Türkmen Musikisi

Mayıs 2011 - Yıl 100 - Sayı 285

        Bugün Türkmen musikisi denince, Türkmenistan Cumhuriyeti, Türkmensahra-İran ve Kuzey Afganistan Türkmenleri arasında yaygın olan musikisinden bahsedilmektedir.

         

        Türkmen musikisi, dünyanın en asil musikilerinden biridir. Zira diğer milletlerin musikisi hiçbir şekilde ona sızmamıştır. Türkmenler her zaman göçebe hayatı yaşadığından, Türkmen musikisi bozulmamış ve kendine özgü özelliklerini korumuştur.

         

        Özellikle iki telli ‘dutar’la tanınan Türkmen musikisi, Türkmen halkının arasındaki önemini koruyarak, genç hayranlarının sayısını gün geçtikçe artırmaktadır. İster resmi törenlerde ister düğünlerde, Türkmen ozanı ve dutarının sesi her zaman yankılanmaktadır. Belki de bu yüzdendir ki Batı sanatı ve kültürü Türkmenler arasında az yer edinmiştir. Belki de bu yüzdendir ki Türkmensahra Türkmenleri, İran azınlıkları arasından kendi asaletini en iyi şekilde koruyabilen halk olarak bilinmektedir.

         

        Bu gün Türkmenistan’da kullanılan dutar, gıcak, tüdük ve gopuz gibi çalgılar, Türkmensahra-İran’da ve Afganistan’ın kuzeyinde de çalınmaktadır. Bu üç bölgenin lehçelerinde ve söyleyiş tarzlarında bir az farklılık olsa da sonuçta hepsi aynı musiki içerisinde yer almaktadır.

         

        Bu makalede Türkmen musikisi genel bir şekilde tanıtılarak, onun tarihçesi, Türkmen musikisine özgü özellikleri, makamları, türkülerin söyleniş tarzları, Türkmen musikisinde kullanılan çalgılar v.s. incelenmektir. Bu çalışmada Türkmenistan, Türkiye ve Türkmensahra-İran’daki kaynaklar kullanılmıştır.

         

         

         

        Türkmen Musikisinin Tarihçesi

         

        Türkmen musikisi ve türküleri konusunda elimizde çok az sayıda belge bulunmaktadır. Dağınık durumda olan tarihi belgeler de genelde gezginlerin seyahatnamelerine dayanmaktadır. Tarihi kaynaklara göre “Altıncı yüzyılın sonu ve yedinci yüzyılın başından -Sasanîler döneminin sonundan- itibaren, Semerkant, Buhara, Kaşgar ve Turfan çalgıcılarından bir grup sanatçı Çin İmparatorluğu’nun sarayına alınmıştır. O zaman, Koşa veya Goşa adında biri, bir Ud’u (Barbiyut, Yunanca: Barbitus, Çince: Bepidpe) kendisiyle saraya getirmiştir[1].

         

        Türkmen musikisi tasvirli bir musikidir. Eğer dinleyici bir makamın hikâyesini biliyorsa, çalınırken olayları gözünde canlandırabilir. Örneğin, Göktepe Makamı 1881 yılında Rusların Göktepe Kalesi’ne saldırmasını ve Rusların Türkmen yurdunun büyük bir parçasını ele geçirmesini anlatmaktadır. O parçalarda, aslan yürekli Türkmen bayanların kendilerini nasıl savundukları bile canlanmaktadır. Türkmen musikisi, Türkmen tarihinden haberdar olmayanlar için pek anlam ifade etmez. İranlı musiki ustası Hanane, İran’ın 1986-87 yılındaki, Türkmensahralı bahşilerin de katıldığı musiki festivalinde şöyle demiştir:

         

         

        “Biz Türkmen musikisi hakkında bir şey bilmiyoruz, ama onda doğanın büyük bir rol oynadığını anlayabiliyoruz. Ancak her müziği, hikâyesi anlatıldığında zihnimizde gerçekte olduğu gibi canlandırabiliyoruz.[2]

         

        Rus araştırmacı Uspenski ise Türkmen musikisi hakkında şunları söylemiştir:

         

        “Doğuyu gezip bütün sazları dinledim. Sehere kadar insanları eğlendirebilen tek saz Türkmen sazıymış. Araştırmamın sonunda,  milletler arasında yürekleri en çok etkileyen sazın Türkmen Dutarı olduğunu söyleyebilirim.[3]” 

         

         

         

        Türkmen Musikisinin Doğa ile Bağdaşlığı

         

        Türkmen musikisi, halkın acıları, sevinçleri, ağıtları ile hayatın içinden çıkmıştır. Türkmen musikisi genel olarak hüzünlüdür. Zira Türkmenler, hayatlarında hep düşman saldırısı, savaş, kan ve zulme tanık olmuştur. Türkmen musikisi, bu milletin tarih ve kültürünü, tıpkı bir ayna gibi yansıtmaktadır. Türkmen musikisi, kırsalda yaşayan halka çölün sade ve samimi diliyle hitap eder ve hüzünlü sesiyle bu halkın ruhunda derin etkiler bırakmaktadır.

         

        Türkmen sazı, tını, doğa ve çevreden ilham alır ve sosyal hayatla doğrudan bağlantılıdır. O tınlamalar, atların ayak sesine ve dokumacıların tarak sesine dayanır. Türkmenler, zamanın çoğunu at üzerinde geçirdiklerinden, genelde Türkmen musikisindeki ritim atın ayak sesinden ve dokumacıların tarak sesinden gelir. Aslında doğa sesleriyle uyumlu olmayan musiki, Türkmen musikisinin asaletinden uzaktadır  [4].

         

         

         

        Türkmen Musikisinde Bahşiler

         

        Türkmen sazını çalanlara “Bahşi=Ozan” denir. Bahşi’nin sözcük anlamı hususunda değişik rivayetler öne sürülmüştür. Uygurlar döneminde Uygur yazılarını okuyabilen şahıslara Bahşi denirmiş. Eski Çince’de “Pakşı” sözü, Şaman’ın hareketlerini uydurabilen kişi anlamında geliyormuş. Bazılarına göre de Bahşi sözü Farsça kökenli olarak bahşiş etmekten, bir şeyi sunmaktan gelmektedir  [5].

         

        İranlı araştırmacı Hasan Goli Moeyyedi’ye göre, Bahşi bir Sanskrit sözü olarak din adamı anlamındadır. Buna göre Bahşilerin arasından içe kapanıp köşeye çekilenlere Tuwin denir. Onlardan bazıları yazıcılık işiyle meşgul olurmuş, bazılarına ise Moğol sultanları tarafından saraya getirip sihir ve büyü yaptırılırmış. Özet olarak Bahşi sözü puta tapan, büyü yapabilen kişi anlamına da geliyormuş [6].

         

         

         

        Bahşilerin Halkın Sosyal, Kültürel, Siyasi ve Edebi Gelişmesindeki Rolü

         

        Bahşiler halk arasında kendi yazdıkları şiirleri okur, onlara göre müzik yapıp, törenlerde türkü olarak sunar. Diğer şairlerin yazdıkları şiirleri halka ulaştırmak da Bahşilerin görevidir. Bahşilerin dili toplumda öğüt dili, acılarda ağıt dili, düğünlerde şenlik dili olmuştur. Onlar değişik törenlerde destanları söyleyerek kahramanları halk arasında yaşatmış, insanların milli duygularını uyarmış, onlara insanlığı ve insanca yaşamayı hatırlatmıştır.

         

        Türkmen Bahşileri, kendi şiirlerinin dışında, Mahtumkulu, Mollanefes, Kemine, Meteci, Meskin Kılıç gibi büyük Türkmen şairlerin şiirlerini söylerler [7].

         

        1860’larda bir derviş kıyafetiyle Türk illerine görevli giden İngiliz Casusu Arminius Wambry[8], Sahte Dervişin Seyahati adındaki kitabında, Bahşilerin halkın arasındaki ruhi etkisi konusunda şöyle yazar:

         

        “Orada Mahtumkulu’nun şiirlerini söyleyen Bahşileri çok sevdim, onları asla unutamam. Özellikle Etrek’te, bir Bahşinin alaçığı[9] bize yakındı. O çoğu zaman, gecelerini bizimle geçirirdi. O çadıra dutarıyla gelince gençlerin hepsi toparlanırdı. Bahşi, sazı ve kahramanlık destanlarıyla herkesi heyecana getirirdi [10].

         

        İngiliz araştırmacısı Jeorje Tamson “Dilin Başladığı Yer Ve Şiir” adlı kitabında benzeri bir anıyı anlatıyor:

         

        Etrek’teyken çalgıcıların birinin yakınımızda alaçığı vardı. O bir gece sazını alıp bizim yanımıza geldi. Bir grup genç de oradan buradan gelip onun dışına çember yaptılar. Bahşi kendisini onları eğlendirmekle sorumlu biliyordu. Çadırdan yükselen sesler naraya benziyordu. Önce yavaş vurgularla başlıyor, sonra giderek sert vuruşlar yapıyordu. Kahramanlık sahnelerinde tempo yükseldiği zaman dinleyicilerin şevk ve heyecanı da artıyordu. Sanki savaş alanına girmişlerdi. Çadırda oturan gençler şapkalarını havaya atıyor, kızaran ellerini saçlarına sürtüyorlardı. Sanki sinirlenip kendileriyle savaşıyorlardı  [11].

         

        Türkmen musikisi tarihinde “Şükür Bahşi”, “Garadeli Göklen”, “Mahtumkulu Garli” gibi ünlüler bulunmaktadır. Türkmenler, Dutar’ın sihirli gücünü bir ordunun gücünden daha yüksekte görürler. Bir defa Hive Hanı Şükür Bahşi’nin kardeşini esir alıp sürgüne götürdüğünde, bu ozan saray sanatçısını saz çalma yarışında yenik düşürerek kardeşini hanın elinden kurtarmayı başarmış. Hacı Golak’ın hikâyesi de zalim hanların halka yaptığı zulümler ve ozanların onların karşısında verdiği mücadeleyi göstermektedir. Bu hikâyede Han, Hacı Golag’ın saz çalamaması için onun bir kolunu keser [12].

         

        Türkmenler arasında Bahşiler büyük bir makama sahip olarak, Türkmenler her zaman onları saygıyla hatırlar. 19 ve 20. yüzyıla ait önemli Türkmen Bahşilerin adları tarihi sırayla şöyle dizilebilir: Gara Şahir, Cepbar Bahşi, Körgocalı, Petek Bahşi, Hallıniyaz Bahşi, Çolak Bahşi, Devlet Durdi, Garadeli Göklen, Durdı Bahşi, Candurdı Gıcakçı, İlek Bahşi, Bek Gluli, Hemra Gıcakçı, Alı Bahşi, Kerhal, Nobat Niyaz… 20.Yüzyılda ise; Türkmenistan’dan Mahtumkulu Garlı, Sahi Cebbar, Orazdurdi Elyas, Türkmensahra’dan Gazak Pang, Nazarlı Mahcubi, Arazmurat Arrıhı, Çarı Muradıyan (Tüdük Bahşisi) Aşırgeldi Gerkezi, Durdi Turrik, Mecit Teke, Baylı Teke, Halat Saadeti, Araz Muhammet Şirmuhammedli gibi Bahşiler Afganistan Türkmenlerinden ise Abdılhekim Saltık, Kiçi Garlı, Rahman Nazar, Abdılhekimoğlı, Arna Cuma Töre, Anna Bahşi, Reşit Bahşi Türkmen musikisini temsil etmektedirler.

         

         

        Türkmen Musikisinin Toplumsal Rolü ve İşlevi

         

        Söylendiği gibi Türkmen musikisi bu halkın yaşadığı muhit ve manevi kültür ve inançlarıyla bağlantılı olan uyumlu seslerin birleşmesidir. Türkmen musikisi Türkmenlerin duygu ve anlayışlarını yansıtan sembolik bir dildir. Bahşiler vasıtasıyla halkın ve birbirinden uzakta olan boyların arasında manevi bağ kurulmuştur. Bahşiler boyların birlik oluşturarak bir bütün olmasında, milli ruhlarının uyanmasında, adet-geleneklerin canlı kalmasında büyük rol oynamıştır. Türkmen musikisinin, sözlü edebiyatın kuşaktan kuşağa aktarılmasında da büyük katkısı vardır.

         

        Türkmen musikisi söz, içerik ve topluma bıraktığı etkisi açısından şu bölümlere ayrılabilir:

         

        a-Duygusal musiki: Bunun bariz örneği annelerin hüzünlü sesle söylediği ninnilerdir (huvdüler). Anneler ninnilerinde kendi duygularını çocuklarına aktarırlar.

         

        b-Aşikane musiki: Bu türde musiki söyleyen kişi aşk ve ayrılık ezgisini söyler. Bu türü Çoban Ezgisi ve Kızların Lalesi olarak ikiye ayırmak mümkündür. Laleyi genç kızlar kendi aralarında söylerler. Kızlardan biri ise Ağız Kopuzu (Gavuz) çalarak eşlik eder. Çoban ezgisini çobanlar kırsalda mal bakarken söyler. Genelde ney ile söylenir.

         

        c-Hamasi ve kahramanlık musikisi: Bu tür musikide Köroğlu gibi kahramanların destanları söylenir. Burada Bahşi hem iyi bir destancı, hem de ezgileri söyleyen bir türkücüdür. Bu tür musiki özellikle gençlerde milli ve kahramanlık duygusunu uyandırır.

         

        d-Şenlik musikisi: Bu musiki düğünlerde, şölenlerde hayatın güzelliklerini yansıtan güzel şiirlerle yapılır. Kemençe ve Dutar’la genelde geceleri söylenir. Dinleyenlerin ruhuna neşe ve heyecan katar.

         

        e-Törensel musiki: Mezhebi ve geleneksel törenlerde yapılır. Bu sıradan mevlit, naat ve zikir söylenebilir. Mevlit, peygamber efendimizin doğum günü gibi belli dini günlerde söylenir. Naat da (kaside) dini törenlerde söylenir ve dini bir içeriğe sahiptir. Mevlit’te dindarlar bir çember oluşturup sema gibi heyecanlı bir gösteri yaparlar. Naat daha sakin bir tarzda söylenir. İkisinde de müzik aleti kullanılmaz ve önemli olan insan sesidir. Zikir’in mezhebi yönü olsa da, kökü şamanlardan gelmektedir. Zikir kesinlikle toplu halde çember yapılarak söylenir. Hoş sesli biri ezgiyi söylerken diğerleri gırtlaktan derin sesler çıkarır ve heyecanlı bir ortam yapar. Zikir de milli ruh hâkim olarak kesinlikle Türkmenlerin kırmızı elbisesinin giyilmesi gerekmektedir. Aynı zamanda ruhsal hastalara şifa etkisi olduğu söylenmektedir.[13] Dini musikiler daha fazla Türkmensahra Türkmenleri (İran) arasında yaygındır.

         

         

         

        Türkmen Musikisindeki Makamlar

         

        Türkmen musikisi makam musikisi olarak bilinmektedir. Ancak makam musikileriyle mukayese edildiğinde daha derin ve geniş bir içeriğe sahiptir.

         

        Türkmen makamları, Halk Makamı ve Han Makamı olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Halk Makamı sade ve normal insanların hayal gücüyle ortaya çıkarak onların yeteneğini sergilemekle beraber, anlatım tarzı gerçek hayata daha yakındır. Han Makamı özel kademeler, beyler ve zenginler için yaratılarak onları övmek ve yüceltmekle sınırlıdır [14].

         

        Türkmen musikisinde dört ana makam bulunmaktadır: Muhammes, Kırıklar, Teşnit ve Nevayı.[15]

         

        Türkmen ana makamları genelde kullanılan perdelerin sayısına ve onların arasındaki dizilişe göre belirlenmektedir. Değişik ana makamlarda perdelerin kullanış tertibi ve kararların yeri değişmektedir [16]. Türkmen makamları genellikle bu dört ana makamın içinde yer almaktadır.

         

        Türkmen musikisinde beş yüz parça ve makam bulunmaktadır. Onların her birinin bir hikâyesi olmakla beraber, her biri bir olayı tasvir etmektedir. Türkmen makamlarının en ünlülerinden şunları söylemek mümkündür:

         

        Göktepe Makamı, Balsayat Makamı, Bikehalan Makamı, Keçpelek Makamı, Atçapan Makamı, Azatlık Makamı.

         

        Türkî halkların musikisi üzere derli toplu araştırma yapan Uspenski, Orta Asya Halklarının türkülerini notaya geçirmiş ve Türkmen aydımlarını da (türküleri) konuya göre birkaç bölüme ayırmıştır.

         

        1-         Dini ve ahlaki eserler. 2-Dünyadan yakınma, ayrılık, acı çekme gibi hüzünlü eserler. 3-Savaş ve avcılıkla ilgili eserler. 4-Aşk Eserleri. 5-Şifa ile ilgili eserler. 6-Tarihi eserler.

         

        Türkmen musikisi, müzik ve türkünün ön veya sonra yaratılması açısından ikiye bölünür:

         

        -Birinci grupta, tarihi olaylardan ilham alınarak önce müzik sonra ona göre şiir yazılmıştır. Örnek olarak: “Şordan Tapıldı”, “Hacı Golak” türküleri.

         

        -İkinci grupta önce şiir ve sözler yazılmış sonra onun esasında müzik yapılmıştır. Örnek olarak: “ Ene”

         

         

         

        Türkmen Türkülerindeki Tarzlar

         

        Şimdiye kadar Türkmen musikisinde yaklaşık beş yüz makam kaydedilmiştir. Değişik tarihi olaylardan ilham alarak her biri Türkmen tarihinin bir parçasını betimlemektedir. Değişik tarzlarda yapılmış olan bu makamlar Türkmen coğrafyasındaki bölgeler ve boylar ve değişik söyleniş tarzlara göre dörde bölünmektedir:

         

         

        1-Salır-Sarık tarzı: Bu tarz Sarahs ve Marı’da yaygındır. Bu tarzda ney ile türkü söylemek de dutarla omuz omuza gelişmiştir. Salır-Sarık tarzında sesler tutuk ve burunda dolaşarak çıkar. Bu tarzda gırtlak atışları da burundan çıkar. Türkünün başı “ay”, “oo” gibi seslerle başlar. Beyitlerin sonunda ve arasında uzun duraklama yapan, tutuk ve kısa sesler çıkar. 

         

        2-Yomut-Göklen tarzı: Türkmenistan’ın Balkan bölgesinde ve Türkmensahra’da yaygındır. Bu tarzda ses boğazdan hızla ve baskı ile çıkar. Gırtlak atışları vurgulu tarzdadır. “oov”, “ey hey gel”, “ah” ve “ey vay ey” gibi süsleme sesler kullanılır. Şiir kanatlarının sonunda “huy…” sesi uzanıp giden bir şekilde saz sesine eşlik eder. Yomut- Göklen tarzında destan söylemenin önemli yeri olmakla beraber, kemençe ile türkü söylemek de yerini almıştır.

         

        3-Ahal Teke: Türkmenistan’ın Ahal Teke bölgesinde yaygındır. Ahal tarzında açık ses kullanılır, bu ses boğazdan coşarak ve kaynayarak çıkar. Açık gırtlaklar atılır. Türküler heyecanlı, hareketli ve coşkulu söylenir. “yar”, “can”, “vay” ve “bahey” gibi süsleme sözler kullanılır.

         

        4-Damana: Dağ eteklerinde yaşayan Türkmenler arasında yaygındır. Bu tarz söyleyişte ses boğazdan doğrudan çıkar. “Gırtlak dönüşü” ve “Gırtlak atma” gibi unsurlar kullanılmaz. Hüzünlü seslerin dönüşü bu tarzın belli özelliklerindendir. Öyle ki bazıları Azerbaycan âşıklar sesini hatırlatır.[17]

         

         

        Bu tarzlarda farklı ve değişik lehçeler bulunsa da sazlar ve şiirler aynıdır. Ama ses tonları, çekilişi, kalınlığı ve yumuşaklığı veya sertliği değişir. Ancak bu ana tarzlardan ayrılarak yeni tarzlar da ortaya çıkmıştır. Örnek olarak: Ahal yolu, Hive yolu, Arkaç yolu, Ahal yolu.

         

         

         

        Türkmen Saz Aletleri

         

         

        Türkmenler arasında en önemli çalgı Dutar’dır. Asil Türkmen musikisinde darbeli saz kullanılmaz.[18] Ney, Kopuz, Kıcak Türkmenlerin diğer çalgılarıdır. Ney “Taş Tüdük” ve “Kargı (Kamış) Tüdük” olarak ikiye ayrılmaktadır. Kopuz ise iki küçük kaseden, bir ağaç tutanaktan ve iki telden oluşan küçük bir sazdır. Bunu genelde Türkmen kızları kullanır.

         

         

         

        Dutar

         

        Dutarınkökü ve ortaya çıkışı konusunda somut bir bilgi bulunmamaktadır. Ancak bir rivayete göre kökeni altı bin yıl önceye gitmektedir. Saz aleti eski Ortadoğu milletlerinin birçoğunda bulunmuştur. Arkeologlar Şuş’ta Danyal Nebi’nin kabrinin yanında kazı işi yaparken, elinde sazı olan iki adam heykeli bulmuşlardır; birinin elinde Tambur diğerinin elinde ise Ud vardır. Arkeologlar bu değerli eserin İsa Peygamber’den 3000-4000 sene önceki döneme ait olduğu kanısındadır [19].

         

        Türkmenler arasında yaygın olan bir efsaneye göre Dutar’ı ilk defa Hz.Ali’nin Baba Ganbar adında bir uşağı yapıp Türkmenlere vermiştir. Türkmenler arasında Dutar hakkında şiir yazıldığında çoğunlukla Baba Ganbar’ın adı da geçmektedir. Örnek olarak Türkmenistanlı şair Geldi Başi’nin sözünü yazdığı ve Akmurat Çari’nin müziğini yaptığı Dutarım adındaki şarkıda şu satırlar yer alır:

         

         

        Ol goca sungatkar Baba Ganbar’ın

        Mehir ıhlasından dören dutarım

        Gaygı hasrat basan buz dek göwünler

        Owazın yanlansa erer dutarım

         

         

        Türkmenler arasında Dutar’ın kutsal bir yeri olduğu için üstadın izni olmadan herkes onu kullanamaz. Usta onun nasıl kibar tutacağını öğrettikten sonra izin verir. Bazı Bahşiler Dutar’ı kullanmadan önce abdest alırlar. Türkmenler arasında Dutar’ın ruhani hocası ve piri bile vardır. Ona Âşık Aydın Pir denir. Türkmenlerin inancına göre Âşık Aydın Pir ve Baba Gambar birinin rüyasına girerse, ona gerçek Bahşi ünvanı verilir. 

         

        Dutar, uzun tekneli, uzun kollu, düz başlı, iki kulaklı, 13 perdeli bir sazdır.  Dutar genelde 90 santim uzunluktadır [20]. Ancak değişik yerlerde daha uzun ve daha kısa dutarlara da rastlamak mümkündür.

         

        Kase ve sayfası dut ağacından destesi kaysı ağacından, kulakları eğrilmiş tunçtan, perdeleri metalden, sayfa yüzündeki eşek dut veya ceviz ağacından, deste yüzündeki eşek ve boynuz da boynuzdan yapılır.

         

        “Dutar, Yaylı Kopuz’dan Kopuz’a geçiş döneminde oluşturulmuş, Telli Kopuz’un tipik örneğidir. Vertkov bu bölgenin Dutarlarını şöyle tarif ediyor: “Türkmen Dutarı iki tellidir. Özbek ve Tacik Dutarlarına çok benzer. Uzunlukları 90 cm’dir. Ancak Türkmen Dutarı Özbek Dutarına göre biraz daha küçüktür. Eskiden İpek tel kullanılan dutarda, yeni dönemde maden tel kullanılır.”[21] Mark Slobin’e göre, “1928 yılına kadar, yalnızca ipek tel kullanılıyordu.[22]

         

        Türkmen Dutarı çalması zor sazlardandır. Örnek olarak bir anda iki telin oynatılması lazımdır. Bu yüzden bazıları ona “Bahil Ağaç” (Cimri Ağaç) adını vermişler.Dutar genel olarak şu parçalardan yapılmıştır. 1-Kase 2-Kapak 3-Perde 4-Kulak 5-Boynuz 7-Şeytan Eşek 8-Tar 9- Eşek.

         

         

         

        Dutar Perdelerinin Adı

         

        Dutar’da on üç perde bulunmaktadır. Perdelerin adı yukarıdan aşağıya doğru şunlardan ibarettir:

         

        1-Baş Perde 2-Nevayi Perde 3-Yokarkı Açık Perde 4-Yukarkı Kıyamat Perde 5-Beşinci Perde 6-Genzev Perde 7-Aşakı Açık Perde 8-Türkmen Perde 9-Oğurca Perde 10-Göni Perde 11-Aşakı Kıyamet Perde 12-Kiçi Şirvan Perde 13-Ulı Şirvan Perde [23]

         

         

        Bu perdelerin klasik müzikteki ses değerleri ise şunlardır [24]:

         

        1-Do diyez 2-Re 3-Re diyez veya Mi bemol 4-Mi 5-Fa 6-Fa diyez veya Sol bemol 7-Sol  8-Sol diyez veya la bemol 9-La 10-Si bemol  11-Si 12-Do13-Do diyez veya Re bemol 14- Re

         

         

         

        Kemençe/Gıcak

         

        Kemençe/Gıcak Türkmenler arasında ikinci çağlı olarak bilinmektedir. Türkmenler arasında Gıcak adıyla bilinen bu saz 700- 800 mili metre uzunluğa sahip olarak narcıl şeklinde olan bir kaseye bağlanmış durumdadır. Onun teli (tarı) at kılından yapılır [25]. Telleri eskiden ipekten yapılırmış, ancak sonra mandolin teli, ipeğin yerini tutmuş. Kıcağın dört teli vardır. Onun kasesi ağaçtan sayfası ise deriden olmak üzere, ortası diğer yanlarından daha kalın olan deriden ve eşeği üzüm ağacından yapılmaktadır. Tutanağı ise konik şekillidir [26].

         

        “Orta Asya Türklerinde en orijinal Kemençeler, Türkmenlerin Gıcak dedikleri kemençelerdir. Bunlar yapı ve ustalık bakımından da geliştirilmişlerdir. Türkmen Kemençesinde melodiler, Dutara göre, notalar ara vermeden ve birbirilerine bağlı olarak (legato) çalınır. Türkmen Kemençeleri, yani Gıcaklar, melodik olarak halk şarkılarına daha uygun çalınır. [27]

         

         

        Düdük

         

        Yedi boğumlu kargıdan (kamış) yapılır. Kargının boğum uzunluğuna ve çalanların zevkine göre uzunu kısası vardır. Üflemeli bir çalgı olan düdüğün sekiz deliği vardır. Türkmen Bahşileri “Goşa Düdük”, “Dilli Düdük” ve “Daş Düdük” olmak üzere üç türlü düdük kullanmaktadır. Türkmen dilli düdükleri insan sesine çok benzerdir. Dolayısıyla dilli düdükler türkülere rahatlıkla eşlik edebilirler. Dilli düdükler Gıcak ve Dutarla aynı skalalar üzerine yapılmış olduğundan dolayı, toplu çalışlarda uygun bir sese ulaşabilirler [28].

         

         

         

        Gopuz

         

        Gopuz sözü Divan-i Lugat-i Türk’de ud/saz anlamında geçse de ve Türkmenler arasında geçmişte dutar anlamında kullanılmış olsa da, bugün sadece ağızla çalınan saza denilmektedir. Uzunluğu 5-7 santim olan bu küçük saz, biri gövde biri dil olarak bilinen iki parça çelikten oluşmaktadır. Geçmişte Gopuz iki görünüşte yapılırmış:1-Ağaç Kopuz- 2-Demir Kopuz [29].

         

        Gopuz çalgısını özellikle Türkmen kızları çalar. Türkmenistanlı ünlü çağdaş şair Kerim Gurbannefes (1988-1929) kızların kopuz çalışını bir şiirinde böyle yansıtır:

         

         

        Bugün bir gız gopuz çaldı

        Sazının gurbanı bolsam

        Çaldı cana otlar saldı

        Nazının gurbanı bolsam

         

         

         

        Sonuç

         

        Türkmen musikisi kendine özgü özellikleriyle dünyadaki araştırmacıların ilgisini çekmiş ve bazılarının araştırma konusu oluşturmuştur. Örnek olarak Rus araştırmacı Uspenski ve İngiliz araştırmacısı Jeorje Tamson’u söylemek mümkündür.

         

        Ama yabancı araştırmacıların önemsediği bu alanda, Türk dünyasının en büyük ülkesi sayılan Türkiye’de özel bir çalışma yapılmamış ve burada Türkmen musikisi üzerine ister basın yayın ister internet sitelerinde fazla bir bilgi bulunmamaktadır. Dolaysıyla bu hususa özel bir özen gösterilmesi ve kapsamlı araştırma yapılması gerekmektedir.

         

        

         

        

         


        


        

        [1] Abbas Teşekküri, “İran Çin rivayetine göre”, Moessese-i Beyn-ül-melel yayınevi, 1356. h.ş, s.1.


        

        [2] Kemaledin Nedimi, (Çevrimiçi) http://www.bayragh.ir/modules/smartsection/item.php?itemid=265, 2 Şubat 2011.


        

        [3] Kemaleddin Nedimi, (çevrimiç)  http://www.jamejamonline.ir/papertext.aspx?newsnum=100956587396, 31 Ocak 2011.


        

        [4] http://www.gtalk.ir/thread2164.html ,  27 Tem 2010.


        

        [5] Eminullah Güli, “Seyri der târih-i siyasi, ectemayi-e Torkamanha” Elm yayınevi, Tahran, 1366. h. ş., s.285.


        

        [6]. Hasan gholi Muayyidi, “Ghowm-e Eygur”, Daneşkede-i Edebiyat ve Ulum-i İnsani Dergisi, Tahran, 1353. h. ş. , s. 640.


        

        [7] Mohammad Reza Bigdeli, “Torkamanha-ye İran”, Pasargad yayınevi, Tahran, 1369. H. Ş., s. 475 (Özet alındı)


        

        [8] B.k.z: İsmail Yağcı, (Çevrimiçi) http://www.turksultans.com/calti.php?id=4, 05-01-2011


        

        [9] Alaçık: Türkmen çadırı


        

        [10] Arminyus Wambri, “Siyahet-i Derviş-i Drughin” terc. Fethali Hacenuryan, İntişarat-i İlmi ve Ferhengi yayınevi, Tahran, 1365. H.ş. s. 411.


        

        [11] Jeorje Tamson, “Hastgah-e Endişe ve Şeer”, terc. Celal Aleviniya, Tahran, s. 62.


        

        [12] Emeinullah Güli, a. g. e.s. 286.


        

         


        

        [14]http://www.gtalk.ir/thread2164.html , 27 Tem 2010


        

        [15] Huşeng Cavid, (çevrimiçi) http://goodarzidotar.com/Subject/6.htm , 2 Ağu 2010


        

        [16] B.k.z; Mohammad Taghi Mesudiye, “Avanevisi ve Tecziye ve Tehlil, giriş kısmı: Türkmen musikisi”, Moesse-ye Ferhengi- Honari Mahur yayınevi, Tahran, 1379. h.ş.


        

        [17] Ahmet Azımov,  “Dutarın Ovazı Halkımın Sazı”,  Türkmenistan yay., 1986.


        

        [18] B.k.z; Mohammadreza Dervişi, “Dairet-el-moaref-e Sazha-ye İrani”, Moesse-ye Ferhengi- Honari Mahur yayınevi, Tahran, 1380 h.ş.


        

        [19] Halil Alinejad, “Moghaddeme-i ber Şenakht-e Tenbure, Aheng üç aylık dergisi, sayı 1, s. 138 (Özet alındı)


        

        [20] Ali Kafkasyalı, “İran Türkleri Aşık Muhitleri”, Eser Ofset yayınevi, Erzurum, 2006, s. 242.


        

        [21] “vertkov, V. Atlasmsıkalnıh instromentov narodov SSR, Moskova, 1963.” ten naklen “ Bahaeddin Ögel, Türk Kültür tarihine Giriş, Kültür Bakanlığı Yay., Ankara, 1987, C. 9, s. 130.” dan naklen  Ali Kafkasyalı, a. g. e., s. 243.


        

        [22] “ Mark Slobin, İnstrumental music in Northern Afghanistan, (Doktora Tezi), Univ. Of  Michigan 1969.” Dan naklen “ Bahaeddin Ögel, a.g.e., s. 130.” dan naklen  Ali Kafkasyalı, a. g. e., s. 243.


        

        [23] Nazar Muhammed Mustafa, Mughaddeme-i ber Musiki-ye Torkaman, Tahran 1378 h.ş. s. 141-142.


        

        [24] Ali Kafkasyalı, a. g. e. s. 244.


        

        [25] Asghar Askeri Khanghah- Mohammad Şerif Kemali, “İraniyan-e Torkaman”, Esatir yayınevi, Tahran,1374 h.ş. s. 197.


        

        [26] Mohammad Hosyn Gharib, Tarih-e Musighi ve Aheng-e Bastan, Tahran, 1362.h.ş. s. 39.


        

        [27] Bahaeddin Ögel,  a.g.e. s. 283.


        

        [28] Ali Kafkasyalı, a. g. e. s. 246.


        

        [29] http://daftar-aval.blogfa.com/post-36.aspx ,  29 Eki 2010.


Türk Yurdu Mayıs 2011
Türk Yurdu Mayıs 2011
Mayıs 2011 - Yıl 100 - Sayı 285

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele