Seher Yıldızı

Kasım 2012 - Yıl 101 - Sayı 303

         

         SEHER YILDIZI

         

         Tan yeri ağardı, sular açıldı

         Yavaşça daldı saman yolları

         Göklerin koynundan bir nur saçıldı

         Dünyayı kapladı şenlik kolları

         

         Mahmur denizlerden bir peri kızı

         Nazlı nazlı çıktı, gözüme baktı

         Ah, tanıdım onu, seher yıldızı

         Sarı güzelliği gönlümü yaktı

         

         Gel sünbül bakışlı sabahın sisi

         Esti, yükseldi, güneş aradı

         Çamlı yamaçlarda kavalın sesi

         Dağıldı ovaya bir eş âradı

         

         Fakat benim yine fersiz gözlerim

         Yine beni karanlıklar boğuyor

         Yine yaslar besteliyor sözlerim

         Alnımdaki her sıcak ter soğuyor

         

         Issız gecelerin seher yıldızı

         Geçtin mi yurdumdan? Gördün mü onu?

         Yine yüreğime çöktü bir sızı

         Anlamak isterim ne oldu sonu?

                              *

         Ben neler mi gördüm?.. Söyletme beni

         Geçtim oralardan, gördüm hepsini

         Hicranla ağlatmak istemem seni

         Ey garip Türk oğlu zaptet nefsini

         

         Zalim fırtınalar gelmiş süpürmüş

         Uçmuş ocakların külü, dumanı

         Çaylar, çağlayanlar al kan köpürmüş

         Hazanlar kaplamış bağı, ormanı

         Erkekler içinde, erkeksiz kalan

         Analar boynunda düşman bıçağı

         Geçen bulutlara derdini salan

         Kuru dal üstünde gelin duvağı

         

         Kahır ile kurulmuş dağlar başına

         Masum kellesinden zulüm otağı

         Alkanlar bulanmış her ak taşına

         Çiçekleri solmuş ana toprağı

         

         Baştan başa çökmüş sızladım durdum

         Bacası yıkılmış Osman ocağı

         

         Ansızın rastladım, gördüm, kudurdum

         Meşhedde uzanmış kâfir ayağı

         

         Ben neler mi gördüm? Söyletme beni

         Hicranla ağlatmak istemem seni

                                  *

         Hani? Er doğuran Turan kucağı

         Nerde? Ordu kuran İlhan ocağı

         

         Küfrün çanı boğmuş Türk’ün sesini

         Ne var ne yok düşman ezmiş hepsini

         

         Kur’an hani, vicdan hani? Ey erkek

         Hani vatanını halâs edecek

         

         Korktuğum düşmanlar saldırdı ırza

         Erkek dedikleri gösterdi rıza

         

         Hani kadınlara yan baktırmayan

         Her ırz eteğinden sızıyor al kan

         

         Hani din diyerek dine saldıran

         Hani Kosova, Şıpka, hani Çaldıran

         

         Hani gönlündeki nur ile iman

         Minbere, mihraba bak! Asılmış çan

         

        Ben neler mi gördüm? Söyletme beni

         Hicranla ağlatmak istemem seni

                           *

         Kadın, erkek öldü, o Rumeli’nde

         Er, kadına döndü, ko Rumeli’nde

         

         Ana ocağında kardaş öldürdün

         Kız, kızan bıraktın, düşman güldürdün

         

         Ah! Hiç sorma bana sefil Osmanlı

         Son yaprak tarihin pek kara kanlı

         

         Kimsesiz kızların gözünden akan

         Namus sızıntısı o gül renkli kan

         

         Boğmuyor mu seni? Boğmuyor mu ha

         Titremiyor isen bak! Bak! Bak bir daha

         

         Şehit kemikleri dim dik fırlamış

         Hicran pıhtıları gönül sırlamış

         

         

         

         Çağlayan dereler, irin köpürmüş

         Kükreyen rüzgârlar, yangın süpürmüş

         

         Çiçeklerin rengi vereme dönmüş

         Her tüten ocaklar bir anda sönmüş

         

         Ezmiyor mu seni? Boğmuyor mu ha!

         Titremiyor isen bak! Bak! Bak bir daha

         

         Düşmanlara kaldı Hüdavendigâr

         Tahlis etmek için yok mu bir cebbar

         

         Gelen çan sesleri Edirne’dendir

         Hâlâ sağırlığın neden? Nedendir?

         

         Ben dün gece gördüm Anadolu’yu

         Sen hâlâ uyanma! Sen hâlâ uyu

         

         Renksiz ovalarda kimseler yoktu

         Yalnız ağlayan analar çoktu

         

         Issızdı ormanlar, ıssızdı etraf

         Yalnız melekler ederdi tavaf

         

         Yavuklu bağında güller kurumuş

         Ne kelebek kalmış ne çemen, ne kuş

         

         İhtiyar analar, dul gelin kızlar

         Bir de yükseklerde mahzun yıldızlar

         

         Ak saçlı dedeler açmış elini

         Tanrı’ya bağlamış yanık dilini

         

         Öksüz yavrucuklar rüya içinde

         Bütün Anadolu humma içinde

         

         Efeler dağında bir er kalmamış

         Erleri sürecek rehber kalmamış

         

         Irmaklara sordum, dağlara sordum

         Meyvesi kurumuş bağlara sordum

         

         Çamlardan titreyen yellere sordum

         Uzaklara vardım ellere sordum

                               *

         -Nerelerde sizin delikanlılar?

         O ak vicdanlılar, o pak kanlılar

         

         

         

         Ah bir ıssız çölden ibaret gece

         Hepsini anlattı bana gizlice

         

         O fırtınaların estiği yerde

         Uğramışlar hepsi ayrı bir derde

         

         Kimi yaralanmış, en çoğu şehit

         Kimi hasta düşmüş, kimi bir kadid

         

         Nene kucağını dar görürlerken

         Kanlı topraklarda bulmuşlar medfen

         Yavuklu nazını az görürlerken

         Delinmiş sineler bir ah etmeden

         Etmeyeni gönlünü bir daha meyus

         Ah, söyletme beni Allah için sus

         Sorma bana, sorma bana, dertliyim

         Bırak beni uzaklara gideyim

         Ben her gece ben her sabah doğarken

         Seyrederim bu halleri, göklerden

         Sorma bana, vicdanın var, elin var

         Koy elini vicdanına, anla var

                              *

         Işıktan çiçekler sönüp soluyor

         Varayım gideyim sabah oluyor

         Ah gitme gitme dur! Seher yıldızı

         Taşsın dilimdeki zehirli sızı

                              *

         Ben unuttum, ben bıraktım, ben kaçtım

         Yüreklere her acıyı ben saçtım

         

         Bende iman, bir yalanmış inandım

         Felâketten ben boğuldum, usandım

         

         Ben Türk iken Türklüğümü unuttum

         Gönlümdeki isyanları uyuttum

         

         Yangın değil ben kül ettim, yurdumu

         Düşman değil ben kahrettim ordumu

         

         Bin felâket korkar iken gözümden

         Bin felâket gördü vatan yüzümden

         

         Namus öldü, kardeş öldü, şan öldü

         Kadın öldü, vatan öldü, san öldü

         

         

         

         Ben yaşadım, ooh ettim kahpece

         Sayıkladım bin bir fitne her gece

         

         Hep ben yaptım hepsi benden, bu erden

         Lânet eyle güzel yıldız! Bana sen

         

         Lâkin hayır, ben yanıldım.. İftira

         Bu en şenî iftiraya inanma

         

         Turanlıyım, Turanlıdan bir zaman

         Ne bu vatan, ne bu Kur’an, ne iman

         

         Asla görmez bir fenalık, kötülük

         Çünkü adım, ulu addır yani Türk

                                  *

                       Haydi, seher yıldızı

                       Var göç başka illere

                       Eder isen ziyaret

                       Şarkı, Garbı, Kırgız’ı

                       Söyle iyi ellere

                       Kaldı Turan nihayet

                                      *

                       Turan, Turan nerdesin

                       Haydi, seher yıldızı

                       Bu ellerin altında

                       Besleniyor varlığın

                       Turan, hani gür sesin

                       Yuvarlağın altında

                       Genişliyor darlığın

                                      *

                       Haydi, seher yıldızı

                       Var göç başka illere

                       Eder isen ziyaret

                       Şarkı, garbı, Kırgız’ı

                       Söyle iyi ellere

                       Kaldı Turan nihayet

         

         Aka Gündüz

         

         (TÜRK YURDU, YIL:2, SAYI: 44, 24 Temmuz 1913- 10 Temmuz 1329,

        Türk Yurdu Şiir Antolojisi (1911-1931), Hazırlayan: Coşkun  Bağır, Türk Yurdu Yayınları, Ankara 2012)


Türk Yurdu Kasım 2012
Türk Yurdu Kasım 2012
Kasım 2012 - Yıl 101 - Sayı 303

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele