Balkan Savaşlarında Gönüllü Birlikler

Kasım 2012 - Yıl 101 - Sayı 303

        Balkan Savaşı’nın ilk günlerinde İstanbul’da bulunan Fransız savaş muhabiri George Remond, Beyoğlu’nda gördüğü manzarayı şöyle tasvir etmektedir; “…Beyoğlu’nda büyük bir kalabalık vardı ki, muharebeye hiç olmazsa görünüşte pek kayıtsız görünüyorlardı. Sinamatografların, çalgılı kahvelerle tiyatroların geçen senelerden bir farkları yoktu. Duvarlara asılan ilânlarda savaşla ilgili hiçbir konu ve işaret bulunmayıp konu tamamen Sefiller, Magda ve Aşk Mahsulü gibi tiyatro oyunlarıyla ilgiliydi...[1] Beyoğlu’nun kozmopolit yapısının etkisi altında kalan Remond’un tasviri Beyoğlu’na özgüydü ve bu tasvir Osmanlı coğrafyasının genelini yansıtmaktan uzaktı. Çünkü bu tasvirin yapıldığı dönem Osmanlı Devleti açısından sıkıntılı bir dönemdi. Çağın gerisinde kalan ve başta sanayi inkılâbı olmak üzere Avrupa’daki gelişmeleri takip edemeyen Osmanlı Devleti, Batılı emperyalist devletlerin doğal nüfuz alanı haline gelmişti. Öyle ki, Avrupalı devletler sudan bahanelerle Osmanlı Devleti’nin içişlerine karışır hale gelmişler, azınlık haklarını öne sürerek Osmanlı Devleti üzerindeki baskılarını artırmışlardı. 1908’de ilan edilen meşruti idare beklenildiği gibi Osmanlı Devleti’ni, içerisinde bulunduğu buhrandan çıkaramamış, hatta çöküşünü hızlandırmıştır. Azınlıklar da meşruti idarenin getirdiği özgürlükçü ortamı suiistimal ederek Osmanlı Devleti’ni parçalama yarışına girmişlerdi. İttihat ve Terakki, bir yandan kendisine açılan savaşa karşılık vermek durumundaydı; diğer yandan da azınlıkların bağımsızlık isyanlarıyla mücadele etmek ve dış güçlerin müdahalesini önlemek zorundaydı. Böyle bir ortamda Bulgaristan, Yunanistan, Sırbistan ve Karadağ’dan müteşekkil Balkan birliği Osmanlı Devleti’ne saldırmış ve Balkan Savaşı başlamıştı.

         

        Balkan Savaşları, Osmanlı Devleti için tam bir hezimetle sonuçlanmıştır. Osmanlı Devleti, bir zamanlar vilayeti durumunda olan birkaç Balkan devletçiği karşısında ağır bir mağlubiyet almıştır. Balkan Savaşları sonunda Osmanlı Devleti, yalnızca topraklarını kaybetmemiş, prestijini de kaybetmiştir. On binlerce Müslüman Türk, hunharca katledilmiş, on binlercesi de oldukça zor koşullarda göçe zorlanmıştır. Bu süreçte Balkan coğrafyasının siyasî yapısıyla birlikte nüfus yapısında da önemli değişiklikler yaşanmış, ortaya çıkan bu durum Osmanlı Devleti aleyhine gelişmiştir. Bununla birlikte Osmanlı Devleti, ordusu ve milleti ile birlikte Balkan Savaşlarına tam bir seferberlik hassasiyetiyle yaklaşmıştır. Balkan Savaşları, Osmanlı Devleti’nin kurucu unsuru olan Türkler tarafından bir varoluş mücadelesi olarak algılanmıştır. Bu savaşlarda Türk Milleti, elinden gelen her şeyi yapmış, canı pahasına mücadele etmiştir. Öyle ki, Balkan Savaşlarında silâh altına alınanların yanı sıra herhangi bir yükümlülüğü olmadığı halde savaşa gönüllü olarak katılanlar da önemli bir yer tutmuştur.

         

        Mütareke döneminde Yunanistan’ın İzmir’i işgali toplumda nasıl bir infial uyandırdıysa, Balkan devletçiklerinin Osmanlı Devleti’ne saldırması da aynı derecede bir infial uyandırmıştır. Her iki hadiseye de Türk milleti sivil-asker, genç-yaşlı, kadın-erkek ayrımı yapılmaksızın aynı hassasiyetle ve fedakârlıkla yaklaşmıştır. Mütareke döneminde Yunan işgaline karşı Kuvayımilliye birlikleri nasıl teşekkül etmişse; Balkan Savaşları sırasında da tamamen gönüllülerden müteşekkil birlikler oluşmuştur. Esasen Balkan Savaşları, Çanakkale ve Milli Mücadele’de apaçık bir şekilde kendini gösterecek olan gönüllülük anlayışının doğduğu dönemdir. Bu seferberlik ruhu, Osmanlı’nın başkenti İstanbul’da başlamış ve Osmanlı sınırlarını aşan bir gönüllülük yarışına dönüşmüştür.

         

        Söz konusu Osmanlı Devleti’nin istiklâli ve istikbâli olunca maddi-manevi hiçbir beklentisi olmaksızın, Osmanlı Sancağı altında savaşmak için sayısı on binleri bulan gönüllüler ortaya çıkmıştır. Üstelik bu gönüllüler hiçbir yükümlülükleri olmadıkları halde, özgür iradeleri ile Balkan Savaşlarında Osmanlı Devleti safında canları pahasına savaşmışlardır. Savaşlara katılan gönüllüler binlerce kahramanlık ve fedakârlık olayı sergilemişlerdir.

         

         

        Cephedeki askerlere moral vermek amacıyla yapılan faaliyetler, orduya gönüllü katılımını sağladığı gibi gönüllülerin orduya katılmaları da askerlere moral veriyordu. Gönüllülerin orduya katılımını sağlayan temel sebebi dönemin sosyal hayatında etkili olan dini anlayışta aramak lazımdır. Balkan Savaşları her şeyden önce Ağaoğlu Ahmed’in ifadesiyle “Hilâl’le Salib’in Cidalidir[2]. Cami, tekke ve zaviye gibi mekânlarda ulema sınıfı halkı orduya katılmaya teşvik etmiştir. Özellikle camiler ve mevlevihaneler bu hususta en etkili müesseseler olmuşlardır[3]. Hatipler tarafından minberlerde dile getirilen etkileyici hutbelerle geniş halk kitlelerine ulaşılması sağlanmıştır. Toplumda kabul gören, kanaat önderi sayılabilecek, dini ağırlığı olan kişiler halkın küffara karşı savaşmasının ve vatan savunmasının dini açıdan önemini belirten teşvik edici konuşmalar yaparak orduya gönüllü katılımının artmasını sağlamışlardır. Bir nevi cihat atmosferi oluşmuş, savaşın İslâm düşmanlarına karşı yapıldığı gerçeği ön plana çıkarılmış ve halkın orduya katılımı bu atmosfer içinde gerçekleşmiştir.

         

        Bunun yanı sıra gazete, dergi ve diğer basılı yayınlarda neredeyse her gün “Küffara karşı savaşıldığı” vurgulanmakla birlikte millî ve dinî duygular da ön plana çıkarılarak etkileyici yazılar, şiirler ve resimler yayımlanmış, bu sayede halkın orduya katılımı teşvik edilmiştir. Alemdar gazetesinde çıkan “Harb Havası” başlıklı şiirde gönüllü katılımı şu dizelerle teşvik edilmiştir:

         

        “Açıl dağlar! Açıl ordu yürüsün

        Balkan ellerine ateş yürüsün!

        Osmanlı düşmanını vursun, sürüsün

        Gönüllüyüz, hudut boyu yolumuz!

        Biz er oğlu Osmanlı’nın oğluyuz![4]

         

        Hüseyin Fuad tarafından Tanin gazetesinde yayımlanan “Gönüllülere” isimli şiirde ise gönüllülerin kahramanlık duyguları şu dizelerle ön plana çıkarılmak istenmiştir:

         

        “Yol ver bize koca Balkan

        Hak yolunda durmaz kalkan

        Dökmek için yine al kan

        Geldik Şıbka illerine…”[5]

         

        Karagöz mecmuasında yayımlanan “Karagöz ne diyor?” adlı şiirde şu dizelerle hem gönüllülerin katılımı teşvik edilmiş hem de cephedeki askerlere moral verilmiştir:

         

        “Ey çocuklar!

        Gün bu gündür; gayri handan olmalı.

        Toplanıp bir noktada serhadda mihman olmalı.

        Ben bile taktım silahı arkama, bir pir iken.

        Gençsiniz! Hiç durmayın! Düşman perişan olmalı!

        Bak asıl annen vatandır; el uzandıkça ona

        Her kılın bir süngü, her uzvunda kalkan olmalı![6].

         

        Bu şiirlerin yanı sıra etkileyici edebi yazılar da kaleme alınmıştır. 13 Ekim 1912’de Tanin gazetesinde yayımlanan “Mihrâb Önünde-Süleymâniyede” başlıklı yazı belki de bunun en güzel örneklerinden biridir: “Destim açtım, gönlüm açtım, bağrım açtım, huzurundayım! Elim kuvvet, dilim hidâyet, sinem ateş ve şiddet dolu… Bana nusret ver! Mihrabın önünde secde eden bu kulun, cennetinin erikesine delik göğsüyle çıkmak istiyor tevfîkinin nurunu yolunda bana meşale et! Serhadde varayım… …Aç hak ve zafer râhını! Aduvvlar eyvah eylesin. Top tekerrüründen bedirnâmlar, süngü ucundan merâm ve intikamlar doğsun. Sofya’nın göbeğine basacak çarığımın, hançerelerine tasıma ayırayım. Dizlerimin kuvvetini tazif et. Bir elimi kalbime bastım, çarpıyor: Harp Harp Harp.[7]

         

        Gazeteleri süsleyen resimler ve karikatürler, duvarlarda yer alan ilânlar ve afişler, basılan kartpostallar gibi görsel malzemeler de gönüllü katılımını sağlayan etkili propaganda malzemeleri olmuşlardır. Cem, Karagöz gibi mizah-karikatür mecmualarında gönüllülük teşvik edilirken, Resimli Kitab, Şehbal gibi dergilerde cepheden resimler yayımlanmıştır. Özellikle Resimli Kitab’da yayımlanan bir resimde on iki yaşında olmasına rağmen gönüllü sıfatıyla orduya katılan ve girdiği bir çarpışmada yaralanan Karahisarlı Nuri isimli bir çavuşun resmi oldukça etkileyicidir[8].

         

        Dönemin okuma-yazma oranı göz önüne alındığında ve gazete-mecmuaların taşraya ulaşma süreleri düşünüldüğünde basılı yayınların etkisinin cami, tekke ve zaviyeler kadar çok olmasa da oldukça önemli propaganda malzemeleri olmuşlardır. Tüm bu faaliyetler orduya gönüllü katılımını sağlayan ve hızlandıran etkenler olmuşlardır.

         

        Balkan Savaşlarına Osmanlı Devleti’nin hazırlıksız yakalanması birçok alanda devletin hareket imkânını kısıtlamış ve bir kargaşa ortamının doğmasına yol açmıştır. Bu kargaşa ortamında Osmanlı Devleti, ordu birliklerinin cepheye sevki meselesiyle uğraşırken savaşlara katılmak isteyen gönüllülerin durumu da gündeme gelmiştir. Gönüllülerin hangi şartlarda orduya alınacakları ve ne şekilde cepheye sevk edilecekleri meselesi Harbiye Nezareti ile yerel yöneticiler arasında çeşitli yazışmalara konu olmuştur.

         

        Gönüllülerden imkânı olanlar kendi silahlarını yanlarında getirerek, hatta masraflarını da kendileri karşılamak üzere orduya katılmışlardır[9]. İmkânı olmayanlar ise silahlarının, elbise ihtiyaçlarının ve masraflarının karşılanması halinde orduya katılmak istemişlerdir. Ancak Harbiye Nezareti, imkânlarının kısıtlı olması ve gönüllülerin ihtiyaçlarını karşılayamayacak durumda olduğundan orduya katılacak gönüllülerden hava şartlarına dayanıklı elbiselerini ve ayakkabılarını tedarik etmelerini, ancak bu şekilde katılımlarının kabul edilebileceğini bildirmiştir[10]. Çünkü gönüllülerin orduya katılacakları dönem kış aylarının yaklaştığı günlere denk gelmekteydi. Havalar oldukça soğumuştu. Gönüllülerin yol masrafları karşılanmalıydı ve iaşeleri temin edilmeliydi. Salgın hastalıkların baş göstermesi ihtimali de söz konusuydu. Tüm bu nedenleri göz önünde bulunduran Harbiye Nezareti bazı gönüllülerin cepheye sevk edilmesine izin vermemiştir[11].

         

        Gerekli şartları sağlayan gönüllüler orduya katılmışlar ve cepheye sevklerine başlanmıştır. Bâbıâli, uzak yerlerden gelecek olan gönüllüleri, karayolu ile ulaşım bir hayli zaman alacağından demiryolu ve denizyolu ile cepheye sevk etme kararı almıştır. Bu kapsamda Medine’de oluşturulan gönüllü birliğin, Hicaz demiryoluyla Medine’den Şam’a, Şam’dan da Balkanlara gönderilmesi uygun görülmüştür[12].

         

        Balkan Savaşları konusunda Osmanlı tebaası kadar, Osmanlı coğrafyası dışında yaşayan Müslümanlar da hassasiyet göstermişlerdir. Söz konusu Osmanlı Devleti ve Hilâfet olunca dünya Müslümanları konuya kayıtsız kalmamışlardır. Hindistan, Türkistan, Mısır ve daha birçok yerde yaşayan Müslümanlardan, Balkan Savaşları için Osmanlı Devleti’ne yardım eli uzatılmıştır[13]. Çünkü Balkan Savaşları, Osmanlı Devleti’ne, yani Halife’ye açılmış bir savaştı ve ne pahasına olura olsun Hilâfet’in korunması gerekmekteydi. Bunun için de imkânı olanlar maddi olarak para, ziynet eşyası, giysi ve askeri malzeme yardımında bulunmuşlar, gönüllü olarak orduya katılmışlardır. Bu gibi imkânları olmayanlar ise dualarla dindaşlarına destek olmuşlardır. Bu yardımlar özellikle Hilâl-i Ahmerler vasıtasıyla gerçekleştirilmiştir. Bu kapsamda Mısır Hilâl-i Ahmeri de oldukça faal çalışmış, Balkan Savaşları için hummalı bir yardım seferberliği başlatmıştır[14].

         

        Osmanlı Devleti’ne bir diğer yardım elini de Afgan Müslümanları uzatmıştır. Afganistan’daki beş yüz kişilik Müslüman bir grup bölgede görevli İngiliz komiser vekiline giderek, İngiliz Hükümeti’yle aralarında daha önce yapmış oldukları anlaşma gereği İngilizlerin, Afgan kabilelerin dostuyla dost, düşmanıyla düşman olmayı kabul ettiklerini hatırlatarak, Balkan devletlerinin Müslümanlara zulmettiğini ve kutsal yerlerin hadimi olan İslâm Halifesi’nin tehlike altında bulunduğunu ifade etmişlerdir. Bu durumda İngiliz Hükümeti’nin Halife’ye yardımda bulunması gerektiğini belirterek İslâm dünyasının o günkü duygularına tercüman olmuşlardır[15].

         

        Balkan devletlerine gösterilen tepkiler ve Osmanlı Devleti’ne yapılan destekler sadece bunlarla sınırlı değildir. Bunlara ek olarak Osmanlı ordusuna katılarak savaşa iştirak etmek isteyenler de olmuştur. Rus tebaası olan Dağıstanlı bir gönüllü kafilesi, Batum yoluyla Anadolu’ya gelerek Osmanlı ordusunda savaşmak için müracaatta bulunmuştur[16]. Avusturya tebaası olan Bosna-Hersekli iki bin Müslüman da Dağıstanlı gönüllü kafile gibi gönüllü olarak Osmanlı ordusuna katılmak üzere Taşlıca’ya gitmek için Şehbenderlik’ten izin istemişlerdir[17]. Rostof Şehbenderliği’nden gönderilen bir telgrafta Balkan Savaşlarının başlamasıyla birlikte çoğunluğu İslâm ahalisinden oluşan gönüllülerin Osmanlı ordusuna katılmak üzere birçok müracaatta bulundukları ifade edilmiştir[18]. Osmanlı coğrafyası dışındaki gönüllü müracaatlarından belki de en ilginci Mösyö Argan isminde bir Fransız subayının Osmanlı ordusuna katılarak Balkanlar’da savaşmak üzere gönüllü olarak başvurmasıdır[19].

         

        Osmanlı coğrafyasının hemen hemen her yerinde, Balkan Savaşı tepkiyle karşılanmıştır. Büyük devletlere savaşı protesto eden telgraflar çekilmiş, Bâbıâli’yi destekleyen beyanlarda bulunulmuştur. Bunun yanı sıra Balkan devletlerini telin eden protesto mitingleri düzenlenmiş ve birlik-beraberlik mesajları verilmiştir. Düzenlenen mitinglerden en geniş katılımlısı Sultanahmet mitingidir[20]. Bu mitinglere Müslüman Türklerin yanı sıra Osmanlı tebaası olan gayrimüslimler, din adamları, parti temsilcileri, eşraftan iler gelenler katılmıştır. Mitinglerde verilen birlik-beraberlik mesajı kısa sürede gönüllü katılımlarına da yansımıştır. Sembolik de olsa Osmanlı tebaasından olan gayrimüslimlerden de orduya gönüllü olarak katılanlar olmuştur. Ermeni Katolik rahiplerinden Oseb Siyahyan da orduya gönüllü olarak katılmıştır[21]. Bir Musevi olan Yako oğlu Murdhay da gönüllüler arasında yer almıştır[22].

         

        Elbette gönüllü birliklerinin esasını oluşturan ve Osmanlı Devleti’nin birlik-beraberliği için asıl mücadele eden kitle çoğunlukla Müslüman Türklerden oluşuyordu. Bu çerçevede Osmanlı coğrafyasının hemen hemen her yerinden gönüllü birlikleri oluşturularak cepheye gönderilmiştir. Balkan Savaşları başladığında Osmanlı Devleti’nin en önemli eğitim kurumu olan Dârü’l-fünûn talebeleri de meseleye son derce hassas yaklaşmıştır. Dârü’l-fünûn talebeleri bahse konu olan Sultanahmet mitinginin düzenlenmesinde etkin rol üstlendiği gibi, gönüllü olarak orduya ilk katılanlar arasındaki yerlerini de almışlardır[23].

         

        İstanbul dışında gönüllü birlikleri oluşturulan önemli merkezlerden biri de Adana’dır. Adana ahalisi adına Harbiye Nezareti’ne telgraf gönderen İrfan Bey, “Muazzam Osmanlı İmparatorluğu’nun en sadık ve vefakâr evladı olan Adana ahalisi pür heyecan kalpleriyle azim-perver hükümetimizin her emrine hazır ve mütevekkîlen harbe yürüme arş emrine muntazırdır.”[24] sözleriyle, halkın hislerine tercüman olmuştur.

         

        Adana’da orduya katılmak isteyenlerin sayısı o kadar artmıştır ki, 13 Ekim 1912’de Eski Kozan Mebusu Ahmed Suphi Bey ve Muhtar Fikri Abdülcabbar Bey, Harbiye Nezareti’ne gönderdikleri telgrafta, “Meydân-ı harbe şitab için her gün yüzlerce efrad müracaat ederek gönüllü kaydıyla teslim ve sevklerini musırran (ısrarla) rica ediyorlar. Bunlara verilecek esliha ve elbise hakkında cihet-i askeriyeden kefalet istenmektedir. Şu hal efradın kesr-i şevkiyle beraber müşkülâta uğramaktadır. Asabiyet-i İslâmiyye, himmet-i vatan şevkiyle galeyana gelen bir Osmanlı’nın kefil-i namus-ı millidir. Binaenaleyh şimdiye kadar teçhiz ve sevk edilmiş dokuz yüzü mütecaviz efrada kefil olduk. Fakat bundan sonra gösterilen heyecana karşı kefalet-i müşkülât da tahammül imkânsızdır. Eğer gönüllü efrada lüzum yok ise müracaat edenlere cevab-ı kat’i verilmek hususunun fırka kumandanlığına serian tebliği müsterhimdir.”[25] şeklinde, bir uyarı yapma gereği hissetmiştir. Katılımlar yalnızca Adana ile sınırlı değildir. Eskişehir, Bilecik, Biga, Adapazarı, Düzce havalisindekiler de orduya katılmak için müracaat da bulunmuş, hatta Aziziye’deki Çerkezler hayvanlarını kendileri tedarik ederek bir gönüllü süvari kıtası teşkil etmişlerdir[26]. Gönüllü katılımı o derece artmıştır ki, sivil vatandaşların yanı sıra Konya Vilayeti’ne bağlı Koçhisar kasabasında bulunan tutuklular arasından bir grup da savaş müddetince masrafları kendilerine ait olmak üzere bir gönüllü alayı oluşturmak istemişlerdir[27].

         

        Kayseri’de on beş yaşındaki çocuklar bile anne babalarının izniyle Balkan Savaşlarına katılmak istemişlerdir[28]. On beş yaşındaki delikanlıların Balkan Savaşlarına katılmak için can attığı Kayseri’den on bin kişilik bir gönüllü fırkası teşkil edilmiştir[29].

         

        Adı geçen yerlerde olduğu gibi Medine’deki Müslümanlar da meseleye kayıtsız kalmamış, Medine’de 228 kişilik bir gönüllü birliği oluşturulmuştur[30]. Mesafenin oldukça uzun olmasına rağmen Medine’de oluşturulan gönüllü birliğin de cepheye sevki gerçekleştirilmiştir. Manastır, Üsküp, Kosova, Burdur, Halep ve daha birçok yerden gönüllü katılımı gerçekleşmiştir. Jandarma miralaylığından emekli Çerkez Mirza Bey’in Umman’da oluşturduğu yüz elli süvariden müteşekkil bir birlikle orduya gönüllü olarak katılması Osmanlı coğrafyasının en uzak noktalarında bir seferberlik anlayışının ulaştığını ve sorumluluk duygusunun yayıldığının bir başka göstergesidir.

         

        Gönüllülük hususunda din adamlarının oldukça özel bir yeri vardır. Din adamları gönüllü katılımını teşvik ettikleri gibi kendileri de gönüllü olarak cepheye gitmişlerdir. Gümüşhane Müftüsü Mehmet Hâkim Efendi’nin oluşturduğu gönüllü birliğiyle cepheye gitmesi bu duruma güzel bir örnek teşkil etmektedir[31].

         

         

        Sonuç olarak;

         

        Balkan Savaşları, Osmanlı Devleti için felaketle sonuçlanmıştır. Osmanlı Devleti Balkanlarda yalnızca toprak kaybetmemiş, itibarını ve Balkan Türklerinin geleceğini de kaybetmiştir. On binlerce Müslüman-Türk hunharca katledilmiş, on binlercesi de öz topraklarından sökülerek göçe zorlanmıştır. Bunca kayba rağmen Balkan Savaşlarında Osmanlı Devleti acı ama birçok ders çıkarmıştır. Çanakkale’de sergilenen kahramanlıkla, Milli Mücadele’de yazılan destanın kaynağını Balkan Savaşlarındaki acı tecrübelerde aramak gerekir. Balkan Savaşlarında Türk Milleti tüm olumsuzluklara rağmen var oluş mücadelesi vermiştir. Cephede kaybetmiş ancak gönüllerde kazanmıştır. Yedisinden yetmişine birlik-beraberlik seferberliği göstermiş ve bir dayanışma örneği sergilemiştir. Maddi-manevi tüm varlığıyla hem cephede hem de cephe gerisinde vazife almayı milli bir görev saymış, bu anlayışla hareket etmiştir.

         

        Bu anlayış Çanakkale Savaşlarında ve Milli Mücadele döneminde kendisini tekraren göstermiştir. Balkan Savaşlarına katılmak için girişimde bulunan on beş yaşlarındaki Kayserili çocuklarla, Çanakkale Savaşlarında şehit olan Tokatlı Onbeşlilerin hiçbir farkı yoktur. Balkan Savaşlarına katılan Dârü’l-fünûn talebeleri ile Sakarya’da şehit olan subayların hiçbir farkı yoktur.

         

        Türk Milleti, istiklâli ve istikbâli söz konusu olunca meseleye yalnızca bir güvenlik olayı olarak yaklaşmamış, meseleyi bir varoluş mücadelesi olarak algılamıştır. Şehitlerini ve gazilerini hiçbir zaman unutmayan Türk milleti, hiçbir mecburiyeti olmadığı halde binlerce kilometre uzaklıktaki Afganistan’dan, Hindistan’dan, Dağıstan’dan ve daha birçok yerden gelerek canları pahasına Türklerle aynı safta çarpışan ve Türklerin kazanması için dua eden ata dostlarını da daima hatırlayacaktır.

         


        


        

        [1] George Remond, Mağluplarla Beraber: Bir Fransız Gazetecinin Balkan Harbi İzlenimleri, Profil Yayınları, İstanbul, 2007, s. 15.


        

        [2] Ahmet Ağayef, “Dedik ya Hilâl ve Salibin CidaliTasvir-i Efkâr Gazetesi, 20 Teşrin-i evvel 1912, Nu. 563, s. 1.


        

        [3] Balkan Savaşlarında Mevlevihânelerin faaliyetleriyle ilgili bkz. Nuri Köstüklü, Vatan Savunmasında Mevlevihaneler: Balkan Savaşlarından Milli Mücadeleye, Çizgi Kitabevi, Konya, 2005, s. 31-58.


        

        [4]Harb Havası”, Alemdar Gazetesi, 16 Teşrin-i evvel 1912, Nu. 138-64, s. 1.


        

        [5] Hüseyin Fuad, “Gönüllülere”, Tanin Gazetesi, 19 Teşrin-i evvel 1912, Nu. 1475, s. 4.


        

        [6]Karagöz ne diyor?”, Karagöz, 22 Eylül 1328, Nu. 453, s. 1.


        

        [7]Mihrâb Önünde-Süleymaniye’de”, Tanin Gazetesi, 13 Teşrin-i evvel 1912, Nu. 1469, s. 2.


        

        [8] Resimli Kitab, Mart 1329, C. 12, Nu. 47, s. 852.


        

        [9]Tezahürat-ı Milliye”, Tasvir-i Efkâr Gazetesi, 12 Teşrin-i evvel 1912, Nu. 555,  s. 2.


        

        [10] ATASE Arşivi, Balkan Harbi Katalogu (BLH), Klasör No: 194, Dosya No: 22, Fihrist No: 1-125.


        

        [11] ATASE Arşivi, BLH, 194-22-1-123.


        

        [12] ATASE Arşivi, BLH, 194-22-1-114.


        

        [13] Hindistan Müslümanlarının Balkan Savaşları sırasında yaptıkları yardımlarla ilgili bkz. Serdal Soyluer, “Balkan Savaşları Sırasında Hint Müslümanlarının Osmanlı Devleti’ne Yardım Kampanyalarının Osmanlı Basınına Yansımaları”, Şarkiyat Mecmuası, Sayı: 13, Yıl: 2008, s. 91-118.


        

        [14] Tasvîr-i Efkâr Gazetesi, 13 Teşrin-i evvel 1912, Nu. 557, s. 3.


        

        [15] Salih Türkler, Balkan Savaşlarında Afgan Gönüllüleri, İnönü Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Malatya, 2003, s. 45-46.


        

        [16] ATASE Arşivi, BLH, 194-22-1-116.


        

        [17] ATASE Arşivi, BLH, 194-22-1-29.


        

        [18] ATASE Arşivi, BLH, 194-22-1-57.


        

        [19] ATASE Arşivi, BLH, 194-22-1-54; ATASE Arşivi, BLH, 194-22-1-2; Adı geçen Fransız subayının Osmanlı ordusuna katılmak üzere yaptığı başvurunun kabul edilip edilmediğine dair bir bilgiye ulaşılamamıştır.


        

        [20]Dünkü Büyük Nümayişler: Harb Harb”, Tanin Gazetesi, 5 Teşrin-i evvel 1912, Nu. 1461, s. 3.


        

        [21]Tezahürat-ı Milliye”, Tasvir-i Efkâr Gazetesi, 12 Teşrin-i evvel 1912, Nu. 555, s. 2.


        

        [22] Resimli Kitab, Ağustos 1328, C. 8, Nu. 43, s. 552.


        

        [23] Dârü’l-fünûn gönüllü alayı için bkz. “Dârü’l-fünûn Milli Alayı”,İkdam Gazetesi, 7 Teşrin-i evvel 1912, Nu. 5613; “Dârü’l-fünûn Gönüllü Kafilesi”, Tanin Gazetesi, 20 Teşrin-i evvel 1912, Nu. 1476, s. 3; “Dârü’l-fünûn Gönüllü”, Tasvir-i Efkâr Gazetesi, 20 Teşrin-i evvel 1912, Nu. 563, s. 3.


        

        [24] ATASE Arşivi, BLH, 194-22-1.


        

        [25] ATASE Arşivi, BLH, 194-22-1-74.


        

        [26] ATASE Arşivi, BLH, 194-22-1-46.


        

        [27]Gönüllü Cemiyeti”, Tasvir-i Efkâr Gazetesi, 12 Teşrin-i evvel 1912, Nu. 555,  s. 2.


        

        [28] ATASE Arşivi, BLH, 194-22-1-6.


        

        [29] ATASE Arşivi, BLH, 194-22-1-79.


        

        [30] ATASE Arşivi, BLH, 194-22-1-114.


        

        [31] ATASE Arşivi, BLH, 194-22-1-15.


Türk Yurdu Kasım 2012
Türk Yurdu Kasım 2012
Kasım 2012 - Yıl 101 - Sayı 303

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele