Türklerin Tarihinin Derin Temelleri

Ağustos 2011 - Yıl 100 - Sayı 288

                    Temel Özellikler

         

        Bilinen tarihin başlangıcından itibaren Türk kökenli topluluklar iki kıtaya yayılmışlar ve tarihleri günümüze kadar bazen üç kıtada olmak üzere varlıklarını devam ettirmişlerdir. MS X. yüzyıla kadar Moğolistan’ın doğusundaki Kerulen Irmağından Macaristan ovalarına uzanan geniş saha Türk boylarına yurtluk yaparken, sonra Orta Doğu Türk göçlerine sahne olmuştur. Böylece Türklerin çok sayıda milletle temas etmeleri sonucunda başta Türk adı olmak üzere boy adları farklı milletlerin kaynaklarında çeşitli şekillerde kaydedilmiştir.

         

        Türk adı 542 yılında tarih sahnesinde yer alan, 552’de bağımsızlığını ilân eden Gök Türk(Kök-Türk) Devletiyle resmî bir kimlik kazanmıştır. Aslında bu devletin adı Gök(Kök)-Türk değil Türk idi ve bazen yazıtlarda iki heceli Türük şeklinde yazılıyordu. Moğolistan’da kurulan Türk adlı devlet kısa zamanda bütün Orta Asya’yı, Kuzey Çin’i, hatta Tibet’i hâkimiyeti altına almıştı. Arkasından Kore’den Karadeniz’e kadar Kafkasların kuzeyini, hatta Kuzey Afganistan’ı kendine bağladı. Böylece hem doğu kaynaklarında (Çin, Tibet, Kore) hem batı kaynaklarında (Bizans) Türk Devleti adıyla geniş yer edindiği gibi Orta Asya Türkiye diye anılmaya başladı.

         

        Türk (Gök Türk/Kök-Türk) Devleti, 745 yılında yıkılarak tarih sahnesinden çekildi. Devletin topraklarının doğu kanadında Uygur Devleti,  Dokuz Oğuz boylarının üzerinde hâkim olarak idareyi sürdürdü. Batı Gök Türk topraklarında ise önce çeşitli boy federasyonları kendilerine Türgiş(Türkiş/Türkler) adını alarak varlıklarını devam ettirdiler. 766 tarihinde Türgiş siyasi birliği ortadan kalkınca Oğuzlar (kabileler) olarak dağınık bir şekilde Tanrı Dağları-Çu-Yedisu havzasından Sır Derya(Seyhun) boyu üzerinden Mangışlak’a ve hatta İtil’e kadar dağınık halde yaşadılar. Türk kimliklerinden dolayı İslam kaynaklarında Türkmen, Rus kaynaklarında Tork adıyla anılmaya başladılar.

         

        Bundan sonra kurulacak başta Selçuklu olmak üzere diğer bütün İslamî Türk devletleri farklı adlarla adlandırılsalar da kimlik özelliklerini korudular. Osmanlı İmparatorluğu üç kıtada yayıldığında batılılar tarafından Türk Devleti olarak bahsediliyordu. Aynı şekilde önce Mısır, sonra Anadolu Türkiye olarak adlandırıldı.

         

        Türk adı dünya tarihçileri tarafından çok eski tarihî kaynaklarda aranmıştır. Herodotos’un MÖ V. yüzyılda doğu kavimleri arasında zikrettiği Targitaların Türk isminin ilk şekli olabileceği ileri sürülmüştür. İskit topraklarında oturdukları söylenen Tyrkaeler, kutsal kitap Tevrat’ta adı geçen Yafes’in torunu Togharma, eski Hind kaynaklarında bildirilen Turukhalar, Thraklar ve hatta Troialıların Türk adını ilk defa taşıyan kavimler oldukları sanılmıştır.

         

        İslâm kaynaklarında bildirilen İran Zend-Avesta rivayetleri içerisinde hükümdar Feridun’un oğlu Turac (Tur-Turan) ve Yafes’in torunu Türk’ten türeyen neslin de Türk adını ilk taşıyan kavim olarak düşünülmüştür. Ayrıca o dönemlerde İran-Turan mücadelelerinde zikredilen Afrasyab’ın (Tonga Alp Er) bir Türk başbuğu olduğu tahminedilmektedir.

         

         

        Türkçede cins ismi olarak eskiden beri mevcut olduğu bilinen Türk kelimesinin Altaylı (Seyhun nehri kuzeyi) kavimleri ifade etmek üzere 420 tarihli bir Pers metninde ve daha sonra yine 515 hadiseleri dolayısıyla Türk-Hun (kuvvetli Hun) tabirinde kullanıldığı bilinmektedir. Türk adına kaynaklarda çeşitli anlamlar verilmesine rağmen, neticede 1911’de neşredilen Uygurca bir vesikadan, kuvvet ve güç manasına geldiği anlaşılmıştır.

         

        Resmî devlet adı olarak ilk defa Gök Türk devleti(542-745) tarafından kullanılan Türk kelimesinin bundan önce Törük veya Türük şekilleriyle kullanıldığı ve VI.-VIII. asırlardan sonra Türk haline dönüştüğü kabul edilmektedir.

         

                    Türkiye tabiri ise daha VI. yüzyılda Bizanslılar tarafından Orta Asya için kullanılıyordu. Yine onlar IX. ve X. yüzyıllarda Volga’dan Orta Avrupa’ya kadar uzanan sahaya da Türkiye adını vermişlerdi. XI-XII. yüzyıllarda Mısır ve Suriye’ye Türkiye denirdi. Anadolu ise XII. yüzyıldan itibaren Türkiye olarak tanınmaya başlamıştır.

         

        Genel olarak Orta Asya dört bin yıl, Anadolu bin yıl Türklere vatan vazifesi görmekle beraber en eski Türk ana yurdu üzerinde çeşitli çalışmalar yapılmıştır. Dolayısıyla yapılan arkeolojik kazı neticeleri Türklerin en eski ana yurdu konusunda bazı ipuçlarını ortaya çıkarmıştır.

         

                    Nihayet, 1950’li yıllarda yapılan arkeolojik çalışmalar neticesinde Altay dağlarının kuzeyi ile Sayan dağlarının güney-batısı arasındaki bölgenin en eski Türk yurdu olduğu anlaşılmıştır. Buna göre Minusinsk bölgesindeki Afanasyevo kültürü (MÖ 2500-1700) ve onu takiben aynı bölgede Andronovo kültürü (MÖ 1700-1200) eski Türk yurdunun Proto-Türklerinin temsilcileridir.

         

         

                    Türk Yayılmaları

         

                    Orta Çağın sonuna kadar yayılmalar, yani toplu halde göç hareketleri Türk toplulukları için en önemli karakteristik özellik idi.

         

         

                    MÖ Yapılan Türk Göçleri:

         

        Ana yurttan yani Andronovo bölgesinden ilk göç hareketi MÖ 1700’lü yıllarda Altay ve Tanrı Dağlarına olmuştu. Kazakistan ve Maveraünnehir’e doğru bir hareketlenme söz konusudur (MÖ 1300).  MÖ 1100’lerde Çin’in kuzeyindeki Kansu-Ordos bozkırlarına bir göç hareketi gerçekleşti.  Don nehrine doğru yayılma hareketi yine MÖ 1500’lerde meydana gelmişti. Aynı tarihlerde Baykal Gölü civarına bir başka göç daha olmuştu.  MÖ 1000’li yıllarda Kuzey Hindistan’a bir Türk gurubu gitmiştir. Altaylar ve Sayan bölgesini terk eden bir başka kitle Ural Dağları ve Sibirya havalisine çekilmiştir. MÖ 52’den sonra Chih-ch’i Hunları Ötüken bölgesinden Batı Türkistan havalisine (Güney Kazakistan ve Fergana) geldiler.

         

         

                    MS Yapılan Türk Göçleri

         

                    I. asır sonlarında Hunlar, Orhun bölgesinden Güney Kazakistan bozkırlarına (II. asır ortalarına kadar sürdü); bunlar daha sonra 375’i takip eden yıllarda Orta Avrupa’ya; War(Uar)-Hunlar, Afganistan ve Kuzey Hindistan’a, Ogurlar, Güney-Batı Sibirya’dan Güney Rusya’ya (461-465), Sabarlar, Aral’ın kuzeyinden Kafkaslara (V. asrın ilk yarısı), Avarlar, Batı Türkistan’dan Orta Avrupa’ya(VI. asır ortası), Peçenek, Kuman-Kıpçak ve Uzlar, Hazar denizinin kuzeyinden Doğu Avrupa ve Balkanlara( IX. – XI. asır), Bulgarlar, Karadeniz kuzeyinden Balkanlara ve Volga nehri kıyılarına (668’den sonra), Macarlarla birlikte bazı Türk boyları, Kafkasların kuzeyinden Orta Avrupa (830’dan sonra)’ya göç ettiler.

         

        - 359 ve 373 yıllarından Hunlardan bir kitle Kafkaslar üzerinden Anadolu, Suriye ve Azerbaycan’a geldiler.

         

        Oğuzlar, Maveraünnehir üzerinden İran’a ve Anadolu’ya (XI. asır), yayılırken

         

        Uygurlar, Orhun Nehri bölgesinden İç Asya’ya (840’ı takip eden yıllarda) göç ettiler.

         

         

                    Hun Öncesi Durum

         

                    Altaylarda MÖ 3000 yıllarında Oğuz tipinde brakisefal beyaz bir ırk yaşıyordu. Ziraate çok az yer veren bu kavmin kuzeyinde Sibirya’da ise Mongoloid ırkların hâkim olduğu anlaşılmaktadır. MÖ 2500 - 1700 arasında Güney Sibirya’yı etkileyen “Afanasyevo Kültürü”nün Altay kültüründen doğduğu düşünülmektedir. Sonraki devirlerde hemen bütün Orta Asya’ya (Doğu ve Batı Türkistan) yayılan Altaylardaki kültür Proto-Türk kültürünün ilk temsilcisidir.

         

        Bu kültürün yayılmaları neticesinde Kuzey Çin’de Sarı Irmağın üst taraflarında MÖ 2000’den itibaren “Yang-shao Kültürü” ortaya çıkmıştır.

         

                    MÖ 1700’lerden itibaren Orta Asya’da göçebe ve savaşçı bir kavmin hâkimiyeti görülmeye başlar. Antropologlar tarafından “Andronovo İnsanı” denilen bu kavmin kültürü, Sibirya’nın MÖ 1700-1200 tarihleri arasındaki “Bronz Devri”ne işaret eder. Bu kültürün kalıntıları, ilk olarak Yenisey Nehri’nin baş taraflarındaki “Minusinsk” bölgesinde bulunmuştur.

         

                    Andronovo kültürünün gelişme ve yayılması, aynı zamanda Proto-Türk yayılması ve gelişmesini göstermektedir. Bu kültür, Altaylarda henüz devam ettiği sırada Minusinsk bölgesinde MÖ 1000 yıllarında “Karasuk Kültürü” adı verilen yeni bir kültür görülmeye başlanır. MÖ 800 sıralarında Altaylarda ve Minusinsk civarındaki bozkırlarda atlı göçebeler tamamen hâkim olmuştur. Bazı Moğol boylarının da atlı göçebeler içinde yaşadıkları anlaşılmaktadır. Bu tarihlerde Karasuk Kültürü, yerini Altaylarda “Mayemir kültürü” ve Minusinsk’de “Tagar Kültürü”ne bırakmıştır. Hayvan üslûbunun yaygın görüldüğü Ordos bronzları da bu dönemlerde ortaya çıkmıştı.

         

         

                    Asya Hun İmparatorluğu

         

        Türklerin kurduğu ilk devlet Asya Hun İmparatorluğu’dur. Hunların tarih sahnesine kesin çıkışlarının tarihi belli olmamasına rağmen efsanevi Çin kayıtlarına göre MÖ 2255’lere götürülebilir. Bu dönemde Hunların adı kaynaklarda farklı şekillerle yazılmıştır. Hun adı Yen-yün, Hsien-yün gibi isimlerle Çin kaynaklarında transkripte edilirken, MÖ 318 yılında bir anlaşma dolayısıyla en yaygın bilinen Hsiung-nu transkripsiyonu ilk defa kaynaklar tarafından kullanılmıştır. Hsiung-nu kelimesinin Hun adının tam karşılığı olduğu ise MS 311’de Soğdça bir metinden anlaşılmıştır.

         

        Çin’e Hun akınları asırlarca devam etmiş; bu akınları durdurmak için MÖ 780’li yıllarda Çin Seddi’nin ilk temelleri atılmıştır. Hunlarla savaşlarda başarılı olamayan Çinliler, yüz yıl süren askeri reformlar yapmışlar, ordularını bozkır tarzında teşkilatlandırarak, eğiterek silahlandırarak onları durdurmaya çalışmışlardır. Nihayet, MÖ 255 yılında kurulan Ch’in hanedanının imparatoru MÖ 247-221 yılları arasında büyük bir imar faaliyetine girişerek Çin Seddi’nin inşasını tamamlamıştır.

         

        Adı bilinen ilk Hun hükümdarı(Şan-yü) T’ou-man’dır. MÖ 221 yılında Hun tahtında görülen T’ou-man vaktinde Çinliler, Hunları yenerek Kuzey-batı Çin’den çıkarmışlardır. Bu durum Orhun, Selenga, Onon, Ongin gibi ırmakların havzalarında (Moğolistan) Hunların nüfus açısından güçlenmelerine katkı yaparak imparatorluğun temeli atılmıştır.

         

        Babası ve üvey annesinin entrikalarına rağmen kendisine kurulan tuzaklardan kurtulan Mo-tu, MÖ 209’da babası T’ou-man’ı öldürüp Hun tahtına çıktı. Derhal devletini güçlendirmeye başlayan Mo-tu, önce doğuda kendini tehdit eden Tung-hu’ları, daha sonra güneydeki Yüe-chih’ları yenerek, rakipsiz olduğunu gösterdi. Akabinde Kuzeybatı Çin’deki atalarının eski topraklarını alarak devletini ekonomik açıdan da kuvvetlendirdi. Ayrıca Orta Asya’da Kırgızlar, Ting-lingler gibi 26 boy ve devletçiği kendine bağlayarak devletini geniş bir imparatorluk haline getirdi. MÖ 199 yılında kendisinden en az dört kat büyük orduya sahip Çin imparatorunu kuşatarak, büyük bir tehlike yaşatmış; bu yüzden Çin kaynaklarında en az bin yıl sürecek ölümsüzlüğe kavuşmuştur. Devletin sınırları Kore’den, Aral Gölüne Baykal Gölünden Çin Seddine, Doğu Türkistanı içine alacak şekilde Tibet’e ulaşmıştır. Tamamını işgal edecek gücü olduğu halde Çin’i ele geçirmemiş, ancak kendi ekonomisini güçlendirmek maksadıyla üstünlüğünü tanıtmış ve vergiye bağlamıştır. MÖ 174 yılında Mo-tu’nun ölümünden sonra oğlu Chi-yü (Lao-shang) (MÖ 174-160) zamanında ve Chi-yü’nün de oğlu Chün-ch’en(MÖ 160-126)’ın saltanatının ilk yirmi yılında Hun üstünlüğü sürmüştür. Ancak, onun ve diğer devlet adamlarının başarısız idaresine, Çinlilerin entrikaları da eklenince yenilgiler başladı. Çin’e karşı askeri üstünlüklerini MÖ 119 yılındaki bir savaşta kaybeden Hunlar, MÖ 56’e kadar tam bağımsızlıklarını korudular. Dışarıda Çinlilere karşı savaştıkları gibi ülke içinde onların müttefikleri Wu-huan’lar, Hsien-pi’ler, Ting-ling’ler, Wu-sunlarla mücadele ediyorlardı.

         

        Bağımsızlık taraftarları davalarını kaybedince hükümdarın kardeşi Chih-ch’i liderliğinde Batı Türkistan’a göç ettiler. Burada yerleşip ayrı bir devlet kurdularsa da MÖ 36’da üzerlerine gönderilen kalabalık Çin ordusuna kahramanca direndilerse de, neticede yenilerek yok edildiler. 

         

        Doğuda kalanlar ise Ho-han-ye liderliğinde Çin’in siyasi üstünlüğünü tanıyarak varlıklarını sürdürüyorlardı. MÖ 8 yılında Hun tahtına geçen Wu-chu-liou devrinde Çin’e olan siyasi bağımlılık sona erdi. Kuzey Çin’i yerle bir eden akınlar düzenledi. MS 13’te yerine geçen kardeşi ve diğer hükümdarlar devrinde de güçlü durum devam etti.

         

        Ancak, MS 46 yılında Hun ülkesinde büyük bir kıtlık çıkıp devlet yeniden zayıflamaya yüz tutunca hükümdar ekonomik destek için Çinlilerle anlaşmak zorunda kaldı. Wu-sun’larla Çinliler ortak harekât yaptığında ülke karışıklığa sürüklendi ve MS 48 yılında kuzey ve güney olmak üzere ikiye ayrıldı.

         

        Çin’e bağlanmayı reddeden Kuzey Hun Devleti, ekonomik zorluklarla uğraşıyordu. Onun akınları karşısında Çinliler barış istemek zorunda kalmışlardı. Kuzey Hunlarını savaş meydanlarında yenemeyen Çinliler, doğudaki Hsien-pi’leri,  batıdaki Ting-ling’leri ayaklandırdı. Zor durumda kalan Kuzey Hunlarının hükümdarı savaş meydanında ölünce kabilelerin çoğu Çin’e itaat etti. Üstelik ağır bir kıtlık daha çıktığında çöken Kuzey Hun Devleti MS 93 yılında tamamen tarihe karıştı.

         

        MS 48’de Çin’e bağlanan Güney Hun Devleti, ilk zamanlarında silik bir vaziyette idi. Çinliler daha çok Kuzey Hunları ile uğraştığı için arada kalmışlardı. Kuzeydeki devlet yıkılınca seslerini duyurmaya başladılar. Bazı güçsüz akınları Çin’e karşı düzenleseler de genelde onların baskısı altında yaşamak zorunda kaldılar.MS 303 yılına kadar varlıklarını bu şekilde sürdürebildiler. Bunun yanında bazı kuvvetli Hun boyları Kuzey Han, İlk Chao, Son Chao, Kuzey Liang, Hsia gibi küçük Hun devletlerini kurarak, MS 439 yılına kadar varlıklarını koruyabildiler.

         

         

                    Ak Hun Devleti

         

                    MS 350’li yılları takiben Juan-juan Devletine bağlı Uar ve Hun adlı iki Türk kabile grubu Altaylar havalisindeki yerlerini terkederek Güney Kazakistan bölgesine geldi. Burada yaşayan daha önceden gelmiş olan Hun kitlelerini Avrupa’ya ittiler. Daha sonra güneye yönelerek Afganistan’ın Toharistan civarına geldiler (367). Bu yeni devlet daha sonra Maveraünnehir ve Çu havalisini, Semerkand civarını aldı. Arkasından hâkimiyetlerini Hazar Denizi ve güneyine kadar genişletti.

         

                    Hoten, Kuça, Aksu, Kaşgar tarafları dahi Ak Hun’ların eline geçmiş; Kabil’de oturan Tegin unvanlı Toramana bütün Kuzey Hindistan’ı zaptetmişti Toramana’nın oğlu Mihiragula (515-545) ordusunda sürekli yedi yüz savaş fili bulunduruyordu. Kuvvetli oluşundan dolayı Mihiragula en azametli Ak Hun hükümdarı görünmektedir.

         

                    557 yılında Gök Türkler ile Sasanilerin ortak hücumu sonucunda Akhun Devleti yıkıldı ve toprakları iki devlet arasında paylaşıldı. Hükümdarlarının Hakan (khakan) unvanını taşıdığı Ak Hunlarda,  Afganistan bölgesinde oturup, Kuzey Hindistan’ı idare eden prenslerine Tegin unvanı veriliyordu.

         

         

                    Tabgaç Devleti  

         

                    III. asrın ikinci yarısında Çin Seddinin kuzeyinde bulunan Tabgaçlar (385-550), takip eden devirlerde güneye doğru indiler. Tai (P’ing-ch’eng) şehrini merkez yaptılar. Aynı tarihlerde onların güneyinde bir Hun boyu, eski hükümdarlık ailesinden gelen Liu Tsung’un idaresinde Lo-yang şehrini de ele geçirip He-nan’ın kuzeyi, He-pei’in güneyi ve Shan-hsi’de hüküm sürmekteydi. Liu Tsung’un ölümünden sonra toprakları parçalandı. 350 yıllarında Kuzey Çin’e hâkim olan Ch’in hanedanının da yıkılması ile bu bölgede Tabgaç hâkimiyeti güçlenmeye başladı.

         

        Tabgaçlar, Juan-juan’larla 150 yıl kadar süren mücadeleden galip çıkınca T’ai-wu devrinde (424-452) bugünkü İç Moğolistan’a da hâkim olmuşlar ve kuzey bölgelerinde üstünlüğü sağladıktan, düşmanları bertaraf ettikten sonra rahatça batıya yönelmişlerdir. Batıya doğru genişlerken Yüeh-pan, Kaşgar, Kuça, Turfan gibi merkezler ele geçirilerek doğu-batı ticaret yolunu kontrol etmişlerdir. 460’e kadar büyüyen, hatta Güney Çin’de dahi bazı bölgeleri zapteden Tabgaç Devleti, Çinlilerin gittikçe daha artan miktarda devlet memuriyetlerine getirilmesi ve Budizm ve Konfüçyanizmin etkisi ile çinlileşmeye başlamıştır.

         

        Bu asimilasyon sebebiyle ortaya çıkan isyanlar sonucunda Tabgaç Devleti, merkezleri Ho-nan’da Doğu Wei’leri ve Ch’ang-an’da Batı Wei’leri olmak üzere ikiye ayrılmış (534), doğuda Kuzey Ch’i sülâlesi (550-577), batıda Chou sülâlesi (557-581) kurulmuştur.

         

         

                    I. Gök Türk Devleti

         

        Türk adını resmî devlet ismi olarak ilk defa kullanan Gök Türkler, önce Hsien-pi asıllı Juan-juanlara vassallık şeklinde bağlıydılar. O sırada Altay Dağlarının güney eteklerinde yaşıyorlar ve demir istihsal ediyorlardı. Menşeleri konusunda kaynaklarda çeşitli efsaneler bulunan Gök Türkler, 542’de kesin tarih sahnesinde yer aldılar. Çince metinlerden ve arkeolojik kazılardan anlaşıldığına göre Gök Türklerin kökeni Altay Dağlarının kuzey bölgelerine dayanmaktadır. Yine kaynaklardaki bir başka ifade ile Hunların kuzey kolundan geliyorlardı.

         

        542 yılı civarında Kuzey Çin’e akın yapabilen Gök Türkler, 545’te Çin’deki Batı Wei devletiyle ilk resmî ilişkiyi kurdular. Arkasından Bumın liderliğinde Töles boylarını kendilerine bağlayıp hem askerî açıdan hem de nüfusça güçlerini artırdılar. Kendine güvenen Bumın, vassalı olduğu Juan-juan hükümdarının kızıyla evlenmek istedi. Ancak, teklifi hakaretle reddedilince üzerine ani bir hücumla Juan-juanların devletini yıktı. Yerine bağımsız Gök Türk Devleti kuruldu (552). İl Kagan unvanını alan Bumın,  kuruluşun ilk yılında ölünce yerine büyük oğlu Kara, tahta geçti. O devleti büyütmeye çalışsa da 553’te ölümü üzerine kardeşi Mukan, Gök Türk Devleti tahtına oturdu.

         

                    Yirmi yıl kaganlık yapan Mukan zamanında Gök Türk Devleti, her yönüyle çok parlak bir dönem yaşadı. Doğuda Kore’den, batıda Karadeniz’e kadar uzanan sahada yaşayan bütün Töles ve kuzeyde Kırgızlar gibi diğer Türk boyları ve yabancı kavimler devlete bağlandı. Gök Türk Devleti kısa zamanda dünyanın en kuvvetli devleti olmuştu. 557 yılında Ak Hun (Eftalit) devletini yıkarak Batı Türkistan’ı tamamen ele geçirdiler ve tarihî ipek yoluna hâkim oldular. Batı tarafındaki fetihler kagan Mukan’ın amcası İstemi Yabgu kumandasındaki ordular tarafından yapılıyordu.

         

                    Ülkenin batı tarafınıTanrı Dağlarının kuzeyindeki Aktağ’da oturan İstemi Yabgu idare ediyordu. İstemi Yabgu, Sasanilerle arası açılınca Bizans İmpatorluğu ile temasa geçti. 567 yılında İstanbul’a bir elçi heyeti gönderdi. Bu elçilik heyeti, tarihte Orta Asya’dan İstanbul’a gönderilenlerin ilki idi. Buna mukabil Bizanslılar da İstemi Yabgu’nun merkezine elçi yolladılar. Gök Türk/Bizans ittifakı, Sasanî imparatorluğunu zor durumda bırakmış ve daha sonraları İslâm kuvvetlerinin İran’ı fethetmelerini kolaylaştırmıştır.

         

                    Tibet’in doğusundaki T’u-yü-hun kavmi de Gök Türk ordularına boyun eğmişti. Mukan Kagan’ın 572’de ölümü üzerine, kardeşi Taspar kagan oldu. Her bakımdan çok gelişmiş bir devletin başına geçen Taspar, fazla büyüyen devleti yeniden teşkilâtlandırdı; küçük kaganlıklar ihdas ederek devletin muhtelif kısımlarını oğul ve yeğenlerine verdi. Kendisi kaganlar kaganı yani büyük kagan oldu.

         

                    Taspar Kagan da kendisiyle yakınlaşabilmek için birbirleriyle yarış eden Çin devletleri üzerindeki baskı politikasını sürdürdü. Ancak, büyük bir hata yaparak, Türk milletinin yapısına hiç uymayan Budizm’e meyletti ve Ötüken(başkent)’de bir Buda mabedi inşa ettirdi. Önce koruduğu bir Çinli prensi daha sonra bir tuzakla düşmanlarına yakalattı. 581 yılında hastalandığı zaman bir büyük hata daha yaptı, Türk geleneğine uymayan bir veraset şekliyle Gök Türk tahtına, ağabeyi Mukan’ın, annesi Türk olmayan oğlu Ta-lo-pien’i aday gösterdi. Aynı yıl ölünce, millet Ta-lo-pien’i kagan olarak kabul etmedi. Devlet meclisinde yapılan uzun müzakereler sonucunda Kara Kagan’ın oğlu Işbara’nın tahta geçti.

         

                    Bu hükümdarlık tartışmaları sırasında I. Gök Türk Devleti sarsıldı. Devletin ileri gelenleri arasında derin ayrılıklar ortaya çıktı. Batı tarafını babası İstemi’den sonra idare etmeye başlayan Tardu, meydana gelen anlaşmazlıklardan ilk faydalanan kişi oldu. Çinlilerin kurt başlı sancak göndererek tahrik etmesi sonucu 582 yılında Batı Gök Türk Devleti’nin bağımsızlığını ilân etti.

         

         

                    Doğu Gök Türk Devleti

         

                    582 yılında I. Gök Türk Devleti böylece ikiye ayrıldıktan sonra Işbara, Doğu Gök Türk Devleti’ni idare etmeye devam etti. Çin entrikalarının ardı arkası kesilmediği için iç savaş çıktı. Zor durumda kalan Işbara, Çin’den yardım almak için 585 yılında Suei hanedanının siyasî üstünlüğünü kabul ederek kaganlığını koruyabildi. 587’de ölümü üzerine kagan olan kardeşi Baga, 588 yılında bir savaş esnasında alnından okla vurularak öldü. Işbara’nın oğlu Tou-lan tahta çıktı.

         

                    625 yılını takiben yeniden başlayan Çin entrikaları, 627 yılında yaz mevsiminde kar yağması neticesinde çıkan kıtlık ve törenin Türk asıllı olmayan vezirler tarafından bozulması, bu devletin kısa zamanda yıkılmasını hazırladı. 630 yılında Doğu Gök Türk devleti Çinliler tarafından yıkıldı.

         

         

                    Batı Gök Türk Devleti

         

                    582 yılında doğudaki büyük kaganlık merkezinden ayrılıp, müstakil olarak hüküm sürmeye başlayan Tardu, 603 yılına kadar kaganlığını devam ettirdi.  Onun idaresinde Kuzey Afganistan ve İran’ın kuzey doğusu Batı Gök Türk Devleti’ne bağlandı. Daha sonra İran’daki taht mücadelelerine karışan Tardu, bu ülke içlerine gönderdiği ordular sayesinde zaferler kazandı. 598 yılından sonra Doğu Gök Türk Devleti’ne ve Çin’e yöneldi. Tardu, özellikle Çin hesabına casusluk yapan T’u-li (daha sonra Ch’i-min) isyanının bastırılmasında Doğu Gök Türk kaganı Tou-lan’a yardım etmişti. Ancak, onun büyük askerî gücünü Çinliler, hayvan ve askerlerinin su içeceği pınarları zehirlemek suretiyle tuzağa düşürdüler ve büyük bir darbe vurdular. Arkasından Töles boylarının isyanı neticesinde Tibet’in doğusunda yaşayan T’u-yü-hun’lara sığındılar. Bu tarih 603 yılı olduğundan adı geçen yıl, onun sonu kabul edilmektedir.

         

                    Yerine Ch’u-lo (Tardu’nun torunu) geçti ise de onun kendisine tabi milletine karşı sert tutumu yüzünden boylar isyan edince, 612 yılında Çin’e sığındı. Orada Çinlilerin adına Korelilerin isyanını bastırdı. Fakat onun Çinlilerin hesabına kazandığı başarılar Doğu Gök Türk kaganı Shih-pi’nin nefretine sebep oldu. Uğrunda mücadele ettiği Çinlilerin ihanetine maruz kalarak, Shih-pi Kagan’a teslim edilip öldürüldü.

         

                    Ch’u-lo Kagan 611 yılında Çin’e gidince Tardu’nun diğer torunlarından She-kuei, kagan oldu. Onun ilk işi dağınık Türk boylarını bir araya getirmekti. Batı Gök Türk Devleti’nin hem siyasî sınırlarını, hem de askerî gücünü dedesi Tardu zamanındaki kadar büyüttü. She-kuei’in ölümünden sonra yerine küçük kardeşi T’ung Yabgu geçti. Kaynakların özellikle çok zeki, cesur, taktikçi bir şahsiyet olarak tanımladığı bu kaganın da ilk işi ülkedeki bütün boyları devlete itaat ettirmek oldu. Hindistan’ın Keşmir bölgesini idaresi altına aldı. İpek yolu üzerindeki bütün Soğd şehirleri onun ülkesine katılmıştı. 623 yılında Batı Gök Türklerinin bir savaşta Sasanîleri yenmesi İslâm dünyasında önemli tesirler bıraktı. 630 yılına doğru ülkedeki huzursuzluklar artmaya başladı. Bu yılda amcası Bagatur, T’ung Yabgu’yu öldürdü ve yerine geçmek istedi. Fakat devlet tam bu sırada büyük bir karışıklığa sürüklendi. Neticede Batı Gök Türk Devleti Çin’e bağlı birçok beyliğe ayrıldı.

         

         

                    Gök Türklerin Fetret Devri

         

                    630 yılında her iki Gök Türk Devleti, Çin esaretine girmiş bulunuyordu. Bu durum, Türk milletine çok ağır gelmiş ve bu durum VIII. asırda yazılan Orhun Yazıtları’nda acı bir şekilde vurgulanmıştır. Bu yazıtlara göre Türklerin Çin esaretine girmesinin üç sebebi vardı:

         

  1. Çin entrikaları, 2. Türk hükümdarlarının başarısız idaresi, 3. Türk milletinin hükümdarlarına itaatsizliği.

         

                    Çinliler, 630 yılından sonra bir kısım Gök Türk halkını kuzey eyaletlerine yerleştirmek suretiyle idare etmeye çalıştılar. Gök Türk ülkesini ise beyliklere parçalayarak ellerinde tutuyorlardı. Çin hâkimiyetine karşı birçok Türk beyi isyan etti. 648 yılında Ch’e-pi baş kaldırarak bağımsızlığını kazandı. Ancak Çinliler, yine ona karşı diğer Türk boylarını isyana teşvik etti. Çeşitli hileler çevirerek tesirsiz hâle getirdiler.

         

                    650 yılını takiben Orta Asya’yı ellerinde tutmak için Çinliler yeni bir yol denediler. Gök Türk ülkesinde çeşitli askerî valilikler kurularak Çinli askerî valiler tarafından idare edilmeye başlandı.

         

                    Bütün bunlara rağmen Gök Türkler arasındaki istiklâl ateşi gün geçtikçe artıyordu. 670’li yıllarda Türk grupları kuvvetlenmeye başladı. Ordos’ta isyan eden Türk prensi Ni-shih-fu yenilerek, Çin başkentine götürülmüş, orada idam edilmişti (679). Yine Gök Türk soyundan A-shih-na Fu-nien de elli üç arkadaşı ile birlikte 681 yılında katledildi. Bu arada Gök Türk hanedanından Kutlug istiklâl savaşına girişti ve başarılı oldu(682). İlk önce gizlice bir teşkilât kurarak harekete geçtiler. Katılanların sayısı kısa zamanda beş bini buldu. 681 yılından itibaren Çin eyaletlerine baskınlara başlandı.

         

         

                    II. Gök Türk Devleti

         

                    Kutlug, yardımcısı Tonyukuk(aygucı/başbakan) ile Çinlilere ard arda darbeler indirerek, hem kendi gücünü artırdı, hem de diğer Türk boylarını onların eliden kurtardı. 682 yılında Ötüken’de Oğuzlar yenilip devlete bağlanınca Kutlug, “İlteriş Kagan” ilân edilerek, II. Gök Türk Devleti resmen kurulmuş oldu. Pekin’den Kansu’ya kadar uzanan bütün Kuzey Çin bölgelerine Türk akınları başladı. 682-687 yılları arasında bu sahaya toplam kırk altı sefer düzenlendi.

         

                    692 yılında ölen İlteriş Kagan’ın yerine oğulları Bilge ve Kül Tigin küçük olduğundan kardeşi Kapgan geçti. Kapgan, tahtta kaldığı yirmi dört yıl içinde politikasını, sürekli Çin’i baskı altında tutmak, Çin’de dağınık hâlde yaşayan esir Türkleri kurtarmak, Orta Asya’da yaşayan ne kadar Türk varsa hepsini Gök Türk devletine bağlamak şeklinde üç ana temel üzerine oturtmuştu.

         

        695 yılına kadar doğudaki Kitan’ları ve Çin’i baskı altına almayı başardı. Arkasından 696-697 yıllarında Kırgızlar devlete itaat ettirildikten sonra Türgişlere yönelindi. Bu arada Gök Türklerin isteklerini yerine getirmeyen Çin’e karşı büyük bir sefer düzenlendi. Türk orduları Şantung ovasına ve Yeşil nehre (Yang-ts’e) kadar uzandı. Savunma için sefere çıkarılan Çinli generaller korkularından Türk ordularına yaklaşamıyor, sadece uzaktan seyrediyordu. Bu yılın sonuna doğru ülkenin batı tarafındaki Türgişler tamamen Gök Türk birliğine katıldılar.

         

                    Bundan sonra Batı Türkistan’a yönelen Kapgan ve onun emrindeki Tonyukuk, Bilge ve Kül Tigin gibi kumandanlar idaresinde Türk ordusu 701 yılında Demir Kapı (Temir Kapıg)’ya ulaştı. Ertesi sene Tangutlar ve bazı Soğd kolonilerine boyun eğdirildi. 709 yılına kadar uzak bölgelerdeki Basmıllar, Çikler, Azlar itaate alındı.. Ancak, bundan sonra Kapgan Kagan’ın anlaşılmaz sert tutumu yüzünden devlete bağlı boyların çoğu birer birer ayaklanmaya başladılar. İsyan eden Kırgızlar 710’da yeniden devlete bağlansa da birçok Türk boyu gidip Çin’e sığındı. Aslında Çin entrikalarının söz konusu boy isyanlarında büyük rolü vardı. Kapgan Kagan ve devletin diğer ileri gelenleri bu isyanlarla uğraşmak zorunda kalıyorlar, düşmanları Çin ile mücadele etme fırsatını bulamıyorlardı. Bayırku boyunun isyanının bastırılmasından sonra Ötüken’e geri dönerken Kapgan Kagan yanına fazla asker almamıştı. Söğüt ormanından geçerken arta kalan Bayırkuların saldırısına uğradı ve öldürüldü. Kesik başı orada bulunan bir Çinli casus tarafından Çin başkentine götürüldü (716).

         

                    Onun yerine geçen oğlu İnel’in kaganlığı yetersiz bulunarak, tahttan indirildi. Yerine İlteriş’in oğlu Bilge, kagan oldu. İlk iş olarak, amcası zamanından beri devletin başına büyük dert açan boyların isyanını bastırdı. Çok uzun mücadelelerden sonra devletin birliği yeniden sağlandı. Sonra Çinlilerle iyi geçinmeye çalıştı ve iki ülke arasında dostluk kuruldu. Bilge’nin Çinlilerin etkisinde kalarak Budistleşme ve şehirleşme teklifi, devlet meclisi tarafından, Türk milletinin yapısına uymadığı gerekçesiyle reddedildi (723).

         

                    Ünlü devlet adamı Tonyukuk, 727 yılı dolaylarında öldü. 726-727 yıllarında Türk tarihinin en muhteşem abidelerinden biri olan Tonyukuk yazıtı dikildi. Bayın-çokto mevkiinde dikilen yazıt, Tonyukuk’un ağzından Gök Türk devletinin yeniden kuruluşu, yapılan bütün mücadeleler, Çin’in hilekârlığı, Türk milletinin itaatsizliği gibi konular üzerinde duruyordu. Abide niteliğindeki taşa oyma suretiyle yazıldı. 731 yılında Kül Tigin ölünce ağabeyi Bilge onun adına bir yazıtı Orhun nehri yakınına dikti. Yazıtta Kül Tigin’in yaptığı mücadele ve kazandığı başarılar Bilge Kagan’ın ağzından anlatılıyor; Türk milletinin geçmişin acı olaylarından ders alması isteniyordu. 734 yılında ölen Bilge Kagan adına oğlu tarafından 735 yılında bir yazıt daha dikildi. Bu yazıtta da Kül Tigin gibi Türk milletine öğütler veriliyordu.

         

                    Bilge Kagan’dan sonra devletin başına geçen kaganlar yetersiz şahsiyetler olduğundan devlet kısa zamanda zaafa uğradı. 742 yılında isyan eden Basmıl ve Uygurlar Gök Türkleri ağır bir bozguna uğrattılar. Onlar tarafından 745 yılında tamamen yıkıldılar.  Arta kalanların bir kısmı Çin’in kuzeyinde 941’e kadar varlığını sürdürdü.

         

         

                    Uygur Hakanlığı (744 - 840)

         

        Gök Türklerden sonra Orta Asya’da tarih sahnesine Uygur Devleti çıktı. Aslında Uygurlar, Töles boylarının arasında hatta daha öncesinde Kao-ch’e boylarının arasında bir kabile olarak görünmektedirler. 603 yılını takiben Gök Türklere karşı isyan eden Töles boylarının arasında adlarından ilk kez bahsedilir. 627-646 yılları arasında bağımsızlığını koruyan Sir Tarduş siyasi birliğinin içinde yer aldılar. Sonra 648’de Çin’e bağlandılar. 682’de II. Gök Türk Devleti kurulunca Dokuz Oğuzlarla birlikte bu devlete itaat etmek zorunda kaldılar. Dokuz Oğuz boyları şu kabilelerden oluşuyordu: Bugu(Pu-ku), Hun, Bayırku, Tongra(T’ung-lo), Ss-chie(İzgil), Ch’i-pi, A-pu-sse,, Ku-lun-wu-ku, A-tie(Ediz).  Dokuz Oğuzlara Uygurlar da katılınca On Uygur adıyla anılmaya başladılar. 740 yılından sonra II. Gök Türk Devleti iç karışıklığa sürüklenince Basmıllar, Karluklar ve Uygurlar ittifak yaparak ayaklandılar. Mağlup ettikleri Gök Türklerin hâkimiyetine karşı Basmılların kaganlığını kurdular. Uygurlar, doğu Karluklar batı kanatlarının idarelerini yani yabguluklarını aldılar.  Basmıl Kaganlığı fazla yaşamadı. Çünkü Uygurlar 744 yılında Basmılları bozguna uğratarak Ötüken Büyük Uygur Kaganlığı adı verilen devletlerini kurdular. Hükümdarları Kutluk Bilge Kül Kagan unvanını aldı. Bundan sonra Orhun-Selenga merkezli olmak üzere Moğolistan coğrafyasında Büyük Uygur Kaganlığı hâkim olacaktır.

         

                    Kurucu Kagan ölünce yerine oğlu Moyen Çor geçti. Onun zamanında, Uygurlar güçlerinin zirvesine ulaştılar. Şine-usu Yazıtına göre Batıda Altay Dağlarının güneybatı eteklerinde yaşayan Karluklar ile Çu ve Talas nehirleri bölgelerindeki Türgişler üzerine yapılan seferlerle Uygur Devleti’nin sınırları Sirderya nehri kıyılarına kadar uzadığı düşünülmektedir. Kuzeyde Kem nehri boyunca yapılan savaşlarda Kırgız isyanları bastırıldı. Çik boyu daUygurlara bağlandı. Merkezde Selenga nehri kıvrımında oturan Sekiz Oğuz ve Dokuz Tatarlar tamamıyla susturuldu.

         

                    759’da Moyen-Çor Kagan ölünce yerine oğlu Bögü, kagan olduğunda Çin’e yardımlara devam edildi. 764’te Bögü Kagan, Maniheizm dinini kabul etti. Kaganı öldüren Tun Baga Tarkan 779 yılında Alp Kutlug Bilge unvanı ile tahta çıktı. Yeni Kagan zamanında da Çin’e baskı devam etti. 787’de bir Çinli prenses ile evlenen kagan 789’da ölünce yerine oğlu To-lo-ssu, Ay Tengride Kut Bulmuş Külüg Bilge unvanı ile kagan oldu. Bu Kagan 790 senesindeöldürülünce kısa bir karışıklık devresinden sonra Kagan’ın genç oğlu Feng-ch’eng tahta geçti.

         

                    821 Şubat ayında adı geçen Kagan ölünce, Kün Tengride Ülüg Bulmış Alp Küçlüg Bilge kagan oldu. 821 yılı entrikalar, suikastler yüzünden Uygur tarihinin önemli bir dönüm noktasıdır.  Özellikle kaganın evlendiği Çinli prensesin faaliyetleri sebebiyle iç huzur sağlanamadı.

         

                    Kagan 824’de ölünce yerine kardeşi Ho-sa (Hazar Tegin), onun yerine 832’de Hu Tegin başa geçse de 839 senesinde bakanlar tahtı gasbetmek istedi. Bunu farkeden Hu Tegin onları öldürttü. O sırada seferde olan bir başka Uygur bakanı Kürebir buna çok kızarak ayaklandı ve Hu Tegin öldürüldü. Ho-sa Tegin kagan ilân edildi.

         

                    Hu Tegin’in ölümüne üzülen, Kürebir’e kızan Uygur generali Külüg Baga, Kırgızlarla anlaşarak yüz bin süvarinin başında merkeze hücum etti. Ho-sa Tegin’i ve Kürebir’i öldürdü. Kaganlık otağını yaktılar ve Uygur devletini yıktılar(840).

         

         

                    Kan-chou Uygur Devleti (Sarı Uygurlar)

         

                    840 Kırgız yenilgisiyle yıkılan Uygur Devleti’nin halkı ve idarecileri etrafa dağılarak, küçük şehir devletleri kurup İpek Yolu ticaretinde etkili oldular. Bunlardan biri Kan-chou Uygurları kurulduktan sonra T’ang hanedanıyla iyi geçindiler. Beş Hanedan devrinde (905-951) durumu devam ettirdiler. Çin imparator kızları ile Uygur kaganları arasındaki evlenmelerle akrabalık münâsebeti de sürüyordu. 905 yılında bu ordunun Çinli kumandanı, Çin imparatorundan ayrılıp, Kua, Sha, Yi ve Hsi isimli dörtvilâyetten müteşekkil bir otonom devlet kurmuştu. Bu krallık, Uygurlara baskı yapıp bölge ticaretini ele geçirmeye kalkışınca Uygurlar dayanamadı, 911’de Tegin’in kumandasındaki Uygur ordusu, krallığın merkezi olan Tun-huang’ı ele geçirince itibarları arttı.  909 ve 911’de Çin’e elçilik heyetleri gitti. Kan-chou Uygur Devleti’nde kaganların sık aralıklarla birbirini takip etmeleri 924 - 928 arasında çalkantılı bir durum olduğu fikrini vermektedir.

         

                    931 - 932’de Tangutlar, Uygur kervanlarını soymaya başlayınca Uygurlarla Çinliler birlikte mücâdele ettiler. Jen-yu Kagan’ın 933’de ölümü üzerine yerine Jen-mei geçti. 934’de Çin’e giden elçilik heyetinde, Sarı Uygurlarda Maniheizmin işareti olan sekiz Mani rahibi vardı. Jen-mei Kagan’ın ismi, 939 tarihine kadar kaynaklarda görülmektedir. Daha sonra herhangi bir kagan ismi geçmemektedir.

         

                    Sarı Uygurlar siyasî olarak 940’tan sonra Hıtay (Ki-tan, Liao)’ların 1028’den sonra Tangutların, 1226’dan sonra Cengiz Devleti’nin nüfuz sahası içinde kaldılar. Bugün hâlen kuzeybatı Çin’de yaşamakta olan Uygurlar onların torunudur.

         

         

                    Turfan Uygur Devleti

         

        840’ta etrafa dağılan Uygur boylarından bir kısmı da batıya giderek Beşbalık, Turfan, Hoço, Kaşgar taraflarında yerleşti.  Son Uygur kaganının yeğeni Mengli’yi kagan seçtiler. Tibet’ten endişe duyan Çin, yeni Uygur Devleti’ni tanıdı.

         

        Devletin kışlık merkezi Kao-ch’ang, yazlık merkezi Beşbalık idi. Çağatay nüfuzu zamanında Kao-ch’ang’ın ismi Hoço olarak değiştirilmiş, 1406’dan sonra da bölgede Turfan şehri önem kazanmıştır. Kaynaklarda önemli şehirlerinin isimlerine göre geçen bu Uygur Devleti bazen de hükümdar adlarına göre Arslan Han Uygurları veya İdikut Uygurları ismiyle kaydedilmişlerdir.

         

        Turfan Uygur Devleti, ticaret yolları üzerinde bulunduğundan iktisadî bakımdan gelişti. 911’de bağımsız hâle gelen Uygur Devleti güneyde Tibet, Batı Türkistan’da Karluk bölgesi ile sınırlıydı. 1209’da Cengiz Han’a bağlanıp, 1368’e kadar Çağataylılar idaresinde varlıklarını sürdürdüler. Bugün de Doğu Türkistan Uygur Özerk Bölgesi içinde yaşamaktadırlar.

         

         

                    Kırgızlar

         

                    Kırgızlar, İslâm öncesi devrede Yenisey nehrinin kaynaklarının doğduğu havalide yaşıyorlardı. Onların Çin ve İslâm dünyasından çok uzakta olmaları yüzünden haklarında az bilgi öğrenebiliyoruz. Asya Hunlarına MÖ 199 yılından önce bağlanan Kırgızlar, o zaman Çin kaynaklarında isimleri Ke-k’un olarak kaydedilmiştir.  MÖ 48’ de bir kez daha Hunlara tabi olmak zorunda kalan Kırgızlar, MS 558 yılında Gök Türk devletine bağlandı. 648 yılında Gök Türklerin zor durumda olmasından faydalanarak Çin ile siyasî münasebet kurdular. Kırgızlar, ancak 840 yılında Büyük Uygur devletini yıkınca bağımsızlıklarını kazanabildiler. 920 yılında doğudan gelen Karahıtaylar, onların devletini ortadan kaldırdı ve Ötüken’den eski yurtlarına, yani Altay Dağlarının kuzeyi ile Sayan Dağlarının kuzey batısına sürüldüler.

         

         

                    Türgişler

         

        630 yılında Batı Gök Türk ülkesinde kagan T’ung Yabgu’nun öldürülmesi üzerine, ülke iç karışıklığa sürüklenmişti. Başıboş kalan çeşitli boylar, 635’te kendi aralarında teşkilatlanarak Türgişleri meydana getirmişlerdir. Buna rağmen başlarında daima Batı Gök Türk hanedanından gelen beyler bulunmuştur. Aslında 634 yılında Batı Gök Türk hanedanından Işbara ülkesini on boya bölmüş, her boya birer ok verilmiş bundan sonra unvanları On Şad ve On Ok şeklinde söylenmeye başlamıştır. Bu boylar arasında dördüncü boy olarak, 651 yılında Ebinor’a dökülen Borotola ırmağı civarında ilk defa Türgiş adı tarih sahnesinde geçmektedir. VII. yüzyılın ortalarında onları Ho-lo-shih çor isimli başbuğ yönetiyordu. 656’yı takiben bir kısmı Isık Köl taraflarına göç etti. Nihayet II. Gök Türk devletine bağlandılar.

         

        720 dolaylarında Emevi’lerle Maveraünnehir için mücadele ettiklerinde başlarında Su-lu Kagan vardı. 737 senesinde bir kumandanın suikastı sonucu ölünce Türgiş Devleti birliğini koruyamadı. Çinliler de 751 Emevî-Karluk işbirliğine karşı meşhur Talas savaşını (751) kaybedince bölgeden çekilmek zorunda kaldılar. Bir ara Uygur Devleti’nin baskısına maruz kalan (735-756) Türgişler, kendi içlerinde Sarı-Kara kabileler halinde bölününce bir daha toparlanamadılar.

         

                    Sarı Türgişlerin (690-712) başında Wu-ch’e-le görülmektedir. 16 yıllık saltanatı boyunca Turfan’dan Seyhun’a uzanan bir hâkimiyet kurdu. Ancak, II. Gök Türk kagan’ı Kapgan’a direnemedi. Bolçu savaşını (698) kaybedince otoritesi sarsıldı. Yerine geçen oğlu So-ko ise (706-710) kısa süren saltanatında, tahtına göz diken kumandanı Külçor ihtilafı ile kendine bırakılan oymak sayısını az bulan kardeşi Ch’e-nu’ nun sebep olduğu ihtilâfları gidermekle uğraştı. Daha sonra II. Gök Türk Devleti’nin himayesinde Bars bey “Kagan” unvanı ile Türgiş tahtına çıkarıldı ise de, o da ülkede birlik ve beraberliği sağlayamadı.

         

                    Kara Türgişlerde (716-737), Kapgan Kagan’ın ölümünden sonra Su-lu kendisini “Kagan” ilân etmişti. Tibetlilerden ve II. Gök Türk Devleti’nden bir prenses alan Su-lu Kagan Çin İmparatorluğu ile münasebetlere girdi. Su-lu’nun iki büyük kumandanı vardı. Biri “Külçur” unvanına sahipti.

         

        756 yılından sonra zayıflayan Türgişler’de Sarı ve Kara kabileler kendi kaganlarını tahta geçirip karşılıklı savaştılar. 766 yılında Karluklar, batıya doğru hareket edip Suei-ye(Tokmak) civarını ele geçirdiler. Neticede Türgişler, Seyhun boylarına doğru göç ettiler. Bir kısmı Tanrı Dağlarının güneyindeki Karaşar civarına gitmişti.

         

         

                    Karluklar

         

        Tarih sahnesinde ilk defa 627 yılında görülen Karluklar, bu esnada Altay Dağlarının güney batısında yaşıyorlar ve diğer Türk boylarına nazaran Gök Türk hanedanına daha yakın görünüyorlardı.

         

        627 yılını takiben Doğu Gök Türk hâkimiyetine karşı büyük boy hareketlenmeleri meydana geldiğinde Karluklar da fırsatı değerlendirip kuvvetlenmişlerdi. Bu sırada üç kabile halinde teşkilatlanmışlardı. Az sonra Karlukları Batı Gök Türk Devletinin hükümdarı T’ung Yabgu’ya isyan ederken görürüz. Her iki Gök Türk Devletinin 630’da çöküşe gitmesiyle yükselen Sir Tarduş siyasi gücüne bağlanan Karluklar, 648’den önce Çin’e karşı isyan eden ve bağımsızlığını ilan eden Ch’e-pi Kagan’a itaat ettiler. Ancak, daha sonra Çinle işbirliği yaparak bu kagana saldırdılar. Arkasından Çin’e bağlanarak askeri valilik haline getirildiler.

         

        Çin baskısının tesiri ile İrtiş nehri boylarında oturan Karluklardan bir grup, Beşbalık şehrinin kuzey batı taraflarına doğru göç etti(656).

         

                    II. Gök Türk Devleti döneminde (682-744), başlangıçta bu devlete tam olarak itaat eden Karluklar, Kapgan Kagan döneminde (692-716), onun aşırı sertliği sebebiyle isyan ettiler (711, 714 olayları). Bilge Kagan döneminde (716-734) yine devlete tam itaat gösteren Karluklar, bu devletin yıkılışında cereyan eden 743-745 olaylarında Uygur ve Basmıllar ile beraber hareket ettiler.

         

                    I. Uygur Devleti (745-840)’ne Karluklar bağlandılarsa da sonradan sık sık başkaldırdılar. Özellikle Beşbalık ve İrtiş batısında oturan Karlukların itaatleri tam olmadı. Neticede Isık Göl civarına gelen Altayların bu üç Karluk kabilesi, kısa zamanda Tokmak’ı ele geçirerek 766 yılında Arslan İl Tirgüg liderliğinde bağımsız bir devlet kurdu. Kısa zamanda Taşkent, Fergana ve Kaşgar gibi büyük şehirlere hâkim oldu. Daha ziyade Abbasî Devleti ile siyasî münasebetlerde bulundu. 840 tarihinde Uygur devleti sona erince Karluk hükümdarı Bilge Kül Kadır Han kendisini bozkırların siyasî hâkimi ilân etti. Böylece Karluk Devleti kabuk değiştirerek aynı topraklar üzerinde Karahanlı ismi ile hâkimiyetine devam etti. 943’e doğru Kaşgar’dan hareket eden Karahanlı hükümdarı, Çu vadisine girerek bu bölgedeki Karlukların siyasi varlığına son verdiler.

         

        VIII. yüzyılda Isık Göl ile Seyhun nehri arasındaki sahada Karluk Devleti bağımsız yaşayışına devam ederken, Tanrı Dağlarının güneyinde, bugünkü Toharistan bölgesinde ayrı bir bağımsız Karluk yabguluğu bulunuyordu. Bu yabguluk, Toharistan Türk yabguluğu (630-758) ile komşu olarak yaşadı.

         

        Büyük Uygur Kağanlığının yıkılmasından sonra Karlukların siyasi nüfuzu artmış, neticede bu bölgede kurulan Karahanlı Devletinin esas nüvesini teşkil etmişlerdir. Hatta Gazneli Devleti’nin kurucusu Sebük Tegin, bir Karluk şehri olan Barshan’dan çıkmıştır.

         

         

        Oğuzlar

         

        Oğuz ismi, Gök Türk Devletinin özellikle 630’da merkezi hâkimiyetinin çökmesiyle birlikte ön plana çıkmaya başlamış; Oğuzlar Üç Oğuz,  Dokuz Oğuz gibi kabile federasyonları halinde anılmışlardır.

         

        Oğuz adı üzerine çok çeşitli açıklamalar yapılmışsa da artık kabileler anlamına geldiği yani ok+u+z olduğu kabul edilmektedir. Zaten Batı Gök Türk Devleti’nde 634’ü takip eden hadiselerde On Okların ortaya çıkması ve Türgişlerin meydana gelmesi, Oğuzlar konusundaki filolojik delilleri desteklemektedir. Gök Türk tarihinin 627 yılına kadar olan kısmında hiç Oğuz adının geçmemesi, her şeyden önce Töleslerin, Oğuz öncesi fonksiyonu icra ettiklerini göstermektedir.

         

        Tarihi süreç açısından bakıldığında Türgişlerin devamı olarak Batı Oğuzlarını görmek daha doğrudur. Bilindiği gibi 766 yılından sonra Uygurların baskısıyla Tanrı Dağları Isık Göl-Yedisu-Çu-Talas havalisine gelen Karlukların sıkıştırmasıyla Türgişler(Oğuzlar) daha da batıya Seyhun boylarına ve daha kuzey batıya doğru kaymışlardır. Zaten bu bölge eskiden beri Töles bölgesi idi. Muhtemelen 603 dolaylarında bildirilen Töles boyları daha sonra On Okları yani Seyhun Oğuzlarını oluşturdular. IX. asırdan itibaren İslam kaynaklarında Oğuzların varlığı artık iyice belirginleşmektedir. Bundan sonra İsficab şehrinden Hazar Denizi’ne uzanan Mangışlak dâhil geniş bir alan Oğuzların yurdu olarak ortaya çıkmaktadır. Mangışlak’ta güney sınır Gürgenç(Curcan) idi. Siyah-kuh(Karadağ) yarım adası tamamen Oğuzlar tarafından işgal edilmişti. Buradan doğuya doğru gidildikçe Aral Gölü’nün güneyindeki Baratekin kasabasına varıyordu. Buhara’nın kuzey sınırlarına kadar yayılan Oğuzların esas ağırlık merkezi Seyhun boylarıydı. Kuzeyde ise sınırlar Cim-Emba Irmaklarının kuzeyine ulaşıyordu. Sır Derya (Seyhun) boylarındaki diğer Oğuz şehirleri Yenikent, Cend, Barçınlıgkend, Sıgnak, Karnak, Sütkent, Savran(Sabran), Aşnas, Otrar(Farab), İkan, Özkend, Sayram-İsficab belli başlı Oğuz şehirleri idi. Zaten Dede Korkut ve Oğuz Destanlarının konuları bu bölgede yani Sır Derya boylarındaki Karadağlarda geçmektedir.

         

        X. asrın başlarına gelindiğinde Oğuzların kışlık merkezi Yeni-kent olan bir devlet kurdukları görülmektedir. Hükümdarının unvanı yabgu olup, ona naiplik eden ise Kül Erkin idi. Orduya ise sübaşı kumanda ediyordu. Yınal Tarkan gibi başka unvanlı devlet adamları da vardı.

         

        Abbasilerin Horasan valisi Abdullah b. Tahir zamanında (828-844) ilk hadiselerde Oğuzların adı geçer ve 838-840 yıllarında mağlup edilip bin esir verirler. Bu arada 860’larda Avrupa’ya göç eden Peçeneklerin bir kısmı Oğuzların yanında kalmıştır.

         

        Oğuzlar, doğudaki Karluklar, kuzeyde Kimek ve Kıpçaklar, Hazarlar ve kuzey batıdaki Peçeneklerle sürekli mücadele halinde idiler. Bununla birlikte kesin tarih belli olmasa da 1000’li yıllarda Oğuz Yabgu Devletinin yıkıldığı anlaşılmaktadır.

         

         

        Doğu Avrupa’daki Devlet ve Boylar

         

                    Avrupa Hunları

         

         Asya’daki Büyük Hun İmparatorluğu’nun zayıflamasının ardından, Batı ve Kuzey Kazakistan bozkırlarında bir Türk nüfus yığılması meydana geldi. Buradaki Cim, Emba ve Yayık ırmakları civarı iki yüzyıldan fazla Hun boylarına yurtluk yaparken çok kalabalıklaştıkları için otlakları yetersizleşti.

         

                    İtil nehrinin doğusundaki bazı Hun grupları IV. yüzyıl başlarında, bu nehri geçerek, 330-350 tarihleri arasında, Kafkasların kuzeyindeki Kuban ve Terek nehirleri arasındaki bozkırları istilâ ettiler.

         

                    370’li yıllarda İtil boyundaki Hunların başında Balamir vardı. 374-375 tarihinde onun önderliğinde Hun kitleleri, İtil nehrini hızla geçerek batıya doğru ilerlemeye başladılar. Önce Alanlar yerlerinden batıya doğru itildiler. Arkasından Ostrogotlar ağır bir mağlubiyete uğratıldılar.


Türk Yurdu Ağustos 2011
Türk Yurdu Ağustos 2011
Ağustos 2011 - Yıl 100 - Sayı 288

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele