içe geçmiş, siyasi hayat da bir tür estetik gösteriye dönüşmüştür”.[15] Elit ile sıradan arasındaki ayrımı ortadan kaldıran postmodern sanatçı, farklı olanı sanatta yeniden biçimlendirirken, sıradana ait kültürel kod ve değerleri elitinkilerle yan yana, karmaşık bir değerler bütünü olarak sunarken parodi-pastiş, taklit ve ironiyi bu amaçla kullanır.

         

        Oyunsuluk: Postmodern metinde her şey sanat düzleminde oynanan bir oyundur. Tarih ve fantastik, siyaset ve etikle ilgili malzeme, yazar tarafından oyunlaştırılırken polisiye kurgu, bu amaca en iyi hizmet eden bir kategoridir. Cinayet sırları ve yöntemleri üzerinde iz süren ve ipucu yakalamaya çalışan dedektifin çabaları ile yaratılan gerilim, tıpkı bilmece-bulmaca çözer gibi okuyucuyu da içine çekmeyi, olayların akışında eğlendirmeyi, hoşça vakit geçirmeyi ve metinden zevk almayı hedeflemektedir.

         

        Modernistler gerçeği yeniden yorumlarken, postmodern sanatçılar için gerçek diye bir şey yoktur; her şey belirsiz ve muammadır ve bütünlük fikrinden çok, parçalı anlayış savunulur. Postmodern, metin dışı pek çok olguyu metne katar, kolaj ve montajı değerlendirir ve böylece kurmaca üstkurmacaya dönüşür. Aslında her şey bir aynadan ibaret olup orijin diye bir şey yoktur ve her şey taklittir. Anlatıcının da, kahramanın da konumu değişmiş, okur daha etkin ve önemli hale gelmiştir. Yazar adeta metnini okurla birlikte oluşturmakta, edebiyat artık kendini anlatmaktadır. Yazma serüveni yazının temel sorunudur. Diğer edebiyat ürünleri metnin malzemesi olmuş, yazar ve okur metni birlikte kurgulamaktadır. Postmodern ürünler içlerinde çok sayıda anlam zıtlıklarını barındırırlar. Okurun beklentisini boşa çıkaran bir yabancılaştırma sürecinde orijini, kaynağı parodi ve pastişle değersizleştirme temel özellikleridir.

         

        Metin, sadece kendisini yazan yazarın değil, metin içinde yer alan birçok yazarın söylemlerine de yer verdiğinden, birçok farklı görüş içermekle çok sesli, birçok metnin iç içe olması ile de çok katmanlı bir yapıya sahiptir. Metinlerarası, metnin içine ayrışık unsurlar sokarak; alıntı, gizli alıntı, öykünme, basmakalıp sözler, anıştırma, gönderge, yansılama, anlatı içinde anlatı gibi birçok teknik içermektedir.

         

        Yeni bir edebiyat estetiği üretmeyen, kurgu, biçim ve anlatı teknikleri gibi temel ögeleri modernizmden alan postmodernizmin edebi metinde oluşturduğu köklü yapının ana unsuru, çeşitli teknikleri barındıran metinlerarasılıktır.

         

        Dolayısıyla; çok seslilik, bölünmüşlük, heterojenlik, seçkin sanat ile kitle kültürü arasındaki mesafenin kapatılması, sanatla yaşamın birleştirilmesi, metinlerarasılık, değişik parçaların bir arada kullanılması, yazma sürecine okurun dâhil edilmesi, okura okuduğu şeyin gerçek değil kurgu olduğunun sürekli hatırlatılması, türler ayrımına karşı çıkış, ideolojik olmaya çalışmayan, bir mesajı olmayan metinler, bütünlülük ve düzeni reddediş, her şeyin belirsiz ve muamma oluşu, kesinlikten uzaklaşma, paradokslar, rastlantılar ve iç içe geçmiş zaman parçaları, parodi, pastiş, şizofreni, ironi, çoğulculuk, melezleştirme, insansızlaştırma postmodernizmin temel özellikleridir.

         

         

        Üstkurmaca: Postmodern romanın önemli anlatım tekniklerinden biri olan; “Üstkurmaca, salt bir yazarın kurgusal buluşu olmayıp bir edebiyat anlayışının kendisini dile getirme biçimidir” [16]

         

                    İlk olarak 1960'lı yılların sonlarında yazılan romanlar İçin kullanılan: "Bu terim [17] en genel anlamı ile, yazarın, "yazma eylemi"ni kurmaca metnin bir parçası durumuna getirmesi, nasıl yazdığını anlatması" ve romanın içerisinde yazma eylemi ile ilgili sorunlar konusunda düşünce üretmesidir. Kurmacanın kurmacası demek olan bu kavram, edebiyatı bir oyun olarak algılayan bir bakışın ürünüdür. Özne-nesne, iç dünya-dış dünya, gerçek-kurmaca karşıtlıklarının birbirine karıştığı ya da aynı anda birlikte yer aldığı, çoğulcu bir dünyanın anlayışını yansıtır. Kısaca; roman teorisini, roman yazma pratiği içerisinde gösterme edebiyat biliminde üstkurmaca olarak adlandırılır."[18] Romanın nasıl yazıldığının serüveni olan üstkurmaca, okuru da yazma eylemine dahil eden, okurla doğrudan iletişime giren ve onu aktif ve dikkatli durumda isteyen postmodern [19] edebiyatın ana unsurlarındandır.

         

        Soyut gerçeği somutlaştırarak, onu sanat platformuna taşıma çabasının ürünü olan imge de kurmaca oyun için önemli bir araçtır. Okuru zorlayan süreçlerden biri de anlamdaki boşlukları doldurmadır. Yazar metnini oluştururken sürekliliğin dışına çıktığı için metinde kopukluklar, boşluklar vardır ve bu boşlukları doldurmak okuyucuya düşer. Klasik romanda alıştığımız "son", ucu açık olup yeriniokurun anlamlandırmasını beklediği bir bitişe bırakır.

         

         

        Metinlerarasılık: “Her anlatı bir kültürün içinde yer alır, bu nedenle, yalnız yaşadığımız dünyanın dil dışı gerçeklerine değil, aynı zamanda kendisinden önceki yazılı ve sözlü öteki metinlere de göndermede bulunabilir. Bu özel gönderimlere metinlerarası ilişki(ler) denir”. Bu ilişkilerin, hem metin ekleme hem de metin dönüştürme yöntemiyle oluşturulduğu [20] metinlerarasılık, üstkurmacanın bir parçasıdır Metnin içeriği, birbirinin içinde geçen öykülerden oluşurken yazar, daha önce yazılmış metinlere de gönderme, alıntı, anıştırma yaparak, onları parodi/pastiş tekniğini kullanarak, daha önce üretilmiş metinleri doğrudan taklit etme amacından çok, kişi ya da motif düzeyinde etkilenerek yaratacağı yeni metnin estetik düzlemi için malzeme yapar. Sonuç olarak üstkurmaca, kurgu, biçim, anlatı, üslûp gibi tüm teknikleriyle edebiyatın estetik düzlemdeki yüzüdür.

         

        Parodi-pastiş: Sanatçının eserini, başka eserleri taklit yoluyla yazması, yeniden kurması demek olan pastiş, taklide dayalı bir anlatı terimi olarak “...başka bir yapıtı ya da yapıtın bir parçasını başka bir bağlamda taklid yöntemidir”. Gerçekle kurmacanın sınırının birbirine karıştığı postmodern anlatıda; zaman ve mekân tanımlamasından, olaylar arasındaki neden-sonuç ilişkisinden, kişilerin karakteristik özelliklerinin betimlenmesinden özellikle kaçınan postmodern romancı, yaratacağı yeni dönüştürümler ve değişkenlikler ortamında metinde suskunluklar, anlam boşlukları yaratır. Parodi ve pastiş, bunun için en uygun tekniklerdir.[21] Postmodern yazar, kendisine yeni bir kurmaca dünya yaratırken daha önceki zamanlara ait metinlerin evreninde gezinir. Eski metinlerden bazen kişi, bazen imge/motif bazen de anlatı tekniği olarak etkilenirken oyunlarını parodi ve pastiş düzleminde kurar.

         

        İroni-alay: Metinlerarası dünyada dolaşmak, bir başka metinden bir resim, bir motif, davranış biçimi, bir kişinin karakterini almak, onların kurgu ve anlatı biçimleriyle oynamak ironi; bir konumdan bir başka konuma dönüştürmek, postmodern yazarın hoşlandığı ve yaratıcılığının doyuma ulaştıığı bir düzlemdir. Postmodern anlatının çoksesli ve çoğulcu yapısını sergileyen bu tavır, aynı zamanda postmodern romanın bir kurgu ögesidir.

         

        Taklit: Postmodern metinde taklit, dış dünyanın görüntüleri anlamını üstlenmiştir: “Postmodern öykü anlatıcısı, öyküyü yansıtmacı bir yaklaşımla anlatmıyor, onun doğru/gerçek olduğunu savlamıyor, tam tersine öyküsünün kurmaca karakterinin altını çizerek yapıyordur bunu; yabancılaştırılmış bir dünyada yaşamı, araya sıkıştırılmış bir tampon gerçeklik aracılığıyla ikinci elden yansıtıyordur.”[22] Türk romanında farklı boyut ve işlevlerde uygulama alanına konan metinlerarasılık,  temel unsur olarak saydığımız bu üç teknikle (parodi-pastiş, ironi-alay, taklit) işlenmiştir.

         

         

        Polisiye/Gerilim:  Üstkurmaca düzleminde yer alan polisiye öge; benzer anlamı karşılayan dedektif, gerilim, cinayet sözcükleriyle de edebi alana girip roman/hikâyeyi belirleyen bir tür olmuştur. Türk edebiyatında Ahmet Mithat’ın Esrâr-ı Cinâyât adlı eseri ile başlayan ve bazı yazarlar tarafından benimsenen polisiye roman türü, postmodern edebiyatta da kendisine önemli bir yer edinir. Polisiye, postmodern romanda bazen metnin temelinde ve tamamında olabilirken, bazen de metne yardımcı bir işleve sahiptir.

         

         

        Tarih: Postmodern anlatıda tarih kavramı, bilinen anlamından tamamen soyutlanarak köklü bir değişime uğramıştır. Belli zaman ve mekân içinde yaşanmış olayların neden-sonuç ilişkilerine dayandırılarak anlatılan, toplumsal ve ekonomik yapı ile kültür ve uygarlık değerlerinin aktarıldığı bütüncül bir yapı gösteren genel tarih anlayışının yerini, yeni dünya gerçeğinde kendini yeniden tasarlayarak yazan bir tarih anlayışı almıştır. Tarihin ölümü, postmodernizmi; “...göstergelerinin değer kazandığı bağlamları bütünselleştirici bir biçimde tarihsellikten çıkarması sayesinde meşrulaştırırken”,[23] aynı zamanda edebiyatını da canlandırıp ayağa kaldıran itici bir güç olmuştur. Tarih, artık çizgisel ve neden-sonuç ilişkisine dayalı olaylar zincirinin kronolojisi değil, şimdiki zamanda var olan ve çağının anlayışıyla iç içe geçmiş yeni ve çeşitli oluşumlar üreten bir zaman kesiti olarak postmodern romancının kurmaca bir dünya yaratmak için el attığı bir oyun alanıdır.[24]

         

        Postmodern anlatıda “geçmişe dönüş”, metinlerarasılık düzleminde kurgu teknikleri parodi/ pastiş biçiminde başkalaşım geçiren yeni yeni bir dönüştürümdür. “...Bir başka deyişle tarih, fotoğraf gibi hem belgeseldir, yani nesnel ve somut gerçeğin özelliklerini taşır hem de insanların kendi belleklerinde kendi duygu ve düşüncelerinde şekillendirilen bir başka gerçektir, yani kurmacadır.” [25] Bunu gerçekleştirirken, kurmaca figürler birer gerçek kahraman kimliğiyle rollerini oynar, gerçek tarihî kişilikler ise figürleştirilip, sıradanlaştırılır. Tarihin önemli dönemeçlerinde, büyük olayların merkezinde bulunmuş, rol model olmuş kişiler, tarihî kimlikleriyle değil, bireysel kimlikleriyle 24 saatlik bir süreye ait kılınarak sıradanlaştırılır. [26]

         

         

        İnsan: Postmodern döneme geçişle birlikte kendisine ve çevresine yabancılaşan insan; edilgin, kişiliksiz ve kimliksiz bir varlığa dönmüş, birey olan özne, yitip gitmenin ötesinde, parçalanmıştır. Yazar-anlatıcı gibi, kişisi de kimlikten kimliğe giren, değişim geçiren veya dönüşüme uğrayan bir nitelik sergilerken imgelerden örülü doku içinde kişi ve figürler değişerek dönüşüp, başkalaşarak kimi zaman da buharlaşır. Bireyselliğin yok edildiği bu metinlerde “birey” değil de “özne” sözcüğü uygun görülen bir kullanımdır.[27]

         

         

        Anlatı Teknikleri: Postmodern romanda, kurgu gereği tek tip bir anlatı tekniği sözkonusu olmayıp, farklı amaçlarla kurgulanmış olan çeşitli “metinler kolajı” biçiminde oluşturulan metin ortadadır: “Böylece postmodern romanda birden fazla anlatım türünün yer almaya başladığını, bazı yerlerde gazete haberlerinin, gazete köşe yazılarının romana aynen taşındığını görüyoruz. Hatta James Joyce bir müzik parçasının notası ile birlikte, bir alış veriş listesini aynen Ulysses romanına taşımıştır. Çağdaş resim sanatında da bulunan bu tekniğe Collage adının verildiğini görmekteyiz.” [28]Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar’ında olduğu gibi şiir, mektup, deneme, ansiklopedi, kutsal kitap alıntıları, menâkıbnâme, piyes, otobiyografi postmodern romanın anlatı metinleridir.

         

        Alışılmış roman anlayışını ve onun bilinen ölçülerini bir tarafa atan romancının, yeni romanda nesneye ağırlık vermesi, özneyi silik, belli belirsiz gölgeler halinde işlemesi, olayları anlaşılması zor, bulanık anlatması olan Yeni roman, yeni anlatım tekniklerini ve farklı metin türlerini de beraberinde getirmektedir.[29]

         

         

        Okuma: 1990’lı yıllardan sonra “seçkin okur, etkin okur, donanımlı okur, bilinçli ve birikimli okur” gibi söylemler ağırlık kazanır. Bu tür anlatılarda okuma edimi büyük önem taşıdığından, öncelikle postmodern bir metnin nasıl okunması gerektiği bilinmelidir. Okura şunu hatırlatırlar: elindeki yalnız bir anlatıdır, bu yazarın yazmış olduğu bir anlatı. Ama bundan başka yazılmış ve yazılacak sayısız anlatı vardır. Ve elinde tuttuğun bu kitap, geçmişteki ve gelecekteki bütün anlatıların her birinin üzerine vuracak gölgesiyle, değişmeye gebe bir kitaptır. Bu kitap son kitap olmadığı gibi, hiçbir okuma da son okuma değildir”.[30]

         

        Birbirinden bağımsız, farklı metinlerden veya bölümlerden oluşan “metinler kolajı” biçiminde yapılandırılan eser, Doğu veya Batı kaynaklı değişik kültür ürünlerinden alıntılanan, metaforik ögeler, oyunsu ve taklit unsurlarıyla örülmüş, içeriği soyut karakter gösteren bir dokudur. Okur, kurmacanın iç içe geçtiği, birinin öteki içinde eriyen yapısını bilerek okumalı: okuma süreçlerinde;  imge, motif, oyun, anıştırma veya olaydan bağımsız bir taklitle geçmiş zamanın anılarına ya da fantezilerine kayan veya gelecek zamanı da bilincinde tüketen yazarın kurmaca evrenine daldığını unutmamalıdır.

         

         

         

        Modernizim - Postmodernizm Karşılaştırması [31]

         

        Modernizm / modernlik                                     Postmodernizm / Postmodernlik

         

        Hiyerarşi, düzen, merkezileştirilmiş kontrol

        Anarşi, düzenin yıkılması, merkezi kontrolün kalkması

        Büyük politik yatırımlar (millet-devlet, parti)

        Mikropolitik yatırımlar, kurumsal güç çatışmaları, kimlikçi politikalar

        Milli kimliğin ve kültürün söylemi, kültürel ve

        etnik orijinler miti

        Lokal söylemler, büyük söylemlerin ironik yıkımı orijine ait mitosların aksi

        Bilim ve teknoloji vasıtasıyla büyük ilerleme söylemi

        İlerlemeye şüpheyle bakmak, teknoloji karşıtlığı reaksiyonlar, yeni çağ dinleri

        Temsilcilerin ve medyanın önündeki "gerçeğe" inanç, "orijinalin" içtenliği

        Aşırı realite, imaj doygunluğu, taklidin gerçek olandan daha güçlü olması, gerçekte var olmayan şeylerin sunulması ve bunların var olanlardan daha güçlü olması

        Bilgide uzmanlaşma, her şeyi kapsama; ansiklopediler

        Kılavuzluk, bilgi yönetimi, sadece ihtiyaç halinde bilgi, web, internet

        Kitle kültürü, kitle tüketimi

        Kültürün kitlesel olmaması (demassified culture), küçük pazarlar, az üretim

        Medya yayını

        Birbirini etkileyen, müşteriye hizmet eden medyanın dağıtımı,  çok miktarda küçük medyaların ortaya çıkması (Network ve Web)

        Merkezileşmiş bilgi

        Dağıtılmış, yayılmış bilgi

        Yüksek ve aşağı kültür ayrımı; yüksek veya resmi kültürün normatif ve otoriter olmasından doğan konsensüs

        Aşağı popüler kültür tarafından yüksek kültür hâkimiyetinin bölünmesi; popüler ve yüksek kültürün karışımı; pop kültürünün yeni değerler kazanması

        Tam çalışmaların ve amacın sanat olması

        Proses, performans, üretim olarak sanat

        Sanat: sanatçı tarafından meydana getirilen orijinal bir objedir

        Sanat: dinleyiciler ve alt kültürler tarafından meydana getirilen kültürün yeniden işlenmesidir

        Genel sınırlar ve bütünlük hissi (sanat, müzik, edebiyat)

        Melezlik, kültürlerin yeniden birbirlerine bağlanması

        New York mimarisi ve dizaynı

        Los Angeles ve Las Vegas mimarisi ve dizaynı

        Derinlere uzanan kökler / derinlik

        Kök gövdeler / yüzeysellik

        Niyet ve gayede ciddiyet

        Oyun, ironi, resmi ciddiyete tepki

        Birleşmişlik duygusu, benliğin merkez olması; "ferdiyetçilik", birleşmiş kimlik

        Bölünmüşlük duygusu ve benliğin merkez olmaması, çoklu ve çatışmacı kimlikler

        Organik ve inorganik arasındaki açık farklılık, insan ve makine

        Organik ve inorganik Siborg karışımı; insan-makine-elektronik

        Cinsel farklılığa göre şekillenmiş güç düzeni, tek cinsiyetler, pornografinin dışlanması

        Çiftcinsiyetlilik, pornografi

        Determinizm

        İndeterminizm

        Dünyanın anlatıcısı olarak kitap, yazılı bilgi sistemi olarak kütüphane

        Yazılı medyanın fiziki sınırlarının aşılması olarak yüksek medya

        Makine

        Bilgi

        İİkel

        İleri

        Nesne  (object)

        Özne (subject)

        Maddi olan

        Manevi olan

        Çekicilik

        İticilik

        Kural

        Anarşi

        Mekân

        Mekânsızlık; zaman

        Ev

        Anakent (metropol)

        Romantizm/sembolizm

        Patafizik/dadaizm

        Form (birleşik/kapalı)

        Antiform (ayrışık, açık)

        Amaç

        Oyun

        Tasarım

        Şans

        Egemenlik/logos

        Tükeniş/sessizlik

        Sanat nesnesi/tamamlanmış yapıt

        Süreç/performans/happening

        Uzaklık

        Katılım

        Yaratım/bütünleştirme

        Yok etme/yapı çözme

        Sentez

        Antitez

        Mevcut olma

        Mevcut olmama

        Toplama

        Dağıtma

        Tür/sınır

        Metin/metinlerarası

        Paradigma

        Sentegma

        Hipotaksi

        Parataksi

        Metafor

        Metonimi

        Seçme

        Birleştirme

        Kök/derinlik

        Köksap/yüzey

        Yorumlama/okuma

        Yoruma karşı/farklı okuma

        Gösterilen

        Gösteren

        Okunabilirlik (okura göre)

        Yazılabilirlik (yazara göre)

        Anlatı/Büyük tarih

        Karşı-anlatı/Küçük tarih

        Ana kod

        Kişisel lehçe

        Belirti

        Arzu

        Jenital/fallik

        Polimorf/androjen

        Paranoya

        Şizofreni

        Köken/neden

        Farklılık-farklılaşım / iz

        Metafizik

        İroni

        Belirlenmişlik

        Belirlenmemişlik

        Aşkınlık

        İçkinlik

         

         

         

         

         

        Türk Edebiyatında Postmodernizmin Serüveni

         

        Son yarım yüzyılda postmodernizm, tüm bilim dalları ve disiplinlerin olduğu gibi edebiyatın da gündemine oturur. Postmodern roman terimi, ilk kez Amerika’da İhab Hassan adlı edebiyat eleştirmeni tarafından kullanılmış, 1960’lı yılların başında postmodern edebiyatın alt yapısı oluşturulurken, 90’lı yılların başında Türk düşünce dünyasında da geniş boyutlu tartışmalar başlar ve postmodern düşünür ve yazarların sanatta özgürlük ve demokratikleşme adı altında yozlaşmayı başlattıkları, edebiyat ve sanat adına sorumsuz davrandıkları biçiminde eleştiriler yapılır.[32]

         

        1980 sonrası oyun, ironi, fantastik ögelerle dolu olan yapıtlar dönemin baskı ortamı için, bir kaçış yeri ve eğlence alanı olmuş, 1950 sonrası örnekleri çoğalan köy romanları, tezli-didaktik edebiyat yerini daha karmaşık yapıtlara bırakmış, postmodern yazar, yeni bir kurmaca dünya yaratırken daha önceki zamanlara ait olan metinlerin evreninden imge/motif, anlatı teknikleri gibi alıntı-göndermelerle parodi ve pastiş düzleminde oynamaya başlamıştır.

         

        Türk edebiyatında Oğuz Atay, Ferit Edgü, Yusuf Atılgan postmodernist romanın habercileri kabul edilirler. Örnekleri çoğalmaya başlayan postmodern roman denemeleri toplumun alıştığı sanat anlayışı çerçevesinde yadırganır ve fazla ilgi görmez. Oğuz Atay'ın, "neden romanlarımı kimse okumuyor" [33] üzüntüsü, bu durumu ortaya koyan bir örnektir. Atay’ın Tutunamayanlar’ı (1972) Türk Edebiyatında birçok ilki barındıran bir roman olarak üstkurmaca tekniğiyle yazılan[34] roman olması, çok katmanlı yapısı, simgeselliği, zaman algısı, anlamın ertelenmesi ya da anlamsal boşlukları Türk okuru için –pek anlaşılamasa da- öncü olmuştur. Tutunamayanlar’labirlikte kendini gösteren ve 1980’li yıllarda güçlenen bu yeni eğilimin iki önemli özelliğinden biri; romanın kendisini bir roman konusu olarak ele alması, ikincisi de bireyin karmaşık iç dünyasına yönelerek bu dünyayı öncekilerden çok farklı anlatım teknikleriyle vermesidir. Kurgu, biçim, anlatı tekniği ve yöntemleri açısından geleneksel roman estetiğinden farklılık gösteren eser, Türk romanındaki köklü değişiminin başlangıcı olur. 1990’lı yıllardan sonra yapısal-kurgusal ve biçimsel ögelerindeki gelişmeler, üstkurmaca ve metinlerarası tekniklerin yaygınlaşması, biçim denemelerinin artması, üslûbun çeşitlenmesi, anlatıcının çoğalması, mutlak gerçekten seçenekli gerçeğe geçiş, modernizmin seçkinci ve tekli yapısını aşarak postmodernizmin popülist ve çoğulcu yapısına zemin oluşturur. Tutunamayanlar; bu özelliklere uygun olarak iç içe geçmiş veya üst üste binmiş üç katmandan oluşur. Ezici, yozlaştıran toplumsal düzenin sahte değerleriyle uyuşamayarak sanata sığınan Selim Işık’ın intiharla sonuçlanan hayatı ilk hikâyeyi; Selim’in hayatını ve intiharını araştıran ve onun etkisiyle bir kişilik değişimine uğrayarak hayatı değişen Turgut Özben’in ruhsal dünyası ikinci hikâyeyi; bütün bu olayların yazılması ve kitap haline gelmesiyle ilgili gelişmeler de üçüncü hikâyeyi meydana getirir. Böylece, hem bir romanın doğuşu ve yazılışının hikâyesi, hem de birbirine benzeyen iki kahramanın hikâyesini karmaşık anlatım yöntemleriyle verir. Romanda, James Joyce, Franz Kafka, William Faulkner gibi modernist romancıların, Vladimir Nabokov ve A. Robbe Grillet gibi postmodern yazarların kullandığı anlatım teknikleri karmaşık bir şekilde kullanılmıştır.[35] Oğuz Atay bu yolla klâsik gerçekçi roman anlayışının anlatım normlarını yıkarak, geleneksel roman anlayışı ve toplumun sahte değerleriyle alay eder. Bu, Batı’da gelişen modernist ve postmodernist roman anlayışlarının Türk romanına uygulanmasıdır.

         

        Oğuz Atay’ın Tehlikeli Oyunlar romanı ve Korkuyu Beklerken adlı hikâye kitabında da uyguladığı bu teknikler, yayımlandığı yıllarda yeterince değerlendirilememiş olmakla birlikte, özellikle 1980’den sonra büyük bir ilgi uyandırmış ve idol yazarı Ahmet Hamdi Tanpınar gibi, gitgide artan bir ilginin odağı haline getirmiştir. Yusuf Atılgan’ın bir yalnızlığın bunalımlarını anlatan Anayurt Oteli hemen hemen aynı tarihlerde ve benzer tekniklerle yazılmış diğer bir ilgi çekici romandır. Yusuf Atılgan'ın büyük tepkiyle karşılanan Kafka ve Albert Camus karışımı romanlarından sonra 1970’li yıllarda bu üçlünün sınırları içinde kalan edebiyata, sonrasında Latife Tekin, Nazlı Eray, Bilge Karasu eklenir. 80’lere gelindiğinde; "1980 yılındaki askeri darbenin yol açtığı sosyopolitik değişimler, edebiyatta biçimci eğilimlerin artmasına neden olur. Partilerin kapatıldığı, toplumun depolitize edilmek İstendiği bir dönemdir bu. Dünya genelinde ise, Marksist devlet sistemlerinde gözlemlenen çöküş belirtileri, edebiyatta bireyci ve biçimci gelişmeler, yoğun çeviri etkinliğinin desteğiyle, seksen sonrası Türk edebiyatında kendine azımsanmayacak sayıda yandaş bulur.” [36]

         

        Modern ve postmodern eğilimlerin roman ve hikâyeye hâkim olduğu bu dönemde, daha önceki dönemde yaygınlaşan toplumcu gerçekçi nitelikli başka eserler elbette yazılmıştır.[37] Özellikle 1971’de 12 Mart Muhtırası ve sonrasında gelişen olaylar birçok romana konu olmuş ve yazarlar, toplumcu gerçekçi bakışı sürdürmüşlerdir. Daha önceki romanlardan farklı olarak burada köylünün yerini halk, toprak ağasının yerini kapitalist burjuva sınıfı, dağa çıkan köylünün yerini devrimci gençler alırlar. Erdal Öz’ün Yaralısın, Fürüzan’ın 47’liler, Sevgi Soysal’ın Şafak ve Samim Kocagöz’ün Tartışma romanları bu konuda yazılmış romanların örnekleri arasındadır.

         

        1980’den sonra eser veren birçok hikâye ve roman yazarı eserlerinde bu yeni teknikleri kullanmıştır. Bu yazarlar arasında özellikle Bir Düğün Gecesi romanıyla Adalet Ağaoğlu’nu fantastik bir özellik taşıyan Kılavuz romanıyla Bilge Karasu’yu daha sonraki kuşaklardan da dedektif romanının bir çeşit parodisi olan Bir Cinayet Romanı adlı eseriyle Pınar Kür’ü Arzu Sapağında İnecek Var adlı fantastik romanıyla Nazlı Eray’ı ve yeni bir biçim peşindeki Sevgili Arsız Ölüm romanıyla Latife Tekin’i sayabiliriz. Toplumcu gerçekçi roman çizgisini terk ederek bireye ve yeni anlatım yöntemlerine yönelen Türk roman ve hikâyesi, belirlenen isim ve eserlerden ibaret değildir. Ününü önceki yıllarda yapmış birçok yazarın bu dönemde de eserler vermesinin yanı sıra 1940’lı, 50’li ve 60’lı yıllarda doğan birçok roman ve hikâye yazarı dikkate değer eserler vermiş ve vermeye de devam etmektedirler. Bu isimler arasında Tomris Uyar, Sevinç Çokum, Alev Alatlı, Mustafa Kutlu, Mehmet Eroğlu, Selim İleri, Ahmet Altan, Nedim Gürsel, Elif Şafak ve İhsan Oktay Anar gibi yazarlar ön plana çıkmış görünmektedirler. 

         

        Franz Kafka’nın Dönüşüm adlı romanında ana karakter Gregor Samsa’yı, ‘dev bir böcek’e dönüştürmesinden yola çıkan Hilmi Yavuz’un, Fehmi K’nın Acayip Serüvenleri adlı romanında, baş kişi Fehmi Kavkı’yı hamam böceğine dönüştürüp onunla eğlenmesi g


Türk Yurdu Ağustos 2011
Türk Yurdu Ağustos 2011
Ağustos 2011 - Yıl 100 - Sayı 288

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele