Muhterem Hocam Prof. Dr. Turan Yazgan

Aralık 2012 - Yıl 101 - Sayı 304

        “Türk dünyası çok kıymetli bir aydınını kaybetti” … Bu gerçeği çok daha güzel bir şekilde ifade edebilmeyi çok isterdim. Dostlarından, öğrencilerinden, sevenlerinden, iş arkadaşlarından pek çok insan mutlaka çok daha güzel ifade edeceklerdir.

         

        Prof. Dr. Turan Yazgan ismini ilk defa 1974 yılında üniversite öğrenimi için geldiğim Ankara’da duymuştum. Kimdir, diye soranlara Türk milliyetçiliği davasının yetişmiş önemli bir ismi diye cevap verirdim. Kendisi ile yüz yüze 1981 yılı Kasım ayında tanıştım. İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi İşletme İktisadı Enstitüsü’nde “Sosyal Siyaset” dersi hocası ve ben de öğrencisiydim. Bildiğim kadarıyla 43 yaşında; iddialı, hırçın, konusuna hâkim, mutlaka anlatmak ve ikna etmek isteyen bir hoca. Çok etkilenmiştim. İstanbul’a gidiş sebebim üniversitede çalışmak olunca onun gibi olabilmek arzusuna hiçbir zaman karşı koyamadım. Kendime bir model buldum diyordum.

         

        12 Eylül 1980 sonrası Türk milliyetçiliği davasına gönül verenlerin büyük sıkıntılar çektiği mağdur, mahkûm ve sürgün olduğu bir dönemde; sanki hiçbir şey olmamış gibi dik duran bir yürek, beni daha da etkilemişti.

         

        1982 yılı Mayıs ayında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesinde asistan olarak çalışmaya başladım. Artık, farklı bölümlerde de olsak hocam Prof. Dr. Turan Yazgan ile aynı kurumda çalışıyordum.

         

        Kendi vatanında mahkûm edilen Türk milliyetçiliği davası, 1980‘lerin sonuna doğru SSCB’nin dağılması ile birlikte, hiç alakası olmayanların bile geçimini sağladığı bir alan haline geldi. Zaman Prof. Dr. Yazgan gibi düşünenleri haklı çıkarıyor gibiydi. Başkanlığını yaptığı Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı ve tarihi binası bizim için güzel sohbetlerin yapıldığı güvenli bir limandı.

         

        Hocama yakın olmak bir şeylerle alakadar olmak, haberdar olması gerekenlerden haberdar olmak, güzel insanlarla tanışmak, şayet gönül vermişseniz Türk milliyetçiliği davasına hizmet etmek demekti.

         

        Muhterem hocamın milliyetçi, muhafazakâr, inançlı camiadan ne kadar insana vefası olduğuna, karşılığında ne kadar vefasızlık gördüğüne şahit olanlardan olduğumu düşünüyorum. Aramızdan zamansız ayrılan, kaybettiğim zaman hayatımın bir yarısını kaybettiğimi düşündüğüm rahmetli kardeşim Seyfettin Manisalıgil ile aklımız yettiğince hep bunları konuşurduk. Bizim sürekli sorgulayan aykırı duruşumuza karşılık, rahmetli Seyfettin ile diyalogları hep hatırlayacağım anılarım arasındadır.

         

        Şimdi hocam da bizi terk etti. Türk milliyetçiliği davası dik duran, susmayan, boyun eğmeyen bir aydınını kaybetti. Ömür verdiği, gönül verdiği vatan, bayrak ve millet davasının muzaffer olmasını diliyorum.  

         


Türk Yurdu Aralık  2012
Türk Yurdu Aralık 2012
Aralık 2012 - Yıl 101 - Sayı 304

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele