Yakındaki Uzak Komşumuz: Ermenistan

Mart 2014 - Yıl 103 - Sayı 319

        Kimilerine göre bitmeyen sorun, kimilerine göre Ağrı Dağı’nın bir adım ötesinde bizden el bekleyen Güney Kafkasya toprakları…  Doğu sınırımızın öte tarafı olmasına rağmen pek uzak gelir kulağımıza Ermenistan. Bu uzaklık 99 yıldır sürdürülen bir hastalığın neticesi mi yoksa 20 yıl öncesinin bitmeyen acısı mıdır bilinmez; gitmeyiz, bilmeyiz biz o toprakları.

         

        Kulağa uzak gelen bu topraklara 2013 yılının ortalarında öğrenmeye başladığım Ermenice vesilesiyle, yanıma endişelerimi de alarak, gidip görmek gereksinimi duydum. Peki, nasıl olacaktı bu? Kapalı sınır kapıları engel değildi elbette bu seyahate. Gürcistan üzerinden geçerek varacaktım Ermenistan’a. Böylece Batum gibi Türk şehirlerini görme şansım da olacaktı. Kara yoluyla 23 saatte Tiflis’e, ardından 6 saatlik yolculuk ile de Erivan’a geçtim.

         

        Gürcistan- Ermenistan sınırı, heyecanımın artmasına sahne oldu, 11 Ocak 2014 günü. 12 kişilik minibüste tek Türk olmam hasebiyle olacak ki kontrol edilen bavul da sadece benimki olmuştu. Başlangıcında Ermenice konuşarak vize işlemlerini halletmeye çalışırken sınırdaki Ermeni görevlilerin Türkçe bildiklerine şahit olmam şaşırttı beni. Her defasında bana yöneltilen “Neden Ermenice öğreniyorsun, neden Ermenistan’a geldin?” sorularından birini bu kez ben o görevlilere yönelttim. “Türkçeyi neden öğrendiniz? Aldığım cevap ise son derece ilginçti:

         

        - Bir gün bu sınır açılacak ve biz Türkçeye ihtiyaç duyacağız.

        

        Sınırda yaşadığım bu hadiseyle birlikte topraklarının büyük bir kısmı dağlık ve engebeli olan Ermenistan’ın başkenti Erivan’a doğru hareket ettik. Gürcistan’ın Karadeniz ikliminin etkisindeki coğrafyasından Ermenistan’ın karlarla kaplı, soğuk coğrafyasına geçtiğimizi birkaç kilometre ileride hissetmeye başlamıştım. 6 saatlik yolculuğun ardından Erivan’a gelerek şehrin merkezinde bir otele yerleştim. Seyahatimin tamamında karşılaşacağım aynı sorularla burada da karşılaşmıştım ilk saatlerde.

         

        -Neden Ermenice öğreniyorsun ve neden Ermenistan’a geldin?

         

        Bu soruyu neden bu kadar sık soruyorlardı ki? Oysa bizler ülkemizde yaşayan binlerce Ermeni vatandaşımıza hiç sormamıştık. Belki de alışkın değillerdi karşılarında bir Türk görmeye, Ermenice öğrenen bir Türk görmeye…

         

        Erivan, Ermenistan’ın başkenti… Rus mimarisiyle donatılmış soğuk yüzlü duvarlar, karlı havanın dondurucu etkisini biraz daha artırmıştı bedenimde. Yeniden inşa edilen bir şehirdi burası. Şehrin mimarı olan Alexander Tamanyan rivayetlere göre sadece eşinin isteği üzerine yeniden şekillendirmişti bu tarihi şehri. Çocuğunu virane bir şehirde dünyaya getirmek istemediği için sokak sokak işlemişti Erivan’ı. Yüksek bir tepeye çıkıp baktığınızda da görürsünüz bu mimariyi. Daire şeklinde birbirine bağlanmış ve çevrelenmiştir bütün şehir. Bütün sokaklar birbiriyle bağlantılıdır.

         

        Şehrin içinde kendimce yeni bir keşif yapacaktım. Gitmeden önce bilgi edindiğim, araştırdığım yerlerin en başındaydı Opera (Opera Hraparak) ve Cumhuriyet Meydanları (Hanrapetutyun Hraparak). Bu iki meydan Erivan’ın merkezini oluşturur ve gündelik hayatın en hareketli geçtiği yerlerin başında gelir. Opera Meydanı’nda büyük opera binası ve bir o kadar boş alan var. Binanın yerinde 1930’lu yıllarda büyük bir camii bulunurken aynı yıllarda yıkılıp yerine opera yaptırılmış. Boş alan ise insanların vakit geçireceği kafe ve restoranlarla çevrili çeşitli eğlence yerleri olan (buz pisti gibi) bir yerdir. Bu alanda Ermenistan’ın güncel tüm olaylarına şahit olursunuz. Halka açık toplantılar, gösteriler gibi organizasyonlar burada yapılır. Gezim sırasında burada halka açık bir toplantıya da şahit oldum. Cumhuriyet Meydanı ise etrafı tarihi binalarla çevrili ve ortasında havuzlar bulunan bir alan. Bu tarihi binalar, alanı dört bir taraftan çevrelemiş bulunmakta, binalar ise Dışişleri Bakanlığı, Enerji Bakanlığı, Postane ve Ermenistan Tarih Müzeleri’nden oluşmaktadır. Bu iki meydan birbirine yaklaşık 5 dakikalık yürüme uzaklığındadır.

         

        Erivan’daki gezilerime müzelerle başladım. Belki de beni en çok ilgilendiren yerlerden biriydi Matinadaran Müzesi. El yazması eserlerinin bulunduğu bir müze burası, Ermeni dilinin yaratıcısı Mesrop Maştots’un ve diğer Ermeni bilim adamlarının -Toros Roslin, Movses Khorenatci, Agatanghegos, Frik gibi- heykelleriyle ziyaretçilerini karşılayan büyük bir müze. Bu müzede Ermeni tarihine dair kaynaklar da yer alıyor. 5. yüzyılda meydana getirilen Ermeni harfleri ve bu harflerle yazılmış eserleri burada görme imkânım oldu. Ermeni tarihinin yanı sıra Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait el yazması eserlerini de bu müzede görmüş oldum.     

         

        Cumhuriyet Meydanı’nda bulunan Ermenistan Tarih Müzesi (Hayastani Patmutyan Tangaran) da ziyaret ettiğim ikinci müze oldu. Bu müze Ermeni tarihine dair tüm materyallerin bulunduğu ve tarihi dönemlere göre sınıflandırılmış bir binada yer alıyor. Urartulara dayandırılan Ermeni tezlerine göre bu döneme ait eserlerden başlatılarak dönemlere ayrılmış bir biçimde 1992 yılında kurulan Ermenistan Cumhuriyeti’ne kadar tanıtılmaktadır. Bu dönemler içerisinde Selçuklu Türkleri ve Osmanlı İmparatorluğu dönemlerine ayrılmış olan bölümlerde birçok eser bulunmaktadır. Selçuklu egemenliği altında yaşadıkları dönemde basılan paralarla Osmanlı İmparatorluğu döneminde giyilen kıyafetlere kadar bu müzede yer almaktadır. 

         

        Erivan’ın merkezinde, Vernisaj olarak adlandırılan bir çarşı kuruluyor her hafta sonu. Hediyelik eşyalar, ikinci el malzeme ve kitaplar ve yiyeceklerin satıldığı bir çarşı burası. Çarşıdaki sahaflarda rastladığım Türk tarihine dair kitaplar çok heyecanlandırdı beni. Osmanlı Padişahları, Türk Tarihi, Bayazıd Han ve “sözde” Ermeni soykırımına dair birçok kitabı da buradan almış oldum.

         

        Vernisaj’da da ilginç anları yaşadım. Kitaplara bakınırken yanıma gelen yaşlı bir adamın artık her karşılaştığım insana kendisi sormadan cevabını verecek kadar alışmış olduğum soruları yöneltmesi ve ardından kendisinin de İstanbul’dan göç eden bir Ermeni olduğunu belirterek bana sıcak davranması Ermenistan’a dair endişelerimi bir nebze olsun azaltmıştı.

         

        Ermenistan’ın en eski mekânlarından biri de Eçmiadzin Kilisesi. Hristiyanlığı kabul eden ilk millet olan Ermeniler, Katolik ve Ortodokslardan farklı olarak Gregoryen mezhebine bağlıdırlar. 4. yüzyılda yapılan bu kilise günümüze kadar varlığını sürdürmüş ve bugün de Ermenilerin dini merkezi olma özelliğini koruyor. Kilise; büyük bir alan üzerinde, etrafında müze, manastır ve farklı amaçlar için inşa edilmiş birçok yapıyla birlikte oluşturulmuş merkez olarak karşımıza çıkıyor.

         

        Ezan sesi duymasam da Erivan’daki tek camiyi de buldum. İran tarafından bakımı yaptırılmış ve bugün İranlıların ibadetin yanında sağlık ve eğitim gibi ihtiyaçlarının da karşılandığı Revan Hanlığı döneminde yaptırılmış bir camii burası. Erivan’da yaşayan Müslümanların ibadet edebilecekleri tek camii özelliğini de koruyor.

         

        Hava şartları dolayısıyla Erivan dışındaki diğer şehirleri gitme imkânım olmadı. Sevan Gölü’ne de gitmeyi istemiştim oysaki. Belki bundan sonraki seyahatimde mümkün olur.

         

        Yaklaşık bir aylık Ermenistan seyahatim oldukça yoğun geçti. 99 yıldır size düşman gözüyle bakılan topraklardan sıkıntı yaşamadan güvenli bir şekilde yine gittiğim yol güzergâhı üzerinden geri döndüm. Tekrarı olur mu bilmiyorum ama nasip olursa tekrar gidip görmek daha fazla tanıma fırsatı bulmak isterim bu toprakları. Tabi nasip olursa…


Türk Yurdu Mart 2014
Türk Yurdu Mart 2014
Mart 2014 - Yıl 103 - Sayı 319

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele