Bulgaristan’da Türkçe Basın

Temmuz 2011 - Yıl 100 - Sayı 287

                    Milliyet gazetesinin Balkanlar muhabiri olarak görevlendirilen gazeteci Mahmut Necmettin Deliorman, eşi Mürüvvet’i yanına alarak yerleştiği Sofya’da iki ay sonra 25 Haziran 1935 tarihinde doğan oğluna Altan ismini vermiştir. Gazetenin mali durumunun bozulması üzerine aile İstanbul’a dönmüş ve oğullarına nüfus cüzdanını, ancak Mart 1936’da alabilmişlerdir.[1] Bu sebeple Altan Deliorman’ın nüfus cüzdanında doğum yeri olarak İstanbul ve doğum tarihi 22 Mart 1936 kaydı bulunmaktadır.[2] 

         

                    Gazeteci, yazar, ressam ve naşir Altan Deliorman’ın 75. yaşı münasebetiyle, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Müdürlüğü, 23 Ekim 2010’da bir saygı günü tertip etmiştir. Türkiye’de kültür adamlarının hak ettikleri alakayı göremedikleri ön kabulünden hareketle sağlığında böyle bir iltifata mazhar olması, Deliorman için sürpriz olmalıdır. O, milli kültür yolundaki çalışmalarıyla bu tür bir kutlamayı fazlasıyla hak etmiş bir kültür insanıdır. Hayat çizgisi takip edilirse açık ve net olarak görülecektir ki bulunduğu çizgiye adım adım ve gece gündüz çalışarak, kendi gayretiyle ulaşmıştır. Babası, Bulgaristan’da Razgrad’da 1897 yılında doğan Mahmut Necmeddin Deliorman, öğrenimini tamamladıktan sonra Sofya’da Tunca ve Türk Sadası gazetelerinde mesleğe başlamış, 1919’da Razgrad’da matbaa kurarak Deliorman gazetesini neşretmiştir. Milli düşünceleri sebebiyle başına gelen gaileleri atlattıktan sonra Plevne şehrinde Mücadele ve Tunaboyu gazetelerini çıkarmıştır.

         

                    1933’te Razgrad’da şoven Bulgarların Türk mezarlığını tahrip etmeleri hadisesini takip etmesi, olayın duyulmasından sonra Türkiye’nin her tarafında gösterilen tepkiler üzerine maruz kaldığı düşmanca hareketlerden, Türkiye’nin Bulgaristan’a nota vermesiyle kurtulmuştur. Razgrad şehri o tarihte Türkçe eğitim yapan bir rüştiyenin bulunduğu önemli bir Türk yerleşmesidir.

         

                    Deliorman, daha sonra Türkiye’ye gelmiş gazetecilik ve yayıncılık yaparak hayatını tamamlamıştır.[3] Altan Deliorman, günlük hayatta memleket meselelerinin çokça konuşulduğu bir aile ortamında yetişmiştir. Babasının Babıâli’deki dostlarını, dönemin varlıklılarından Nuri Demirağ’ın kendi adıyla bilinen koruda ki ahşap konaklardan birini ailenin ikametine vermesiyle, her yıl koruda tepreç ve nevruzu geniş kalabalıkların iştirakiyle kutlayan Kırım ve Türkistanlı muhacir kesimin siyasi önderlerini yakından tanıma imkânı bulmuştur. Günümüzde devlet desteğiyle resmi bir hüviyet kazandırılmaya çalışılarak gayesinden uzaklaştırılan ve adeta resmi takvimde kutlanacak gün ve haftalar arasına dâhil edilen nevruz kutlamalarına o tarihlerde, ancak bu kesimlere mensup sınırlı bir kesim itibar etmekte idi.

         

                    Altan Deliorman, Haydarpaşa Lisesi’nde Atsız’ın öğrencisi olmuş, 1950-1952 yılları arasında 68 sayı çıkardığı haftalık Orkun mecmuasının basım ve dağıtımına yardımcı olduğu sırada, başta İsmet Tümtürk olmak üzere kendisinden önceki Türkçü kuşakla ilişki kurmuştur. Burada ki gözlemlerini sonraki yıllarda zenginleştirerek, Tanıdığım Atsız isimli kitabının malzemesini oluşturmuştur. Dergi naşirliğine oldukça genç yaşta babası ile birlikte 1955’te Türk Dünyası isimli dergiyi çıkarmak suretiyle başlamıştır. 1955 yılında Tan gazetesinde eğitim ve Kıbrıs muhabiri olarak uzun süre içinde bulunacağı baba mesleği gazeteciliğe intisap etmiştir. Deliorman, komple bir gazetecidir. Muhabirlik, köşe yazarlığı, gece sekreterliği, ressamlık, sayfa düzenlemesi gibi gazetenin yazı işlerinden baskıya hazırlanmasına kadar giden süreçteki bütün aşamalarda görev ifa edebilecek bir yeteneğe ve deneyime sahiptir. Bu çizgiye ulaşmasında, ailenin geçim kaygısına yardımcı olabilmek için erkenden mesleğe girmesi, erken yaşta yaptığı evliliğin zaruretlerinin olumlu etkilerinin bulunduğu düşünülebilir.

         

                    1956-1958 yılları arasında İstanbul’da Burhan Basımevi sahibi Burhanettin Şener’in sahibi, İrfan Açıkel’in Neşriyat Müdürü olduğu haftalık Ocak gazetesinde kendisine tahsis edilen ‘Biraz Işık’ başlıklı köşesinden okuyucularına seslendi. Ocak gazetesi, Atsız’ın Orkun’un neşriyatına son vermesinden sonra milliyetçi bir fikir organının bulunmadığı yayın dünyasında, önemli bir boşluğu doldurmuştu. Burada bazı yazılarında müstear imza kullandı.

         

                    Altan Deliorman, sonraki yıllarda gazetecilik yanında dergi neşriyatına devam etmiştir. Türk dünyasına ilişkin inceleme, araştırma yazılarını ihtiva eden Türk Dünyası dergisini iki sayı halinde Şubat, Mart 1955‘te, Mayıs 1967 –Nisan 1971 tarihleri arasında 48 sayı halinde Milli Işık, 1985’de yurtdışında yaşayan vatandaşlarımıza yönelik Gurbette Bayrak, 1988-1989 arasında 20 sayı halinde Yeni Orkun, Mart 1998’den itibaren Temmuz 2006 tarihine kadar 101 sayı çıkan Orkun dergilerini neşretmiştir. Bu dergilerin yayın hayatına başlamalarının ortak teması, Türkçülük fikriyatıdır.

         

                    Deliorman, erken yaşta başladığı gazetecilikten kazandığı haber yazma tekniğini giderek kendine has bir üsluba dönüştürmüştür. Güzel Türkçesiyle düşüncelerini satıra dökmekte ustadır. Bu yeteneğiyle aynı zamanda iyi bir biyografi yazarıdır. Cemiyette hareketli bir ortam içinde geçen hayatının uzun bir diliminde de kültürümüzün birçok simasını yakından gözlemlemiştir. Onlarla ilgili intibalarını önce dergilerde yazmış daha sonra Kırık Kanatlı Jön-Türk ve Sessiz Bir Ses isimli kitaplarında bir araya getirmiştir. Bu eserlerinde portresini çizdiği kişilerin isimlerini vermemiş, kimliklerinin okuyucu tarafından bulunmasını istemiştir. Aynı tarz yazılarını topladığı Türk Yurdunun Bilgeleri isimli eserinde ise anlattığı şahısların kimliklerini vermeyi tercih etmiştir. Işıklı Hayatlar isimli eserinde, yakından tanıdığı Nihad Sami Banarlı ile Ekrem Hakkı ve Samiha Ayverdi kardeşleri anlatmıştır. Bu üç isim Kubbealtı’nda kültürümüzün canlı tutulması için büyük emek sarf etmiş, bilhassa Banarlı, Yahya Kemal’i yeniden ihya etmiş, sağlığında kitap haline getirilemeyen şiir ve düz yazılarını burada tesis edilen Yahya Kemal Enstitüsü’nde ki çalışmaların sonucunda, seri olarak neşretmiştir.

         

                    Deliorman, olgunluk yaşlarının ilk başlarında yayın faaliyeti yanında cemiyet çalışmalarında da bulunmuştur. 1965 yılında Türkiye İşçi Partisi’nin parlamentoya girmesinden sonra ülkede aydınlara ve üniversite öğrencilerine yönelik sistemli bir Marksizm propagandası başlamıştır. Bu fikir ülkenin az gelişmişlikten kurtulması için tek kurtuluş reçetesi olarak takdim edilmiştir. İsmi devletle özdeşleşen Cumhuriyet gazetesi bu fikrin telkin edildiği bir organ haline gelmiştir. Günlük gazetelerde üniversite öğretim üyelerinin imzaladıkları bildirilerle bu propagandaya hız verilmiştir. Bu gelişmeleri, ülkenin meselelerine ilgi duyan, memleket sever, akli selim sahibi sessiz çoğunluk, köşesinden sessizce seyretmiştir. Deliorman’ın hocası Prof. Dr. İbrahim Kafesoğlu, başyazılarını yazdığı Türk Kültürü dergisinde, Türk milliyetçiliğinin günün meseleleriyle ilgili görüşlerini büyük bir vukufiyetle açıklamıştır. Kafesoğlu, 1967 ve 1969 yıllarında I. ve II. Milliyetçiler İlmi Kurultayı’nı düzenleyerek çok sayıda bilim ve fikir insanını bir arayla getirip, Türkiye’nin meselelerinin tartışılarak gerekli çözüm yollarının teklif edilmesine vesile olmuştur. Deliorman bu kurultayı düzenleyen heyetlerde görev alarak, hocasına yardımcı olmuştur. Bu teşebbüslerin arkasından kurulan Aydınlar Ocağı’nın yönetiminde görev almıştır.

         

                    1975 yılında kurulan I. Milliyetçi Cephe hükümeti, önceki Milli Eğitim Bakanı Mustafa Üstündağ’ın görevde bulunduğu kısa süre içinde, siyasetten uzakta tutulması gereken eğitim camiasında yaptığı tahribatı, izale edebilmek ve genç nesillerin milli değerlerle mücehhez kılınması için Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı’na getirilen Rıza Kardaş’ın gayretiyle, kısa sürede yenilenen kültür dersleri programlarına uygun ders kitapları hazırlatmıştı. Yeni kitapların yazımında üniversitelerin seçkin bilim adamlarından istifade edilmiş, Lise I ve II sınıf Tarih dersi kitaplarını Prof. Dr. İbrahim Kafesoğlu ile birlikte Altan Deliorman yazmıştır. 1978 yılı Ocak ayında göreve gelen yeni hükümet, aldığı bir kararla bu kitapların okutulma kararlarını iptal etmiştir. 

         

                    Deliorman, yayıncılık alanındaki birikimini ilk ve orta öğretim ders kitapları yazımında değerlendirmiştir. Milli Tarih, Lise I, II, III Tarih, Genel Türk Tarihi, Osmanlı Tarihi isimli kitapları yıllarca ders kitabı olarak kullanılmıştır. Son yıllarda mevcudu biten eserlerinin genişletilmiş yeni basımlarını yapmakta ve üzerinde çalıştığı konuları peş peşe müstakil kitaplar halinde neşretmektedir.

         

                    1966 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nde mezuniyet tezi olarak hazırladığı XIX. ve XX.  Yüzyıllarda Kırım ve Balkanlarda Türk Neşriyat Hareketleri isimli çalışmasını esas alarak geliştirdiği yeni kitabı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından hakkında düzenlenen saygı gününde, davetlilere dağıtılmak üzere sınırlı sayıda basılmıştır.[4]

         

                    Uzun yıllar egemenliğimiz altında kalan ve bağımsızlığını kazandıktan sonra Türkiye aleyhine devamlı topraklarını genişleten, komünizmin dağılmasına kadar Türkiye’ye düşmanca hisler beslediğini açıkça sergilemekten çekinmeyen Bulgaristan ve bu ülkede yaşayan Türklerin durumu hakkında, etraflı araştırmaların yapıldığını söylemek güçtür. Komünizmin yıkılmasından önceki yıllarda, Bulgaristan’daki Türklere karşı sistemli olarak yöneltilen asimilasyon hareketi, isimlerinin değiştirilmesi ve sonuçta toplu olarak göçe zorlanmalarının kamuoyunda büyük tepki çektiği süreçte, resmi kurumlarımız bu ülkedeki Türk varlığına yönelik ilmi yayınlar yapmak mecburiyetinde kaldılar. Süratle hazırlanan bazı araştırmalar gün yüzüne çıktı. Hâlbuki 1923-1945 yılları arasındaki milli basının taranmasıyla bu ülkede sistemli olarak Türklere, hatta doğrudan Türkiye’ye karşı mala, cana ve kültüre yönelik tahribat, suçlama ve kıyımların, birden fazla kitaba malzeme olabilecek kadar çok olduğu görülecektir. Toplumumuz bunları çabuk unutmuştur. 1960 başından itibaren, basına egemen olan kalemler, Bulgaristan’da yetişen kurtsuz iri kirazın Türkiye’de üretilememesinin vebalini kapitalizme bağlayarak, kültürel asimilasyonu görmemezliğe geldiler. Bu ülkenin mali desteğiyle komünist kalemlerin eserleri, Türkiye’de basılarak yürütülen ideolojik mücadeleye destek sağlandı. Mahut kalemler sık sık bu ülkeye davet edilerek ağırlandılar, eserleri basıldı, cepleri dolduruldu.

         

                    Türkiye dışında yaşayan Türklerin basın hayatı ile ilgili muhtelif araştırma kitapları yayımlanmıştır. Bu alanda bazı akademik araştırmalarda vardır. Deliorman’ın çalışması bunların içinde muhteva zenginliği bakımından önde gelmektedir. Onun bölgeyi ve baba mesleğinden dolayı basın camiasını iyi tanıması başarılı bir çalışmasının ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Eserde önce bu alanda yapılan çalışmaların dökümü ve değerlendirmesi yapılmıştır. Bulgarların kökeni, Bulgarların tarihte görünmeleri ve kurdukları devletler, Bulgaristan’da Türk yönetimi ve bağımsızlığını kazandıktan sonraki durumu özetlenmiştir. Bulgaristan’da çıkan gazete ve dergilerin yayın süreleri, yayın aralıkları, gazete sahiplerinin niteliği, fikri eğilimleri, Bulgar Hükümeti’nin tavrı, yayın organlarının dili gibi hususlarda etraflı bir değerlendirme yapılmıştır. Bu bölüm, oradaki Türklerin sosyal durumlarını ortaya koyan, güzel bir özettir. Gazete ve dergilerin listesi yayın hayatına giriş tarihlerine göre kronolojik olarak düzenlenmiştir. Mithat Paşa’nın devlet yönetiminde yaptığı değişikliklerle, yeni kurulan Tuna vilayetine vali tayin olmasından sonra neşretmeye başladığı Tuna gazetesi, Bulgaristan’da çıkan Türkçe ilk süreli yayın organıdır. Yayın organlarının bazılarının başlık klişeleri verilmiştir. Sahipleri ve yazarları belirtilmiş, önemli addedilenlerin resimli biyografi bilgileri eklenmiştir. Bu isimlerden bazıları karşılaştıkları mecburiyetler sebebiyle ata topraklarını bırakarak Türkiye’ye gelmiş ve alanlarında kamuda önemli görevlerde bulunmuşlardır. Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu üyeliği yapan Ali Haydar Taner, Ethem Ruhi Balkan, Gazi Eğitim Enstitüsü öğretmenliği ve milletvekilliği yapan Hasip Ahmet Aytuna, Mehmet Behçet Perim, Abdullah Fehmi Meçik, Mahmud Necmettin Deliorman, Osman Nuri Peremeci, Tarık Mümtaz Göztepe, Mustafa Şerif Alyanak, Arif Oruç, Ali Kemal Balkanlı, İbrahim Tatarlı, Ziya Yamaç, Tuğrul Deliormanlı, Fahri Erdinç kısa biyografileri verilen isimlerdir. Eserin sonunda bilgilerini daha da derinleştirmek isteyen araştırmacılar için isimleri verilen süreli yayınların Türkiye’de bulundukları kitaplıklardaki künyeleri verilmiştir. Eserin sonundaki dizin kişi, yer adları, gazete ve dergi isimlerine göre ayrı ayrı yapılarak istifade de kolaylık getirilmiştir.

         

                    Değerli araştırmacı Altan Deliorman’ı bu eserinden dolayı tebrik ediyor, üzerinde çalıştığı yeni eserlerinin gözlendiğini, duyurmak istiyoruz.

         

         

         


        


        

        [1] Siirt mebusu Mahmut Soydan(1883-3.12.1936)’ın sahibi ve başyazarı olarak göründüğü Milliyet gazetesi İş Bankası sermayesi ile çıkıyordu. Gazete büyük bir hamle yaparak Avrupa ve Balkanlardaki muhtelif başkentlere daimi muhabir görevlendirme düşüncesi çerçevesinde Sofya’ya Mahmut Necmeddin Deliorman, Bükreş’e sonraları spor sahasında tanınmış bir isim olan Eşref Şefik gönderilmişti. Gazetede Ali Naci Karacan, yazarlık yanında genel müdürlük yapmış, dönemin tanınmış gazetecileri Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu, Ahmet Şükrü Esmer’de istihdam edilmişti. Nazım Hikmet’te bir süre Orhan selim müstearı ile fıkra yazmıştı. Dönemin imkânları içinde oldukça ileri bir adım olarak gazete pahalı bir reklam kampanyasından sonra 16-24 sayfa halinde, bol resimli, magazin ağırlıklı olarak çıkmıştır. Gazete 23 Nisan 1935 tarihinden itibaren adını değiştirerek Tan adıyla çıkmaya başlamıştır. Mahmut Necmeddin Deliorman’ın muhabirliğinde ki milli hassasiyeti yazıların başlığına yansımıştır: ‘Vidin’de yaşayan ırkdaşlarımız’ ,Tan, 2 Mayıs 1935,s.5. Gazete daha sonra Mustafa Kemal’in talimatıyla baskı tesisleri, idare binası ile birlikte 1925 yılında Şeyh Sait ayaklanmasından sonra Şark İstiklal Mahkemesi’nde yargılanan Ahmet Emin Yalman’a, elinden alınan gazete tesislerine mukabil olarak dönemin rayicine göre cüzi bir fiyatla devredilmiştir. Tan’ın künyesinde, 18 Temmuz 1936 tarihinden itibaren sahibi olarak Yalman görülmektedir. Yalman, başlangıçta yanına ortak aldığı M. Zekeriya Sertel ve Halil Lütfi Dördüncü tarafından altı ay sonra tasfiye edilmiştir. Tan bu tarihten sonra Sertellerin elinde sol fikirlerin sergilendiği bir yayın organı haline gelmiş, Babıâli’de pintiliği ile meşhur olan diğer ortak Halil Lütfi Dördüncü sadece mali hususlarla meşgul olmuştur. Tan’ın el değiştirmesiyle ilgili olarak gazetede bir süre çalışan Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu’nun önemli tespitleri bulunmaktadır: Tan Gazete ve Matbaası Halil Lütfi, Ahmet Emin ve Ali Naci, Yeni İstanbul, 28.8.1967-8.9.1967


        

        [2] Yıllar Böyle Geçti, İstanbul 2010,s.3-4


        

        [3] Hakkında geniş bilgi için hatıralarından meydana gelen kitaba bk. Refik Özdek, Çanlar ve Zindanlar Bulgaristan Türklerinin Bitmeyen Çilesi, İstanbul 1985


        

        [4] Altan Deliorman, Bulgaristan’da Türkçe Basın 1865-2009, , İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı Kültür Müdürlüğü Yayını, İstanbul 2010, 208 s.


Türk Yurdu Temmuz 2011
Türk Yurdu Temmuz 2011
Temmuz 2011 - Yıl 100 - Sayı 287

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele