Türk Ocağı’nın Fazla Bilinmeyen Bir Mensubu: Mehmet Servet Berkin

Nisan 2011 - Yıl 100 - Sayı 284

        Türk ilim âleminin ve Türkçülüğün önemli isimlerinden Mehmet Servet Berkin, beklenilmeyen ani ölümüyle arkasında büyük bir boşluk bırakmıştır. Bu sebeple özgeçmişi fazla bilinmemektedir. Türk Ocağı ile ilgili ansiklopedik ilk başvuru eserini hazırlayan Sefercioğlu, onunla ilgili bölümde; “Özgeçmiş bilgisi sağlanamadı” kaydını koymak zorunda kalmıştır[1]

         

         

        Doğum Yeri, Yılı ve Ailesi

         

        Mehmet Servet Berkin, İstanbul’da 1315 (miladi 1899) tarihinde doğmuştur. En son görev yaptığı Talim ve Terbiye Kurulu tarafından neşredilen albümde ise, doğum tarihi 1895 olarak verilmiştir.[2] Nüfusunun kayıtlı bulunduğu İstanbul Üsküdar Nüfus Memurluğu’nun düzenlediği künye kaydında doğum tarihi 1315 olarak gösterilmiştir. Ölümünden sonraki günlerde, onunla ilgili biyografik bilgileri ihtiva eden bir yazı neşreden, dostu sosyolog Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu ise, doğum tarihini 1894 olarak kaydetmiştir.[3] Babası Sultanahmet Camii muvakkiti Mehmet Efendi, Kütahyalı bir aileye mensuptur. Annesi Feride Hanım’dır.

         

        Berkin, İttihat ve Terakki Partisi’ne mensup bulunan, gazeteci ve kooperatifçi Muhiddin Birgen ile çok yakın dostluk kurmuştur. Birgen’in neşrettiği Meslek Gazetesi’nde yazıları çıkmıştır. Fatma Nüzhet Hanım’la yaptığı evliliğin tarihi, gördüğümüz bazı resmi belgelerde farklı verilmiştir. Üsküdar Nüfus Memurluğu’nun onayladığı vukuatlı nüfus kayıt örneğinde, 1929 yılında İstanbul 1900 doğumlu Fatma Nüzhet Hanım’la evlendiği belirtilmektedir. Fatma Nüzhet Hanım, Birgen’in baldızıdır. Berkin’in, Birgen ile yakın dostluğunun bu evliliğe vesile olduğu düşünülebilir. Birgen’in, Berkin tarafından çıkarılan Felsefe ve İçtimaiyat Mecmuası’nda yazıları bulunmaktadır. 19 Mart 1960 tarihli başka bir resmi belgede, evlilik tarihi 29 Aralık 1925 olarak gösterilmiştir. Emin Karaca, Nükhet Hanım’ın Berkin ile yaptığı evliliğin tarihini 1926 olarak vermektedir.[4] Bu evlilikten İstanbul 20 Mayıs1929 doğumlu Güner, Ankara 27 Şubat 1941 doğumlu Fatma Gülsen isimli iki kız çocukları olmuştur. Berkin, 5Eylül 1941 tarihinde vazifesi başında rahatsızlanarak Ankara’da vefat etmiştir. Ankara’da liselerde Fransızca öğretmeni olarak görev yapan eşi Fatma Nüzhet Hanım, uzun bir ömür sürerek 8 Ekim1989 tarihinde vefat etmiştir. Babalarının ölümü sırasında büyük kızı orta birinci sınıf öğrencisi, küçük kızı ise henüz 7 aylık idiler. Büyük kızı Güner Baykal lise mezunu olup 16 Temmuz 1948 tarihinde evlenmiştir. Küçük kızı Fatma Gülsen yüksek öğrenim yapmış, 13 Eylül1963 tarihinde evlenmiş, 23 Aralık 1967 tarihinde boşanmıştır.

         

        Eşi Fatma Nüzhet Hanım, İttihat ve Terakki Partili tanınmış bir aileye mensuptur. Eniştesi, Tanin Gazetesi’nin naşiri olmasından dolayı “Taninci” lakabıyla meşhur olan Muhiddin Birgen, Milli Mücadele döneminde Ankara’da Matbuat Müdürlüğü görevinde idi. Nazım Hikmet ve arkadaşı Vala Nureddin, Ankara’ya ilk gelişlerinde Birgen’in yanında bulunan Fatma Nüzhet ile karşılaşmışlardır. Vala Nureddin, onu zekâ ve his incelikleri olan birisi olarak tarif ediyor.[5] Nazım Hikmet, İstanbul’dan tanıdığı Fatma Nüzhet ile ilişkilerini Ankara’da ve daha sonra eniştesi, ablası ve annesi ile birlikte gittikleri Tiflis’te geliştirmiştir. Tiflis’te iken önce İstanbul’a dönme, ardından Almanya’ya gitme hayalinde olan Fatma Nüzhet, bu arzularını gerçekleştiremeyince, üniversitede okumak için Moskova’ya giden Nazım Hikmet ile önce mektuplaşmış, ısrarlı daveti üzerine peşinden giderek onunla evlenmiştir.[6] Fatma Nüzhet, 1923 ders yılının bitiminde sağlığının bozulması üzerine eşinin tasvibiyle eniştesinin üniversitede öğretim üyesi olduğu Bakû’ye gitmiştir. Arkasından gelen eşinin de rızası ile İstanbul’a dönmüştür. Nazım Hikmet’in 1924 yılında İstanbul’a gelmesinden sonra Fatma Nüzhet ondan boşanmıştır.[7] Kısa süren bu evlilikten Türk edebiyatına Nüzhet Hanım için yazdığı “Mavi Gözlü Dev”, “Minnacık Kadın” ve “Hanımelleri” şiirleri miras kalmıştır. Birgen’in hatıralarında evlilik tarihleri 1926 olarak kaydedilmiştir.[8]  Tercüme ettiği bazı makaleleri, eşinin neşrettiği dergide çıkmıştır.[9]

         

         

        Eğitimi ve Memuriyeti

         

        M. Servet Berkin, ilköğrenimini doğduğu şehir İstanbul’da yapmıştır. Babası, zekâsından emin olduğu oğlunun muhakkak ilk ve orta tahsil yapmasını istemiştir. Mehmet Servet, dönemin itibarlı eğitim kurumu Mercan İdadisi’ni 1912 yılında bitirmiştir. Bu okuldan mezun olan gazeteci ve yazar Yusuf Ziya Ortaç ile aynı dönemlerde öğrencilik yapmış olmalıdırlar. Mezun olduğu okulun müdürü Abdülfeyyaz Tevfik’in[10] takdirlerini kazanmıştır.

         

        1913 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ne girmiştir. Bu tarihte Fakülte’de henüz bölümler teşkil edilmemiş, felsefe, iktisat, Türk dili, doğu dilleri ve edebiyatları, coğrafya ve tarih gibi bütün dersler birlikte okutulmakta idi. Berkin,1915 yılında devam etmekte olan I. Dünya Savaşı sebebiyle askere gidebilmek için eğitimini yarıda bırakmıştır. 1918 yılında Mütareke’nin imzalanmasından sonra eğitimine devam etmiştir. Okula döndüğünde Fakülte’nin bölümlere göre yeniden düzenlenmesi sebebiyle felsefe şubesini tercih ederek, felsefe, terbiye, felsefe tarihi derslerinden imtihan vermiş ve 1919’da mezun olmuştur.[11] Yakın arkadaşı Hatemi Senih Sarp, büyük harp sonu neslinden ve Gökalp’in talebelerinden olduğuna işaret etmiştir.[12] Hocası ile ilgili bir değerlendirmede; “Servet Bey, Hayat Mecmuası’nda neşreylediği makalelerinde Ziya Gökalp’in sosyalist ve spiritüalist sistemi hakkında bize kısa malumat vermektedir” kaydı bulunmaktadır.[13]

         

        Milli Eğitim Bakanlığı tarafından düzenlenen hizmet cetvelinde görülmemekle birlikte, ilk görevi, İstanbul Fındıklı’da bulunan Şemsülmekatip adını taşıyan ilkokulda Almanca dersi öğretmenliğidir. Bu görevi ücret karşılığı yapmış olmalıdır. 1913 yılında bu okulun müdür muavini Hasan Tahsin Bey ile Haydarpaşa Lisesi edebiyat öğretmeni Süreyya Bey, eğitimci İsmail Hakkı Baltacıoğlu’na okulun ders nazırlığını yapmasını teklif etmişlerdir. İleri sürdüğü şartların kabul edilmesi üzerine Baltacıoğlu, okulun fahri olarak ders nazırlığını bir süre yürütmüştür.[14] Baltacıoğlu, neşrettiği haftalık Yeni Adam Gazetesi’ndeki imzasız yazısında üniversitede verdiği pedagoji dersini takip eden talebesi Berkin’i, Almanca öğretmeni olarak bu okula aldığını belirtmiştir.[15]

         

        Hizmet cetvelindeki vazifeleri şöyle sıralanmıştır: 21 Nisan 1915 tarihinde 1000 kuruş maaşla Niğde Emniyeti Umumiye Ecnebiler Şubesi Kitabeti ile memuriyet görevine başlamıştır. Bu görevi Şubat 1919 yılına kadar sürdürmüştür. Hizmet cetvelindeki bu kayıt Fındıkoğlu’nun askerlik hizmeti için okuldan ayrılması açıklamasıyla çeliştiğini belirtmek gerekiyor. Bu görevinden ayrıldıktan sonra bir süre İstanbul’da Düyun-u Umumiye İdaresi’nde çalışmıştır.[16] Milli Mücadele döneminde Ankara’ya giderek 11 Şubat 1921 tarihinde 1500 kuruş maaşla Ankara Sultanisi devr-i saniye Almanca öğretmenliğine başlamıştır. Bu görevi 23 Eylül 1921 tarihine kadar sürdürmüştür. Aynı yıl Matbuat Umum Müdürlüğü tarafından gazeteci olarak Almanya’ya gönderilmiştir. Fındıkoğlu, Almanya’da bulunduğu süre içinde sosyoloji cereyanları, bilhassa Sombart ile alakadar olduğunu belirtiyor.[17] 29 Ekim 1923 tarihinde 3500 kuruş maaşla Matbuat Umum Müdürlüğü kadrosunda görevlendirilmiştir. Bu görevini 1924 yılı Şubat ayına kadar sürdürmüştür. 12 Mart 1924 tarihinde, 5000 kuruş maaşla Milli Eğitim Bakanlığı Telif ve Tercüme Heyeti azalığına tayin edilmiştir. 20 Eylül 1924 tarihinde bu görevinden ayrılıp 2000 kuruş maaşla tayin edildiği İstanbul Kabataş Lisesi felsefe öğretmenliğine 21 Eylül 1924 günü başlamıştır. Yine hizmet cetvelinde görülmemekle birlikte bundan sonra bir süre İstanbul’daki özel İstiklal Lisesi ile İstanbul Lisesi’nde felsefe ve sosyoloji öğretmenliği yapmıştır. 1922 yılında yakın arkadaşı Agah Sırrı Levent tarafından İstanbul Şehzadebaşı semtinde tesis edilen özel İstiklal Lisesi’nin sosyal bilim araştırmalarına merkezlik yapması bakımından Türk kültür tarihinde önemli bir yeri bulunmaktadır. Dönemin mevzuatının öğretmenlerin resmi görevi yanında özel okullarda ücretli olarak ikinci bir görev yapmalarına imkân verdiği anlaşılıyor. Bu okula 1 Mart 1925 tarihinde 3000 kuruş maaşla İçtimaiyat-i Vataniye dersi öğretmenliğine tayin olunmuştur. Mayıs 1927 tarihine kadar bu görevini sürdürmüştür. 1 Haziran 1927 tarihinde 3000 kuruş maaşla İstanbul Yüksek İktisat ve Ticaret Okulu öğretmenliğine tayin edilmiştir. Bu vazifesini Mart 1934 tarihine kadar sürdürmüştür. Hizmet cetvelinde üniversitede ki bu görevi gösterilmemiştir.

         

        Berkin’in hizmet çizelgesinde görünmeyen özel okullardaki ek görevleri arasında İstanbul Fevziye Mektepleri Lisesi de bulunmaktadır. Lise olgunluk imtihanını 1929 yılında İstanbul Erkek Lisesi’nde veren felsefeci Macit Gökberg, Fevziye Lisesi’ndeki öğrenciliği döneminde kendisini etkileyen öğretmenleri arasında sosyoloji hocası Mehmet Servet’i de zikretmiştir.[18] 

         

                    Ziya Gökalp’ten sonra üniversitede İçtimaiyat Kürsüsü’ne geçen Mehmet İzzet Bey, kendini değil, memleketini ve kültür müesseselerinin istikbalini düşündüğü, biteviye bu endişe ile üzüldüğü içindir ki, ölüm gününü bile önceden bildiren hain bir hastalığa, kan kanserine yakalandığı zaman, mesaisini ve faaliyetini takdir ettiği Mehmet Servet’i üniversitede görmek istemiştir. 1 Eylül 1928 tarihinde içtimaiyat profesörlüğünden ayrılırken Mehmet Servet’i de 1 Aralık 1928’de içtimaiyat profesör vekilliğine tayin ettirmiş, ölmek için Avrupa’ya giderken derslerinin boş kalmadığını görerek müsterih olmuştur.[19] Berkin, bu suretle bir süre de İstanbul Üniversitesi’nde sosyoloji dersi vekilliği görevinde bulunmuştur.[20] Lösemi hastalığına yakalanan Mehmet İzzet, yakın arkadaşı Mehmet Emin Erişirgil’in ısrarı ile tedavisi dikkate alınarak Milli Eğitim Bakanlığı tarafından önce Paris’te görevlendirilmiş, daha sonra nakledildiği Berlin’de 1930 yılında vefat etmiştir.

         

        Berkin hakkında literatürdeki ender tespitlerinden birini üniversiteden öğrencisi olan Niyazi Berkes yapmıştır. Berkes, hocası ile yakın tanışıklığı döneminde Laleli semtinde, şimdiki Edebiyat Fakültesi binasının yakınında bulunan apartmanlarına gittiğini, eşinin çok yüksek düzeyli, alçakgönüllü, gerçek bir hanımefendi olduğunu belirtiyor. Mehmet Servet’in ya Almanya’da bulunması sebebiyle ya da Bolşevik devrimi sırasında Azerbaycan’da bulunduğunu sandığı eski Tanin yazarı Muhittin Bey(Birgen)’in etkisi altında hafif tertip sol Alman historiografisinin etkisi altında olduğunu kaydetmiştir.[21] Berkin’in, Türk Ocağı’nın Cumhuriyet kurulduktan sonraki faaliyet döneminde ilişkisinin bulunmamasının sebebi bu tespit olabilir mi? Berkin’in üniversitedeki hocalığı çok ciddiye aldığı, koltuğundaki çantasıyla kendine özgü düzenli adımlarla derse geldiği, toplum veya tarih teorilerini “birey-toplum” ile “‘madde-ruh” eksenleri etrafında tartıştığı, kendi eğilimini belli etmediği, onun hocalığının öteki hocalarına göre üstün bir düzeyde hocalık olduğu Berkes’in tespitleri arasındadır.[22]  Berkin’in üniversite hocalığındaki vekalet süresi, bilinmeyen sebeplerden dolayı bir sene bile devam etmemiştir.

         

        1 Mart 1934 tarihinde maarifle ilgisini kesip Ticaret Bakanlığı’na geçerek, 1.3.1934 ile 31.5.1934 tarihleri arasında 300 lira ücretle Türk Ofis Birinci Şefliği, 1.6.1934 ile 8.12.1934 tarihleri arasında aynı ücretle Birinci Sınıf Müşavirliği, 8.12.1934 ile 24.6.1935 arasında 350 lira ücretle İhracat Teşkilatlandırma Müdürlüğü, 25.6.1935 ile Mayıs 1939 arasında 500 lira ücretle Müşavirlik vazifelerinde bulunmuştur. Ticaret Vekâleti’nin ihdas edilmesi üzerine, 100 lira maaşla 30 Mayıs 1939 tarihinde ihtisas makamı olan Ticaret ve Teşkilatlandırma Umum Müdürlüğü’ne tayin edilmiştir. Müddeti hizmetine nazaran 100 lira maaş hakkı müktesep olmuştur. Bilahare 30 Ekim 1940 tarihinde, 125 lira maaşla aynı bakanlığın Dış Ticaret Reisliği’ne tayin edilmiştir.

         

        16 Aralık 1940 tarihinde Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu üyeliğine 90 lira maaşla tayin edilerek kurum değiştirmiştir. Berkin, bu görevi vefat ettiği 5 Eylül 1941 tarihine kadar sürdürmüştür. Vefat ettiği tarihte kamuda 15 yıl 10 ay 10 gün hizmeti bulunuyordu. Bunun yanında maaşlı veya maaşsız 9 yıl 3 ay 25 gün daha hizmeti görülmektedir. 

         

         

        Cemiyet Çalışmaları: Türk Ocağı’ndaki Faaliyetleri

         

        Berkin, üniversiteden hocası olan Ziya Gökalp’i hem bilim alanında, hem de düşünce çizgisinde takip etmiştir. Gökalp’in açmış olduğu ilmi tetkiklere müstenit, Türk milliyetperverliği çığırını ilk sezmiş olanlardan biridir.[23] Türk Ocağı’nın 14 Haziran-11 Temmuz 1918 tarihleri arasında yapılan kongresinde başkanlığa Mehmet Emin Yurdakul seçilmiştir. Değişik oturumlar halinde süren kongrede 11 Temmuz 1918 günü seçim yapılmış, aday olmadığı halde Hamdullah Suphi Tanrıöver en fazla oy alarak idare heyetine seçilmiştir. İdare heyetinin seçilen diğer üyeleri Mehmet Emin Yurdakul, Hasan Ferit Cansever, Halide Edib Adıvar, Darülmuallim’in[24] Müdürü Mehmet Servet Berkin ve İlyas Ragıb Nureddin Ege’dir.[25]

         

        Türk Ocağı’nın Temmuz 1918’de yapılan genel kurul toplantısında seçilen yönetim kurulundan Halide Edib, Mehmet Emin Yurdakul, Hasan Ferit Cansever, Abdulvahap, Ragıb Nureddin ve Mazhar beyin istifa ederek görevlerinden ayrılmaları üzerine cemiyet tüzüğünün 19. maddesi gereğince seçimlerde en çok oyu almış olan Emin Ali Çavlı[26], Hüsnü Hamid Sayman[27], Mehmet Servet Berkin, Yahya Saim Ozanoğlu[28], Sadullah [29], Cemil beyler yeni idare heyetini teşkil etmişlerdir. Yönetim kurulu aralarından Dr. Cemil, Şerif Baydur’u[30] başkan, Mehmet Servet Berkin’i kâtip, Yahya Saim Ozanoğlu’nu murahhas-ı mesul ve Sadullah beyi muhasip olarak seçmiştir.[31] Berkin’in Türk Ocağı yönetimindeki görevi 18 Ekim-1 Kasım 1919 tarihleri arasında yapılan genel kurul toplantısına kadar devam etmiş ve seçim sonucunda yeniden görev almamıştır.

         

        Yakın dostlarından Hilmi Ziya Ülken, Berkin’i ilk defa 1917 yılında Türk Ocağı’nın muhasebe odasında tanıdığını, Yusuf Akçura’nın tavsiyesi üzerine “Uygur Atikiyatına Methal” ismiyle yazdığı eserini Türk Yurdu mecmuasında neşrettirmek için gittiğini belirtmiştir. Dergi işleriyle meşgul bulunan Berkin, kitabın tefrikasının uzun süreceği için her parçanın ayrı bir isimle neşrini teklif etmişse de Ülken kabul etmemiş ve eseri bir daha basılamamıştır. Bu vesile ile Berkin’inki gibi bir zekâyı tanıdığını, mütareke içinde gece ikilere kadar Sultanahmet bahçesinin sıralarında oturarak felsefi hasbihâller yaptıklarını ve bu sırada onun gecikmiş tahsilini tamamlamaya çalıştığını kaydetmiştir.[32]

         

        Berkin’in, Türk Ocağı camiasında iyi bir isme sahip olduğu, cumhuriyet döneminde İzmir Türk Ocağı başkanlığı tarafından neşredilen bir tamimden anlaşılmaktadır. Ocak Reisi Aziz (Hüseyin Aziz Akyürek[33]) ve umumi kâtip imzasıyla yayınlanan 8 Ekim 1927 tarihli Tamim’in 12. maddesinde; “İstanbul’da felsefe ve içtimaiyat muallimleri Felsefe ve İçtimaiyat Mecmuası namında şayanı takdir münderecat ve mesai gösteren aylık bir mecmua neşrediyorlar. Fikrî ve içtimai mesâî ile uğraşan kardeşlerimize, bu mecmuayı tavsiye ederiz. Mecmua’nın adresi; İstanbul’da Şehzade Başı’nda Zihni Paşa konağında İstiklâl Lisesi dâhilinde Felsefe ve İçtimaiyat Mecmuası Müdüriyeti bir senelik bedeli: 450 kuruştur” ifadesiyle neşir hayatına başlayan derginin duyurusu yapılmıştır. Ocağı doğrudan ilgilendirmeyen bir hususun genelge ile duyurulmaya ihtiyaç hissedilmesinden Berkin’in o tarihte Ocak ile ilişkilerini sürdürdüğü anlaşılıyor.

         

         

        Türk Felsefe Cemiyeti

         

        Gökalp’in çetin, uzun bir hazırlanma devresi geçirmeden anlaşılması zor olan fikirleriyle ilk defa yakınlık kuran, Berkin olmuştur. Genç yaşta öğrendiği Almanca ve Fransızca ile ilgisi o kadar kuvvetli olmuştur ki, felsefi kitapları aslından ilk defa okumak imkânını kendi nesli içinde ilk önce Berkin bulmuştur. Yine genç yaşında temel kaynakları ihtiva eden özel bir kütüphane meydana getirmiştir. Bu meziyetleriyle memleketin yetiştirdiği nadir bir felsefeci olduğu, kendi nesline adeta ağabeylik yaptığı, zekâsının son derece elverişli olduğu dostları tarafından belirtilmiştir.[34] Fikri tekâmül yıllarında Gökalp’in tesiriyle, sosyolojiye temayül etmiş ve o, bu sahada derinleşmiştir.

         

        II. Meşrutiyet döneminden sonra Türk düşünce hayatına egemen olan Ziya Gökalp ve tilmizleri, sosyolojinin ön plana çıkmasını sağlamışlardır. Bu dönemde sosyoloji neşriyatının bolluğu, felsefe araştırmalarının gölgede kalmasına sebep olmuştur. Buna reaksiyon olarak Mütareke döneminde bir felsefe hareketi görülmüştür. Bu arada Mehmet İzzet sosyoloji ananesini felsefe kültürüyle uzlaştırmaya çalışmıştır. Cumhuriyet’ten sonra felsefe ve sosyoloji meselelerini eğitim kurumları ve siyaset kadroları dışında serbest münakaşa konuları haline getirmek arzusu bir dernek etrafında toplamaya zemin hazırlamıştır.[35] Mehmet Servet,1926 yılı Haziran ayında Hilmi Ziya’ya bir içtimaiyat mecmuası çıkarmayı teklif etmiştir. Ülken, münakaşa yapmak ve meseleler ortaya atmak görevinde olan böyle bir mecmuanın ancak felsefe ve içtimaiyat adını taşıması gerektiğini söylemesi ve bazı genç felsefecilerinde bu teklifi desteklemesi üzerine dergi neşretme fikri uygulamaya konmuştur.[36] Ülken, bir araya geldikleri felsefe öğretmenleri arasında esaslı ihtilaf noktaları bulunduğunu, bir kısmının Ziya Gökalp’ten gelen sociologisme’yi kabul etmesine mukabil, diğer kısmın tamamen felsefi ananeye bağlı bulunmakla beraber, tamamının felsefeci olmadıklarını Almanya’dan yeni dönen Orhan Sadettin’in, Von Aster’in tesiriyle tamamen pozitivist-nominalist istikamette yürüdüğünü, bir fikri çizgi etrafında birleşemeyen topluluklarının 1927-1928 seneleri arasında aksamadan pekâlâ faaliyette bulunduğunu belirtiyor.[37]

         

        Felsefe eğitimi görenleri ve konu ile uğraşanların bir dernek etrafında toplanmasına vesile olan çalışmalarından Berkin’in teşkilatçı bir yapısı olduğu görülüyor. Yakın dostu Agah Sırrı Levend’in sahibi bulunduğu özel İstiklal Lisesi’nde (eski Tefeyyüz İdadisi olan çukur mektep) öğretmenlik yaptığı dönemde birlikte yönetim yeri olarak okulun gösterildiği Felsefe ve İçtimaiyat Mecmuası’nı çıkarmışlardır. Mayıs 1927 tarihinde birinci sayısı çıkan derginin sahibi Agah Sırrı, mesul müdürü Mehmet Servet’tir. Bu derginin çevresinde birbirlerine bağlı olan ikilinin teşebbüsüyle, 1927 yılında, Türk Felsefe Cemiyeti kurulmasıyla ilgili çalışmalara başlanmıştır. Fındıkoğlu, 1928’de Ankara’da bulunduğu zaman aldığı mektupta, bir cemiyet etrafında toplanmanın gerekliliğine işaret edildiğini belirtiyor.[38]

         

        Felsefe ve İçtimaiyat Mecmuası Müdüriyeti imzasıyla alakalı kişilere 10 Ocak 1928 tarihli aşağıdaki mektup gönderilmiştir:

         

        “Muhterem Efendim,

         

        Memleketimizde, felsefi ve içtimai bilgilerle meşgul olmayı meslek ittihaz edinmiş olanların arasında şimdiye kadar yakinen bir muhadenat ve rabıta temin edecek bir teşkilat mevcut olmamasını zat-ı âlileriniz de ciddi bir noksan mahiyetinde telakki buyurduğunuza eminiz. Bu mesai ile uğraşanların arasında müdavele-i efkâra vasıta olmaktan ibaret bir gaye ile ‘Felsefe ve İçtimaiyat Cemiyeti’ unvanıyla bir cemiyet teşkilini tasavvur ediyoruz. Bu fikir etrafında istihsarı mahiyette görüşülmek üzere Darülfünun’daki hocalarımızla İstanbul İdadisi’ndeki arkadaşlarımızı mecmuamızın idarehanesine 33 Kanun-u sani pazar ertesi  günü saat üçte tertip ettiğimiz çaya davet ediyoruz. Zat-ı âlilerinizin dahi davetimize iştirak buyurmanız ricasıyla hürmetlerimizi takdim eyleriz efendim”.[39]

         

        Bu davetiye sadece İstanbul’da bulunan üniversite hocaları ve liselerde görevli ilgili branş öğretmenlerine yapılmış ve onların iştirakiyle cemiyet kurulmuştur. Felsefe ve İçtimaiyat Mecmuası yönetimi, dergilerinin Cemiyet’in resmi özellik kazanmasından sonra kurumun organı olmasını kabul etmiştir. Dergi sayfaları, Cemiyet’in her türlü tebliğlerinin duyurulmasına açılmış, alfabenin değişmesinden sonra çıkan Temmuz-Eylül 1929 tarihli ikinci yıl, 1. sayının kapağına “Türk Felsefe Cemiyeti’nin resmi organıdır”  ibaresi konulmuştur.

         

        Felsefe ve İçtimaiyat Mecmuası’nın Aralık 1927 tarihli 6. sayısında Türk Felsefe Cemiyeti’nin kuruluş safhası, kurucuları hakkında bilgi verilmiş ve nizamnamesi neşredilmiştir.[40] 20 Ocak 1928 tarihinde dergi idarehanesinde yapılan toplantıda, Mehmet Servet bey izahat vermiştir. Toplantıda yapılan müzakereleri idare etmek üzere Mehmet Ali Ayni seçilmiştir. Görüşmelerden sonra cemiyet yönetim kurulunun kâtibi umumi ile iki idare üyesinden meydana gelmesi, Cemiyet’in bütün idare ve tahrir işlerinin idare azasıyla müştereken kâtibi umumi tarafından yürütülmesi kararlaştırılmıştır. Kâtibi umumiliğe Mehmet Servet, idare azalıklarına Mustafa Şekip ile Orhan Sadettin seçilmişlerdir. Cemiyetin kurucuları arasında Mehmet Ali Ayni, Mustafa Şekip Tunç, Mehmet İzzet, İzmirli İsmail Hakkı, Halil Nimetullah Öztürk, Mehmet Servet Berkin, Orhan Sadettin[41], Hatemi Senih Sarp, Hilmi Ziya Ülken, Cemil Sena Ongun, Ragıb Hulusi Özdem, Osman Bey (öğretmen), Agah Sırrı Levend, Mustafa Namık Çankı, Mehmet Emin Erişirgil, Mehmet Emin Bey (Müzik öğretmeni), Ferit Kam, Zekeriya Bey (öğretmen), Ali Kami Akyüz, İsmail Hakkı Baltacıoğlu, Reşat Şemsettin Sirer, Hasan Ali Yücel, Abdullah Cevdet, Mehmet Şerefettin Yaltkaya, Fahrettin Kerim Gökay, Türkan Hanım, Nimet Hamit (öğretmen), Sadrettin Celal Antel, Yusuf Ziya Yörükan, Kazım Nami Duru, Kerim Bey (Erim, Mühendis Mektebi öğretmeni) bulunmaktadır.

         

        Üniversite’de görev yapan Mehmet İzzet, bu teşebbüsü hararetle karşılamıştır: “Felsefe mesaisinde ittihad, muvazene ciddi ve samimi bir usul teessüs etmeli, felsefe merakının uzun saç ve garib fikir taşıma merakından başka bir şey, oldukça zahmetle tatmin edilir bir merak olduğuna kanaat getirilmelidir. Bunu en ziyade muvaffakiyetle temin edecek, Felsefe Cemiyeti’dir. Çünkü onun sayesinde orada yapılan münakaşalar esnasında herkes, kendi fikrinden mesul olduğunu hissedecektir”.[42] Belirli tarihlerde cemiyette yapılan gündemli toplantılarla ilgili bilgiler alakalı dergilerde çıkmıştır.[43] Mehmet Servet, cemiyeti tanıtıcı bir yazı neşretmiştir.[44]

         

        Berkin, Cemiyet’in idaresi, Cemiyet’te ileri sürülen felsefi tebliğlerin etrafında münakaşaların idaresi ve birinci derecede meşgul olan, ateşli zekâsı ve yaşının ötekilere nazaran büyüklüğü ile daima genç felsefecilerin liderleri mevkiinde bulunmuştur.[45] Cemiyette tebliğler üzerinde geniş tartışmalar yapılmıştır.

         

        Berkin’in Felsefe ve İçtimaiyat Dergisi ile Felsefe Cemiyeti vasıtasıyla ele aldığı konular Türkiye’nin o dönem şartlarında küçük bir grup içinde tartışılmıştır. Çalışma ve tartışmaların daha geniş bir çevreyi içine alması için Felsefe Cemiyeti’nin Ankara’da bir şube açması fikri ileri sürülmüştür. Dönemin aydınlarından milletvekili Hakkı Baha Pars, Berkin’in bu fikrinin fiiliyata geçmesi için büyük bir gayret ve himmet sarf etti. 1929 yılı başlarında Cemiyet’in Ankara şubesi kuruldu. Berkin, Cemiyet çalışmalarının kamuoyuna duyurulması için Mehmet Emin Erişirgil’in teşebbüsü ile cumhuriyet dönemi Türkiye’sinin en muhtevalı sosyal bilim dergilerinden, Ankara’da 1926 yılında yayımlanmaya başlayan Hayat’a başvurmuştur. Hayat mecmuasının Ankara’daki yazı işlerine bakan Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu’ndan Felsefe ve İçtimaiyat Mecmuası’nın sık sık Hayat sütunlarında tanıtılmasını istemiş, bizzat kendisi Felsefe Cemiyeti’nde Türk felsefecilerinin münakaşa ettiği beynelmilel çapta felsefi ve metafizik konuların icmalini Hayat’ta yapmaya başlamıştır.[46] Fındıkoğlu, Felsefe ve İçtimaiyat Mecmuası hakkında Hayat’ın 30, 41, 43, 49’uncu sayılarında imzasız yazılar neşretmiştir.

         

        Türk Felsefe Cemiyeti’nin bir müddet sonra faaliyetlerinde yavaşlama olduğu anlaşılıyor. Berkin, üniversitedeki görevi sebebiyle cemiyette faal rol oynama imkânı bulamamıştır. Bunun yanında Orhan Sadettin ile aralarında çıkan fikir ihtilafı Cemiyet’e ilgisini azaltmış ve cemiyet toplanamaz hale gelerek münfesih duruma düşmüştür. Berkin’in üniversite öğretim üyeliğinden ayrıldıktan sonra da Cemiyet’e ilgi göstermemiş, bir kısım arkadaşları da onunla işbirliği yapmaktan imtina etmişlerdir. Bir müddet sonra da başka bir görevle Ankara’ya gitmiştir. 1932 yılı Mart ayında Cemiyet’in yeniden teşekkül ettirilmesi gayesiyle ilgililere duyuru yapılarak özel Hayriye Lisesi’nde bir toplantı yapılmıştır. Toplantıda Mustafa Şekip Tunç bir hitabede bulunmuştur. Bu tür cemiyetlerin fikri inkişafa daima hizmet ettiklerini, Cemiyet’in kurulmasında zaruret bulunduğunu ifade etmiştir. Hilmi Ziya, Şevket Aziz Kansu konuşma yaptıktan sonra bir kurucu heyet seçilmiştir.[47]

         

        Berkin, sosyal konularla ilgisinin azalmasından sonra eğitimle ilgisini keserek, 1934 yılında Ticaret Bakanlığı’na nakletmiş, teşkilatın muhtelif kademelerinde görev yapmıştır. Fındıkoğlu, bu yer değiştirmenin gerçekte iktisat meselelerine karşı beslediği ilginin, uygulamaya konmasından başka yorumlanamayacağı düşüncesinde olanların bulunduğuna işaret ediyor.

         

         

        Neşriyat Faaliyeti

         

        İlk gençlik yıllarının heyecanıyla Genç Yolcular isimli bir dergi neşretmiştir. On beş günde bir çıkan derginin birinci sayısı 1 Kanun-i Evvel 1919 tarihinde Mehmet Servet’in müdürlüğü altında çıkmıştır. İsminin altında sanat ve ilmi mecmuası olduğu ibaresi vardır. Dergi edebi ve ilmi konulara bir plan dâhilinde sayfalarında yer vermiştir. Türk edebiyatının ve fikir hayatımızın tanınmış isimlerine dergide rastlanmaktadır. Ülken, ona ikinci defa Genç Yolcular mecmuasının Tanin matbaasında basımında rastladığını, onların mesailerine iştirak etmediğini hatırlıyor.[48] Felsefe ıstılahları hakkında yazdığı tenkit makalesi, hücumları Ülken’in hoşuna gitmiştir.

         

        Genç Yolcular’da ve daha sonra neşriyatına iştirak ettiği Muhittin Birgen tarafından çıkarılan Meslek gazetesinde üniversite hocalarına hücum ederek yeni bir sosyoloji ananesi kurmak hevesinde olduğunu göstermiştir. Berkin’in dergide üniversiteye yönelik eleştirilerini okuyan öğrencisi Berkes, ona hak vermektedir.[49] İndeterminist felsefeye karşı koymak istediği, bu yeni sosyoloji hareketi, köklerini artık Durkheim’dan değil, Sombart, Stammler gibi Alman sosyologlarından alıyordu.

         

        Mehmet Servet, fikirlerini faaliyetleriyle çevreye yaymak isteyen bir yapıya sahiptir. Bunu sadece ders vererek sağlamanın mümkün olamayacağını idrak ettiği için, 1924-25 yıllarında iki arkadaşı ile birlikte Meslek gazetesinin neşriyatına katkıda bulunmuştur. Birgen, tanınmış bir İttihatçıdır. Ziya Gökalp, “asri devlet” fikrini hukuki bir sistem olarak tasavvur ediyor, bu mesleki temsil sistemini de bu asri devletin iktisadi teşkilatı olarak görüyordu. Birgen, gazeteye onun bu düşüncesinden ilham alarak Meslek adını vermiştir. Meslek gazetesi, 15 Aralık 1924 tarihinde haftalık çıkmaya başlamış ve 1 Eylül 1925 tarihine kadar 38 sayı neşredilmiştir. Bu gazetede kooperatifçiliğin temel esasları konusunda bir dizi makale 26-30. sayılarda yayımlanmıştır. Küçük sanat kooperatiflerinin gelişiminde, bu yazılar büyük değer taşımaktadır. Berkin, ayrıca Birgen’in günlük olarak 30 Kasım 1925 tarihinde neşretmeye başladığı ve 22 Mart 1926 tarihine kadar çıkan Halk gazetesinde de yazmıştır. Bu gazetede Abidin Nesimi, tanınmış İttihatçı Kör Ali İhsan (İloğlu), Nüzhet Hanım, Nazmi Topçuoğlu, İbrahim Necmi Dilmen’in de imzaları bulunmaktadır.[50]

         

        Mehmet Servet Berkin, yakın dostu Agah Sırrı Levent’in sahibi bulunduğu İstiklal Lisesi’ndeki görevi sırasında sağlanan imkanla, 1927 yılında Felsefe ve İçtimaiyat Mecmuası’nı neşretmeye başlamışlardır. Bir yıl muntazam, bir yıl dağınık olarak çıkan derginin ilmi değerini muhafaza ettiği belirtilmiştir.[51] Birinci sayısı Mayıs 1927 İstanbul’da çıkan derginin müessisi Agah Sırrı, müdürü Mehmet Servet’tir. Felsefe ve İçtimaiyat Mecmuası imzasıyla çıkan mukaddimede, yayın hayatına başlamalarının açıklaması yapıldıktan sonra dergideki yazıların; Nazari, Tedrisi, Tatbiki, Tahlil ve Tenkit başlıklarını taşıyan bölümlerde toplanacağı ifade edilmiştir. Dergi, 1927’de düzenli olarak çıkmaya çalışmıştır. Dergi’nin 6.sayısı Kasım 1927 tarihini taşımaktadır. 1928 Ocak ayında derginin 7. sayısı çıkmış, harf inkılabının yapılması ve diğer sebeplerle bu yıl içinde başka sayı çıkamamıştır. II. yıl, I.sayısı Temmuz-Eylül 1929 tarihinde yeni harflerle basılarak çıkarılmıştır. Bu sayıda “Muhterem Okuyucularımıza” başlıklı “Müdüriyet” imzalı yazıda derginin çıkarılamama sebepleri açıklandıktan sonra, Avrupa’da çıkan benzerleri gibi yılda dört sayı halinde çıkarılmasına, fikri ve ilmi seviyesinin bir az daha yükseltilmesine karar verildiği açıklanmıştır.[52] Dergi’nin son nüshası II. yıl,  2. sayı olarak 1929-1930 tarihi ile çıkmıştır. Yayına devam edememesi ile ilgili bir bilgi sahibi olunamamıştır. Toplam 9 sayı çıkan Dergi, dönemin şartları içinde yeterli bir muhtevaya sahiptir. Dergi yazarlarından Hilmi Ziya Ülken, sonraki yıllarda üniversiteye geçmiş ve Türk felsefeciliğinin öncü isimlerinden biri olmuştur. Berkin’in üniversiteden arkadaşı olan Hatemi Senih Sarp, lise ve eğitim enstitüsü öğretmenliği yapmış, liseler için yazdığı ders kitapları yıllarca okutulmuştur. Aynı zamanda şiirleri ve edebi bir romanı bulunmaktadır. Mehmet Servet’in tercüme ettiği, istatistikle ilgili bir eser, dergi yayını olarak basılmıştır. Berkes, hocasının derginin yazı ve basım işlerini kendisine yaptırdığını ilk yazabildiği bir iki yazısının burada çıktığını, dergi neşriyatı işleri ilgili olarak ilişki kurmasına, o yönde pratik bilgiler edinmesine faydalı olduğunu belirtiyor. Başlangıçta dergide daha çok gençler, yeniler yazıyorken, iki yıl içinde ya dağarcıkları boşalmaya başladığından ya da tembelleşmelerinden, Mehmet Servet’in dergiye yazı bulamaz olduğundan Berkes’in de bir iki yazısı basılmıştır.[53]

         

        1930 yılı başlarında Mehmet Servet Berkin’in halet-i ruhiyesinde büyük değişiklikler olmuştur. Önceki yıllarda büyük bir heyecanla neşriyat dünyasına çıkmalarına destek olduğu dergiler yayın faaliyetlerini durdurmuş, Felsefe Cemiyeti etkinliğini yitirmiştir. Fındıkoğlu; mesleğe, felsefeciliğe karşı bir yüz çevirmenin alametleriyle karşılaşıldığına işaret ediyor. İktisadi sosyolojiye karşı öteden beri gösterdiği alakanın tesiriyle, bir aralık İstanbul Belediyesi memurlarının kurduğu tüketim kooperatifi ile ilgilenmiştir.

         

         

        Fikirleri ve Sosyolojisi

         

        Mehmet Servet, kısa bir hayat sürmesi sebebiyle kendi öz fikirlerini sistemleştirme ve bunları bir eser bütünlüğü içinde neşretme fırsatı bulamamıştır. Erken kaybı, Türk fikir hayatı açısından büyük kayıp olmuştur. Hocası Gökalp’in fikirlerini, gelişen ve ortaya çıkan yeni fikirlere göre yorumlaması ve yeni açılımlar getireceği muhakkaktır. Sağlığında hocasının düşünce çizgisinin takipçisi olduğunun işaretlerini vermiştir. Kendisini üniversiteye alan Mehmet İzzet’in, Gökalp’ten farklı bir yol izleyerek idealizme yeni yorumlar getirdiği makalelerine, bazı itirazları olmuştur.

         

        Felsefe Cemiyeti’nde yapılan toplantıları idare ederken kendi düşüncelerini de açıklama imkânı bulmuştur. Bu tartışmalarda Mustafa Şekib’in “insaniyetçi din” fikriyle Comte’nin “insaniyet dini” arasında bir münasebet görmüş ve bunu yüksek bir insanlık idealinin temennisi olarak karşılamıştır.[54] Cemiyet’te müzakere edilen Mehmet İzzet’in “İçtimaiyat Dersleri” eserindeki “gaye-kıymetler” bahsi dolayısıyla Fındıkoğlu ile aralarında açılan münakaşa da Berkin, “antropomorfik finalizm” ile “mündemiç finalizm”i ayırarak birer sistem olan uzviyetler veya içtimai uzviyetlerde bu ikinci nevi finalizmin olabileceğini iddia etmiştir. Bu fikriyle Durkheim sosyolojisinden ne derece ayrılmakta olduğu ve Stammler sosyolojisine meylettiği görülmüştür.[55] Berkin, Cemiyet’te ki müzakerelerde; “içtimai finalizm” hakkındaki tezinin inkişafını açıklamıştır. Alman sosyologlarından mülhem olan deruni gayeci, cemiyet telakkisini izah etmiş, cemiyetlerin uzviyetler gibi birer kapalı sistem olmak itibariyle orada her hadisenin sistem tahakkuk ettiren bir vasıta gibi anlaşıldığını belirtmiştir. Bu tezi mekanik sosyoloji taraftarları tarafından şiddetle eleştirilmiştir.

         

        Bilginin doğru verilmesi ve aktarılması hususunda oldukça titiz olmasına rağmen çevresine iyi niyetli yaklaştığı, meslektaşlarının çalışmalarını bu açıdan değerlendirildiği görülüyor. Ali Kami Akyüz’ün “İçtimaiyat” isimli ders kitabını tanıttığı yazısını şöyle bitirmiştir: “Artık hükmümüzü verebiliriz; muhterem meslektaşım, bazı hatalarından eksiklerinden sarf-ı nazar edilirse, iyi niyetle ve temiz bir üslupla bir ‘manuel’ meydana çıkarmıştır. Türkçemizde böyle bir eser çok istifadeli olacağına kaniim. Şunu da ilave edeyim ki, bu eserin mütevazı bir muallim muhitinden çıkması bizi açıkça memnun ve müftehir eder”.[56]

         

                    Ülken, Berkin’in Felsefe ve İçtimaiyat Mecmuası’nın ilk sayısındaki “İşin Tarifi” adlı yazısında; sosyolojide yeni bir görüşü savunduğunu ileri sürmüştür. Yazıda Durkheim sosyolojisine bağlı bir iş anlayışına meylettiğini, belirterek, Durkheim’in manevi içtimai olay görüşüyle Marx’ın veya başka iktisatçıların maddi içtimai olay görüşlerini birbirine yaklaştırdığını ve bunun için örneklerini dahi kendisinden seçtiği Sombart’tan faydalandığını kaydetmiştir.[57] Tarihi maddecilik konusuyla meşgul olmuştur. Bir yanda Gökalp’in milliyet nazariyesini spitürüalist olmakla itham ederek modern cemiyet şartlarına aykırılığını iddia ederken, öte yanda tarihi maddeciliğin tam felsefi şümulü ile kapanmak gereğini izah etmeye çalışmıştır.[58]

         

        Onun “iş” tarifi maddeci ve manacı, iki karşıt görüşü birleştirdiği için buna “iktisadi sosyoloji” yolu ile “telifçi bir sosyoloji” teşebbüsü denebileceği, bir yandan 1914 yılından beri Gökalp ve öğrencilerinin çalışmalarıyla Türkiye’de yerleşmiş ve 1926 yılında lise programlarına girmiş olan manacı (spiritualiste) sosyoloji, öte yandan yine 1919’dan beri dergiler ve çeşitli yayınlarla resmi öğretim dışında birçok taraftar bulan maddeci (materyaliste) sosyoloji görüşü yaklaştırılarak, aynı gerçeğin iki manzarasını ifade eden iki görüş gibi yorumladığı yine Ülken’in tespitidir.[59]

         

        Yüksek öğretim döneminde iyi hocalardan istifade etmesi, vakıf olduğu batı dilleri sayesinde Avrupa’daki fikir akımlarının gelişmelerini iyi takip ederek, gözlemlerini Türkiye şartlarına iyi uyarladığı bilinen Berkin’in erken vefatı, Türk düşünce hayatı bakımından büyük bir kayıp olmuştur. Onu iyi tanıyan arkadaşları ve az sayıdaki öğrencileri bu hususta aynı düşünceyi paylaşmışlardır.

         

         

        Mehmet Servet Berkin’in Neşriyatı:

         

        1.”Genç Yolcuların İlk Sözü,” Genç Yolcular, S: 1, Kanun-i Evvel 1919, s. 2. İmzasız çıkan bu yazı dergiyi çıkaran Mehmet Servet’in kaleminden çıkmış olmalıdır.

         

        2.Mehmet Servet, “Felsefede Istılahın Mahiyeti”, Genç Yolcular, S: 1, Kanun-i Evvel 1919, s. 4-6.

         

        3.M. Servet, “İçtimaiyat ve Tesirleri”, Genç Yolcular, S: 2, 18 Kanun-i Evvel 1919, s. 19-21.

         

        4.M. Servet, “Bir Tenkide Cevap”, Genç Yolcular, S: 4, 15 Kanun-i Sani 1920, s. 43.

         

        5.M. Servet, “Açık Mektup ve Açık Cevap”, Meslek, S: 10, s. 10-11.

         

        6.M. Servet, “Maarif İnkılabından Ne Anlıyoruz?”, Meslek, s. 17, 1925.

         

        7.Mukaddime. “Mefkûremiz”, Felsefe ve İçtimaiyat Mecmuası, S: 1, Mayıs, 1927, s. 1-5. Dergi’nin ilk sayısının başında çıkan bu yazı Felsefe ve İçtimaiyat Mecmuası imzasını taşımakla beraber muhteva olarak derginin gayesinin açıklanması ve üslubundan Mehmet Servet tarafından kaleme alınmış olması muhtemeldir.

         

        8.M. Servet, “İşin Tarifi Hakkında Birkaç Not”, Felsefe ve İçtimaiyat Mecmuası, S: 1, Mayıs, 1927, s. 6-25.

         

        9.M. Servet, İçtimaiyat, Müellifi: Ali Kami[60] ’Darüşşafaka Müdürü ve İçtimaiyat Muallimi’, İstanbul 1927, s. 319, Felsefe ve İçtimaiyat Mecmuası, S: 1, Mayıs, 1927, s. 76-77.

         

        10.”Felsefe ve İçtimaiyat Mecmuası: Müfredat Programları”, Felsefe ve İçtimaiyat Mecmuası, S: 2, 15 Haziran 1927, s. 144. Bu yazıda muhtemel olarak Mehmet Servet tarafından kaleme alınmıştır.

         

        11.M. Servet, “Felsefe İçtimaiyat ve Ruhiyat”, Felsefe ve İçtimaiyat Mecmuası, S: 2, 15 Haziran 1927, s. 145-150.

         

        12.M. Servet, “Ali Kami Beyefendi’ye”, Felsefe ve İçtimaiyat Mecmuası, S: 2, 15 Haziran 1927, s. 108. Ali Kami, Mehmet Servet’in derginin birinci sayısında “İçtimaiyat” isimli eseri hakkında yaptığı tanıtmaya derginin ikinci sayısında ‘Bir Tenkide Cevap’ başlıklı bir yazı ile yapılan eleştirilere karşılık vermiştir. M. Servet, onun cevabı üzerine küçük bir açıklama yapmıştır.

         

         

        13.M. Servet, “İçtimaiyat Dersleri: Birinci Ders Mukaddime”, Felsefe ve İçtimaiyat Mecmuası, S: 3,Temmuz 1927, s. 202-206.

         

        14.M. Servet, dergisinin ikinci sayısında neşrettiği Müfredat Programları isimli makalesine ek olarak imzasını kullanmadan hazırladığı Felsefe ve İçtimaiyat derslerinin taslak programını bu sayıda neşretmiştir. “Tatbiki Kısım”, Felsefe ve İçt


Türk Yurdu Nisan 2011
Türk Yurdu Nisan 2011
Nisan 2011 - Yıl 100 - Sayı 284

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele