Bulgaristan’a Okka ile Satılan Arşiv Belgeleri

Mayıs 2011 - Yıl 100 - Sayı 285

Arşivler Devlet Varlığının Hâfızasıdır

 

Bilindiği gibi her millet bir târihî mîrâsın sâhibidir. Bu târihî mîrâsın önemli bir bölümünü arşivler, kütüphaneler, eski eserler gibi maddî ve mânevî kültür varlıkları teşkil ederler. Millet olabilme ve kalabilmede, şüphesiz bu kültür varlıklarının büyük yeri ve önemi vardır.

 

Sâhip olunan bu kültür varlıklarının nesillerden nesillere intikâli ise, bunların muhafazası ve değerlendirilmesi ile mümkündür.

 

Geçmiş ile günümüz arasında bağlantı kurmak gibi hayatî bir görev üstlenen arşivler, tereddütsüz bir milletin en değerli hazinesi ve devlet varlığının da hâfızası sayılmalıdırlar.

 

Arşivler bir ülkenin tapu senedi, bir milletin kimliği, hâtıratı, onun bütün varlığı, hakları ve hususiyetleri ile onu geçmişinden bugüne ve yarınlarına bağlayan temel dayanağıdır. Zîrâ, toplum hayatı ile ilgili idârî, siyasî, hukukî, askerî, iktisadî, dinî, ilmî, biyografik, jeneolojik, teknik ve kültür konularındaki araştırmalar, devletlerin milletlerarası münâsebetlerinde haklarının tesbiti için gerekli belgeler, devrinin ahlâk, örf ve âdetlerini ve çeşitli içtimâî hususiyetlerini gösteren her türlü belgeler ancak arşivlerden temin edilebilir. Bu hususiyetleri itibâriyle, arşivlerin en büyük özelliği, toplum ilimlerine başlangıç ve ilk elden kaynak olmalarıdır. Bundan dolayıdır ki, bir devletin ve milletin târihi, devlet ve millet hayatının öz çizgileri demek olan arşivlerinde gizlidir.

 

 

Türk İdâre ve Kültür Hayatında Arşivlerin Yeri

 

Geçmiş ile bugün ve gelecek arasında sağlam köprüler kurulması, siyaset, ekonomi, toplum hâyâtı ve kültür alanında yaşanan tecrübelerin gelecek kuşaklara sağlıklı bir şekilde aktarılması, devletlerin ve milletlerin târihinde çok büyük önem taşımaktadır.

 

Çok köklü bir geçmişe ve çok zengin bir târihe sâhip Türk milleti bakımından, konunun taşıdığı önem çok daha farklı bir mahiyet arz etmektedir.

 

Türk idâre ve kültür hayâtında, arşivlerin çok eskiye giden târihi, Orta Asya Türklüğü’ne kadar uzanmaktadır.

 

Orta çağların en medenî milletlerinden biri olan Uygur Türkleri’nin şehirlerinde zengin kütüphaneler, resmî daireler, noter ve gümrük teşkilâtı, mahkemeler ve resmî evrakın muhafaza edildiği arşivler bulunmaktaydı.

 

Anadolu Selçukluları’ndan ve diğer Türk devletlerinden gelen eski bir devlet an’anesi olarak, daha ilk devirlerinden itibâren Türklerde arşiv fikrinin var olduğu bilinmektedir.

 

 

Türk - İslâm geleneğinde yazılı kâğıda saygı gösterilmesi sebebiyle, devlet işlemlerine ait yazılı vesikaların tamamı, müsveddeler de dâhil olmak üzere titizlikle muhafaza edilmiştir.

 

Orta, Yakın - Doğu ve Balkan ülkeleri içerisinde, Osmanlı arşivleri, idârî kayıtların devlet eliyle tesbit edilip düzenlendiği ve günümüze kadar muhafaza edildiği örnek kuruluşlardır. Arşivin, bir milletin târih ve kültür hazinesi olduğunu idrâk eden ecdâdımız, bunun içindir ki, kurduğu arşiv teşkilâtına ‘Hazine-i Evrak’ adını vermiştir.

 

Osmanlı Devleti’nde, yüzyıllar boyunca ve devrinin bürokratik sistemine göre teşekkül eden arşiv malzemesi, XVIII’inci yüzyıl ortalarına kadar titizlikle muhafaza edilmiş; bu târihten sonra araya giren harpler, ihmal, ilgisizlik ve elverişli olmayan şartlar yüzünden bu dönem arşiv malzemesinin bir kısmı elden çıkmış, asırların tahribine uğramıştır.

 

 

Osmanlı Arşiv Belgelerinin Okka ile Bulgaristan’a Satılması

 

1931 yılında, asla affedilmesi ve unutulması mümkün olmayan bir gaflet ve hıyânet neticesi, dünyâ arşivcilik târihinde bu konuda tek örnek olan ve Türk arşivcilik ve kültür târihine kara bir sayfa olarak geçen, çoğu Mâliye Teşkilâtı’na ait Osmanlı dönemi arşiv belgeleri, millî hâfızamızın bir bölümü, sorumsuz, millî kültür ve târih şuûrundan nasipsiz zihniyetlerin gayretleriyle, Bulgaristan’a hurda kâğıt olarak, kilosu üç kuruş on paradan satılmıştır.

 

İstanbul Defterdarlığı Mâliye Arşivi’nde bulunan askerî, mâlî, ticârî, siyasî, hukukî, edebî, sanayî, denizcilik  ve bilim tarihimize ait, 30 ile 50 ton arasında arşiv malzemesi, Mâliye Bakanlığı’nın emri ile hiçbir uzmanlık bilgisine sâhip olmayan iki tapu memurunun üstünkörü incelemeleri sonucunda, “Günün Mâliye işleri ile ilgili olmayıp, bir değer taşımadıklarına, hükümlerinin geçmiş olduğuna” karar verilerek, uzman şahıslara ve ilgili kuruluşlara danışılmadan, kese kâğıdı ve kâğıt hamuru yapılmak üzere, 1931 yılı Mayıs ayında Bulgaristan’a satılmış ve Bulgaristan’a gönderilmek üzere, Sirkeci’den döke saça vagonlara doldurulmuş ve bu şekilde elden çıkarılmıştır.

 

Kamyon ve at arabalarına yüklenirken dökülen evraktan bir kısmı, çevredeki çocuklar tarafından toplanmış, sağa sola savrulanlar çöpçüler tarafından süpürülerek Kumkapı sâhillerine atılmıştır. Son Posta gazetesinin 13 Mayıs 1931 târihli nüshasının birinci sayfasında, satılan evrakın at arabasına yüklenmesine ait bir fotoğraf yayımlanmıştır. Aynı mâhiyetteki bir başka fotoğraf da, Târih Hazinesi dergisinin 1 Ocak 1951 târihli sayısında neşredilmiştir.

 

Osmanlı dönemine ait târihî değeri olan arşiv malzemesinin bu şekilde çirkin görüntülerle Bulgaristan’a satılması, Türk matbuatında büyük tepki ile karşılanmış, söz konusu arşiv belgelerinin satışının durdurulması için geniş bir kampanya başlatılmıştır. Bir milletin târih ve kültür mîrâsını satmak anlamındaki bu facia, olaydan haberdar olan İsmail Hakkı (Konyalı) ve Muallim Cevdet (İnanç Alp) gibi şuûrlu insanların himmet ve gayretleri ile kısmen önlenebilmiş; Fuad Köprülü, Ahmet Refik (Altınay) gibi târihçiler konunun önemine dikkat çekmişler, bütün bunların netîcesi olarak, arşiv malzemesinin bir bölümü satıldıktan sonra, Hükûmet harekete geçmiştir. Bulgaristan’a gönderilmek üzere balyalar hâlinde hazırlanmış bir kısım arşiv belgesinin bu sâyede satışı önlenebilmiştir.

 

Basında konu ile ilgili olarak yer almış yazılardan bir kısmını, iktibaslar yaparak dikkatlerinize sunmak istiyoruz:

 

“Eski Evrak Hazinesi Satıldı

 

Maliye Vekâleti İstanbul evrak hazinelerinde bulunan eski kâğıt ve defterlerin satılmasına karar vermiştir. Maliye Vekâleti bu kararını İstanbul Defterdarlığı vasıtasıyla tatbik ettirmiştir. Bunların okkası (3) kuruş (12) paraya İzzet Halim Bey, M. Takforyan ve ortaklarına satılmıştır.

 

Kâğıtlar bu şirket tarafından Bulgaristan’a gönderilmektedir. Dün hapishane[1] ittisalindeki Maliye Hazinesi’nden (120) balyalık bir kısım, arabalarla Sirkeci istasyonuna nakledilmiştir. Bunlar içinde Fatih devrine ve Vidin, Silistre, Tuna vilâyetlerine ve yeniçerilere ait birçok vesikalar, (300) sene evveline ait ‘ulufenâme’ler vardır.

 

Tarihî kıymeti haiz olması lâzım gelen bu eserlerin bir mütehassıs tarafından tasnif edildikten sonra satılması çok muvafık olurdu zannındayız.”

 

                                                                                (Son Posta, 13 Mayıs 1931, 1. s.)

 

“Yanlış İş - Evrak Hazinesi Dikkatsizlikle Satılmış

 

Tapu Dairesi’nin yanındaki Bizanslılara ait eski kadın hapishanesindeki hazine-i evrakı satmışlar, (120) balya ve (500) sandık tutan bu eski ve tarihî kıymeti olan kâğıtlar arabalar ile taşınıyor. Bulgaristan’a götürülüyor.

 

Bu kâğıtlar satılmadan evvel bir defa tetkik edilmesi lâzım geldiğine dâir dün ileri sürdüğümüz mütâleâ lâzım gelen aksi yapmıştır. Ve bu işte bir yanlışlık olduğu anlaşılıyor. Çünkü maliyenin satılmasına karar verdiği eski harflerle basılmış tarihî kıymeti olmayan evrak ile boş kağıtlardır. Yanlışlık işte bundan ileri geliyor.

 

İtiraz ve ikazımız üzerine Defterdarlık dün derhal tahkikata başlamış, birkaç memur isticvap edilmiştir. Bulgaristan’a gitmemiş olan evrak da yoldan geri çevrilmektedir... Satılan evrak arasında (İshak Zencani) gibi yazma, manzum eserler, yeniçerilere ait hesap kâğıtları vardır.”

 

(Son Posta, 14 Mayıs 1931, 1. s.)

 

“Bu Acıklı Bir İştir

 

............

 

Sultan Ahmet’te eski hazine-i evrakta bulanan kâğıtlar bir Bulgar şirketine okka ile satılmıştır. Bu şirket hazinenin önüne kamyonları, arabaları getirmiş, kâğıt balyalarını doldurarak, şimendüferle Bulgaristan’a sevk etmiştir...

 

Bunlar arasında Viyana Seferinde ordunun sarfiyatına ait defterler ile bütün eski defterdarların tatbik mühürleri ve daha bazı kıymetli vesikalar vardır.

 

(Vakit, 19 Mayıs 1931, 1-2. ss.)

 

“Mesele mühim! Bu işte âmil ancak cehâlet mi olabilir?

 

Sultan Ahmet’teki hazine-i evrâkın satılması günün hâdisesi oldu ve bütün tarih ve ilim meraklılarını telâş ve asabiyete düşürdü. Defterdarlığın boş, lüzumsuz kâğıt diye sattığı bu evrak içinde birçok tarihî vesikaların mevcut olduğu bir tesadüf neticesi anlaşılmıştır. Tarih Encümeni reisi Köprülüzade Fuat (B.) bu hususta bir muharririmize demiştir ki:

 

Satılan 200 balya evrak arasında çok kıymetli tarihî vesikalar olduğu muhakkaktır. Böyle bir şey satılırken sormak lâzımdı. Memleketin Darülfünunu, tarih encümeni, bu işte iştigal eden adamları var... Bu hâdise memleketin haysiyeti mânevîyesi için en büyük bir cürümdur.

 

Dünyada hiçbir milletin kendi tarihî vesaikini sattığı görülmemiştir. Ortada bir selâhiyeti tecavüz meselesi vardır. Bu satış ancak sevki cehaletle yapılmıştır... Bu vesikaların kıymeti ölçülemeyecek kadar büyüktür. Başka memleketlerde bir tanesine avuç dolusu para vererek alıyorlar, biz de satıyoruz. Frenkler bir satırının üzerinde aylarca tetkikat yapıyorlar. Eğer söylendiği gibi hakikaten bu evrak memleket haricine çıkmış ise derhal geri satın alınmalıdır. Bu vesika Avrupa kütüphanelerine gidecek, belki senelerce sonra biz aynı kitaplarda tetkikat yapmak için binlerce para sarfedeceğiz.”

 

(Milliyet, 20 Mayıs 1931, 1. s.)

 

“Evrakın Bulgaristan’a sevk edilmesinde bir suikast olduğu ve bundan bir müddet evvel bir Bulgar generalinin şehrimize gelerek Bulgaristan’a ait tarihî vesikalarla meşgul bulunduğu dünkü akşam gazetelerinden birinde yazıyordu...”

 

(Milliyet, 21 Mayıs 1931, 3. s.)

 

Son Posta gazetesi, ‘Halkın Sesi’ köşesinde, satılan evrakla ilgili olarak halkın görüşlerine yer vermiştir:

 

“Necati (B.) (Kadırga Güngörmez Sokak 18)

 

- Biz tarih itibariyle çok eski bir milletiz... 7 asırlık bâkir vesikalarımızın elden çıkarılmasını âdetâ bir cinayet telâkki ederim.

 

Mehmet Ali (B.) (Sultan Ahmet Firuzağa 28)

 

- Biz fakir bir milletiz. Paramız yok; iktisadî buhran içinde kıvranıyoruz. Buna rağmen ben dedelerimizin âsârını satmayı cinâyet sayarım. Onlar bizim mefâhirimizdir...”

 

(Son Posta, 23 Mayıs 1931, 2. s.)

 

Konu ile ilgili olarak, Milliyet gazetesinde Türk Tarih Encümeni âzâsı Ahmet Refik (Altınay) ile bir röportaj yapılır. Ahmet Refik Bey özetle şunları ifâde etmiştir:

 

“Satılan evraktan yere dökülüp de çocuklar tarafından yirmi kuruşa satılanları gördüm: 1134 tarihli, Hatçe Sultanın mutfak defteri, o zaman yenilen yemeklerin isimleri ve bir sultanın mutfak masrafı hakkında mühim bir vesika. Şeyh Galib’in ailesine ve aile efrâdına dâir bir hüküm. Donanma mesârifine ait bir defter. Uygur yazısı ile bir alfabe. Acaba bunlar mühim vesikalar değil mi?”

 

(Milliyet, 24 Mayıs 1931, 1, 6. ss.)

 

Son Posta gazetesinde, 28 Mayıs 1931 târihinde yer alan haber ise şu mâhiyettedir:

 

“Tarihî Vesikalar Meselesi İçin Bir Takrir Hazırlandı...

 

Paçavra fiatına satılan milyonlar değerindeki tarihî vesikalar meselesi Millet Meclisi’ne intikal etmek üzeredir. Öğrendiğimize göre Giresun mebusu Hakkı Tarık (Us), İstanbul mebusu Halil (Etem Eldem) Beyler bu hususta Meclis Reisliğine verilmek üzere bir istizah takriri hazırlamıştır.”

 

“Tarihî Vesikaların Satışı Faciası

 

Bu vesikaların satışını ilk duyan ve defterdarlığa haber veren Erkek Muallim Mektebi muallimlerinden Cevdet Bey (Muallim Cevdet İnançalp) diyor ki:

 

...

Bu evrak arasında Kanuni Süleyman’ın Macaristan’dan Arabistan’a kadar yaptırdığı meşhur tahriri nüfus evrakı ile en eski ve en kıymetlilerinden olmak üzere 2 bin vakfiye gitmiştir. Bunların arasında tarihî kıymeti hâiz birçok fermanlar, timar ve zeamet vesaiki de vardır. Ferman, vakfiye gibi vesikalar o zamanın en meşhur hattatları tarafından yazılmış olmaları itibari ile hattı tarihî noktasından da fevkalâde kıymetlidirler.

 

Ekserisi tezhipli olan bu evrakın birer numunesini bulmak bugün hayli müşküldür. Bunlardan başka eski Türk müelliflerine ait ve nüshaları kalmamış yazma kitaplar da vardır.

 

...

Dikkate değer bir nokta da satılan evrak üzerinde muhtelif tarihlerde Bulgar mütefekkirleri ve diplomatları tarafından tetkikat yapılmış olmasıdır.

 

Bundan üç sene evvel İstanbul’a Bulgaristan hükûmeti tarafından Sofya’daki millî kütüphane şark şubesi müdürü Vladamir Toderof Hindolov gönderilmiş ve bu hazinede tetkikat yapmıştır.

 

...

 

Bundan sonra bir Bulgar generali gelmiş ve bu hazinede aylarca tetkikatda bulunmuştur. Bunu müteakip de eski Osmanlı Meclisi Mebusanında Manastır Mebusluğu eden Pançedoref gelmiş ve aylarca bu hazineye gömüldükten sonra dönmüş ve bir müddet sonra tekrar gelerek geçen yaz ve bu kışı daha ziyâde burada geçirmiş ve evrakı tetkik ile meşgul olmuştur.

 

Pançedoref’in bu evrak üzerindeki tetkikatına ait malûmat (Bulgaristan’a ait kıymetli vesikalar) diye Zora Gazetesi’nde tefrika edilmiştir.”

 

(Vakit, 30 Mayıs 1931, 3. s.)

 

7 Haziran târihli Vakit gazetesinde, “Büyük Millet Meclisi’nde, satılan evrak meselesinin görüşüldüğü, bundan sonra hiçbir evrakın satılmayacağı” haber verilmektedir.

 

Bulgaristan’a okka ile evrak satılması konusu ile ilgili olarak basında yer alan yazılar bir süre daha devam etmiş, yaklaşık beş yıllık bir aradan sonra, 1936 yılında basının konuyu yeniden ele aldığı görülmektedir.

 

Açık Söz gazetesi, 22 Mayıs 1936 yılında ‘Haraç mezat: Okkası 3 kuruş 10 paradan var mı alan?’ başlıklı haberinde, kamuoyunun dikkatini yeniden bu satış hâdisesine çekmektedir.

 

“Türk tarihinin muhtelif devirlerine ait vesikalardan tam kırk tonu 1200 Türk Lirası gibi kötü bir meblağ mukabilinde Bulgarya’ya ve oradan da dünyanın bütün müzelerine doğru şehrimizden uzaklaşmıştı.

 

Fakat mesele Büyük Millet Meclisine aksedince işe lâyık olduğu hassasiyet gösterilmiş ve Bulgarya’dan bunların ancak 53 balya tutan bir kısmı geriye getirilmişti.”

 

(Açık Söz, 24 Mayıs 1936, 1, 2. ss.)

 

Aynı gazetenin 25 Mayıs târihli nüshasında “Paçavra fiyatına satılanlar. Bu cinayet, bir Hazine-i Evrak Faciasıdır” başlığıyla, Muallim Cevdet İnançalp’in, dönemin Başbakanı İsmet İnönü’ye yazdığı mektup yayımlanmıştır.

 

***

 

Söz konusu arşiv belgelerinin satışını müteakip, İstanbul Mebusu Halil Etem (Eldem), Başvekil İsmet Paşa’ya aşağıdaki telgrafı çekmiştir:

 

“Ankara’da Başvekil İsmet Paşa Hazretlerine

 

İstanbul’daki maliye hazine-i evrakından yüzlerce sandık vesika satılmıştır. Taşınırken sokaklardan toplanan ve çocukların ellerinden üçer, beşer kuruşa alınan vesikaların numünelerini getiriyorum. Bu faciayı durdurmak için lâzım gelen emrin müsareaten itâ buyurulmasını ilim ve medeniyet namına ehemmiyetle rica ederim efendim.”

 

Muallim Cevdet’de, 17 Mayıs 1931 târîhli “Pek Muhterem Başvekil İsmet Paşa Hazretlerine” hitâbı ile başlayan uzun bir rapor sunmuş, Bulgaristan’a okka ile satılan evrakın muhtevâsı hakkında bilgi vermiş ve raporun ‘Netice’ başlıklı son kısmında, özellikle “Târihî evrak ve defter satışını men için iki satırlık kanun yapılmasını ve satılan evrakın iâdesini talep etmiştir.”

 

Bütün bu gelişmelerin ardından, vekâletlere ve devlet dairelerine Başvekâletten şu tamim gönderilmiştir:

 

“Ahiren İstanbul Defterdarlığı’nda eski ve lüzumsuz diye satılan evrak arasında çok kıymetli bazı tarihî vesikalar bulunduğu anlaşılmıştır. Bilumum daireler evrak mahzenlerinde de birçok kıymetli vesaik bulunacağı şüphesiz ve bunun takdiri ihtisas erbâbına ait bulunduğundan gerek merkezde ve gerek Vilâyetlerdeki evrak mahzenlerinde bulunan muamelesi hitam bulmuş eski ve yeni bilcümle evrakın hiçbir bahane ile ve hiçbir suretle ziyana uğramalarına meydan verilmemesi, bilâkis muhafazalarına itina edilmesi icap edenlere tamimen emir ve tebliğ buyurulmasını ehemmiyetle rica ederim, efendim.

 

26/5/1931

Başvekil

İsmet”

 

Mithat Cemal Kuntay, arşivlerini okka ile satanlara şöyle seslenmiştir:

 

“Bizden iki-üç yüz sene evvel uyananlar

Halâ uyuyanlardaki mâhiyyeti görsün!

Efsânesi kaybolsa kıyâmet koparanlar,

Târihini okkayla satan milleti görsün...”

 

Târihinden, târih şuûrundan, mâzî mîrâsından kopuşun bundan daha güzel ifâdesi olabilir mi?..

 

Bulgaristan’a târihî kıymeti olan evrakın okka hesabı ile satılması, bununda ilgili olarak basında çıkan yazılar neticesi, Hükûmet konunun üzerine gitmek durumunda kalmıştır.

 

Bu satırların yazarının, Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü döneminde hazırlanan ve sunuşu ile 1993 yılında yayımlanan ‘Bulgaristan’a Satılan Evrak’[2] adlı eserde, arşivcilik târihimizin bir dönemine ait perde aralanmış ve bu konu birinci el orijinal kaynaklar ve bilgiler ışığında ortaya konmuştur.

 

Bulgaristan’a okka ile satılan evrak konusu, ihmal edilen arşiv meselesini Türkiye’nin gündemine taşımıştır. Uzun seneler devletin çeşitli işlem ve yazışmaları sonucunda teşekkül eden evrakın ne olacağı, nasıl muhafaza edilip korunacağı, değerlendirileceği, kaderinin ne olacağı konusunda duyulan endişeler, arşiv hizmetlerini ve bu konuda alınacak tedbirleri ön plâna çıkarmış, Cumhuriyet hükûmetlerinin, ihmal edilmiş arşiv konusuna el atmalarına sebep teşkil etmiştir.

 

En önemlisi, Devlet Arşivi’nin kurulması konusunun Türk idare ve kültür hayatının gündeminde yer almış olmasıdır.

 

Bulgaristan’a hurda kâğıt fiyatına satılan evrakın, bilâhare diplomatik yoldan geri istendiği bilinmektedir. Bulgar Hükûmeti, Avusturya’dan uzman getirterek bu vesikaları inceletmiş ve en değerli olanlarla, kendilerini ilgilendirenleri arşiv ve kütüphaneleri için alıkoymuşlardır. Diplomatik yoldan geri istenen evraktan arta kalanlar, iki sene sonra Türkiye’ye iade edilmiştir. Ancak iade edilen bu evrâkın mahiyeti ve miktarı hakkında bir kayda da rastlanılmamıştır.

 

 

Bulgaristan’a Okka ile Satılan Osmanlı Evrakının Devlet Arşivimize Geri Getirilmesi

 

Türk kültür ve arşivcilik târihimizde yer alması bakımından, Bulgaristan’a satılan Osmanlı evrâkının Devlet Arşivi’mize geri getirilmesinin safahatını anlatmak isterim:

 

Devlet Arşivleri Genel Müdürü sıfatıyla, 6-11 Eylül 1992 tarihleri arasında Kanada’nın Mont Real şehrinde düzenlenen “XII. Milletlerarası Arşiv Yuvarlak Masa Toplantısı’na katılmıştım. Bu toplantıda, daha önce 25-26 Eylül 1991 târihlerinde Belgrad’da toplanan “Balkan Ülkeleri Arşiv Direktörleri Toplantısı”nda tanışmış olduğum Bulgaristan Cumhuriyeti Bakanlar Konseyi Arşiv Genel Müdürü ile karşılaştım. Bir sohbet sırasında, söz Bulgaristan’a satılan evrak konusu üzerinde yoğunlaştı. Bana, Bulgaristan’da rejimin değiştiğini, komünizmin sahneden çekilmesinden sonra her konuda bir rahatlama olduğunu, iki ülke arasında arşiv alanında işbirliğine gidilebileceğini ve 1931 yılında satılan evrakın örneklerinin de bu işbirliği çerçevesinde verilebileceğini ifâde etti.

 

Türkiye’ye dönünce, bu görüşmeyi dönemin Başbakanlık Müsteşarı Yücel Edil’e aktardım. Desteğini istedim. Kısa bir süre sonra da, T.C. Devlet Arşivleri Genel Müdürü sıfatıyla Bulgaristan’a dâvet edildim. Yücel Edil, beni yetkili kıldığı gibi, örtülü ödenekten de destek sağladı. Burada kendisini şükranla yâdediyorum.

 

T.C. Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü ile Bulgaristan Cumhuriyeti Bakanlar Konseyi Arşiv Genel Müdürlüğü arasında, 19.2.1993 târihinde Sofya’da 1993-1994 yılları için geçerli olacak bir “İşbirliği Protokolü” imzalandı. Protokolü, Türkiye adına genel müdür sıfatıyla ben imzaladım. Bu protokol çerçevesinde, aynı yılın sonunda iki uzman, Bulgaristan’a satılan belgenin miktar, muhteva, muhafaza şekli ve tasnif durumlarını tespit maksadıyla Bulgaristan’a gönderildi. Daha sonra bu işbirliği protokolleri her iki senede bir yeniden uzatılmış, bu çerçevede Türk arşiv uzmanlarının ağırlıklı olarak başta Sofya olmak üzere, diğer Bulgar şehirlerindeki arşivleri görmeleri ve buralarda tespitler yapmaları mümkün olmuştur.

 

Bulgaristan Bilimler Akademisi Başkan Yardımcısı ve Osmanlı tarihçisi Prof. Dr. Vera Mutafçiyeva’dan bizzat aldığım bilgilere göre, 1931 yılında hurda kâğıt olarak satışa çıkarılan belgeleri, Bulgar Hükûmeti, Sofya yakınlarında Kostaneç kasabasında faaliyet gösteren ‘Srnee Berger Kâğıt Fabrikası’nda kâğıt hamuru yapmak üzere satın almışlardır. Bu satışla ilgili olarak Türk basınında çıkan haberler üzerine, yazımızın önceki sayfalarında kendisine atıfda bulunduğumuz, Bulgar Konsolosluğu’nda görevli Panço Doref, satılan evrakın hurda kâğıt olmayıp, târihî kıymeti hâiz Osmanlı belgeleri olduğunu hükûmetine telgrafla bildirmiştir. Bunun üzerine Bulgar makamları, Berger Firması adına satın alınan bu belgelere Sofya garında el koymuş ve söz konusu evrakın târihî kıymette olduğunu Viyana’dan getirdikleri uzmanlara tespit ve teyîd ettirdikten sonra, kâğıt fabrikasından alarak “Cyril ve Methodius Kütüphanesi’nin Şarkiyat Şubesi’nde muhafaza altına almışlardır.

 

Bu belgeler, 1931 yılından itibâren tanınmış Şarkiyatçı Avusturyalı Herbert Duda ve Bulgar Gilib Gilibov tarafından, belge ve defter ayrımı olmak üzere tasnif edilmeye başlanmıştır. İkinci Dünyâ Savaşı sırasında, Sofya’nın bombalanması ihtimaline karşı, belgeler Sofya dışında muhafaza altına alınmış, harpten sonra tekrar aynı kütüphaneye nakledilmiştir.

 

Söz konusu kütüphane, 10 Aralık 1878 târihinde Sofya’nın Rus asıllı valisi Peter Vladimirovich ve Prof. Marin Drinov’un gayretleriyle kurulmuştur. Kütüphanenin aslî görevleri arasında, Osmanlı hâkimiyeti ve Bulgar millî uyanış dönemine ait belgeleri muhafaza etmek ve değerlendirmek yer almaktadır. Kütüphaneye 9 Eylül 1944 târihinde, Bulgar alfabesinin hazırlayıcıları olan Cyril ve Methodius’un adı verilmiştir. Kütüphaneye 1880’lerden bu yana, belge, yazma ve matbu eser temin edilmektedir. Bu malzeme arasında Filibe, Varna, Vidin, Şumnu, Hasköy, Rusçuk, Plevne, Silistre, Samakov, İslimye, Razgrad gibi şehirlerde bulunan Osmanlı arşiv belgeleri ve kütüphane materyali de bulunmaktadır.

 

Yazımızda adı geçen, Panço Doref’in İstanbul’da bulunduğu sırada, Bulgaristan’a yazmış olduğu mektupların kopyaları, bu satırların yazarı olan ve 1992-1997 yılları arasında Devlet Arşivleri Genel Müdürü olarak görev yapan İsmet Binark tarafından, Şubat 1993’de, Sofya’da iki ülke arşiv idareleri arasında imzalanan “İşbirliği Protokolü” münâsebetiyle bulunduğu günlerde tespit edilmiş ve temini cihetine gidilmiştir.

 

M. Panço Doref’in, aynı târihlerde Bulgaristan Ticaret Bakanlığı Genel Sekreteri olan G. Sokoloff’a, İstanbul’dan gönderdiği Bulgarca yazılmış mektuplar, bunların Fransızca ve Türkçe tercümeleri, İsmet Binark’ın genel müdürlüğü döneminde yayımlanan ve (2) numaralı dipnotta bibliyografik künyesi verilen kitapta yer almıştır.

 

Bu mektuplar, Doref’in İstanbul’da arşivlerde çalışmalarına devam edebilmek için, süre uzatımı ve maddî yardım talebinin yanı sıra, Türk arşivlerinin kendileri için çok önemli olduğu konusunda bilgiler ihtivâ etmektedir. Tesbitimiz, Bulgaristan’a evrak satışının gündeme geldiği günlerde, Osmanlı arşivlerinde Bulgaristan’ı ilgilendiren büyük miktarda belge bulunduğu, dolayısıyla satışa çıkarılan evrağın Bulgaristan tarafından satın alınmasında büyük yararlar olacağının, adı geçen tarafından Bulgaristan Hükûmeti’ne bildirilmiş olduğudur.

 

1931 yılından bu yana, hiçbir Türk yetkili bilim adamının göremediği belgeleri, bu protokol çerçevesinde, bizzat yerinde gördüm ve inceledim. Yine bu protokol çerçevesinde, Bulgaristan’a okka hesabı ile satılan Osmanlı evrakı üzerinde Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü uzmanlarınca şu tesbit yapılmıştır:

 

1- Satılan belgelerin, XV-XIX. yüzyıllar arasına ait timâr, zeamet, vakıf, ahkâm, ehl-i hiref, tersane, yeniçeri ve sipahi ocaklarına ait konuları ihtivâ ettiği, bunlar arasında erken döneme ait önemli defterlerin bulunduğu görülmüştür. Bursa’daki Orhan Gazi Vakıflarına ait, Fâtih döneminin ünlü âlimlerinden Molla Yegân ve Şemseddin Molla Gürâni’nin, Orhan Gazi Medresesi’nde ders okuttukları tespit edilmiştir.

 

2- Belgeler, 1931 yılından bu yana çeşitli aralıklarla ve değişik sistemlerle tasnif edilmiştir. Bu tasnif çalışmaları sonunda;

 

a- XV-XIX. yüzyıllara ait 713 defterden teşekkül eden ve kronolojik sıra tâkip eden defter serileri (fonu),

 

b- 219 dosya içinde 22.000 civârında çeşitli konulara ait belge ve defterden meydana gelen Oriental Arşiv Koleksiyonu (OAK adı verilen fon),

 

c- XVI-XVIII. yüzyıllara ait 13.000 belge ve defterin mevcut olduğu NPTA fonu,

 

ç- Coğrafî bölge ve idârî merkezler esas alınarak tasnif edilen ve takrîben 1 milyon belgeyi ihtivâ eden fon, olmak üzere, dört büyük fonda toplandığı görülmüştür.

 

Fiş hâlinde bulunan defter fonu hâriç, diğer fonların katalogları Bulgarca yazılmıştır. Defter fonunun fişleri, Sofya Üniversitesi Şarkiyat Bölümü’nden mezun olan ve Türkçe bilen Bulgar personel tarafından Türkçe olarak hazırlanmıştır.

 

3- Henüz tasnif edilmeyen 500.000 civârında belge bulunmaktadır.

 

4- Belgelerin tamamının 1,5 milyon civârında olduğu tespit edilmiştir.

 

Bu ilk inceleme ve tespit süresince, değişik fonlardan XV-XVIII. yüzyıllara ait olmak üzere, 10.570 poz, 21.140 sayfa tutan 113 defterin mikrofilmi çok cüzî bir bedel karşılığında satın alınarak, T.C. Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı ‘Mikrofilm Ünitesi’ne kazandırılmıştır.

 

Bu çalışmalar sırasında, satılan belgeler dışında, Bulgaristan’ın çeşitli bölgelerine ait 200 adet şer’iye sicili ile Balkanlar’ın en eski manastırı olan ‘Rila Manastırı’nda Osmanlı dönemine ait 18’i pâdişah fermanı olmak üzere 76 belgenin mevcudiyeti de tespit edilmiştir. Bu manastırda bulunan belgelerin en önemlisi, 1402 yılında Yıldırım Bayezid’in oğlu Süleyman Çelebi tarafından, bu manastırın korunması için verilen fermandır. Rila Manastırı’ndaki Osmanlı-Türk belgeleri ile ilgili olarak, 1910 yılında, Sofya’da D. Ihçiyev tarafından Bulgarca bir eserin[3] yayımlandığı da tespit edilmiştir.

 

Bulgaristan’da Türk arşiv uzmanlarınca yapılan tespit ve çalışmaların neticeleri, genel müdürlüğüm döneminde, Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı’nın yayını olarak neşredilmiştir.[4]

 

Bu yayında, Bulgaristan’a okka hesabı ile satılan belgelerin bugünkü durumu, yapılan tasnif çalışmaları, Orhan Gazi Vakıfları, ekler, Bulgaristan’dan Osmanlı evrakının getirilmesi ile ilgili olarak basında çıkan yazılar, Panço Doref’in Mektupları ve Osmanlı arşiv belgelerine dayanarak yapılan neşriyata ait bir bibliyografya yer almıştır.

 

1931 yılında Bulgaristan’a kilosu 3 kuruş, 10 paradan satılan bu târihî belgelerin mikrofilm ve fotokopilerinin Devlet Arşivimize kazandırılması, örneklerinin geri getirilmesi, Türk arşivcilik târihine bir hizmet sayfası olarak geçecektir. Bize bu imkânı hazırlayan dönemin yöneticilerine ve Bulgaristan’dan getirttiğimiz söz konusu evrakın mikrofilmlerini değerlendirip, bunları araştırmacıların yararlanmasına sunan hizmet ehli meslekdaşlarıma bu vesile ile Türk arşivciliği adına bir kere daha teşekkürlerimi sunuyorum.

 

Bulgaristan’a satılan evrakın Devlet Arşivimize kazandırılması ile ilgili olarak, basında çıkan yazılardan da bir-iki örnek vermek isteriz:

 

Prof. Dr. Necmettin Sefercioğlu, “Bulgaristan’a Satılan Evrak Ayıbımız” başlığı ile, 31 Aralık 1993 târihli Ortadoğu gazetesinde: “... Bir büyük ayıbın üzüntüsünü azaltacak bu girişim ve başarıda payı olanları kutlamak ve kendilerine teşekkür etmek, araştırmacılar için görev olsa gerektir.” diye yazmıştır.

 

Değerli edebiyat târihçisi, gazeteci-yazar Ahmet Kabaklı, 10 Ocak 1994 târihli Türkiye gazetesinde, “Bulgaristan’a Satılan Arşivlerimiz Kurtarılıyor” başlıklı yazısında: “Bu mutlu teşebbüsün öncüleri sıfatıyla Başbakanlık Müsteşarı Sayın Dr. Yücel Edil ile Devlet Arşivleri Genel Müdürü Sayın İsmet Binark’ı tebrik ediyorum.” diyor.

 

Yavuz Bülent Bâkiler, 30 Ekim 1993 târihli Türkiye gazetesinde:

 

“Dünyada, devlet arşivini, kör bir taassupla başka devletlere satan resmî diploma yobazlarını, sâdece biz yetiştirdik.

 

Ben, tahmin ederim ki, millî kültürümüze bu çok faydalı eserleri kazandıran İsmet Binark’ı, beyni bir kaç damla kan pıhtısından ibâret olan bir modern yobaz, bir gün belki de Bismil’e, Batman’a, Şırnak’a sürmek isteyecektir. Ama unutulmamalıdır. Açılan bu mübârek yolu, artık hiçbir karanlık kafa kapayamayacaktır.” diye yazmıştır.

 

26 Şubat 1994 târihli Zaman gazetesinde, konu “1931 yılında Bulgaristan’a hurda kâğıt fiyatına satılan evraklar geri getiriliyor. Osmanlı Arşivi’ne iade-i itibar” başlığı ile haber yapılmıştır.

 

Türk Yurdu dergisinin Şubat 1994 târihli, 78. sayısında “Bulgaristan’a Satılan Evrak Geri Getiriliyor” başlığı ile duyurulmakta, “Millî arşivlerimizin Türk ilim ve kültür hayatına kazandırılmasında gösterdikleri hassasiyet ve destekten dolayı Başbakanlık Müsteşarı Dr. Yücel Edil ile Devlet Arşivleri Genel Müdürü İsmet Binark tebrik edilmektedir.”

 

***

 

Bu münâsebetle ifâde etmek isteriz ki, biz devlet hizmetinde; son dönem Türk kültür, sanat ve fikir hayatında büyük hizmetleri olan Yüksek-Mühendis Dr. Ekrem Hakkı Ayverdi’nin “Şeref için değil, hizmet için çalışılacaktır.” sözünü kendimize rehber edinmiştik...

 

Ankara, Hacettepe ve Gazi Üniversitelerinin ilgili bölümlerinde kendilerine hocalık yaptığımız kütüphaneci ve arşivistlerin, Devlet Arşivlerinde görev yapan meslekdaşlarımızın; bu ölçü, heyecan ve şuûru kendilerine düstur edinmeleri en büyük dileğimiz ve beklentimiz olacaktır...

 

Unutulmamalıdır ki, bizler, “Halka hizmetin Hakk’a hizmet olduğu” şuûrunu kendisine hayat felsefesi yapmış bir milletin mensuplarıyız!..

 

 


         

         

        

         

         

         

        

        


        

[1]  Sultan Ahmed’deki Bizans döneminden kalma hapishane.


        

[2]  Bulgaristan’a Satılan Evrak ve Cumhuriyet Dönemi Arşiv Çalışmaları. Ankara, 1993, XXXV+604 s.

“T.C. Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi Daire Başkanlığı, Yayın No: 19.”


        

[3]  Diamende Ihçiyev: Turskite Dokumentina Rils kia Monastry, Sofia, 1910.


        

[4]  Bulgaristan’daki Osmanlı Evrakı, Ankara, 1994, XXII+230 s.

“T.C. Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı Yayın No: 17.”

 


Türk Yurdu Mayıs 2011
Türk Yurdu Mayıs 2011
Mayıs 2011 - Yıl 100 - Sayı 285

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele