II. Meşrutiyet Öncesinde İttihat ve Terakki Cemiyetinin Gayrimüslimlere Bakışı

Nisan 2011 - Yıl 100 - Sayı 284

        Biz bu çalışmamızda İttihatçılardan bir grubun çıkardığı “Osmanlı Gazetesi”nin[1] gözüyle İttihatçıların, Ermenilere ve diğer gayrimüslimlere bakışını ele alacağız. Aynı zamanda bahsedilen bu grupların Meşrutiyeti tekrar ilan etmek ve Sultan II. Abdülhamid’i devirmek için birlikte hareket edip etmediklerini ortaya koymaya çalışacağız.

         

        Osmanlı İmparatorluğu’nun unsurlarından olan gayrimüslim azınlıklar varlıklarını uzun süre geliştirerek korumuşlardır. Ne var ki, Fransız ihtilâliyle ortaya çıkan milliyetçilik akımı İmparatorluğun sonuna kadar uğraşılan, hatta İmparatorluğu yıkan bir unsur olmuştur. Tanzimat ve Islahat fermanlarıyla milliyetçilik adına istekler karşılanmaya çalışılmışsa da gayrimüslim Osmanlı vatandaşlarının, şartların iyileştirilmesi yönündeki istekleri hiç bitmemiştir. Gayrimüslimlerin istekleriyle verilenler hiçbir zaman örtüşmediğinden kargaşa ve şikâyet durumu pek değişmemiş, ıslahat ya da benzer adlar altında yapılan iyileştirme çalışmaları da sonuç vermemiştir.

         

        Bu ve benzer şikâyetlerin karşılanması amacıyla ve  “Osmanlı birliği” sağlamak adına uzun bir uğraş sonunda ilan edilen Kanun-i Esasi ve açılan Meclis-i Mebusan, fazla yaşama şansı bulamamıştı.[2] İşte bu ilk Meclisin kapatılmasından sonra Sultan II. Abdülhamid’e meclisi tekrar açtırmaya çalışan muhalif bir grup ortaya çıkmıştır. Namık Kemal’in önderliğinde ortaya çıkan Yeni Osmanlılara[3] benzer şekilde ve daha organize olarak ortaya çıkan İttihat ve Terakki adlı cemiyet, Meşrutiyet’in tekrar ilanı için dağınık gruplar halinde muhalefete başlamışlardır.

         

        Bu cemiyetin içinde olan ve kaçtıkları ya da sürüldükleri yurt dışında, basın yoluyla Sultan II. Abdülhamid’e baskı kurmaya çalışan bir grup “Osmanlı” adında bir gazete çıkarmıştır. Bu gazeteyi çıkaranlar yazılarında kendilerine de “Yeni Osmanlılar”[4] adını vermiştir. Bu grup ve İttihatçılar, milliyetçilik kavramına farklı bir açıdan bakmışlar ve “Osmanlı” kimliği adı altında tüm teb’ayı birleştirme hevesine düşmüşlerdir. Ahmet Rıza ve arkadaşları, İmparatorluk vatandaşlarının “Osmanlılaştırılması” konusunda kesin bir fikir birliğine varmışlardı.[5] İttihat ve Terakki Cemiyeti olarak da isimlendirilen bu grubun üyeleri, padişahı tahttan indirmek ve Meşrutiyet’i ilan etmek amacıyla her yolu denemişlerdir. Bu yollardan birisi de basın yoluyla halkı bilinçlendirmek ve kamuoyu meydana getirmek olmuştur.

         

         

        İttihatçılar ve Ermeniler

         

        Bizim bu yazımızı ele aldığımız dönemde daha çok Ermeni meselesinin ağırlık kazanmaya başlamasından dolayı biz de gazetenin Ermenilerle ilgili tutumuna ağırlık ve öncelik vereceğiz. İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin kuruluşundan itibaren parçalı bir yapı sergilediği bilinen bir gerçektir. Ancak ortak noktaları olarak diyebileceğimiz belki de en önemli nitelikleri, Sultan II. Abdülhamid ile olan ilişkileridir. Ermenilerin seslerini duyurmaya çalıştıkları bu dönemlerde, İttihatçıların da Ermenilere daha yakın durduğu bilinmektedir.  Bunun sonucu olarak Ermenilerle ilgili haberlere gazetede daha sık yer verildiği görülmektedir.

         

         

        Ermenilerin Doğu Anadolu’da yaptıkları hoş karşılanmadığı söylenmekle beraber eğer zülüm ve istibdat yönetimi düzelirse durumun kendiliğinden düzeleceği görüşü gazetenin her sayısında hemen hemen tekrarlanarak yazılması dikkat çekicidir.[6] Ermenilerin gerek Doğu Anadolu’da ve gerek İstanbul’da olayları tırmandırmak ve dışarıda ilgiyi üzerlerine çekmek amacıyla eylemlerini her geçen gün artırdığı bilinmektedir.[7] Örneğin Ermeni Patriği, İstanbul’da birkaç Ermeni’nin tutuklanması üzerine Sultan II. Abdülhamid’e verdiği bir layihayı değerlendiren gazete, Ermenilerin sefalet içinde olduğu haberiyle beraber, “Bütün İslâm âleminin bildiği gibi Padişah’a laf anlatmanın mümkün olmadığını Patrik galiba bilmiyor” şeklinde bir haberle bunu okuyucusuna duyurmaktadır.[8]  Ermeni Patriğinin isteği kabul edilince de bunu gazete şaşkınlıkla karşılamıştır.

         

        Ermenilerin ıslahat istekleri ve bunun Berlin Anlaşması’nın bir maddesi olarak Osmanlı Devleti’ne kabul ettirilmesi dolayısıyla, bölgede Ermeniler lehine ıslahat talepleri dışarıdan olduğu kadar Patrik vasıtasıyla da yapıla gelmiştir. Dışarıdan çok büyük bir zorlama olmadan Patrik’in isteklerinin kabul edilmesini de eleştiren gazete, yalnız Ermenilerin bu türden isteklerine değil, memleketin tamamına ıslahat gerekli iken, Sultan’ın yalnız Ermenilerin isteklerini karşılamaya dönük ve memleketin bir kısmında ıslahat yapma kararı İttihatçıların eleştirilerine sebep olmuştur.

         

        Doğudaki kiliselerinin tamiri konusunu ele alan gazete, Sultan II. Abdülhamid’in Ermenilerin yıkılan kiliselerini tamir ettirme sözü vermesine şaşırmıştır. Yazıda, memleketin tamamı ıslahata muhtaç iken “niçin Ermeniler?” sorusu sorulmaktadır. Hatta “Patrik kadar Şeyhülislam da görevini yapması gerekir” fikri ileri sürülmüştür. Hatta yazar, Şeyhülislam’dan da tıpkı Patrik’in isteği gibi Türkler lehine ıslahat lâyihası vermesi teşebbüsü beklemiştir. Burada İttihatçıların vurgulamak istedikleri Ermeni karşıtlığı değil, Sultan Abdülhamid’in kötü yönetimi ve Padişah’ı devirmek için fetva vermeyen, dolayısıyla işini layıkıyla yapmayan Şeyhülislam da suçlanmaktadır. Burada haberin tamamı incelendiğinde, gazetenin Ermenilere karşı bir tavrının olmadığı görülmektedir.[9]

         

        Zaman içerisinde İttihatçıların Ermenilere karşı tavırları olayların akışına göre değiştiği gözlemlenmektedir. Sasun olaylarına değinen gazete[10], Ermenilerin mezhep savaşı içine itildiğini ve memlekette dökülen kanların Avrupa’da devlet aleyhine kullanıldığını hâlbuki bu olayların sorumlusunun Padişah olduğunu bir kere daha dile getirilmiştir.[11]

         

        İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Sultan II. Abdülhamid ile giriştikleri mücadeleye Ermenilerin iyice karıştırıldığı, Ermenilerle ilgili olayların padişahın kötü idaresine bağlandığı, adı geçen gazetenin hemen hemen her yazısında bir vesileyle vurgulanmaktadır. Hatta artık belirginleştiği üzere padişahın yaptıklarından Ermeniler mağdur ve masum gösterildiği görülmektedir. Buna bir diğer örnek de Bitlis ve Van civarında Rus konsolosunun Ermenileri tahrik ederek, Müslümanlarla Ermenileri birbirine düşürdüğü yazılmıştır. “Yıldız sarayında oturan da” ifadesiyle Padişah’ın da Rus konsolosunun emellerine hizmet ettiği vurgulanmaktadır. Rusların yaptıklarını ispata hazır olduklarını söylerken, (padişahtan ve) saray halkından korkulması sebebiyle meseleyi Bab-ı Ali’ye söyleyemediklerine de işaret edilmektedir. Bu hususta “Eğer sultanın hafiyeleri saray ve kendisi hakkında bir şeyler duymuş olsalardı şüphe yok ki, komisyonlar kurdurularak incelemeler yapılırdı” görüşünü ileri sürerek Ermenilerin çıkardığı olaylara değil, Sultan II. Abdülhamid’in bu olaylarla ilgilenmediği üzerinde yoğunlaşılmaktadır.[12] Osmanlı Devleti’nin taahhüt ettiği ıslahatları değişik sebeplerle yapamamış olması ya da bu olayları bahane ederek yapmaması, İttihatçıların gözünde “Abdülhamid ıslahat yapmıyor” şeklinde hep propaganda yapmamışlardır.[13]

         

        Gazete’de, İttihatçıların Ermenilere yaklaşımlarının henüz işbirliği niteliğinde görünmese de en azından tarafsız davrandıkları görülmektedir. Doğu Anadolu’da olaylara karışan Ermenilerin Rusya ve İran’a sınır dışı edildiği bilinmektedir.[14] Rusya’ya kaçan veya Rusya’dan iade şeklinde sınır olaylarının sık görüldüğü bu tarihlerde örneğin, Rus konsolosunun isteğiyle kırk Ermeni’nin affedileceği ve altmış kadar Ermeni’nin de sürgünden dönmelerinin sağlandığı haberi yorumsuz olarak verilmektedir. Dolayısıyla İttihatçıların Sultan II. Abdülhamid ve Ruslara karşı olumsuz politikaları belki de Ermenilerin lehine bir şey yapılmış olmasından dolayı sükûnetle geçilmiştir.[15] Fakat Ermenilerle belki de yakın olmak adına onlar lehine haberlerin yapıldığı da oluyordu.[16] Ermeniler tarafında olduğu açık olan benzer şekildeki haberler yine gazetede zaman zaman yer almaya devam etmektedir. Doğu’da Ermenilerin katledildiğini iddia eden Rus konsolosunun Bab-ı Ali’ye nota vermesi üzerine çıkan haberde, Gazete, Sultan Abdülhamid’i de sözlü olarak “ikaz” etmiştir.[17] Bu haberlerle beraber gazete, Ermenilere Sultan tarafından bir rahatsızlık verildiğini düşündüklerinde Ermeniler lehinde tavır alınırken, Ermenilerin, Müslüman Türk halkına zarar verdikleri ya da benzer davranış içine girdiklerinde Ermenilerin davranışlarını onaylamadıklarını görmekteyiz. Bu gibi durumlarda da suçlanan genelde Ermenilerden ziyade Sultan II. Abdülhamid olmuştur.

         

        Gazetenin, Ermenilerin devlet aleyhine bir davranışları ya da benzer şekilde olumsuz tavırlarının olduğu olayları ya haber ya yorumsuz ya da çoğu zaman Ermeniler lehine yazılarla verdikleri sıkça görülmektedir. Erzurum, Ahlât, Van ve çevre illerden Muş’ta bulunduğu iddia edilen kalpazan ve silah tüccarı Ermeniler üzerine, Osmanlı ordularının büyük bir güçle gitmelerini eleştiren gazete, Ermenilerin silah yaptıklarını doğrulamasına rağmen yaptığı haberler Ermeniler lehine olmuştur. Gazete eleştirisinde, “bunu görecek, ortaya çıkaracak memurun bulunmadığını” yazmıştır. Ermenilerin askerlere rüşvet verdiğini de iddia eden gazete “Dinsizin hakkından imansız gelir” diyerek adeta olanı meşru göstermiştir. Doğu Anadolu’da Sultan II. Abdülhamid dönemin şartlarına göre kimi zaman sert, kimi zaman tavizci, ılımlı, dengeli ve olumlu şekilde kendini göstermiştir.[18]

         

        Gazete, Sultan II. Abdülhamid’in Doğu Anadolu’da kurduğu Hamidiye Alayları’nı[19] da sert bir biçimde eleştirmiştir. Onları cahillikle suçlayan gazetede, zavallı Ermenilerin “Hamid”in emriyle hareket eden “çapulcuların” gazabına uğramaktadır denilmektedir.[20] Devlet tarafından Ermenilerin taciz edildiği bilgileri yalnız gazetede değil, aynı tarihlerde bölgede incelemelerde bulunan Amerikalıların Ermenilerle ilgili raporlarında da benzer ifadeler yer almaktadır.[21]

         

        Bu anlatılanların yanında İttihatçıların sultanlarını eleştirirken devlet yanlısı Ermenilerin olaylara çok daha farklı yaklaştıkları görülmektedir. Paris’ten gazeteye yazan bir Ermeni, Fransa’nın Midilli’ye asker çıkarmasını Mısır’da yaşayan Ermenilerin sevinçle karşıladıkları haberini veren gazeteye ilginç bir yazı göndermiştir. Yazıda özetle:

         

        “Memleketinin faydasını bilmeyen pek çok genç çocuklar, bunları bütün Ermenilere mal etmek yanlış olur. Türkler içinde de Ermenilerin koyunlar gibi boğazlanmasını görenler pek çoktur. İki millet arasındaki kargaşanın sebebinin sultan olduğunu, bunu Türkler ve Ermeniler arasında husumet var gibi görmek, asırlardır Osmanlı’ya hizmet eden Ermenilere haksızlık olur”.

         

        demektedir.  Bu muhtevada bir yazının gazeteye aktarılma sebebi, Ermenilere desteğin ötesinde, gazetenin politikasına uygun olarak, yazının Sultan II. Abdülhamid’i suçlaması olabilir.[22] Gazete’nin bir sonraki sayısında yaşlı bir Ermeni, “Allah şu sultanın canını alsa da, bizde Türklerle yine barış içinde yaşasak demektedir”. Bu ve benzer haberler gösteriyor ki, Sultan II. Abdülhamid’e karşı olan Ermenilerle İttihatçılar ortak noktada buluşabilmektedirler.

         

        İttihat ve Terakki Cemiyeti, Lahey’de, 1899 tarihinde “Sulh Kongresi” adıyla bir toplantı yapmıştır.[23] Cemiyet, kendisini anlatmaya, tanıtmaya ve işlerin gidişatı ile ilgili durum değerlendirmesinde bulunmuştur. Ahmed Rıza tarafından mektupla gazeteye ulaştırılan yazıda, Osmanlı devletinin düzelmesi için “kavanin-i mevcude”nin tatbik ve icrasından başka çare kalmadı” denilmekte, “fırkamız sulh ve selamet taraftarı” denilmekte ve bir memlekette terakkinin ancak hukuk ve haysiyeti millimiz sağlanabildiği ölçüde gerçekleşeceğine işaret etmektedir. Yazının devamında; “Kanun-ı Esasi’nin tatbik edilmesi gereğinden başka çarenin olmayacağını Abdülhamid de anlayacaktır.” denilmektedir. Ahmed Rıza Bey’den sonra konferansta söz alan Meşveret gazetesi muharrirlerinden Anmakyan Efendi, “Ermenilerin mevcut durumda ne kadar mutazarrır olduğunu” anlatmıştır. Muharrir, “Türk ve Ermeni birleşmeliyiz bu idareye karşı durmalıyız, kavanin-i mevcudenin icrasını, meb’usanın küşadını istemeliyiz” demiştir. Corci İskaliyari Efendi adında bir Rum da; Rumların da Türkler, Araplar, Ermeniler gibi yönetimden şikâyet edeceğini, “Yeni Osmanlılar’’la beraber olduklarından ve Sultan Murad’dan bahsetmek istemiş ancak bilinmeyen bir sebeple konferansa gelememiştir.[24] Onun gelemeyişinin sebebi Sultan Abdülhamid olup olmadığı gazetede tartışılmamıştır. Zira gazete konferansa Sultan Abdülhamid’in büyük baskı yaptığını sert cümlelerle ifade etmiştir.

         

        Lahey konferansının görünürde İttihatçılarla Ermeni, Rum hatta Araplarla beraber hareket ettiği görülmektedir. Adı geçen konferansta İttihatçılar, ekalliyetlerin sabık Sultan Murad lehine tezahürü, Abdülhamid aleyhinde ortak paydada buluşuyor olmanın anlamını yönetim sorunu olarak görmüşlerdir. Milli marşları olan, coğrafyalarını çizmek için devlet aleyhine Rusya ve İngiltere’den devamlı yardım isteyen Ermeni ve Bulgarların isteklerini gerçekleştirmede aracı olabileceklerini düşünmedikleri yazılarından anlaşılmaktadır.

         

        Gazete, Cenevre’de Ermenilerin mutat olarak yaptıkları bir müsamere hakkında bilgi vermiştir. Müsamereye bu bilgileri aktaran yazar davetiye alarak ve “vatandaşlık görevi” olarak gittiğini yazmıştır. Ermeni öğrenciler yararına her yıl verilen bu davete İsveç halkının büyük ilgi gösterdiği yazılmaktadır. İsviçrelilerin yalnız Ermeniler için değil Türkler için de aynı şeyi yapacaklarına inandığını ama kendilerinin bunu başaramadıklarını kaydetmiştir. Bundan sonra yazılanlar ise daha ilginç görünmektedir. İsviçre’nin o gün gözde müzisyenleri çoğu kadınlardan teşekkül etmek üzere on beş kişilik bir koro ile Ermeni marşı “Ermeni millet havası” çaldıklarını ve “bizim” neden olmadığını üzülerek ifade etmişlerdir. Kemal Bey’in bazı şiirlerinin iyi bestelenmediği için kulağa hoş gelmediğini, ancak Ermenilerin dillerini anlamasa da “çok güzel” söylediklerini anlatmaktadır.[25] Gazete milli marş söylenmesine “oldukça ilginç” ve “bir o kadar da üzücü” şeklinde yaklaşmaktadır. Ermenilerin 1900’lü yıllarda “milli marş” yazacak ve onu ortak bir ülkü haline üç yıldan beri ulaşmış olmaları açıkça bellidir. Buna İttihatçıların sadece “keşke bizimde olsa” mantığıyla yaklaşmaları eksik ve Ermenilerde uyanan milliyetçilik duygularını iyi değerlendiremedikleri görülmektedir. Hatta daha ileri giderek Ermeniler ile Türkler’in bir ittifak halinde hareket edecekleri ve bunu kuvveden fiile geçirmek için hiçbir engelin olmadığını da gazetede zaman zaman iddia etmişlerdir. Ermenilerin gazeteye göre “ittihaz edecekleri” iki yol da gösterilmektedir; birincisi Osmanlı sancağı altında yaşamak ya da Rusya’ya iltihak etmek seçenekleri sunulmaktadır. Bunları yapmadıkları takdirde Ermenilerin de Bulgarlar ve sair diğer Balkan hükümetleri gibi bağımsız bir devlet kurma istekleri ise aklen ve siyaseten mümkün olmadığı ileri sürülmektedir. Çünkü Ruslar ve coğrafi konumlarının buna imkân vermeyeceği görüşündedir. Çare olarak Ermenilerin “Türk tabiiyetini” seçeceklerini, bunu Ermenileri tanıyan bütün herkesin hem fikir olduğu bir görüş olarak gazetede yer almıştır. Bütün bunların gerçekleşmesi için de Meşrutî yönetimin gelmesi gereği işaret edilerek, sözde Ermenilere yol gösterilmiştir.[26]

         

        Milli marş konusu gazetenin dikkatini çekmiş olmalı ki, Ermeniler Mısır’da yaptıkları toplantı da bu konu tekrar ele alınmıştır. 23 Ağustos Pazar günü Mısır’da yaklaşık üç yüz kişinin katıldığı bir Ermeni kongresinde, Mısır tiyatrosunun ortasında “Ermenistan arması”, kırmızı bayraklar üzerinde yazılmış ihtilâl, hürriyet kelimelerinin göze çarptığı yazılmıştır. Milli bir marş çalındıktan sonra “Yeni Hınçak Komitesi”nden olduğu bildirilen beş kişiden birinin heyecanlı bir konuşması alkışlanmıştır. Burada yapılan konuşmalarda “Ermeni istiklal ve mazisi” ağırlıklı konuşulmuştur. Hatta gazetenin muhabiri “Osmanlı ittihadı”ndan hemen hemen bahsedilmediğini hayretle karşılamıştır. “Bu kadar felaketlerden ve tecrübelerden sonra hala Ermeni komitelerinin serlerinde heva-yı istiklâl ismi cidden acınacak bir haldedir. Biz biliyoruz ki bu komitelerin Anadolu’da hiçbir nüfuz ve iktidarları kalmamıştır.[27] Gazete her ikisinin ayrı düşündüğünü ve Osmanlıcılık fikrinin halen Anadolu’da hiç olmazsa yürütülebileceği vehmiyle Ermenilerin uyanan milliyetçilik duygularını halen göremedikleri anlaşılmaktadır.

         

        Damat Mahmut Paşa[28] grubunun desteklediği Osmanlı gazetesinin bir temsilcisinin Ermenilerin bir sosyal aktivitesine katılmaları ve onları destekler tarzda yazı yazmaları şaşırtıcı değildir. Özellikle Ermenilerin Osmanlı devletine karşı olayları artırmalarını adeta sevinçle karşılayan gazete, bu tutumun Sultan II. Abdülhamid’e karşı olduğunu düşündükleri için bu ve benzer hemen hemen her olayı desteklemişlerdir. İttihatçıların 1902 kongresine[29] Ermeniler de katılmışlardır.[30] Ancak İttihatçıların “vatandaşlık görevi” olarak değerlendirmeleri katılımı ilginç kılmaktadır. Bunu bir ortak paydada buluşmak olarak değerlendirdikleri düşünülebilir.

         

        İttihatçılar, Ermenilerin Cenevre’de düzenledikleri faaliyetlere özel davetlerle katılırken, aynı Ermenilerin Brüksel’de düzenledikleri kongrede Türkler aleyhine bir takım kararlar alıp sözler söylemeleri, İttihatçıların bile canını sıkmıştır. 1895 tarihlerinde İstanbul’da da bulunan Mösyö Jözef Dona’nın adı geçen kongrede Türkler aleyhine söz söylemesi sebebiyle “Armanya” gazetesinin “direktörüne” gönderilen cevabî mektup ilginç ve iddialı cümleler içermektedir. Cevapta “Kırmızı Sultan“cani” gibi sıfatlarla anılan Sultan II. Abdülhamid’ in Ermenileri katlettiği iddialarına da yalnız Ermenilerin değil çeyrek asırlık bu yönetim zamanında “Müslim veya gayrimüslim” gözetilmeksizin sürgünlerde dâhil 450 ya da 500 bin insanın “telef” edildiği kaydedilmektedir. Böyle bir işlemin vicdanen de dinimiz gereğince de kabul edilemeyeceği de hemen yazının devamında ilave edilmektedir.“Bunlar benim gibi insan ve kardeşlerimizdir.”denilmektedir. Ermenilerin Doğu Anadolu’da toprak talepleri olmadığına inandığını belirttiği mektupta, “bütün Osmanlıların” Türkler ve Ermeniler dâhil olmak üzere ızdırap çekenlerin, bu yönetimi değiştirmek için yeterince cesaretlerinin ve sayılarının olduğunu ileri sürmektedir.[31]

         

         

        Ermenileri, Rusların tahrik ettiğini düşünen hükümet, Ermenilerin Rusya’ya ticaret için dahi olsa gitmelerine sıcak bakmamaktadır. Zira Hınçak komitacılarının “başlarında şapkalarla” yalnız İslâmların oldukları mahallerde dolaşmalarını buralarda karışıklık çıkarmaya yönelik teşebbüsler olarak gördüğünden zabıta vasıtasıyla tedbirler alınmasını gazete, “Genç Türkler ve Ermenilere” yönelik hareket olarak değerlendirmektedir.[32]

         

        İttihatçıların Doğu’da bulunan Ermenilerin davranışlarından pek de memnun olmadıkları anlaşılmaktadır. Diyarbakır Ermeni patriği Ormanyan Efendi, İstanbul’a bazı istekler için gelmiş, bölgelerinde askerler tarafından işgal edilen manastır ve benzeri dini yerlerin boşaltılması, Rum patriğinin sahip olduğu hakların kendilerine de verilmesi ve Ermenilerin işlerini rahat yapabilmeleri için serbest dolaşmalarını istemiş, ancak manastır ve benzeri dini yerlerin boşaltılması dışında istekleri kabul görmemiştir.[33] Bu istekler gazetede hoş karşılanmasa da Hükümetle Ermeni patriğinin arasında geçen hususta gazete, Ermeni patriğini “liyakatli, istidatlı” şeklinde tanımlarken, yöneticileri de “hamiyetsizlik”le suçlamaktadır.

         

        Gazetede, New York’tan gelen bir mektuba cevaben yazılan uzun bir yazıda, “Ermeni vatandaşlarımızın genel olarak istedikleri şey, emniyet, can, mal ve ırzdan ibarettir.” Yazının devamında “Eğer onları yani Ermenileri vatandaş sayıyorsak isteklerini karşılamalı ve idareyi meşrutiyete geçmeliyiz. Ermenilerin istedikleri ıslahatlar verilerek meşrutiyetin gerektirdiği yönetim tarzı gelmelidir. Eğer hükümet mutlak bir ittihad meydana getirecekse bunu başarmalıdır. Bu şartlarda Ermenilerin bizimle bir arada yaşamak isteyeceklerinden eminiz.” denilmektedir.[34]

         

        Hatta daha da ileri gidilerek İttihatçılar, Ermenilerle beraber bir parti kurup, hedeflerine birlikte ulaşmayı bile görüş olarak ortaya atmışlardır.[35]

         

        Bütün bunlardan anlaşılıyor ki, gazetenin Ermeni politikası, düşünülen büyük ittihad-ı Osmanî içinde Ermenilerin de yer alabileceği üzerine kurulmuştur. Fakat Ermenilerin değişik vesilelerle bir araya geldiklerinde bayrakları, milli marşları ve hürriyet istekleri ve ihtilâl çağrıları Ermeni çoğunluğun görüşü olarak değil sıra dışı grupların hezeyanları olarak değerlendirilmiştir. Anadolu’da sükûnet içinde ıslahat isteklerinde bulunan Ermenilerin hareketlerini bütünün parçası olarak değil, yönetimin özellikle de meşrutiyeti ilan etmeyen Sultan II. Abdülhamid’in kendilerince kötü yönetimi ile açıklamaya çalışmışlardır.

         

         

        İttihatçılar ve Bulgarlar

         

        İttihat ve Terakki Cemiyeti, “Osmanlıcılık” fikri gereği, İmparatorluk içinde yaşayan tüm gayrimüslim unsurları bir arada tutma çabalarına, Balkan uluslarını ve bu arada Bulgarları da dâhil etmek istemiştir. Hatta bu tarihlerde Bulgarlar bağımsızlık çabalarını artırmalarına da aldırış etmeden ittihad-ı Osmanî halkasına dâhil etmek istedilerse de bunun gerçekleşmeyeceğini çok geçmeden anlayacaklardır. Zira İttihatçılar, Ermenilerde olduğu gibi başta Bulgarların da Sultan II. Abdülhamid ve yönetimi dolayısıyla huzursuz olduklarını düşünmüşler ve bundan yararlanmak istemişlerdir. Hâlbuki Bulgarların coğrafi konumları ve bir noktada toplanan nüfusları ve ellerindeki Rusya desteği onların İttihatçılarla vakit geçirmeye hiç niyetli olmadıklarını göstermiştir. 

         

        Her ne kadar Bulgarlar, İttihatçılara pek yanaşmasa da İttihatçılar Bulgarları takip ediyordu. Bulgarların Cenevre’ye öğrenci göndermelerini hayranlıkla takip eden gazete, Bulgarların aydınlanması ve bağımsızla giden yol olarak değil, Sultan’ın “bizim gençleri sürgüne gönderdiği” görüşüyle açıklamaya çalışmışlardır.[36]

         

        Osmanlı gazetesini çıkaran İttihatçıların kesin olarak ayrılık fikirlerini ortaya koyan “Bulgar İhtilâlcıları”na karşı tavır aldıkları gözlenmektedir. Çünkü Bulgarlar, İttihatçıların peşinde koştukları Meşrutiyet’in temel prensiplerine aykırı davranmaktadır. Manastır’dan yazılan bir mektubun Sultan II. Abdülhamid’i eleştirmemesine rağmen gazetede yer alması İttihatçıların bakışı açısından ilginç görünmektedir.  Manastır’da Bulgarların fesat tohumları attıklarına dikkat çeken mektup, Arnavutların orada sayılarının az olmalarına rağmen cesur ve silahlı olduklarını bildirmektedirler. Hatta gazete, Yukarı Arnavutluk ve Üsküp dolaylarında Bulgarlara karşı hareket edileceği haberini de eğer bunlara Osmanlı birliği çerçevesinde hürriyet verilse, Osmanlıların birbirlerini katletmeyeceği görüşündedir. Bu bölgede devlete “sadık Arnavut vatanperverlerin hafiyelerin verdiği yanlış bilgilerle haksız yere sürgün edildikleri” sitemle aktarılmaktadır.[37]

         

        Gazeteye bir Arnavut tarafından Arnavutluk’tan gönderilen mektupta; “Bulgarların, Padişah’ın dostu olmadıklarını, ihtilâl hazırlığı içinde olduklarını, Bulgarların dost zannedilmemesini” istiyordu. Ayrıca Bulgar gençlerinin hararetle söyledikleri bir Bulgar papazın yazdığı “Bulgar Milli Marşı”nı da gizlice söylediklerini haber vermektedir.[38]

         

        Gazete, İngiltere ve Rusya’nın Bulgaristan’da Bulgar ihtilâlcılarını kışkırttığı ve bunlarından arkalarındaki desteğe güvenerek olayları artırdığı söylenmektedir. Bulgarların kadın kıyafeti giyerek evlere saldırdığı ve Müslüman halka saldırdığı ve onları korkuttuğu bilgisine yer vermektedir.[39] Bölgeyle ilgili Müslüman ve gayrimüslim unsurların aralarında çıkan küçük çapta ihtilafların bölgede hemen akis uyandırdığı haberleri devletin merkezine kadar ulaşmaktaydı.[40] Müslüman Türk halkındaki huzursuzluk bununla da sınırlı olmadığı görülmektedir. Rusçuk müftüsü, halka yaptığı zulümlerden dolayı halk toplanarak onun zorba olduğu ve görevden alınması için gösteri yapmışlardır. Bu davranışı örnek gösteren gazete, “Eğer halk böyle davransa bundan sonra başımıza benzer işler gelmez demektedir”.[41] Gazete bir nevi Sultan Abdülhamid’in de tıpkı Rusçuk müftüsüne yapıldığı gibi yapılması gereğine işaret etmektedir. Gazete halkı bilinçlendirmek maksadıyla zaman zaman benzer çarpıcı örnekler de vermekteydi.[42]

         

        Gazete’nin “Bulgaristan’ın İlan-ı İstiklali” başlıklı yazısında, Bulgarların, Rusya’nın desteğiyle bağımsızlığını ilan etme sürecine geldiğini, İngiltere’nin ise desteğinin boşa gittiği anlatılmaktadır. Rusya ile Bulgaristan arasında geniş kapsamlı bir anlaşma imzalanmış ve Makedonya’nın da Karadağ ve Bulgaristan arasında paylaşılmasına karar verilmiştir.[43] Gazete yorumunda Rusya’nın Bulgaristan’ı boyunduruğu altına aldığını bu sürecin Rusya gözetiminde bağımsız ve “Büyük Bulgaristan”ın hazır olduğuna işaret etmektedir. Bulgar komitacıları, Osmanlı devleti içlerinde karışıklık çıktığını ve olayların Selanik’e kadar genişlediğini anlatmak amacıyla bu bölgede de eylemlere başlamışlardır. Bu bölgede geçmiş dönemde de Müslümanlarla Hristiyanlar arasında küçük olayların bile aradaki gerginliği yükselttiğini gösteren bilgiler devletin merkezine kadar ulaştığını gösteren belgeler mevcuttur.[44] Bunu destekler surette de gazetenin ileriki sayılarında Bulgaristan askeri harcamalarının 18 milyon frankdan 32 milyon franga çıktığını ve Makedonlarla iş birliği yaptığını duyurmaktadır. [45] Bu işbirliği sözde kalmamış Ruslar, Bulgar askerlerini eğitmek amacıyla yetmiş Rus subayı Bulgaristan’da görevlendirmiştir.[46]

         

        Bulgarların askeri hazırlıkları yanında bağımsızlığa doğru gidişin adımları görülmektedir. Selanik mahkemesinin sürgüne gönderdiği bir grup Bulgar, gemilere binerken milli marşlarını söylemişler ve yetkilileri tahrik edecek taşkınlıklarda bulunmuşlardı. Bulgarca’dan anlamayan Türkler ise Bulgarların Bulgar havası(türkü) söylediklerini zannetmiştir. Türkler’de milli marş kavramının olmamasına da işaret eden gazete yorumsuz olarak haber vermektedir. İttihatçılar, Bulgarların ve Ermenilerin milli marş söylemelerine rağmen İttihatçıların böyle bir teşebbüste bulunmamaları dikkat çekicidir. Hatta milli marş olgusunu da hayranlıkla karşıladıkları da malumdur. Milli marşı Osmanlıcılık önünde bir engel olarak görüp görmedikleri de yazılarına yansımamıştır.

         

        Bulgarların ayrılıkçı hareketlerini kabul etmeyen İttihatçılar, Bulgarları bir çatı altında tutamayacaklarını anladıktan sonra, Bulgarlara karşı bakışlarının değiştiği hatta zaman zaman da Sultan II. Abdülhamid’e tavsiyelerde de bulundukları görülmektedir. Bulgarların eşkıyalık hareketlerinin vahşet boyutuna ulaşması ve bunun Avrupa kamuoyunda yankı bulması sebebiyle gazete Avrupalıların bu süreçte görüş değiştirmelerinden yararlanılarak Bulgar politikasının yeniden gözden geçirilmesini Padişah’a salık vermişlerdir. İttihatçıların bunca fikir çelişkileri ve Padişah’a karşı tutumları belli iken Bulgarlara karşı kesin bir tutum içinde olmaları ayrıca değerlendirilmesi gereken husus olduğu dikkate alınmalıdır. İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Sultan II. Abdülhamid’i her ne pahasına olursa olsun devirme siyaseti, onların etraflarına tarafgir bakmalarına sebep olmuştur. Devletin düşmanlarıyla Sultanları’nın düşmanları arasındaki ayırımı yapamamışlardır. Ermeniler de olduğu gibi Bulgarlara da benzer gözle bakmışlardır.

         

         

        İttihatçıların Arnavutlarla İlişkisi

         

        İttihatçıların genel politikası Sultan II. Abdülhamid’i devirmek ve Meşrutiyet’i tekrar ilan etmektir. Bu çerçevede memleketin içinde ve dışında destek arayışına girmişler ve Osmanlıcılık çerçevesinde yapılan veya yapılabilecek her türlü yardımı da almış ya da vermişlerdir. Örneğin Bulgarlara başlangıçta sıcak yaklaşan İttihatçılar, onların Rusya ve İngiltere’ye yaklaşmaları ve ardından da Rusya’dan bağımsızlığa doğru önemli yardımlar almaları üzerine durum değişmiştir. Devlet içindeki tüm şikâyete konu olan olayları Sultan II. Abdülhamid’in aleyhine durum olarak kullanmaya devam ederken, Bulgarların dışında diğer ayrılıkçı unsurlar aleyhinde de gazetede yazılar görülmektedir.

         

        Balkanlar’da Arnavutlarla ilgili durum ise farklıdır. Osmanlıcılık temelinde Arnavutların İmparatorluğun devamını istediklerini sık sık yazılarında yer veren İttihatçıların bu kanadı, Rusya ile yapılan “93 harbi”nden sonra geriye kalan vatanlarını savunmak için Üsküp’te Hacızade adında birinin örgüt kurduğunu takdirle anlatmaktadır. Arnavutların vatanperver ve “Osmanlı ittihadını ilk kavrayan kavim” olarak değerlendirilen yazıda diğer vilayetlere bu davranışları örnek olarak gösterilmiştir.[47]  Çünkü bu dönemde sınır boylarında birçok sınır tecavüzleri olduğu gazetede yazmaktadır. Arnavutlardan ve Giritlilerden övgüyle bahseden gazete, Arnavutların ve Giritlilerin “daire-i Osmanî”ye girdikten sonra Osmanlı’nın en sadık müttefikleri oldukları ve ayrılığı düşünmediklerini gururla aktarmaktadır.[48] Bu tarihlerde Girit Yunanistan ile birleşmenin yollarını ararken gazetenin neden birlik çağrısı yaptığı ilginçtir.[49] Bir takım ayrılıkların tarihi parlak olan Osmanlı’nın geçmişine yakışmadığını söylemektedir. Bu yazıda ilginç olan bir başka husus da “Girit milleti” tabirinin kullanılmasıdır ki o dönemde bile Osmanlı gazetesini çıkaran İttihatçı grubun bu gün anladığımız anlamda bir millet kavramına henüz sahip olmadığını göstermesi bakımından dikkate değer bir ifade olarak görmekteyiz.

         

        Arnavutları değil de Sultan II. Abdülhamid’in Arnavutluk politikasını eleştiren gazete, Üsküp’e “ıslahat heyeti” gönderilmesini eleştirerek, eğer suçlu aranacaksa bu vatanını seven ve devlete sadık Arnavutlar değil, şu anki Padişah olduğu görüşündedir. Benzer teftişlerin memleketin her tarafında yapıldığı ve “kötü idarenin memurlarının her tarafı karıştırdığı” şeklinde Padişah eleştirilmektedir. Aynı şekilde Arnavutlar da kurdukları “Islahat Cemiyeti” yoluyla Sultan II. Abdülhamid’e Arnavutluk’ta yapılanlardan dolayı “muhtıra” vermişlerdir.[50] Anlaşılıyor ki, İttihatçılar, Sultan’a karşı birlikte hareket edebilecekleri Arnavutların bağımsızlık mücadelesini hayal bile edemiyorlardı. Çünkü Arnavutlar bu dönemde Napoli’de kongre yapmışlar, kongrede Arnavut kültürünü geliştirme ve yayma kararı almışlar[51] ve yine İtalya’da kendi adlarına gazete çıkarmaya başlamışlardı.[52]

         

        Gazetenin Arnavutluk politikası, “Arnavutluk Fedaileri Cemiyeti”nin kurulmasıyla değişmiştir.[53] Arnavutluk’ta meydana gelen olaylara değinen gazete, Malik Bey adında bir Arnavut’un başına hayli adam toplayarak Osmanlı askerleriyle çarpıştığı hatta galip bile geldiği yazılıdır. Aynı yazının devamında, mabeynden Yavuz Nuri adında birinin Arnavutluğa gönderildiği ve orada param parça edildiği yazılıdır.

         

        Gazete Arnavutlarla ilgili çok fazla haber ve yoruma yer vermemiştir. Bunun sebepleri çeşitli olabilir. Arnavutların sayıca az ve İstanbul’dan uzak olmaları ve Arnavutların yaşadığı bölgelerin Avusturya-Macaristan ve Rusya’nın yakın ilgi alanında olması hatta Bulgarların o bölgeye doğru genişleme çabaları belki de Arnavutların, İttihatçıların siyasetinde ikinci plana düşürmüş olabilir. İttihat ve Terakki, Arnavutluk’ta olduğu gibi muhtariyet ve ya bağımsızlık gibi bir yöne giden hareketlere de karşı olmuştur.[54]

         

         

        Sonuç

         

        Osmanlı İmparatorluğu’nda ilan edilen iki meşrutiyet de Sultan II. Abdülhamid döneminde gerçekleşmiştir. Bir diğer ortak nokta da gazetenin muhalefet aracı olarak kullanılmasıdır. Belki de devrin şartları bu ve daha ortak sayabileceğimiz özellikleri bir arada bulundurmaktadır. Fakat muhalefetin benzer yolları kullanmasına rağmen I. Meşrutiyet devlet adamlarını hedef alarak başlamış, II. Meşrutiyet ise doğrudan Sultan’ı hedef almıştır. Yeni Osmanlılar ancak Hüseyin Avni Paşa ortadan kalktıktan sonra meşrutiyeti devlet gündemine alabilmişlerdir. İttihat ve Terakki Cemiyeti ise Sultan II. Abdülhamid’i doğrudan hedef göstermiştir. Bu durum bizce muhalefet anlayışındaki gelişme olarak değerlendirilebilir.

         

        II. Meşrutiyet’in diğerinden bir farkı da gayrimüslim unsurun muhalefetin içine doğrudan çekilmesidir. I. Meşrutiyet döneminde yalnızca gayrimüslim kişiler söz konusu iken İttihatçılar bir bütün olarak gayrimüslim unsurları işin içine dâhil etmişlerdir. Fakat bu iş birliği ‘her ne pahasına olursa olsun’ şeklinde değildir. Gayrimüslim unsurlar Sultan II. Abdülhamid’e karşı ittifak yapabildikleri her unsurla ittifak yapmışlar ya da yapmak istemişlerdir. Ancak bu şartlı bir ittifaktır. Bu; “İttihad-ı Osmanî” ve “devletin bütünlüğü” etrafında olması şartıdır.

         

        Ermenilerin devlet kuramayacakları tezinden hareket eden İttihatçılar, bu fikirleri gazeteleri aracılığı ile hem telkin etmişler hem de buna kendilerini de inandırmaya çalışmışlardır. Yine Bulgarlara ve Arnavutlara da zaman zaman meyl etmiş olsalar da, onların ayrılıkçı düşüncelerinden dolayı eylemlerine Sultan II. Abdülhamid’e karşı bile olsa destek vermemişlerdir. Bütün bunları bir araya getirdiğimizde İttihatçıları sadece “Abdülhamid” karşıtlığı ile değerlendirmemiz daha doğru olacaktır.

         

         


        


        

        [1] 1897-1904 tarihinde “İttihat ve Terakki Cemiyetinin vasıta-ı neşriyatı” olarak Cenevre, Londra, Folkestone ve Kahire’de çıkan gazete değerlendirilmiştir. Daha geniş bilgi için: Oğuz Gülser, Osmanlı Gazetesi (1897-1904),Hacettepe Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi, Ankara, 2006, (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi).


        

        [2] Meclis-i Mebusan’ın kapatılması konusunda bakınız: Oğuz Ahmet,I. Meşrutiyet Kanun-ı Esasi ve Meclis-i Mebusan, Grafiker Yay., Ankara, 2010, s. 235-253.


        

        [3] Ebuzziya Tevfik, Yeni Osmanlılar İmparatorluğun Son Dönemindeki Genç Türkler, Pegasus Yay., İstanbul, 2006, s. 55 vd.


        

        [4] Osmanlı gazetesi muhtelif makalelerinde “Yeni Osmanlı” ismiyle kendilerini tanımlamışlardır.


        

        [5] Ernest E Ramsaur, Jön Türkler ve 1908 İhtilâli,Pozitif Yay., İstanbul, 2007, s.42.


        

        [6] Sina Akşin, Jön Türkler ve İttihat ve Terakki,İmge Kitabevi, Ankara, 2001, s.34.


        

        [7] Muammer Demirel, Ermeniler Hakkında İngiliz Belgeleri (1896-1918), Yeni Türkiye Yay., Ankara, 2002, s.54-57.


        

        [8] Osmanlı gazetesi, S.4, s.8.


        

        [9] Osmanlı gazetesi, S.47, s.4.


        

        [10] Enver Ziya Karal, Osmanlı Tarihi, C.VIII,TTK Yay., Ankara, 1988, s.138-139.


        

        [11] “Eğer hükümetimizin zerre kadar hayâ ve imanı varsa Allah aşkına ifsadatdan vazgeçsin.” Osmanlı gazetesi, S.66, s.8.


        

        [12] Osmanlı gazetesi, S.69, s.6.


        

        [13] Ali Güler, Suat Akgül, Sorun Olan Ermeniler, Türk Metal Sendikası Yay., Ankara, 2007, s.144.


        

        [14] Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü, Osmanlı Belgelerinde Ermenilerin Sevk ve İskânı,T.C. Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı Yayın Nu: 91, Ankara, 2007, s.65.


        

        [15] Osmanlı gazetesi, S.71, s.8.


        

        [16] Osmanlı gazetesi, S.88, s.8.


        

        [17] Osmanlı gazetesi, S.96, s.8.


        

        [18] Bayram Kodaman, Şark Meselesi Işığı Altında Sultan II. Abdülhamid’in Doğu Anadolu Politikası, Orkun Yay., İstanbul, 1983, s.26.


        

        [19] Cezmi Eraslan, “Hamidiye Alayları”, TDV, İslam Ansiklopedisi, İstanbul, 1997, s.462-464.


        

        [20] Osmanlı gazetesi, S.98, s.8.


        

        [21] Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü, Osmanlı Belgelerinde Ermeni-Amerikan İlişkileri


Türk Yurdu Nisan 2011
Türk Yurdu Nisan 2011
Nisan 2011 - Yıl 100 - Sayı 284

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele