Türk Ocakları ve Siyaset

Şubat 2011 - Yıl 100 - Sayı 282

        Türkiye’nin yakın tarihine damgasını vurmuş, sosyal ve kültürel bir cemiyet olan Türk Ocakları, Osmanlı Devleti’nin kozmopolit yapısı içinde bir tepki ve kendini bulma akımı olarak şekillenen Türkçülük-Türk milliyetçiliği fikrinin gelişerek II. Meşrutiyet’in zengin düşünce atmosferi içinde teşkilatlanması ile ortaya çıkan bir cemiyettir.[1]

         

        Türk Ocaklarının amacı, 1912 tarihli Nizamnamesi’nin 2. maddesine göre: “… akvam-ı İslamîye’nin bir rükn-ü mühimi olan Türklerin millî ve ilmî, içtimaî, iktisadî seviyelerinin terakkî ve ilâsıyla Türk ırk ve dilinin kemaline çalışmaktır”[2] şeklinde ifade edilirken; 1918 yılında yapılan değişiklikle “Ocağın maksadı Türklerin harsî birliğine ve medenî kemaline çalışmak”[3] olarak değiştirilmiştir.

         

        Türk Ocakları Nizamnamesi’ne göre amaçlarını gerçekleştirmek için “… sırf millî ve içtimaî bir vaziyette kalacak, asla siyaset ile uğraşmayacak ve hiçbir vakit siyasî fırkalara hadim bulunmayacaktı.”[4] Aynı anlayış, 1918 Nizamnamesi’nde “Ocak, siyasetle uğraşmaz, hiçbir Ocaklı, cemiyeti siyasî emellerine alet edemez”[5] şeklinde yer almıştır. Ancak Türk Ocakları, siyasî hayatın en karmaşık olduğu bir dönemde, her şeyin politize olduğu bir ortamda doğmuştur. Osmanlı Devleti bünyesindeki çeşitli unsurların milliyetçilik hareketleri karşısında Türk milliyetçiliğinin öncüsü olma gibi bir fonksiyonu üstlenen Türk Ocakları, her şeyden önce imparatorluk yapısı içinde Türk unsurunun hayatını düzenleyen, ‘millîleştiren’ bir cemiyet olduğu için faaliyetleri siyasî plana kaymıştır. Çünkü Türklerin millî şuur kazanması yolunda yapılan çalışmalar siyaset dışında sayılamazdı.[6] Fakat makalede üzerinde duracağımız esas mesele, Türk Ocaklarının doğrudan günlük politikanın içinde yer alıp almadığı, dolayısıyla siyasî partilerle ve yönetimlerle olan ilişkileridir.

         

         

         

        II. Meşrutiyet Dönemi’nde Siyasi Partilerle İlişkisi

         

        Türk Ocaklarının II. Meşrutiyet devrinde en yakın ilişki kurduğu parti, döneme damgasını vuran İttihat ve Terakki olmuştur.

         

        Türk Ocakları ile İttihat ve Terakki arasındaki ilişkiler konusunda temelde iki farklı görüş bulunmaktadır. Bunlardan Karpat’a göre Ocaklar, İttihat ve Terakkinin ideolojik alandaki rehberliğini üstlenmiş ve onun maddi ve manevi desteğiyle büyük şehirlerde şube açmayı başarmıştır.[7] Bu görüşü destekleyen Landou, Türk Ocağının potansiyelini anlayan İttihat ve Terakki liderleri onu destekleyerek organizasyon ve politik açıdan geliştirdiklerini vurgularken;[8] Tunaya, 1913-1914 yıllarında yapılan bir ankete, valilerin ve mutasarrıfların verdikleri cevaplarda Türk Ocağının, Türk gücü ile beraber İttihat ve Terakki lokallerinde çalıştığı, yönetim kurullarında İttihatçıların olduğu şeklinde bilgiler bulunduğunu belirtmektedir.[9]

         

                    Bu konudaki ikinci görüş, Türk Ocaklarının İttihat ve Terakki ile aralarında belirli bir mesafe bırakmaya gayret ettiği şeklindedir. Nitekim Kazım Nami (Duru): “… biz genç İttihatçıların çoğu, Türk Ocağını, baba ocağından daha yüksek tutuyor; orada parti ayrılığını çok uzakta tutarak el ele, gönül gönüle birleşiyorduk. Bundan dolayı Ocak’ta siyaset yapmıyor; yapmak isteyenleri içimizde tutmamaya çalışıyorduk” demektedir.[10] Mahzar Akifoğlu da Ocak’ta gençlerin büyük çoğunluğunun İttihatçı olmasına rağmen İttihat ve Terakkinin Ziya Gökalp lisanıyla ifade edilmiş arzusuna Ocağı siyasete girmemesi için rey ve yer vermediklerini belirtmektedir.[11] Diğer taraftan Türk Yurdu ve Türk Ocağının İttihat ve Terakkinin denetimine girmemesi ve her ikisinin de bağımsızlığını koruması için Yusuf Akçura’nın büyük çaba harcadığı bilinmektedir.[12]

         

                    Gerçekte, yukarıda belirtildiği gibi daha Ocağın kuruluşu sırasında bazı İttihatçılar, Ocağa ilgi göstermişler; özellikle Balkan Savaşları’ndan sonra da İttihat ve Terakkinin Türkçülüğü benimsemeye başlamasına paralel olarak Ocak’a olan ilgi ve yardımları da giderek artmıştır.[13] İttihat ve Terakkinin tek parti iktidarı döneminde bütün dernekleri denetimi altına alma yönündeki çabaları sırasında Ocak’ın da maddi yardım edinmek amacıyla partiye yaklaşması sonucu aralarındaki ilişki gittikçe güçlenmiştir. Özellikle Türkçülüğün, aydınlar ve gençler arasında gittikçe büyüyen bir kuvvet olması ve devrin siyasî atmosferine hâkim olmaya başlaması İttihat ve Terakkinin gözünden kaçmamıştır. Bu sebeple doğrudan Ocak’ın yönetimini ele geçirerek kontrol altına alma ve faydalanma amacını benimsemişlerdir. Özellikle İttihat ve Terakki Merkez-i Umumi azaları Ziya Gökalp ve Hüseyinzade Ali vasıtasıyla Türk Ocağına nüfuz etmiştir.[14] Bu konuda daha da ileri giden İttihatçılar I. Dünya Savaşı sonlarına doğru Türk Ocağını tamamen kontrol altına almak amacıyla 1918 kongresinde, Ziya Gökalp’i Ocak’a başkan seçerek parti ile Ocak arasında doğrudan bağ kurmak istemişlerdir. Fakat bilindiği gibi Ziya Gökalp bu kongrede başkan seçilememiştir.[15] Bu seçim de göstermiştir ki, aralarındaki ideolojik ve maddi ilişkilere rağmen Türk Ocağı mensupları İttihat ve Terakki karşısında belirli seviyede özerkliğe sahip olmak istemişler ve bunu da başarmışlardır.

         

         

                    Diğer taraftan Türk Ocakları, İttihat ve Terakki karşısında bağımsızlığını korumaya çalışmasına rağmen bu partinin giderek Türkçülüğe önem vermesine paralel olarak aralarında ideolojik bir kaynaşma gerçekleşmiştir.[16] Tekin Alp, 1913’ten sonra, İttihat ve Terakki üyelerinin Meclis’te İttihatçı, Türk Ocağında ise Turancı kesildiklerini, hemen hemen tüm bakanların Türkçü olduğunu savunmakta ve başta Cemal ve Talat Paşa olmak üzere çok sayıda İttihat ve Terakki ileri gelenlerinin Ocak toplantılarında “Biz de Ocaklıyız” dediklerini kaydetmektedir. Gerçekten ideolojik beraberliğin sonucu olarak Türk Ocaklarının ileri gelenlerinden Mehmet Emin (Yurdakul), Ahmet Ağaoğlu, Akil Muhtar, Kazım Nami (Duru), Hüseyinzade Ali ve Ziya Gökalp gibi birçok kişi aynı zamanda İttihat ve Terakkinin Merkez-i Umumi azası veya milletvekilidir.[17] Zaten 1913’ten itibaren İttihat ve Terakki yönetiminin uygulamaya başladığı milliyetçi politikaların ideolojik muhtevası devrin Türkçü aydınları tarafından hazırlanmıştır. Bu bağlamda Türk Ocaklarının İttihat ve Terakki üzerinde etkili olduğunu vurgulamak gerekir. Birçok konuda hükümet ancak onun tavsiye ettiği yoldan yürümek imkânı bulmuştur. İttihatçıların, Ocak’ı, Ziya Gökalp vasıtasıyla kontrol altına alma isteğine gelince, onun siyasî olmaktan çok bir fikir adamı olduğu noktasından hareket edersek, Ocak’taki aydınların İttihat ve Terakki üzerindeki etkisinin boyutları daha iyi anlaşılır.[18]

         

                    Sonuç olarak, Türk Ocakları ile İttihat ve Terakki arasında ideolojik ve organik mânâda bir kaynaşma olduğunu söyleyebiliriz. Gerçekten böyle bir iş birliği ve kaynaşma mevcut olmasa idi, 1913’ten sonra İttihat ve Terakkinin her şeye hâkim olduğu ve her türlü muhalefeti susturduğu bir dönemde büyük bir ihtimalle Türk Yurdu ile beraber varlığını sürdüremezdi.[19] Zaten bu ilişkinin bir sonucu olarak Mütareke Dönemi’nde Türk Ocakları ile İttihatçılar bir tutularak takibata ve ağır eleştirilere uğramışlardır.[20] Bununla beraber Türk Ocaklarının tamamen İttihat ve Terakkinin kontrolüne girmediğini, aralarındaki ilişkiyi esnek tutarak, yönetim açısından özerkliğini muhafaza ettiğini vurgulamak gerekir.

         

        Diğer taraftan, Türk Ocağı ile Adnan Ferit (Tek) başkanlığında kurulan Millî Meşrutiyet Fırkası arasında da belirli seviyede bir ilişki vardır. 23 Ağustos 1912’de kurulan bu partinin kurucuları arasında Yusuf Akçura da yer almıştır.[21] İttihat ve Terakkinin henüz Türkçü politikaları benimsemediği bir dönemde kurulan bu parti, milliyetçilik ideolojisine dayanması sebebiyle Türk Yurdu tarafından açıkça desteklenmiştir.[22] Gene Türkçülük görüşlerini Mütareke’nin karmaşık yapısı içerisinde sürdürmek amacıyla, 9 Aralık 1919 tarihinde kurulan Millî Türk Fırkasının kurucuları arasında Ahmet Ferit (Tek), Mehmet Emin (Yurdakul), Ahmet Hikmet (Müftüoğlu), Yusuf Akçura, İsmail Hakkı Baltacıoğlu ve Zühtü (İnhan) gibi Türk Ocakları mensupları bulunmaktadır. Siyasî bir parti olarak fazla bir varlık gösterememekle beraber, Anadolu’daki millî mücadele hareketini açıkça destekleyen Millî Türk Partisi, bu konuda Türk Ocakları ile beraber hareket etmiştir.[23]

         

         

         

        Cumhuriyet Döneminde Siyasi Partilerle İlişkisi

         

        Türk Ocaklarının, Osmanlı Devleti döneminde olduğu gibi Cumhuriyet döneminde de Ocak’ta fırka siyaseti yapılamayacağı anlayışını devam ettirmeye çalıştığını görüyoruz. Nitekim Türk Ocakları Yasası’nda yer alan: “Ocak fırka siyasetiyle uğraşmaz. Hiçbir Ocaklı, cemiyeti siyasî emellerine alet edemez”[24] şeklindeki 3. maddesi, 1924 kongresinde görüşülürken, Ocak’ı parti siyaseti ve günlük politikanın dışında tutma eğiliminin ağır bastığını görüyoruz. Bu konuda Osman Şevki Bey (Bursa delegesi), bazı Ocakların seçimlerle meşgul olduğunu, bunun Ocakların arasını açtığını belirterek, yasaya: “intihabatla da uğraşamaz” kaydının ilave edilmesini teklif eder.[25] Bu görüşe karşı çıkan Emin Bey (Silifke delegesi) Ocak üyelerinin kendi bölgelerinde siyasetin yönlendiricisi olacaklarını, bu sebeple parti siyasetini yasaklamanın doğru olmayacağını savunurken; İhsan Bey (Susurluk delegesi) Cumhuriyet’in ve inkılapların karşısında olacak bir siyasî fırka karşısında siyasetle uğraşmamanın çelişki olacağını belirtmiştir. Bunun üzerine Hamdullah Suphi: “Ocak bir bakışa göre siyasî bir müessesedir… Türk Ocağının bir milliyet siyaseti vardır. Diğer milletlerin rekabeti ortasında Türk milletini teçhiz etmek, ikaz etmek bir siyasettir” dedikten sonra, Ocak’ta yasak olanın “zümre ve fırka siyaseti” olduğunu vurgular. Ayrıca, “halk hâkimiyetini ve Cumhuriyet’i ideal bilen Ocak’ın “bunların karşısında olacak bir fırkaya düşman olacağını, geçmişte Saray veya Damat Ferid hükümetine karşı çıkan Ocak’ın, fırka siyaseti değil, “millet ve mefkure siyaseti” takip ettiğini belirtir. İzzet Ulvi de aynı görüşü destekleyerek, Ocak’ın millî bir siyasetinin olduğunu, Türklüğün karşısında bir fırka olursa, onun düşmanı olacaklarını vurgular. Yusuf Akçura da, şahısların kendi adlarına dışarıda istedikleri faaliyette bulunabileceklerini, burada yasak olanın zümre adına faaliyette bulunmak olduğunu belirtir.[26] Diğer konuşmacılar da inkılaplara ve Ocak gayesine muhalif partilerin kurulması halinde onlara karşı mücadele etmenin siyaset sayılamayacağını; ancak Ocak’ın doğrudan fırka ve zümre siyaseti yapmaması gerektiğini savunurlar. Sonuçta, Türk Ocakları Yasası’nın 3. Maddesi: “Ocak, fırka siyasetiyle uğraşmaz. Hiçbir Ocaklı, cemiyeti siyasi emellerine alet edemez” şeklinde kabul edilmiştir. 4. madde ile de Ocak’ın amaçlarına muhalif olmamak şartıyla her Ocaklının siyasî kanaatine göre çalışabileceği belirtilmiştir.[27] Türk Ocakları, 1927 yılındaki yasa değişikliğine kadar, Cumhuriyet’in ve inkılapların bekçiliği ve vatanın müdafaası gibi temel millî konularda yönetim ile açık bir iş birliğine girmesine rağmen, fırka siyaseti yapmama ve günlük politika ile uğraşmama ilkesine sadık kalmaya çalışmıştır. Yönetimin de 1927 yılına kadar Türk Ocaklarına açık bir müdahalesi olmamıştır.

         

         

        Bu sebeple, Türk Ocaklarının yeni yönetimle diğer bir açıdan CHF’yle 1927 yılına kadar olan ilişkilerini bu anlayış çerçevesinde görmek gerekir. Nitekim Türk Ocakları, Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren birçok temel konuda yeni rejimin savunuculuğunu yaparken, yönetim de Türk Ocaklarına yeni ideolojinin yayılması için üzerine dayanılması gereken bir güç olarak görmüş ve yoğun bir ilgi ve destek sağlamıştır.[28]

         

         Türk Ocaklarının 1924 Umumi Kongresi’ne katılan delegelerin 64’ünden 42’sinin TBMM üyesi olması, diğerlerinin de büyük kısmının yüksek dereceli memurlardan oluşması, başta Hamdullah Suphi olmak üzere, ileri gelenlerin bakanlık düzeyinde görevler üstlenmesi, Ocak’ın yeni yönetim ile olan ilişkilerinin düzeyi hakkında önemli bir fikir vermektedir.

         

        Türk Ocaklarına karşı giderek artan bu ilgi ve desteği sonuçta CHF ile Ocakların bütünleşmesi sürecini doğurmuştur. Nitekim 1927 Kurultayı’nda Türk Ocakları Yasası’nın 3. Maddesi:

         

        “Cumhuriyet, milliyet, muasır medeniyet ve halkçılık mefkûrelerini takip eden Türk Ocağı, bu mefkûreleri tahakkuk ettirmekte olan Cumhuriyet Halk Fırkasıyla devlet siyasetinde beraberdir. Türk Ocağı bu mefkûreleri neşr ve telkin için ilim, hars ve içtimaiyat sahasında mücadele ve mücahede eder; hiçbir Ocaklı, Ocak’ı şahsî ve siyasî ihtirasına alet ve saha ittihaz edemez” şeklinde değiştirilmiştir.[29]

         

        Ocak yasasında yapılan her iki temel değişiklik sırasında, kurultay delegelerinden herhangi bir itiraz gelmemiş, oy birliği ile kabul edilmiştir. Delegeler arasında itirazın olmamasını iki temel faktörle izah etmek mümkündür. Birincisi, Ocak ileri gelenlerinin çoğunlukla yönetim ile yakın ilişkiler içinde bulunması, dolayısıyla CHF mensubu olması ve Takrir-i Sükûn döneminde iç isyanlar, İzmir Suikastı vb. olaylar sebebiyle giderek sertleşen yönetime karşı tavır almamaları rol oynamış olabilir. İkincisi, Türk Ocakları içinde temel millî konularda siyasetle uğraşılması, devletle iş birliği yapılması şeklinde görüşün mevcut olmasıdır. Bu konuda Ahmet Ağaoğlu, Türk Ocaklarının kuruluşundan itibaren siyaset dışında kalma çabalarının Osmanlı Devleti’nin yapısı ve yönetim tutumundan kaynaklandığını, hâlbuki bugün böyle sakıncaların ortadan kalktığını belirterek: “…hükümet, devlet ve millet baştan başa Türkçülük cereyanını kabul etmiş ve bunu bütün kanunları ve halka istinat ettiği Teşkilat-ı Esasiye’si ile teyit etmiştir” dedikten sonra, günlük politikanın dışında millî konularda siyasetle bizzat uğraşılabileceğini vurgular.[30] 1926 Kurultayı’nda, Doğu Anadolu’nun problemlerinin çözümü konusunda söz alan İshak Refet Bey, Ocaklılar ile devlet teşkilatında bulunan memurların birlikte hareket etmelerini savunur. Aynı Kurultay’da, Türkçenin yaygınlaştırılması konusu görüşülürken Dr. Reşit Galip bu konuda TBMM ve hükümetle birlikte hareket edilmesini savunur.[31] Hamdullah Suphi de, Türk Ocaklarının “Türk vatanı için hükümetle beraber mücadele eden kuvvet” olduğunu, “İnkılapçı ve Cumhuriyetçi hükümetin mesaisine kendi mesaisini ilave ederek…” çalıştığını vurgulamaktadır.[32]

         

        Türk Ocakları yasasında yapılan bu değişiklikle aynı zamanda CHF ile Ocakların faaliyet alanları da belirlenmiştir. Nitekim bu değişikliği yorumlayan Falih Rıfkı (Atay) aynı amaçlara yönelik; ancak farklı alanlarda faaliyet gösteren iki müessesenin arasındaki “Taksîm-i Vezâif”in resmen belirlenmesinin önemine işaret etmekte ve bu birleşme ile Ocakların millî Türk devletinin milliyetçilik düşmanlarından korunmasında hükümete yardımcı olacağını vurgulamaktadır.[33]

         

        Aslında görevlerin bir paylaşımı fikrinin ardında yönetimin, dolayısıyla CHF’nin ortak gayeler için çalışmasına ve devlet yardımlarına rağmen, özerk bir yapıya sahip olan ve günlük politikaya karışmama ilkesine bağlı kalmaya çalışan Türk Ocaklarını denetimi altına alma arzusunun olduğu açıktır.[34] Nitekim bu amaç CHF’nin 1927 yılı Ekim ayında yapılan büyük kongresinde gerçekleştirilmiştir. Bu kongrede kabul edilen yeni parti tüzüğünün 40. maddesinde, “siyâsî, idârî, içtimâî, iktisâdî, harsî ve bunlara mümâsil bilcümle teşekküllerin heyet-i müdîrelerine gireceklerin namzetlikleri fırka müfettişlikleri tarafından tasvîp olunduktan sonra îlan olunur” denilmekteydi.[35] Bu maddenin görüşülmesi sırasında söz alan Hamdullah Suphi, Türk Ocaklarının CHF’nin temel politikasını takip eden bir müessese olduğunu, ülke genelinde idarecilerini parti müfettişlerinin tanıyamayacağını, bu sebeple Ocak mesaisinin kesintiye uğrayabileceğini belirtir. Ayrıca bütün teşekküllerin partimizin dâimî bir murâkabesi altında bulunmasına katıldığını, hatta bunun zaruri olduğunu, fakat her yerde müfettişlerin Ocak’ın idare heyetleri seçimine müdahalelerinin Türk Ocaklarını siyasî teşekkül haline getireceğini savunur.[36]  Hamdullah Suphi’nin itirâzı üzerine söz alan CHF Genel Sekreteri Saffet Bey, Türk Ocaklarını fırkanın bir kültür ve irşat şubesi olarak gördüklerini, iç işlerine karışmayacaklarını üstelik fırka müfettişlerinin tamamen Ocaklı olduklarını belirtmiştir. Yapılan oylama sonucu kabul edilen yeni tüzük ile ülkedeki bütün kuruluşların bu arada Türk Ocaklarının da CHF’nin denetimi altına alınması resmîleştirildi.[37]

         

        Bu tüzük değişikliği, CHF’nin devletin ve ülkenin tamamına hâkim ve kapsayıcı bir parti haline gelmesine giden süreçte önemli bir dönüm noktası olmuştur. Türk Ocakları da CHF’nin denetimi altında bir kuruluş sayılmıştır.[38] Bundan sonra, Türk Ocaklarının seçimlerinde CHF söz sahibi olmuştur. Taşra şubelerinin seçimlerinde parti müfettişleri etkili olurken, 23 Nisan 1928 tarihli Umumi Kurultayı’nda Türk Ocakları merkez heyetinin aday listesi TBMM başkanı, başbakan, CHF genel sekreteri ve Türk Ocakları genel başkanından oluşan dört kişilik bir komisyon tarafından hazırlanmıştır.[39]

         

                    1927 yılından itibaren CHF’nin bir kültür şubesi statüsünde faaliyetlerini sürdüren Türk Ocaklarının bazı mensupları, 1930 yılında Serbest Cumhuriyet Fırkasının kurulması ile birlikte siyasetle yakından ilgilenmeye başlamışlardır. Türk Ocaklarının ileri gelenlerinden bazıları Atatürk’ün isteği ile SCF içinde yer almıştır.[40] Bu sırada Hamdullah Suphi, 12 Eylül 1930 tarihinde “Bu Sesi Koruyacaksın” başlıklı bir makale yazmıştır. Bu makalede, Hamdullah Suphi, “içinde muhalefet sesi yükselmeyen bir Cumhuriyet’e biz nasıl inanabiliriz ki ona başkalarını inandıralım. … Ey Türk münevveri! … vatanında yükselen bu murakabe sesini koruyacaksın!” demekte ve aydınları ve gençleri adeta muhalefet saflarına katılmaya çağırmaktadır.[41] Hamdullah Suphi’nin Türk Ocakları merkez heyeti reisi sıfatıyla yazdığı bu makaleden sonra yapılan belediye seçimlerine Türk Ocaklarının bazı şubelerinin karışmaları ve SCF’ni desteklemeleri iktidarın tepkisini çekmiştir.[42]

         

                    Türkiye’de 1930 yılında yaşanan olaylar (özellikle ekonomik bunalım, SCF denemesi ve Menemen Olayı) CHF yönetiminde siyasî ve idarî açıdan otoriter bir eğilim ortaya çıkarmıştır. CHF’ndeki bu otoriter anlayış, parti-devlet bütünleşmesi ile sonuçlanmıştır. Bu bağlamda, CHF’nin ülkedeki bütün güçleri tek elde toplama gerekçesi ile takip ettiği otoriter tek parti anlayışının bir sonucu olarak 1931 yılında Türk Ocakları kapatılmış, bütün mal varlığı CHF’ne devredilmiştir.

         

                    Türk Ocakları 18 yıl süren fasıladan sonra 10 Mayıs 1949 tarihinde Hamdullah Suphi Tanrıöver başkanlığında İstanbul’da yeniden açılmıştır. 14 Mayıs 1950 tarihinde Demokrat Partinin iktidara gelmesi Hamdullah Suphi Tanrıöver’in bağımsız aday olarak DP listesinden milletvekili seçilmesi ile beraber Türk Ocakları yeniden etkili bir şekilde gündeme gelmeye başlar. Bu dönemde 1951 tarihinde çıkarılan 5830 sayılı kanunla tarihî binası Türk Ocağına devredilir. Ancak kanun uygulanmayarak 25 Aralık 1952 tarihli Bakanlar Kurulu kararı ile binanın kullanımı Türk Ocağına tahsis edilir. 15 Mayıs 1954 tarihinde Bakanlar Kurulu kararı ile Türk Ocakları kamu yararına çalışan dernekler kapsamına alınır.[43]

         

                    Hamdullah Suphi Tanrıöver, Ocak’ın tekrar açılışı sebebiyle yaptığı açıklamada: “Türk Ocaklarında particilik fikrinin nüfuzuna tesadüf edilemeyeceğini, bu müessesenin tamamen müstakil olduğunu”[44] vurgulamasına rağmen Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde olduğu gibi bu dönemde de aktif siyasetle Türk Ocakları genel başkanlığını birlikte yürütmüştür.

         

         

                    Türk Ocaklarının unutulmaz tarihi genel başkanı Hamdullah Suphi Tanrıöver’den sonra genel başkanlık yapan Osman Turan dönemi, 1960 İhtilali, Yassıada Yargılamaları ve 12 Mart muhtırası gibi Türkiye’nin siyasi kriz dönemlerine rastlamıştır. Bu ortamda, Hamdullah Suphi gibi aktif siyasetle Türk Ocakları genel başkanlığını birlikte yürüten Osman Turan, Türk Ocağının daima siyaset üstü kaldığını, ancak millî mefkûreye sahip herkes gibi aynı vasıflarda bulunan siyaset adamlarına sinesini açık bulundurduğunu vurgulamaktadır.

         

                    12 Mart 1971 Muhtırası’ndan sonra derneklerin faaliyetlerinin bir süre askıya alınması üzerine Türk Ocakları da sadece kanunî formalitelerini yerine getirmiş, çalışmalarını bir müddet durdurmak zorunda kalmıştır. 1975 tarihinde yapılan olağanüstü kurultaydan sonra yeniden faaliyetlerine başlamasına rağmen Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasî ortam sebebiyle arzu edilen çalışmaları gerçekleştirememiştir.

         

                    Türk Ocaklarının tekrar canlı ve aktif bir şekilde faaliyetlerine başlaması, 1986 yılında tarihi Türk Ocakları binasında yapılan toplantı ile başlar. Başbakan Turgut Özal’ın da katıldığı bu toplantıya, bakanlar, çok sayıda eski ve yeni siyasetçi, bürokratlar ve öğretim üyeleri katılmıştır. Bu toplantı ile beraber Türk Ocakları tekrar canlı bir faaliyet dönemine girmiştir. Türk Ocakları bu dönemde tarihî misyonuna uygun olarak, millî meselelerde partiler üstü ortak bir mutabakat zemini olmaya başlamıştır. Bunun en somut örneği, Bulgaristan Türklerine yapılan mezalimi protesto etmek amacıyla birçok ilimizde yapılan toplantılarda ANAP, MÇP, SHP, DYP, DSP, RP ve IDP gibi bütün siyasî partileri aynı platformda buluşturmuştur. Yeni dönemde Türk Ocaklarının birtakım siyasî dedikoduların içine çekilmeye çalışılması üzerine, Genel Başkan Orhan Düzgüneş’in 1989 yılında yaptığı açıklama, Ocak’ın siyaset ve partilere yaklaşımını net bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu açıklamada, Türk Ocaklarının tarihî geleneğine uygun olarak ısrarla “siyasetle uğraşmamak ve siyasî partilere müsavî mesafede bulunmak” prensibini titizlikle uyguladığı, Türk Ocaklarının siyasetle meşgul olmayan bir kültür kuruluşu olduğu, üye ve yöneticileri içinde siyasî parti mensubu kişilerin olmasının normal olduğu; ancak bunların siyasî çalışmalarına Türk Ocağını karıştırmadıkları, bunun bir rol ve protokol görevi değil, bir inanç meselesi olduğu vurgulanmaktadır. Ayrıca siyasetle ve particilikle hiçbir alakası bulunmayan asırlık bir kültür müessesesi olan Türk Ocağının, siyasî partilerimiz arasındaki iktidar yarışına da partiler içerisindeki hizmet yarışına da saygıyla baktığı belirtilmektedir.[45]

         

                    1990’ların başında komünizmin yıkılması ve Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla Türk Cumhuriyetleri’nin bağımsızlığını kazanması Türk milletinin önünde yeni ufuklar açarken, kuruluşundan itibaren ister kültürel, ister siyasî anlamda ele alınsın, bütün Türklerin meseleleri ile ilgilenen, onların bağımsızlığını ve yücelmesini savunan Türk Ocaklarının bir anlamda kızıl elması gerçekleşmiştir. Diğer taraftan, ülkemizde 1980’lerde başlayan PKK terörü giderek Türkiye’nin birlik ve bütünlüğünü tehdit eder boyutlara ulaşmıştır. Bu gelişmeler Türk Ocakları ve Türk milliyetçilerinin, Türkiye ve Türk dünyasının meselelerine koydukları teşhislerin ve çözümleri konusunda ortaya koydukları fikirlerin isabetini göstermiştir. Bu sebeple Türk Ocakları 1990’lı yıllardan itibaren milletin temel hassasiyetleri ve beklentilerini savunan bir sivil toplum kuruluşu olarak toplumun bütün kesimlerinin ilgi odağı olmaya başlamıştır. Bu dönemde 1997 yılında Türk Ocaklarının yeni genel merkez binası Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in katıldığı bir törenle açılmıştır. 2000’li yıllarda oldukça aktif ve canlı bir faaliyet dönemine giren Türk Ocaklarının ülke çapında şube sayısı 77’ye ulaşmıştır. Bu faaliyetlere paralel olarak, Türk Ocaklarının fikir ve hassasiyetlerini paylaşan siyasetçiler, bürokratlar ve aydınlar Ocak’ın başta kurultayları olmak üzere sosyal ve kültürel faaliyetlerine yoğun bir şekilde katılmaya başlamışlardır. Aynı şekilde, Türk Ocakları yöneticileri de başbakanlar, bakanlar, parti genel başkanları ve yöneticilerini ziyaret ederek ülke meseleleri hakkında görüş ve düşüncelerini aktarmışlardır. Zaman zaman aktif siyasetçilerin Ocak’ın bazı organlarında görev aldıkları da görülmektedir. Mesela 2000 yılında yapılan kurultaydan sonra danışma kurulu üyeliklerine MHP, DYP, ANAP ve BBP’ye mensup milletvekilleri ve parti yetkilileri getirilmiştir.[46]

         

                    Türk Ocakları; fikir ve ideolojik açıdan yakınlık duyduğu, aynı idealleri paylaştığı parti ve siyasetçilerle zaman zaman yakın ilişki ve iş birliği içine girmesine rağmen, hiçbir siyasî partinin kontrolüne girmeden siyaset dışı çizgisini muhafaza etmeye büyük gayret göstermiştir. Bu politikayı, Genel Başkan Nuri Gürgür, Ocak’ın 2002 Kurultayı’nda yaptığı konuşmada: “Günlük siyasî tartışmaların faydasız ve yıpratıcı, fikir ve görüşleri sınırlandırıcı etkilerinden uzak durmaya devam edeceğiz”[47] diyerek özetlemekte, 2010 Kurultayı’nda; “Siyasetin dışında kalarak, kültürel çalışmalara ağırlık veren, temel millî konularda kamuoyunu aydınlatmaya çalışan, yetenekli ve bilinçli gençlerin yetişmesini en önemli meşgale sayan…” geleneksel bir anlayışa sahip olduklarını vurgulamaktadır.[48] Nitekim Türk Ocaklarının siyaset dışı kalma ve günlük politik tartışmalara alet olmama konusundaki kararlılığı halen yürürlükte olan tüzüğünde de açıkça ifade edilmektedir. Tüzüğünün 1. maddesinde Türk Ocaklarının “…siyasetle ilgisi yoktur” denilmekte ve 9. maddesinde Ocak’ın “kişisel çıkar ve siyasete alet edilmesi” üyelikten atılma sebeplerinden birini teşkil etmektedir.

         

                    Türk Ocaklarının başta PKK terörü ve bölücülük olmak üzere, Türkiye’nin millî meselelerinde ortaya koyduğu fikir ve düşünceleri ile yürüttüğü faaliyetler aslında (sosyal ve kültürel alandakiler hariç) siyaset dışında sayılamayacak konulardır. Ancak Türk Ocakları, tarihi mirası ve misyonuna uygun bir vakarla bu konuları günlük politik tartışmaların dışında, partiler üstü bir yaklaşımla ele almakta, Türkiye’nin millî meselelerinde siyasetçileri ve hükümetleri uyaran, eleştiren ve yol gösteren fikir ve düşüncelerini kamuoyu ile açıkça paylaşmaktadır. Türk Ocaklarının millî meselelerdeki fikirlerini ve yaklaşımını büyük kurultaylarda genel başkanların yaptığı konuşmalarda, genel merkez tarafından yayınlanan basın bildirilerinde, Genel Başkan Nuri Gürgür’ün her ay Türk Yurdu dergisinde yayınlanan “Ayın Yorumu” başlıklı yazılarda ve Ocak’ın diğer faaliyetlerinde görmek mümkündür.

         

         

                   

                    Sonuç

         

                    Türk Ocakları kuruluşundan itibaren günlük siyasî çekişmelerin dışında kalmaya büyük çaba sarf ederek faaliyetlerini Türkiye ve Türk dünyasının millî meseleleri üzerinde yoğunlaştırmıştır. Türk Ocakları zaman zaman aynı fikir ve idealleri paylaşan siyasi parti ve siyasetçilerle genelde millî meselelerde iş birliği yapmasına rağmen, bu ilişkileri oldukça esnek tutarak günlük politikanın içine ve doğrudan herhangi bir siyasi partinin kontrolüne girmeden bağımsız yapısını muhafaza etmeye büyük gayret göstermiştir.

         

                    Sonuç olarak: 100. yılını kutlamaya hazırlanan Türk Ocaklarının Türkiye ve Türk dünyasının meseleleri hakkında fikir üreten, temel millî konularda kamuoyunu aydınlatan, siyaset dışında kalmayı başarabilen, Türkiye’nin en uzun ömürlü sivil toplum kuruluşu olma özelliğine sahip olduğunu söylemek mümkündür.

         

         


        


        

        [1] Geniş bilgi için bkz. Yusuf Sarınay, Türk Milliyetçiliğinin Tarihi Gelişimi ve Türk Ocakları, İstanbul, 1994, s. 118-137.


        

        [2] Türk Ocağı’nın Nizamname-i Esâsî ve Dâhilisi, İstanbul, 1328, s. 3.


        

        [3] Türk Ocağı Esas Nizamı, İstanbul, 1334, s. 1


        

        [4] Türk Ocağı’nın Nizamname-i Esâsî ve Dâhilisi …, s. 4


        

        [5] Türk Ocağı Esas Nizamı, s. 1.


        

        [6] Tarık Zafer Tunaya, Türkiye’de Siyasi Partiler, C: I, İstanbul, 1984,  s. 437.


        

        [7] Kemal Karpat, “The People’s Houses in Turkey, Establishment and Growth,” The Middle East Journal, Kış-İlkbahar 1963, s. 56.


        

        [8] Jacop M. Landau, “Tekin Alp: Osmanlı İmparatorluğu’nun Son Devrinde Bir Aydın”, IX. Türk Tarih Kongresi, Ankara 1988, s. 40.


        

        [9] Türkiye’de Siyasi Partiler, s. 437. Bu konuda Fethi Okyar, Türk Ocaklarını İttihat ve Terakkinin kurdurduğunu ileri sürmektedir. Bkz. Fethi Okyar, Üç Devirde Bir Adam, (yay. haz. Cemal Kutay), İstanbul, 1980, s. 23.   


        

        [10] Kazım Nami Duru, “Türk Ocaklarının Yarını”, Türk Yurdu, sayı: 244, Mayıs 1955, s. 839.


        

        [11] Mahzar Akifoğlu, “Ne Düşünmüştük”, Türk Yurdu, sayı: 252, Ocak 1956, s. 520. Abdulhak Şinasi Hisar da İttihatçıların Ocağa şüpheyle baktıklarını ve siyasî mânâda Ziya Gökalp’in de Ocakla tamamen anlaşamadığını belirtmektedir. Bkz. “Ocak ve Eski Siyasî Fırkalar”, Türk Yurdu, sayı: 246, Temmuz 1955, s. 39-41.


        

        [12] François Georgeon, “Ziya Gökalp et Yusuf Akçura”, Ümit Doğanay’ın Anısına Armağan, C: I, İstanbul, 1982, s. 55.


        

        [13] Enver ve Cemal Paşalar ile Dr Nazım Bey’in Türk Ocağına kişisel yardımlarının yanı sıra, hükümet de Ocağa maddi yardımda bulunmuştur. Bkz. Sarınay, Türk Milliyetçiliğinin…, s. 132.


        

        [14] Hilmi Ziya Ülken, Türkiye’de Çağdaş Düşünce Tarihi, 2. Basım, İstanbul 1979, s. 212.


        

        [15] Ziya Gökalp, Hamdullah Suphi karşısında ancak 7 oy alabilmiştir. Mehmet Emin Erişirgil, “Türk Ocakları”, Hayat, C: I, S: 2, 14 Nisan 1928, s. 95. Mahzar Akifoğlu, “İdealist Ziya Gökalp”, Türk Yurdu, S: 265, Ekim 1955, s. 263. Kongre hakkında geniş bilgi için bkz. Sarınay, Türk Milliyetçiliğinin…, s. 135-136.


        

        [16] 1913 Kongresi’nde İttihat ve Terakkinin Türkçülüğü kısmen benimsemesi Türk Yurdu tarafından sevinçle karşılanmıştır. “İttihat ve Terakki Cemiyetinin Yıllık Kongresi”, Türk Yurdu, yıl:3, S: 1 (49), 19 Eylül 1329, s. 879.


        

        [17] Ömer Seyfettin ve Halide Edip (Adıvar) de Türkçülük fikirlerinin gerçekleşme yeri olarak İttihat ve Terakkiyi görmekteydiler. Sadık Tural, Osmanlı İmparatorluğu’nun Son Yıllarında Edebiyatımızda Türkçülük Akımı, (1908-1920), Ankara, 1978, s.92, (H.Ü. Yayınlanmamış Doktora Tezi). 


        

        [18] Yakup Kadri, Ziya Gökalp’ın İttihat ve Terakkiye milliyetçilik esası üzerine bir program yapılması yolunda Talat Paşa’yı ikna etmek için sarf ettiği çabalardan bahsetmektedir. Yakup Kadri (Karaosmanoğlu), Hüküm Gecesi, (haz. Atilla Özkırımlı), İstanbul, 1982, s. 271-274.


        

        [19] Georgeon, “Ziya Gökalp et Yusuf Akçura”, s. 59.


        

        [20] , Siyasi Partiler I. s. 437; , “Bir İdeolojinin Yargılanması olayı, Cumhuriyet, 27 Ekim 1974, Ziya Gökalp Özel eki.


        

        [21] Parti hakkında bkz., Siyasi Partiler I, s. 350.


        

        [22] “Milli Meşrutiyet Fırka-i Siyasiyesi”, Türk Yurdu, C: 2, S: 22, 6 Eylül 1328, s. 696.


        

        [23] Bu parti hakkında geniş bilgi için bkz., Türkiye’de Siyasal Partiler Mütareke Dönemi, C: II, İstanbul 1986, s. 531-535. Rıza Nur, Hamdullah Suphi’nin Cami Bey’e seçimlerde Türk Ocağı ile fırkanız beraber çalışalım dediğini, kendi menfaatleri için Ocağı siyasete alet ettiklerini belirtmekte ve “Yazık ki Ocağı şimdi Mustafa Kemal’e alet etmişlerdir” demektedir. Rıza Nur, Hayat ve Hatıralarım, C: II, İstanbul (tarihsiz), s. 506-507.


        

        [24] 1340 Senesi Türk Ocakları Umumi, s. 33.


        

        [25] A.g.e., s. 33.


        

        [26] A.g.e., s. 33-37.


        

        [27] Türk Ocağı Yasası, 1924, Madde 3 ve 4, s. 1.


        

        [28] Georgeon, a.g.m., s. 182.


        

        [29] Türk Ocakları Yasası, 1927, Madde 3, s. 3.


        

        [30] Ahmet Ağaoğlu, “Kurultay Münasebetiyle”, Türk Yurdu. C: III, S: 18, Mayıs-Haziran 1926, s. 626-640.


        

        [31] Türk Ocakları Üçüncü Kurultayı. S. 73


        

        [32] Hamdullah Suphi (Tanrıöver). Dağ Yolu I, (yay. haz. Fethi Tevetoğlu), Ankara, 1987, s. 1920.


        

        [33] Falih Rıfkı (Atay), “Ocaklar”, Türk Yurdu, C: 5, S: 28, Nisan, 1927, s. 410-411.


        

        [34] Georgeon, a.g.m., s. 184.


        

        [35] Cumhuriyet Halk Fırkası Büyük Kongresi, 15 Ekim 1927, s. 410-411.


        

        [36] CHF Büyük Kongresi, s. 15-17.


        

        [37] CHF Büyük Kongresi, s. 19.


        

        [38] , Türkiye’de Siyasi Partiler, s. 569.


        

        [39] Kenan Akyüz, “Türk Ocakları”, Belleten, C:1, S: 196, Nisan 1986, s. 212; Cumhuriyet, 27 Nisan 1928. Hazırlanan liste oybirliği ile seçilmiştir. Listede, Hamdullah Suphi, Celal (Bayar), Cemil (Uybadın), İzzet Ulvi, Sami Çölgeçen, Hilmi Unan, Abdulmuttalip, Avukat Sadık, Dr. Hüzeyin Encer ve Burhanettin Develioğlu vardır. Bu duru


Türk Yurdu Şubat 2011
Türk Yurdu Şubat 2011
Şubat 2011 - Yıl 100 - Sayı 282

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele