Türk Devlet Yönetiminde Bilgelik...

Ağustos 2011 - Yıl 100 - Sayı 288

                    Bilindiği üzere bilge; bilgili, ahlâk ve fazilet sahibi, örnek ve önder şahsiyet demektir. Ve gâyet tabii, bilginle arasında fark vardır. Yani âlim (bilgin) başka, hakîm (bilge) başkadır. Âlimin (bilgin) bilgisi sadece kesbî iken hakîmin (bilge) bilgisinin vehbîlik tarafı da vardır. Ayrıca, hakîmin (bilge) kişiliği biraz Peygamberleri andırır. Bu anlamda; ileri görüşleri ve kararlarındaki hakkaniyetle bilge insanlar bilhassa Türk devlet yönetiminde aranan kişiler olmuşlardır.

         

                    Türklerin Müslüman olmadan önceki tarihleriyle ilgili en önemli kaynaklardan biri olan “Orhun Âbideleri”[1]ni okuyanlar orada büyük devlet adamlarının “bilge” sıfatı ile anıldıklarını göreceklerdir. Söz gelimi, Bilge Kağan Âbidesi’nde Göktürk devletinin kurucusu Bumin Kağan için “Bilge kağan ermiş, alp kağan ermiş, buyrukı bilge ermiş…”[2](Bilge kağan imiş, cesur kağan imiş, buyruğu bilge imiş…) ifadeleri kullanılmaktadır. Aynı şekilde, Göktürklerin güçlü olduğu yıllarda (Miladî 716 sonrası) devletin başında Bilge Kağan vardır, veziri de Bilge Tonyukuk’tur. Diğer bir ifade ile devletin hakanı da veziri de bilgedir... Şüphesiz ki bunlar, Türklerin devlet yönetiminde bilgeliğe verdiği değeri gösteren işaret taşlarıdır.

                                                                                                                                                     İlk İslâmî eserlerimizden “Kutadgu Bilig”de de hükümdara “bilge” yahut bilge anlamına gelen “bügü” sıfatı ile hitap edildiğini görmekteyiz ki bu kayıt, Türklerin Karahanlılar döneminde (840-1212) de bilge hükümdar anlayışını devam ettirmiş olduklarını gösterir. Kutadgu Bilig’in birkaç yerinde geçen bu sıfatlar (bilge ve bügü) için örnek olarak şu iki beyti zikredebiliriz:

         

        Tilekim söz erdi ay bilge bügü

        Ukuşug biligig özüm sözlegü.[3]

                    (Ey bilge (hükümdar), maksadım söz söylemek idi; akıl ve bilgiden bahsetmek istedim.)

        Uzun il yiyeyin tise ay bügü

        Törü tüz yorıtgu budunug kügü.[4]

         

                    (Ey bügü (hükümdar), memlekette uzun müddet hüküm sürmek istersen, kanunu doğru yürütmeli ve halkı korumalısın.)

         

                    Yusuf Has Hâcip, adı geçen eserinde hükümdarın özelliklerinden bahsederken en çok bilgi, akıl ve hikmet üzerinde durur. Balasagunlu Yusuf’a göre hükümdar bilgili, akıllı ve bilge olursa dünyada da âhirette de makamı yüce olur:

         

        Biliglig ukuşlug bügü ilçi beg

        İkigün ajunda bolur ornı yig.[5]

                    (Bey, bilgili, akıllı ve hakîm (bilge) olursa her iki dünyada da makamı yüce olur.)

         

                    Türk devlet idaresinde hükümdar gibi vezirin de bilge olması istenir ki yerinde bir karardır. Zira geriye dönüp baktığımızda bilge vezirlerin, yerine göre bilge hükümdarlardan daha yararlı işler başarmış olduklarını görürüz. Bu konuda Göktürklerin dört hakanına vezirlik yapan Bilge Tonyukuk, Büyük Selçuklu Devleti’nin veziri ve “Siyasetname”[6] isimli meşhur eserin müellifi Nizâmülmülk (1018-1092), adları saygıyla anılması gereken şahsiyetlerdir.

         

                    Şunu da hemen belirtelim ki Osmanlı sadrazamlarından Yusuf Kâmil Paşa(1808-1876)’nın şu beytinden bilge vezir anlayışının bizde -teoride de olsa- son zamanlara kadar devam etmiş olduğu anlaşılmaktadır:

         

        Hükûmet hikmet ile müşterektir

        Vezir olan hakîm olmak gerektir.[7]

         

                    Diğer taraftan, Türk Beylerinin etrafında bilge insanların bulunduğu ve onların sözlerinden Beylerin istifade etmeye çalıştığı da bilinmektedir. Meselâ, Şeyh Edebâlî(ö. 1325)’nin, Osman Bey(1258-1327)’e hitaben söylediği:

         

                    “Ey oğul! ‘Bey’sin, bundan sonra öfke bize, uysallık sana… Güceniklik bize, gönül almak sana… Suçlamak bize, katlanmak sana… Yanılgı bize, hoş görmek sana… Bölmek bize, bütünlemek sana…

         

                     Geçmişini bilmeyen, geleceğini de bilmez. Geçmişini iyi bil ki geleceğe sağlam basasın…” şeklindeki bilgece sözlerin Osmanlı devletini 600 yıl ayakta tutan temel prensipler olduğu unutulmamalıdır.

         

                    Aslında devlet yönetiminde bilgelik sadece Türklerde değil, Şark dünyasında da yaygın bir anlayıştır. “Nasîhatü’l-hükemâ”[8] (Bilgelerin Nasihatleri) adlı eserden öğrendiğimize göre, Doğu edebiyatında adalet sembolü bir hükümdar olan Nûşirevân bir gün bilgeleri toplar ve içlerinden yirmi üç kişi seçerek her birinden hikmetli bir söz söylemesini ister. Ortaya çıkan yirmi üç sözü altınla yazdırarak bir altın sandığa koyan Nûşirevân, herhangi bir müşkülle karşılaştığında gerekli kararı bu sözleri gözden geçirmeden vermezmiş. İşte söz konusu sözlerden birkaçı:

         

                    1- Kendinizi biliniz. İlim ve edep öğrenmekten utanmayınız. Ömrünüzü cahillikle zayi etmeyiniz. Malı asla ilimden üstün tutmayınız.

                    2- İncitmemeyi sanat edininiz. Başkalarının felaketine sevinmeyiniz. Geride iyi bir ad bırakmaya çalışınız.

                    3-Başkalarına yük olmayınız. Gösterişten sakınınız. Doğru sözü yerden ve gökten daha büyük biliniz.

                    4- Müşaveresiz iş yapmayınız. Düşmanı küçük görmeyiniz. Düşmanınız dost olmuş olsa bile yine tedbiri elden bırakmayınız.

         

                    Sözün özü; bilgelik önemli bir meziyettir. Hele bir de devlet büyüklerinde bulunursa değeri bir kat daha artar… Üzülerek belirtelim ki bir zamanlar bilge kişiler tarafından yönetilen Türk milleti “güneş bayrak, gökyüzü çadır” diyecek kadar büyük ideallere sahipti. Gün geldi cahil yöneticiler elinde başımıza gelmedik bela kalmadı. “Kızıl elma” yahut “îlâ-yı kelimetullâh”, yerini “sükût” ve “rahat”a bıraktı. Yirmi milyon kilometrekareye hükmeden bir millet yedi yüz seksen bin kilometrekareye durup dururken sıkışıp kalmadı her halde!..     

         

           


        


        

        [1] Bk. Muharrem Ergin, Orhun Âbideleri, Boğaziçi Yayınları, İst. 1978.


        

        [2] Age., s.77.


        

        [3] Yusuf Has Hâcib, Kutadgu Bilig I. Metin, (nşr. Reşit Rahmeti Arat), Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara 1979, s. 44.


        

        [4] Age., s. 220.


        

        [5] Age., s. 215.


        

        [6] Bk. Nizamülmülk, Siyâsetnâme, (Mütercimi: Mehemmed Şerif Çacdaroğlu) Sermet Matbaası, İst. 1950.


        

        [7] Bk. İbnülemin Mahmut Kemal İnal, Son Asır Türk Şairleri, Dergâh Yayınları, İst. 1988, C. 2, s. 791.


        

        [8] Bk. Mehmet Sait Efendi, Mülistan, İst. 1291, s. 202-207.

        GENÇ, Doç. Dr. Reşat, Karahanlı Devlet Teşkilatı, Kültür Bakanlığı Yayınları, İst. 1981.

        ÖGEL, Prof. Dr. Bahaddin, Türklerde Devlet Anlayışı, Başbakanlık Basımevi, Ankara, 1982.

        ÖGEL, Prof. Dr. Bahaddin, Türk Kültürünün Gelişme Çağları, Kömen Yayınları, Ankara, 1979.

        PARMAKSIZOĞLU, İsmet, Türklerde Devlet Anlayışı, Başbakanlık Basımevi, Ankara 1982.

        TANERİ, Prof. Dr. Aydın, Türk Devlet Geleneği, Töre Devlet Yayınevi, Ankara, 1981.

         


Türk Yurdu Ağustos 2011
Türk Yurdu Ağustos 2011
Ağustos 2011 - Yıl 100 - Sayı 288

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele