Bir Mücahidin Ardından

Aralık 2012 - Yıl 101 - Sayı 304

                 Türk birliği mefkûresinin büyük mücahidi Turan Yazgan, Hakk’a yürüdü.

         

                  Bu kısa cümle içinde, her saniyesi mücadele, gayret, fedakârlık, feragat ve çile içinde, mensubu olmakla şeref duyduğu ve Allah’a hamd ettiği Türk milletinin her ferdine, karşılıksız ve tefrik etmeksizin geçen bir ömrün büyük hikâyesi ve manası gizlidir.

         

                  Turan Yazgan Hoca, sadece ecdadına lâyık olma gayretinde bulunan bir Türk değildir. O, “fenâfil Türk’tür”, kendisi Türklükle hallolmuştur.

         

                   Geçmiş şanlı mazinin hikâyeleri ile ömür de tüketmemiştir. O, günümüzü bütün gerçeklerini yaşayan, Türk’ün büyük geleceğini inşa etmeye çalışan bir dava adamıdır. O yüzden, Sovyetlerin dağılmasıyla, önümüze çıkan imkânları ve fırsatları hemen değerlendirmeye çalışmış, Türk dünyasının her karış toprağında yaşayanları birbirleriyle kaynaştırma gayretine düşmüştür. Bu gayret içinde, önüne birçok engel çıkmasına rağmen, yılmamış, bir tek gün değil, bir saniye bile ümitsizliğe düşmemiştir. Ömrünün son yıllarında yakalandığı amansız hastalık bile onu bu gayretinden alıkoymamış, aksine azmini ve gayretini artırmıştır.

         

                   Elbette, bu çerçevede hakkında söylenecek çok şey vardır. Ancak, yaptığı birçok faaliyet ve çalışma içinde bence onu en fazla neşelendiren, haz duymasını sağlayan hizmeti, her yıl tekrarlanan “Türk Dünyası Çocuk Şenliği”dir. Büyük ‘Türk Birliği’nin kurucuları, yapıcıları olarak gördüğü bu çocuklara ayrı bir ilgi gösterirdi. Onlara sarılırken, onları koklarken, ben hep Hoca’nın, çocukların o büyük gelecekten getirdiği havayı teneffüs ettiğini, gözlerinin bu büyük geleceği görmekten parladığını düşünürdüm.

         

                   Cenazesi, 10 Muharrem günü kalktı. Ömrünü vakfettiği Türk dünyasının hemen her bölgesinden, Balkanlardan, Türkistan’ın birçok bölgesinden ve Türkiye’nin her yerinden, gönüldaşları iştirak etti. Cenazede düşündüm ki, Allah rızası için yapılan hizmetlerin mükâfatı, sadece, öbür dünyaya kalmamakta, hemen ve en çabuk şekilde bu dünyada da verilmektedir. Fatih Cami’sinin içini ve avlusunu dolduranlar, aslında Hocaya “hüsnü şahâdette” bulunmaya değil, Hoca’dan helâllik istemeye gelmiş gibiydiler. Millet yolunda hizmete talip olanlar, bu cenazeden de ibret alarak, gayretlerinin hiçbir zerresinin zayi olmayacağını görerek daha da şevklenmelidir.

         

         

***

 

                    Turan Hoca, bizim üniversite yıllarımızda, az sayıdaki genç ilim adamı namzetlerinden biriydi. Biz Ankara’da idik. İstanbul’da Edebiyat Fakültesi’nde Necmettin Hacıeminoğlu, Erol Güngör, Mustafa Kafalı ve Alev Arık; İktisat Fakültesi’nde de Mehmet Eröz ve Turan Yazgan isimlerini duyardık. Bunların ekseriyeti, sonuncusu Turan ağabey olmak üzere Hakk’a yürüdü ve şimdi orada vatanı kurtarmak üzere bize yardıma devam ediyorlar. Sonra bunların yanına benim neslimin isimleri eklendi.

         

                    Rahmetli Fethi Gemuhluoğlu, Turan ağabeyden (bizim için o zaman ki unvanı buydu ve hayatının sonuna kadar da bu unvanı muhafaza etti) çok sitayişle bahsederdi. Zikrettiğim isimlerden en son tanıdığım Turan ağabeydi. 1977 başında Ülkü-Bir olarak İstanbul’da iki gün süren ve memleketin muhtelif meselelerinin görüşüldüğü bir toplantı yaptık. Ankara’dan Genel Başkan Yardımcısı sıfatıyla ben ve Yönetim Kurulundan Rahmetli Ayvaz Gökdemir ağabeyim iştirak ettik. Konuşmacılardan biri de Turan Yazgan’dı. O günlerin önemli meselesi “nüfus plânlaması” veya diğer adıyla “doğum kontrolü” idi. Biz milliyetçiler bu siyasetin aleyhindeydik. Hoca’da bu konuda neden muhalif olduğumuzu izah eden bir konuşma yaptı. Biz o gün, ilmin bir tespiti olarak öğrendik ki, bir memlekette nüfusun sabit kalması için her ailenin 2,5 civarında çocuğu olması gerekir. Dolayısıyla, nüfusun azalmaması ve hatta biraz artması için en az üç çocuğu olması gerekir. Şimdi, Başbakanın şahit olarak bulunduğu her nikâhta yeni çiftlere bu tavsiyeyi yaptıkça Hoca aklıma gelir ve bulunduğum toplulukta bunu çok erken yıllarda Turan Hoca’nın söylediğini belirtirim.

         

                    İstanbul Türk Ocağı’nı tekrar faaliyete geçirdiğimiz 1986 yılından itibaren Hoca her davetimize icabet etmiş ve kendisine yöneltilen her talebi karşılamıştır. Türk Ocağı olarak sadece ölülerimizi değil, büyük dava adamlarına “vefa” ve “saygı” duygularımızı sağ iken de ifade edelim, düşüncesinden hareketle 2010 yılında Turan Hoca için bir “vefa ve saygı” gecesi düzenlemiştik O da cenazesi gibi muhteşem olmuştu.

         

                     Mekânı cennet olsun.

         


Türk Yurdu Aralık  2012
Türk Yurdu Aralık 2012
Aralık 2012 - Yıl 101 - Sayı 304

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele