Ahmet Hikmet Müftüoğlu

Ocak 2011 - Yıl 100 - Sayı 281

                    Türk milliyetçiliğinin adı olan Türkçülük fikrinin öncü ve tanınmış isimlerinden olan Ahmet Hikmet Müftüoğlu’nun devlet adamı, fikir adamı ve sanatkâr olarak milletimize hizmetleri büyüktür.[1]Vefatının üzerinden yıllar geçmesine rağmen eserleri yeni baskılar yapmakta ve genç nesiller tarafından takip edilmektedir.

         

                    Onun hakkında en derli toplu çalışmalar ve değerlendirmeler, kendisi de Türkçülük fikrinin tanınmış isimlerinden olan Dr. Fethi Tevetoğlu tarafından yapılmıştır. Tevetoğlu, Tıp Fakültesi öğrencisi olarak İstanbul’da bulunduğu yıllarda fikir hayatımızın tanınmış isimleriyle birlikte olmuş, kendinden önceki nesle mensup olanları ziyaret etmiş, ebediyete intikal edenleri tanıyanlardan sorarak öğrenmiş ve topladıkları bilgileri makale ve kitap halinde neşrederek bu sahada emsalsiz bir literatür meydana getirmiştir. Onun yazdıkları günümüzde bu vadide yazılanlar için temel başvuru kaynağı olmağa devam etmektedir.

         

                    Onun öğrencilik döneminde ‘Türklük İçin Sanat’ adıyla hazırladığı ama bastıramadığı kitabında Ahmet Hikmet Müftüoğlu’na bir bölüm ayırdığı biliniyor. Tevetoğlu, söz konusu gayri matbu kitabında Müftüoğlu’na tahsis ettiği bölümden bazı parçaları neşrettiği Kopuz dergisinde müstakil bir makale halinde neşretmiştir.[2] 

         

         

                    Ailesi, Doğum Yeri Ve Yılı

         

                     Ahmet Hikmet Müftüoğlu, 3 Haziran 1870 tarihinde İstanbul Süleymaniye’deki Dökmeciler semtinde bulunan baba evinde doğmuştur. Baba tarafı Yunanistan’da Mora yarımadasında Anaboli şehrinde iskân edilmiş bir Türk ailesine mensuptur. Büyük dedesi Moralı Hafız Hacı Ahmet Efendi, bölgede uzun yıllar müftülük yapmıştır. Dedesi Abdülhalim Efendi, dini eğitim görmüş ve babası gibi müftülük görevinde bulunduğundan aile Müftüoğlu lakabıyla tanınmıştır.[3]1820 yılında Yunan ayaklanması başladığında Mora Müftüsü bulunan Abdülhalim Efendi, gaz ve reçineye bulanıp yakılmak suretiyle öldürülmüştür. Bunun üzerine eşi Trapoliçe şehrinde doğan oğlu Yahya Sezai’yi alarak hemşehrileri olan Hamdullah Suphi Tanrıöver’in atası Sami Paşa’nın himayesiyle İstanbul’a göç etmiştir.

         

                    Yahya Sezai Bey, annesinin ihtimamı ile İstanbul’da büyütülmüş ve okumuştur. İstanbul’da ve yurdun değişik köşelerinde muhtelif görevlerde bulunmuştur.1856’da Evkaf-ı Hümayun Nezareti Mektupçusu olmuştur. Basılmamış bir divanı bulunmaktadır. İlerleyen yıllarda tasavvufa yönelmiştir.

         

        Ahmet Hikmet Müftüoğlu’nun annesi Halveti Şeyhi Ahmet Bedreddin’in torunudur. Bu aileden de şairler yetişmiştir. Ailenin önceden doğan çocukları uzun süre yaşamamış, değişik hastalıklarla küçük yaşta vefat etmişlerdir. Bu sebeple Ahmet Hikmet’in doğumunu babası özel olarak kaydetmiştir.

         

         

                    Eğitimi

         

                    Ahmet Hikmet babası öldüğü zaman yedi yaşında idi. Babasının sağlığında ilkokula gitmeye başlamıştı. Önce mahallesindeki Taş mektebe sonra Aksaray’da Mahmudiye Vakıf Rüşdiyesi’ne gönderilmiştir. Rüşdiye öğrenimini Soğukçeşme Askeri Rüşdiyesi’nde tamamlamıştır.

         

                    Babalarının ölümü üzerine ailenin sorumluluğunu üstlenen, sadrazam Halil Rifat Paşa’nın mühürdarlığını yapmakta olan ağabeyi Ahmet Refik mali fedakârlıklara katlanarak onu Galatasaray Lisesi’ne yazdırmıştır. Ahmet Refik, Tevfik Fikret’in kız kardeşi ile evlenmiştir.[4]Ahmet Hikmet, Tevfik Fikret’le aynı senelerde Galatasaray’da okumuştur. Beden olarak cılız bir öğrenci olmasına rağmen çalışkanlığı ile dikkati çekmiş ve edebiyata ilgi duymaya başlamıştır. Dördüncü sınıfta iken hazırladığı bir ödev Asır Kütüphanesi yayınları arasında neşredilmiştir. 1888 yılında Galatasaray Lisesi’nden mezun olmuştur.

         

         

                    Memuriyeti

         

                    Okuldan mezun olduktan sonra 1889 yılında Hariciye Nezareti Umur-u Şehbenderi Kalemi memurluğuna tayin edilmiştir. Kısa süreli görevlerle Marsilya ve Pire’ye gönderilmiştir. 1890 yılında Kafkasya’daki Poti şehrinde bulunan konsoloslukta görevlendirilmiştir. Daha sonra Kırım’daki Kerç şehrinde bulunmuştur. 1896 yılına kadar kançılarlık, konsolos muavinliği ve konsolosluk görevleriyle muhtelif ülke ve şehirlerde görev yaptıktan sonra İstanbul’a dönmüş ve Umur-u Şehbender-i Kalemi Serhalifeliği’ne tayin edilmiştir. 1908 yılına kadar Hariciye Nezareti merkez teşkilatında görev yapmıştır. Bu tarihten sonra bir yıl kadar nazır Gabriel Noradunkyan tarafından Ticaret ve Ziraat Vekâleti Umur-ı Ticariye Umum Müdürlüğü’ne getirilmiştir. Bu görevi sırasında İtalya’ya bir seyahat yapmıştır.[5]Tekrar döndüğü Hariciye Nezareti’nde 1912 yılında Peşte Başşehbenderliği görevine tayin olunmasına kadar merkezde kalmıştır.

         

                    Bu görevleri yanında yetiştiği Galatasaray Lisesi’nde 1898’den 1909’a kadar öğretmenlik yapmış, küçük sınıflardan büyük sınıflara doğru İmla, Kıraat, Türkçe Kitabet ve Edebiyat dersleri okutmuştur. Galatasaray Lisesi’ndeki öğretmenliği Tevfik Fikret’in bu okula müdür olarak tayin edilmesi üzerine sona ermiştir. Fikret’in kız kardeşi Müftüoğlu’nun büyük biraderi Ahmet Refik ile evlenmiş ve enişte kayınbirader birbirlerine ısınamamışlardır. Fikret, kız kardeşinin ölümünden aileyi sorumlu tuttuğu için eniştesinin kardeşine de darılmıştır. Fikret, kız kardeşinin ölümü üzerine üzüntüsünü’ Hemşirem İçin’ başlıklı uzun şiirinde dile getirmiştir. 1910-1912 yılları arasında Darülfünun’da Alman ve Fransız Edebiyatı Tarihi öğretim üyeliği yapmıştır.

         

                    1912 yılında Macaristan’a Budapeşte Başkonsolosu tayin edilmiştir. Bu görev süresi onun yakın ilgi duyduğu Türkçülük düşüncesiyle bağlantısı sebebiyle oldukça verimli geçmiştir. Birinci Dünya Savaşı yıllarını Macaristan’da geçirmiştir. Zaten mevcut bulunan Türk-Macar dostluğunun gelişmesine katkısı fazla olmuştur. Savaştan sonra Başkonsolosluk kadrosunun iptal edilmesi üzerine 1918’de İstanbul’a dönmüş, Alman ve Avusturya fabrikalarına harp içinde sipariş edilen ve fakat teslim edilemeyen savaş malzemesiyle ilgili işlerin tasfiyesiyle ilgili komisyonun başkanı olarak Macaristan, Avusturya ve Almanya başkentlerine gönderilmiştir.[6]Bu görevi iki yıl sürmüştür. 1922 yılında İstanbul’a dönmesinden sonra Ankara hükümetince Halife Abdülmecit Efendi’nin Serkarinliği’ne(Halifelik Başmabeyinciliği), daha sonra 1926’da Ankara’ya davet edilerek Dışişleri Bakanlığı Umur-ı İdariye Umum Müdürlüğü’ne tayin edilmiştir. Bir müddet bu görevi sürdürdükten sonra önce boş bulunan Dışişleri Bakanlığı Müsteşarlığı’na vekâleten daha sonra asaletin tayin edilmiştir. Ölümünden bir yıl önce bu görevinden istifa ederek ayrılmıştır.

         

         

                    Vücut olarak narin yapıda olmasından dolayı ileri yaşlarında yorgunluk, yakalandığı kanser hastalığının sıkıntıları sebebiyle ağır ve sorumluluk gerektiren hariciye görevinden ayrılmış, merkezi İstanbul’da bulunan Anadolu-Bağdat Demiryolları Şirketi idare meclisi üyeliğine tayin edilmesi üzerine geldiği İstanbul’da altı ay yaşamıştır. Son görevine ek olarak Elektrik Şirketi İdare Meclisi Üyeliği de yapmakta idi.

         

                    Hayatının son yıllarında mide ve karaciğer rahatsızlığı şikâyeti sebebiyle geçirdiği sağlık kontrolü sonunda karaciğer kanseri teşhisi konmuş ve gerçek kendisine söylenmemiştir. Hastalığının son günlerinde evinde yatması uygun görülmemiş, 24 Mart 1927 tarihinde Taksim’deki Fransız Hastahanesi’ne kaldırılmıştır. Hastalığı ile dönemin tanınmış hekimlerinden olan yakın dostu ve fikir arkadaşı Dr. Akil Muhtar Özden ilgilenmiştir. Hastalığının durumunu bilmediği ve son anlarına kadar iyileşmeyi ümit ettiği ziyaretine giden dostları tarafından ifade edilmiştir.[7]13 Mayıs günü komaya girmiş ve 19 Mayıs’ta kendini bilmez halde iken vefat etmiştir. Son zamanlarında kendi isteği üzerine Osmanbey Afitab Sokağı’ndaki evine nakledilmişti. 21 Mayıs günü yapılan cenaze törenini Türk Ocağı düzenlemiştir. Dönemin Milli Eğitim Bakanı İstanbul Milli Eğitim Müdürü’ne verdiği emir üzerine daha önce görev yaptığı Edebiyat Fakültesi, liseler ve Darülfünun tatil edilmişlerdir. Tabutu eller üzerinde evinden alınarak Teşvikiye Camii’ne getirilmiş, cenaze namazı kılındıktan sonra Maçka’daki Şehidler Kabristanı’nda birinci eşinin yanında defnedilmiştir.

         

                    Cenaze törenine değişik sınıflara mensup silahlı askerler, Abdülhak Hamid, Fuad Köprülü, İsmail Müştak Mayokan, Azerbaycanlılar adına Mehmet Emin Resulzade, Ahmet Hamid Ongunsu, Celal Sahir Erozan, Yusuf Ziya Demircioğlu, lise ve üniversite öğrencileri katılmışlardır.

         

         

                    Evliliği

         

                    Muhtemelen 1311’de Sakız Mutasarrıfı Reşit Paşa’nın kızı, Elçilik, İstanbul ve Çankırı milletvekilliği, Bayındırlık Bakanlığı görevlerinde bulunan Behiç Erkin(1876-1961)’in baldızı Suat Hanımla evlenmiştir. Ahmet Hikmet’in Galatasaray’dan mezun olduğu ve ilk memuriyetine girdiği günlerden itibaren Suat Hanımı tanıdığı anlaşılıyor.[8]Çok sevdiği eşi ile uyumlu bir evlilik sürdürmüştür. Bu evliliği uzun süreli olmamış, eşi ağır seyreden bir hastalıktan sonra Ağustos 1921 yılında vefat etmiştir. Onun ölüm tarihini araştırmacılar 1922 olarak göstermekle birlikte Müftüoğlu hakkında en son yazılan eserin müellifi Özgül bu tarihin 1921 olduğu görüşündedir.[9]Bir müddet sonra Fatma Nerime Hanımla yeni bir evlilik yapmıştır. İki evliliğinden de çocuk sahibi olmamıştır.

         

         

         

                    Cemiyet Faaliyetleri

         

                    Ahmet Hikmet, Türkçülük fikrine yakınlığı sebebiyle II. Meşrutiyet’in ilanından sonra meydana gelen nisbi serbestlik ortamında kendi gibi düşünenlerin kurdukları Türk Derneği’ne katılmıştır. Onun da aralarında bulunduğu Türk aydınları bu alandaki ilk Türkçü kuruluş olan Türk Derneği’ni 25 Aralık 1908 tarihinde kurmuşlardır. Dernek,1908 yılında İstanbul’a gelen Yusuf Akçura, Necip Asım ve Veled Çelebi’nin öncülüğünde Ahmet Mithat Efendi, Emrullah Efendi, Bursalı Mehmet Tahir, Ahmet Hikmet, Kafkasyalı Celal Korkmazoğlu, Akyiğitzade Musa Bey, Fuat Raif Bey tarafından kurulmuştur. Mehmet Emin Yurdakul, İsmail Gaspıralı, Hüseyinzade Ali, Hüseyin Cahit Yalçın gibi tanınmış isimler sonradan dernek çalışmalarına katılmışlardır. Derneğin hamisi olan Veliaht Yusuf İzzettin Efendi fahri başkan seçilmiştir. Derneğin başkanlığını Fuat Raif Bey, başkan yardımcılığını Necip Asım, sekreterliğini Yusuf Akçura yapmışlardır. Dernek kuruluş amacına uygun olarak; Necip Asım’ın Türklerin Pek Eski Yazısı, Bursalı Mehmet Tahir’in Türklerin Ulum ve Fünuna Hizmetleri isimli iki eser neşretmiş ve çeşitli konferanslar düzenlemiştir. Önceleri Sırat-ı Müstakim dergisi derneğin yayın organı olarak seçilmiş, 1911 yılından itibaren kendi yayın organı olarak Türk Derneği adı ile ancak 7 sayı çıkabilen aylık bir dergi neşretmiştir. Dergi, ‘Türklüğe dair tetebbüatı havidir’ şiarı ile çıkmıştır.

         

                    İstanbul merkezli çalışmaya başlayan dernek yurtiçi ve dışında 4 şube açmıştır. Rusçuk, İzmir, Kastamonu ile Budapeşte şube açılan yerlerdir. Budapeşte şubesinin fahri başkanı A. Vambery, başkanı Dr. İgnace Künos, sekreteri Dr. Jules Germanus olmuşlardır. Derneğin organı Türk Derneği dergisinde Ahmet Hikmet’in Orta Asya Türklüğü ile ilgili yazıları neşredilerek onların Osmanlı Türklerine tanıtılması amacı güdülmüştür. Yazıların bir kısmı Türkçenin vurgu, ahenk, aruz ve imlası üzerinde duran ilmi yazılardır.[10]Yazılarda Türkçenin sadeleştirilmesi üzerinde durulmakla birlikte bunun nasıl yapılacağı hususunda açık teklifler görülmemektedir. Dilin sadeleştirilmesi hususunda en açık yazılar Ahmet Hikmet Müftüoğlu ile Ispartalı Hakkı tarafından yazılmıştır. Müftüoğlu, Dilimiz başlıklı seri yazılarında düşüncelerini ortaya koymuştur. Dernekte kümelenen Türkçülerin, Osmanlı devletini teşkil eden unsurları, dil yoluyla bütünleştirmeyi düşündükleri anlaşılmaktadır.

         

                    Ahmet Hikmet üzerine kapsamlı bir inceleme neşreden Tansel, Türk Derneği tüzüğündeki; ‘cemiyetin maksadı Türk diye anılan bütün Türk kavimlerin mazi ve haldeki ef’al, ahval ve muhitini öğrenmeğe ve öğretmeğe çalışmak, yani Türklerin asar-i atikasını, tarihini, lisanlarını avam ve havas edebiyatını, etnografi ve etnolojisinin, ahval-i ictimaiye ve medeniyet-i hazıralarını, Türk memleketlerinin eski ve yeni coğrafyasını araştırıp, taraştırıp ortaya çıkararak, bütün dünyaya yayıp dağıtmak ve dilimizin açık, sade, güzel, ilim lisanı olabilecek surette geniş ve medeniyete elverişli bir dereceye gelmesine çalışmak ve imlasını ona göre tetkik etmektir’ ilkesinin birçoğuna Çağlayanlar’daki hikâyelerinde riayet ettiği görüşündedir.[11]

         

                    Türkçülük Hareketi’nin ikinci önemli kuruluşu Türk Yurdu Cemiyeti’dir. Bu cemiyet Mehmet Emin Yurdakul, Ahmet Hikmet Müftüoğlu, Ahmet Ağaoğlu, Hüseyinzade Ali, Dr. Akil Muhtar Özden ve Yusuf Akçura gibi Türkçülük akımının önde gelen isimleri tarafından kurulmuştur. Cemiyet,’Türklerin zekâ ve irfanca seviyelerinin yükselmesine, varidat ve teşebbüs sahibi olmalarına hizmet etmek üzere’ bir gazete çıkarmayı ve Türk çocukları için bir pansiyon açmayı gaye edinmiştir. Bu cemiyet Türk Ocakları’nın açılması çalışmasının yapıldığı dönemde kurulduğu için fazla gelişme imkânı bulamamış, kurucuları yeni kurulacak derneğin içinde yer almışlardır. Müftüoğlu, Macaristan’a görevli olarak gitmesi sebebiyle dernekten ayrıldığında yerine Ziya Gökalp seçilmiştir. Ancak cemiyet daha sonra Türk Ocaklarının yayın organı olan Türk Yurdu dergisini çıkarmıştır. Bu dergi günümüzde de neşriyatını devam ettirmekte ve kuruluş tarihi en eski süreli yayın organı olma özelliğini korumaktadır. Türk Yurdu dergisinin imtiyaz hakkının Mehmet Emin’in üzerine alınmasına rağmen onun Erzurum valiliğine tayin edilmesi üzerine bu hak Yusuf Akçura’ya devredilmiştir. İlk çıkış sermayesi Orenburglu zenginlerden Mahmut Bay Hasanof tarafından sağlanmış ve derginin ilk sayısı 30 Kasım 1911 tarihinde çıkmıştır. Dergide Ahmet Hikmet Müftüoğlu’nun ilk yazısı 1915 tarihinde çıkmıştır. Müftüoğlu, iki numaralı kurucusu bulunduğu bu dergi ile ilgisini ölünceye kadar kesmemiştir. Ölümünde derginin Haziran 1927 tarihli 30. sayısı büyük Türkçünün hatırasına tahsis edilmiştir.

         

         

                                                                 Milli Türk Fırkası

         

                    Osmanlı Devleti’nin birinci cihan savaşında yenilmesi ve mütareke yapılmasından sonra İttihat ve Terakki’nin önderleri yurt dışına kaçmış içeride kalanlarda ortalıkta görünmemeye çalışmışlardır. Bu ortamda Türk milletinin haklarını savunmak,  işgalci devletlerin desteğiyle siyasi faaliyetlerini artıran azınlıklara karşı varlığını gösterebilmek üzere Türkçülük fikrine yakın olan aydınlar 9 Aralık 1919 tarihinde Milli Türk Fırkası’nı kurdular. Fırkanın kurucuları arasında Ahmet Ferik Tek, Mehmet Emin Yurdakul, Ahmet Hikmet Müftüoğlu, Yusuf Akçura, İsmail Hakkı Baltacıoğlu ve Zühtü İnhan gibi Türk Ocakları mensupları vardır.[12]Fırka, Türkçülük akımını Mütareke’nin işgalci ve kozmopolit ortamı içinde sürdürmeyi düşünmüştür.1919 seçimlerinden kısa bir süre önce kurulmuştur. Seçimlere katılmış ve isminden söz ettirmiştir. Partinin bağımsız bir listeyle girdiği seçimlerde sadece Dr. Abdülhak Adnan Adıvar milletvekili seçilebilmiştir. Milli Fırka, Kongre’ye Hamdullah Suphi ve Ahmet Hikmet’i delege olarak göndermiştir. Anadolu hareketine karşı sert bir dil kullanılması kararına uymadığı için öteki kuruluşlarla arası açılmıştır.[13]Siyasi yönden ortamın elverişli olmaması sebebiyle fazla varlık gösteremeyen parti milli mücadeleye desteğini açık olarak göstermiş ve Türk Ocakları ile birlikte hareket etmiştir. Kurucularından Ahmet Ferit, Dr. Adnan Adıvar ve Hamdullah Suphi T.B.M.M. çalışmalarına katılmışlardır.

         

         

                                                         Türk Ocağı’ndaki Faaliyetleri

         

                    Müftüoğlu, Türk Ocağı’nın faaliyetlerine sadece dergide yazı yazarak katılmakla yetinmemiş davet üzerine 1918 yılına kadar olan dönemde ocağın düzenlediği 500’ü aşkın konferansın konuşmacıları arasında yer almıştır.[14]Onun ‘Macaristan’da Turan Cereyanları’ isimli bir konferans verdiği bilinmektedir. Ocağın en etkin faaliyet dönemi olan I.Dünya Savaşı yıllarında yurt dışında bulunmasından dolayı herhangi bir idari görevde bulunamamıştır. 23 Ağustos 1914 tarihinde 649 sıra numarası ile İstanbul Türk Ocağı’na üye olmuştur.[15]

         

                    Müftüoğlu, üniversite öğretim üyeliği döneminde Yunanistan’da yapılan Müsteşrikler Kongresi’ne Maarif Nezareti’nin temsilcisi olarak gönderilmiş ve Fransızca olarak Türk Dili ve Edebiyatı hakkında bir tebliğ sunmuştur.[16]

         

                    Ölümünden sonra yeniden düzenlenen Ankara Türk Ocağı kitaplığı ona ait 1502 kitabın konmasıyla ‘Ahmet Hikmet Müftüoğlu Kütüphanesi’ adıyla hizmete sunulmuştur.[17]

         

         

                                                                      Eserleri

         

                    Edebiyata muasırı birçok yazar gibi şiirle girmiştir. Hakkında yapılan araştırmalarda ilk yazısı Leyla-yahut-Bir Mecnunun İntikamı’nın 1 Ocak 1888 tarihinde çıktığı belirtilmiştir. Namık Kemal hakkında kaleme aldığı mersiyesi ise 20 Kasım 1888 tarihinde yazılmıştır. 1890 yılında Asır Kütüphanesi yayınları arasında Patates isimli tarım konulu bir tercümesi basılmıştır. 1891’de Baronne de Staff’ın Cabinet de Toilette isimli eserini tercüme etmiştir. Bu tercümeyi Tuvalet yahut Letafet-i Âzâ ismiyle yine Asır Kütüphanesi yayınları arasında bastırmıştır. 1891 yılında Alexandre Dumas Fils’in, Bir Riyazînin Muaşakası yahut Kamil isimli eserini tercüme etmiştir. Bu tercümeleri genç Ahmet Hikmet’in Batı ve Doğu toplumlarının birbirinden çok farklı yapıda olduklarını anlamasında etkili olmuştur.

         

         

                                                                  Türkçülüğü

         

                    Osmanlı Hariciye Nezareti’nde görev aldıktan sonra Avrupa’da kısa süreli memuriyetler yapmış ve 1890 yılında Kafkasya’da Poti’ye nakledilmiştir. Buradan Kırım’daki Kerç şehrine geçmiştir. Türklerin yoğun olarak yaşadıkları bu yerlerdeki intibaları onda milli edebiyat emel ve sevgisini artırmıştır.[18]Türkçülük fikrine Galatasaray Lisesi’nde öğretmenlik yaparken meylettiğini Mehmet Rauf(Güneş Mecmuası, sayı 11) anlatmıştır: ‘Türkçülüğün dil sahasındaki faaliyeti hem nazari hem amelidir’ Münakaşalar ve makalelerinde birincisini, küçük hikâyeleri ve mensurelerinde ikincisini buluyoruz. Bir münakaşasında terkip dili ileri süren Halit Ziya Uşaklıgil ile Mehmet Rauf’a karşı , ‘insan konuştuğu ve yazdığı dile hâkim olmazsa neye hükmedebilir’ demesi ve bir makalesinde, (Türk Yurdu, cilt 5, sayı 30,s.573) ‘dilimizde her his, her fikir, her düşünce vazıhen ifade olunur, yazmasını bilmek şartiyle’ gibi sözleri, Müftüoğlu’nun dildeki Türkçülüğünün nazari sahasına ait iki örneğidir.[19]

         

                    Hayatının sonuna kadar takipçisi olduğu Türkçülük fikrinin etkisi ile eserlerini kaleme almaya başlamıştır. Bu dönemde Kırım ve Kafkasya’da yaşadıkları ve gördükleri ilham kaynağı olmuştur. 1910 yılında resmi görevle Avrupa’da uzun bir seyahat yapmıştır. Bu yolculuğunda trenle 11 Mayıs 1910 tarihinde Macaristan’a varmıştır. [20]Seyahatinde tuttuğu günlüğünün Macaristan bölümünde Türk’ün izlerini aramak üzere müze ve diğer yerlerde yaptığı ziyaretlerin kayıtları bulunmaktadır. 1912 yılında Budapeşte Başkonsolosluğuna tayin edilmesi Türkçülük bakımından olumlu sonuçlar meydana getirmiştir. Macaristan’da resmi görevinin yanında Türkler hakkında birçok konferanslar vermiş yabancıların zihnindeki Türklük hakkındaki hatalı kanaatlerin silinmesine vesile olmuştur. Onun burada görev yaptığı yıllar Macaristan’da kurumlaşan Turan fikrinin sağlamlaşmasında katkısı olmuştur. Macaristan’da Turan Cemiyeti’nin 30 Aralık 1910 tarihinde Bela Erodi’nin başkanlığında kurucu genel kurulu gerçekleştirilmiştir. Derneğin fahri başkanlığına müsteşrik Armin Vambery getirilir. Başkanlığına Macaristan’ın siyasi tarihinde önemli bir yer işgal etmiş olan Kont Pal Teleki seçilmiştir. Dernek Macaristan’da komünizmin egemenliğini tesis ettiği 1944 yılına kadar etkinliğini sürdürmüştür. Dernek 1912 yılından itibaren Türkiye’ye beş araştırma-inceleme gezisi düzenlemiştir. Turan Cemiyeti’nin faaliyetinin Macaristan’ının yayılmacılık ideali çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürenler de bulunmaktadır. 1912 yılından itibaren cemiyetin Osmanlı topraklarındaki Türkçü aydınlarla da bağlantı kurma çabası içine girdiği ve bu çerçevede Ahmet Hikmet Müftüoğlu ile cemiyet arasında ilişkilerin geliştiği, onun teşebbüsleriyle Macar Turancıları ve Osmanlı Türkçü aydınları arasında birtakım bağlantıların kurulduğunun düşünülebileceği belirtilmiştir.[21]Türk Yurdu dergisinin 1912 Şubat sayısında Budapeşte’de Turan adıyla bir cemiyet kurulduğu haberi çıkmıştır.

         

         


        


        

        [1] Altan Deliorman, Tarih Boyunca Türkçülük, İstanbul 2010,s.227


        

        [2] Fethi Tevet,Ahmed Hikmet,Kopuz,sayı 2,15 mayıs 1939,s.48-52


        

        [3] Dr. Fethi Tevetoğlu, Büyük Türkçü Müftüoğlu Ahmed Hikmet, Ankara, 1951,s.10.Milli Eğitim Bakanlığı Yayını.


        

        [4] Tevfik Fikret, kız kardeşinin ölümünden sonra eniştesi kadar Ahmet Hikmet’e de düşman olmuştur. Fevziye Abdullah Tansel, Ahmet Hikmet Müftüoğlu, Hayatı ve Eserleri, Türkiyat Mecmuası, Cilt IX,1946-1951,s.18,dp.55


        

        [5] M. Kayahan Özgül, Bigâne Durmayınız Aşinanıza Müftüoğlu Ahmet Hikmet’in Mektup, Şiir ve Günlükleri, İstanbul 1996, s.51                                                


        

        [6] Tansel,a.g.m.,s.19


        

        [7] Mecdi Sadrettin, Dostlarımız, İstanbul 1929,s.63


        

        [8]Özgül,a.g.e.,s.19


        

        [9] Özgül,a.g.e.,s.53


        

        [10] Dr. Yusuf Sarınay, Türk Milliyetçiliğinin Tarihi Gelişimi ve Türk Ocakları, İstanbul 2004,s.110


        

        [11] Tansel,a.g.m.,s.28


        

        [12] Tarık Zafer Tunaya,Türkiye’de Siyasal Partiler ,Cilt II Mütareke Dönemi,İstanbul 1986,s.531, Sarınay,a.g.e.,s.160


        

        [13] Tunaya,a.g.e.,s.532


        

        [14] Sarınay,a.g.e.,s.163


        

        [15] Tevetoğlu,a.g.e.,s,30


        

        [16] Onun bu konuşması yıllar sonra DP’nin iktidara gelmesiyle Türk Dil Kurumu’nun çalışmaları üzerinde eleştirilerin arttığı sırada CHP organı Ulus gazetesinde Nurettin Artam tarafından zikredilmiştir: 40 Yıl Sonra, Ulus, 26.3.1951,s.2


        

        [17] Arzu İpek, Ankara Türk Ocağı’nın Kuruluşu ve Faaliyetleri(1923-2009),Ankara 2010,s.113,Türk Ocakları Ankara Şubesi Yayını.


        

        [18] Tevetoğlu,a.g.e., s.17


        

        [19] Nejdet Sançar, Müftüoğlu Ahmet Hikmet, Tanrıdağ, sayı 1,8.5.1942,s.14-15


        

        [20] Özgül.a.g.e.,s.190


        

        [21] Nizam Önen, İki Turan Macaristan ve Türkiye’de Turancılık, İstanbul 2005,s.63


Türk Yurdu Ocak 2011
Türk Yurdu Ocak 2011
Ocak 2011 - Yıl 100 - Sayı 281

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele