Kilim

Mart 2014 - Yıl 103 - Sayı 319

        Gençlerimizin neredeyse unuttuğu kilim (Fotoğraf No:1), anadan kıza öğretilerek Orta Asya’dan, Selçuklu’ya, Osmanlı’dan, Türkiye Cumhuriyeti’ne uzanan, inançla bazı bölgelerimizde üretilmeye devam eden, doğadan ve gizli güçlerden korumakla birlikte varlık belirtisi içeren, kültür hazinelerimizden biridir. Bezeme (motif) renk, tasarım, elyaf, kullanım yeri özellikleriyle dokuyucu elinde kelime kelime düzenlenerek elde edilen anlatım aracı, ata yadigârımızdır. Üzerinde taşıdığı her biçim yeni kuşaklara, geçmişteki sosyolojik, psikolojik yapının neler olduğunu anlatan, Türk sanatıdır. Kilimin taşıdığı ‘tamga’lar hangi boya ait olduğunun tespitiyle aidiyetimizi, bulunduğu topraklarda yaşadığımızın ispatıdır. Büyük geçmişimizin zenginliği, bilim dünyası için çok önemli bir veridir.

         

        Bursa yakınlarında kilime “kiyiz,” Afyon Emirdağ’ındaki Bayatlı ve Yazılı çevresinde ise kilim için “köyüz”, Yalova Kadı çiftliğinde “küyüz” denilmektedir (Ögel 1978:161).

         

        Kilimler; teknik bakımdan sınıflandırılarak ayrı isimlerle tanımlanmaya çalışılmıştır. Bunlar; yanış yerleşimine göre sarma çizgili (kontur) kilim(Fotoğraf No: 2), çift kenetleme ile iliklerin yok edildiği kilim (Fotoğraf No: 3), normal atkılar arasına ek atkılar sıkıştırılmış kilim(Fotoğraf No: 4), atkıların aynı çözgüden geri dönmesi ile iliklerin yok edildiği kilim(Fotoğraf No: 5), iliksiz “dikey çizgi olmayan kilim”(Fotoğraf No: 6), ilikli kilim(Fotoğraf No: 7), eğri atkılı kilimdir (Fotoğraf No: 8) (Acar 1982: 7).

         

        Teknoloji ve ticari kaygıların dünya üzerinde artışı nedeniyle, yarışa sebep olduğu dönemimizde yok olmaya yüz tutmuş, geçmişte barınağı dokumadan olan toplumumuzun, doğum, düğün, ölüm gibi özel günlerinde kilim zenginlik ifadesidir. Topak çadırın duvar, zemin bölümünde güzellik gereci olarak yer aldığı bilinmektedir. Yere serildiğinde mozaik, duvara gerildiğinde duvar resmi, oturma alanlarında, ahşap süslemesi niteliği taşır.

         

        Bu gün kilimi bildiğini iddia edenler içinse; çok renkli, çok bezemeli, halıdan ince, basıldığında kayan ya da katlanan, konuk odasında mobilyalara uymayan bu nedenle giriş ve mutfak zemininde kullanılan, boyutları küçük, kişiliği olmayan, anlamını yitirmiş, turistik üretime terk edilmiş sıradan yaygılar halindedir.

         

        Unutulmamalıdır ki, küreselleşen dünyamızda, tek seslilik isteniyor gözükse de insanların kültürel farklılıklarıyla bütünü oluşturduğu ahengin yarattığı mutluluğun yerini hiçbir şeyin almadığı gerçeğidir. Her millet kendi değerleriyle özeldir. Çeyiz, beşik, kefen, vb. üzüntü, mutluluk gibi yaşam biçimini içine alan anlatım yüzeylerini, bize; öğrenin, sahiplenin dercesine sunmaya çalışan kadın atalarımıza hesap verme sorumluluğumuz, aidiyetimiz, vatan topraklarımıza sahipliğimiz, geleceğe zorunluluğumuz vardır. Gençlerimize unutturmak yerine, kilim anlatılmalı, öğretilmeli, sevdirilmeli, korunmalıdır.

         


         

        * Dr., Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi, nuran_say@ hotmail.com

        Acar, Belkıs. (1975) Kilim ve Düz Dokuma Yaygılar. İstanbul: Apa Ofset Basımevi. (1982 ) a  Kilim, Cicim, Zili, Sumak, Türk Düz Dokuma Yaygılar. İstanbul: Eren Yayınları.

        Ögel, Bahattin. (1978) Türk Kültür Tarihine Giriş III. (Türklerde ev Kültürü). Ankara: Kültür

        Bakanlığı Yayınları.

        Say, Nuran. (1999) “Niğde, Bor İlçesi, Bekdik Kilimleri” Yayımlanmamış Doktora Tezi, Ankara: G.Ü. S.B.E. Resim-İş Eğitimi Bölümü


Türk Yurdu Mart 2014
Türk Yurdu Mart 2014
Mart 2014 - Yıl 103 - Sayı 319

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele