'Yeni Sınıf'ın Kentsel Katliamı!

Mart 2014 - Yıl 103 - Sayı 319

        Niçin Bir Şehir Telakkimiz Yok?

         

        Bu soruyu, bugün yaşadığımız şehirleriçin sorduğumuzda alacağımız cevap olumsuzdur. Soruyu soran da, cevabı veren de aslında Necip Fazıl.

         

        Üstad, Bir dünya görüşünüz yoksa buna göre teşekkül edecek bir şehir fikriniz de olmaz der.

         

        Dünya görüşü deyince Mütareke’de dönemi ‘kimlik’ odaklı eğilimleri, Milliyetçilik, İslamcılık ve Batıcılık’ı seslendiremeyiz.

         

        Ziya Gökalp; Türkçülük, İslamcılık ve Muasırlaşmacılık’ın hakiki ihtiyaçlardan doğduğunu söyler. Gökalp’a göre bu üç eğilim, içtimai vicdanın üç boyutundan hareket etmiştir.

         

        Muhafazakârlık, Liberalizm, Sosyal Demokrasi ve Sosyalizm, yönetim biçimi vazeden dört dünya görüşü şekillenmiştir.

         

        Yerli Aydın; çözüm üretebileceği bir retoriğe yaslanabilmek için önce bir ‘dünya görüşü’ne sahip olmalıdır. Yahya Kemal, “Milli şuura ermiş bir insana göre muhafazakârlık, liberallik ve daha ileri fikirler arasında fark azdır” diyerek ‘dünya görüşü’nün temeline Milli Kimlik’i yerleştirme gereğini ifade eder.

         

        Aydın Ne İşe Yarar?

        Aydın’ın görevi geleceğin inşasıdır… Geleceği inşa kaygısında olduğu için bugün karşılaştığı sorunları yorumlar. 

         

        Bu yüzden aydın değişimi algılamak, yeni durumlara karşı yeni perspektifler oluşturmak zorundadır.

         

        Siyasetçi ve teknokrat; aydının oluşturduğu perspektifler ışığında geleceği inşa etme inisiyatifi oluşturabilir.

         

        Proje; aydın-siyasetçi-teknokrat üçlüsünün organizasyonu ile ortaya çıkar. Kararlaştırılan projenin gerçekleştirilmesi için müteahhit devreye girer. Müteahhit; devlet finansmanıyla, devlete hizmet üretir.

         

        Aydın mı? Müteahhit mi?

        Yerli aydın; tarih sahnesinde yeni yeni bir aktör haline gelmektedir. Akademi, kitap ve dergi yayını, ansiklopedi yayını, bilimsel toplantı organizasyonu açısından Türkiye artık yerli aydının eser verdiği, yaşama zemini bulduğu bereketli küresel bir merkezdir.

         

        Ancak siyasetçi ve müteahhit; yerli aydın inisiyatiflerini dikkate almadan ülkenin geleceği hakkında kararlar almaktadır.

         

        Türkiye’de karar alma mekanizmasında yerli aydın ve teknokrat özellikle devre dışı bırakılmaktadır.

         

        Bu yüzden şehirlerimiz, tarihi birikimi ve bilimsel gelişmeyi umursamadan yanlış bir şekilde yıkılıp, yeniden yapılmaktadır.

         

        Düşünür mimarımız Turgut Cansever yorumlar: “Dünyadaki gelişmelerden pek fazla da haberdar olmayan teknokratlar ve politikacıların şehirlerimizdeki çöküşün esas müsebbibi oldukları aşikârdır.” Ehil olmayan insanların entrikalarla geldikleri makamlarda Türkiye’nin konut politikasını tayin etmelerine son vermek lazımdır.

        

        Batıcı Aydın: ‘Garp’ta Kâşaneler,

         

        Şark’ta Viraneler’

         

        Osmanlı döneminde Batıcı aydının apartmanı şehir konut modeli olarak seçmesi, Fransız tipi Batılılaşmanın bir sonucuydu.

         

        Batıcı aydın Ziya Paşa, Avrupa seyahati sonrasında ‘Garp’ta kâşaneler, Şark’ta viraneler’ gördüğünü söyler. Ona göre Doğu, hususen Osmanlı ve onun başkenti İstanbul viraneydi.

         

        Aynı dönemde İstanbul ve Bursa’yı gezen Andre Gide ise gördüğü mimari karşısında ‘işte şehir işte mimari’ demişti. Bu bir bakış açısı farkıydı.

         

        Yahya Kemal anlatır: Artık Türk milletinin ruhu bir rayiha gibi uçtu mu? Hayır, büyük kütlede yine o ruh var. Almanya’da bazı şehirler, şehrin karakterini o kadar güzel muhafaza eder ki, bu şehirlerde kendine özgü bir ruh eser! Eyüb, Bizans döneminde bir sütçü köyü iken, fethin ruhani hatıralarının etrafında, milli mimarinin bütün güzellikleriyle bezenmiş, zamanla ölümü güzel gösteren bir mertebeye erişmiştir.

         

        Yeni Sınıf, ‘Sınıf’ Değil,

         

         

        Bir ‘Klan’; ‘Fili Yuttu Bir Yılan’

         

        ‘Yeni sınıf’-nomeklatura; Yugoslav yazar Milles’in Doğu Bloku ülkeleri bürokratlarının oluşturduğu seçkinci yapı için ortaya attığı sosyolojik bir tanımlama.

         

        Artık ‘yeni sınıf’ sadece Doğu Bloku ülkelerinde değil, Türkiye her dönem kendi ‘yeni sınıf’ını oluşturuyor.

         

        ‘Yeni sınıf’ aslında bir ‘sınıf’ değil, ‘klan’ özelliği taşır.

         

        Türkiye’nin yeni sınıfı: ‘Devlet Müteahhitleri’dir.

         

        ‘Devlet Müteahhitleri-Yeni Sınıf’ ile ‘Milli Burjuvazi’nin farkları

         

         

        ‘Devlet müteahhitleri-yeni sınıf’ sanal ve agresif,‘milli burjuvazi’kurumsal kimliğe sahip ve serin kanlıdır.

         

        TOBB, İTO, ATO ve sahici müteahhitler, ‘işadamı’ kavramının onurunu korumak için bu ‘devlet müteahhitleri’ takımından, ‘yeni sınıf’tan kendini ayıracak bir bakış açısını kamuoyuna deklare etmelidir.

         

        Geçtiğimiz günlerde ‘devlet müteahhitleri-yeni sınıf’ın kendi arasında kullandığı Türk milletine hakaret eden dil, artık kamuoyuna mal olmuştur. Bu tür bir zihniyetle gelecek inşası mümkün değildir.

         

        ‘Yeni Sınıf’; Anadolu Sermayesi’nin Düşmanı

        Toprak Ağalığı’ndan evrilen eski Anadolu sermayesi DP-AP çizgisinde kendini gösterir.  

         

        1950 yılında DP’nin iktidara gelmesiyle şehir; siyasetçi ve müteahhit’in talan alanına dönüşür. Artık şehirleri katletme görevi sadece, yabancılaşmış Batıcı aydının tekelinde değil, DP ile başlayan sağ iktidarlar da şehir ve mimari katliamında sınır tanımamıştır.

         

        DP-AP-ANAP-DYP siyasi çizgileri; yerli aydın birikimini özellikle yok saydı. ‘Kuru kalkınmacı’ değişim felsefesiyle, mimari’ye ve imar’a inanmadan, mühendistik operasyonlarla şehirleri günü birlik deneme yanılma alanları olarak gördüler. 

         

        Anadolu sermayesinin siyasal İslam öncesi temsilcisi ANAP da sınıf çıkarları için değil kendi ‘yeni sınıf’ının çıkarları için uğraştı.

         

        Refah Partisi süreciyle siyasal İslamcılık, tekelci sermaye ve eski bürokrasiye karşı Anadolu sermayesinin yeni dalgasını temsil etti.

         

        RP-FP-Ak Parti geleneği Anadolu sermayesi adına politika yapıyor görünürken Anadolu sermayesi’nin çıkarları için değil, onlar da kendi politik ‘yeni sınıf’ının çıkarları için savaştı.

         

        ‘Yeni sınıf’, doğal olarak ne Türkiye’nin sınıflarından biri olabildi ne de Anadolu sermayesinin temel omurgası TOBB’u kapsayabildi.

         

        ‘Milli Burjuvazi’ ile ‘Milli İntelijansiye-Yerli Aydın’ın Paralel inşası: Milli Meşruiyet Fırkası ve Türk Ocakları

        Ziya Gökalp, “Milli Mefkure’den mahrumiyet Türkleri Milli iktisadiyat’tan da mahrum etmiştir” diyerek çözülme sürecinin önemli tespitlerinden birini yapar.

         

        Yahya Kemal; ‘Batı sanayi karşısında tutunamayan zanaatkar üretimi sonucunda, İstanbul çarşısı ancak ecnebi malı satar bir hale getirilmiştir’ der. 

         

        Türkiye’nin ilk millici partisi Milli Meşruiyet Fırkası’nı kuranlar, ‘Yerli İstihsal Cemiyeti’ üyeleridir.

         

        Ahmet Ferit Tek başkanlığında kurulan parti, ‘milli burjuvazi’ ile ‘yerli aydın’ın birlikte gelecek inşasını amaçlar.

         

        ‘Yerli İstihsal Cemiyeti’ üyeleri Milli Meşruiyet Fırkası’nın dışında ayrıca Eminönü’nde bir ‘Yerli Mallar Pazarı’ açarak, yerli üretimin tanıtımını yaparlar.

         

        Türklük ve İslamlık biri milliyet, diğeri beynelmiliyet olduğu için aralarında çatışma yoktur. Gökalp, “muasır İslam Türklüğü ibda etmeliyiz” diyerek Milli Mefkure’nin münderecatını da çizer.

         

        Türk Ocakları; Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılma sürecinden bugüne toparlayıcı bir Milliyetçilik anlayışıyla ‘Milli Mefkure’yi inşaya yönelir.

         

        Hatime: ‘Milli Burjuvazi’ ve ‘Yerli Aydın’ın

         

        İnşası Devam Ediyor

         

        Toplu konut; aynı zamanda bir kimliksizleştirme operasyonudur.

         

        İstanbul’un ilk toplu konutlarının Eminönü’nde Yahudiler’in yaşadığı yahudhaneler olduğunu unutmayalım.

         

        Çekirdek aile; modernleşme, köyden şehre göç ve küreselleşme gibi iç içe süreçleri ‘anomi’ye yakalanmadan atlatamıyor. 

         

        Müstakil ev’e yani malikâne’ye sahip büyük aile (dede-baba-torun) teşekkül etmeden, toprağa kök salmak mümkün değil.

         

        Müstakil ev, mutlaka kütüphaneli evdir. Sözlü kültürün darbımeseli bu yüzden ‘aydın, üç kütüphane bitiren adamdır’ der. Aydın’ın asıl mirası, dedesinden ve babasından devraldığı kütüphanesidir.

         

        Kütüphane kavramını, nesilden nesle aktarılarak özel bir müze haline gelen ve aile tarihine ait özel eşyalarla oluşacak ortak hafıza ve devamlılık şuuru ile birlikte düşünmek gerekir.

         

        Türk Ocakları; bugün küreselleşme sürecinde‘yeni bir medeniyet tasavvuru’ çıkışıyla yerlilik retoriğinin temel perspektifini ‘medeniyet’ odaklı olarak işaret ediyor.

         

        Gökalp’ın tespiti önemli: “Milli Mefkure’den mahrumiyet Türkler’i Milli İktisadiyat’tan mahrum etmiştir.” ‘Milli burjuvazi’ ve ‘yerli aydın’ın inşası iç içe bir durum ve bugün de mahrumiyet süreci devam ediyor.

         

        Gökalp, Türkler’in iktisadi sınıflardan mahrum olduğunu söyler. “Yönetim, iktisadi sınıflara dayanırsa, orada yönetim güçlü olur. Çünkü tüccar, sanatkâr, işadamı sırf kendi faydası için yönetimin kuvvetli olmasını ister.”

         

        Türkiye’de ‘Anadolu sermayesinin Milli Mefkure’ye, kendilik bilgisine ihtiyacı var. Yerli aydının ise yaşama zemini bulacağı toplumsal zemine ihtiyacı var. Memur aydının çözümü müphem devlete havale etmesi doğası gereğidir. Gökalp’in memurları ‘zihni rençber’ olarak nitelendirmesi boşuna değildir.

         

        ‘Yerli aydın’; somut projelerle ortaya çıkmak zorunda. Çözümü müphem devlete havale etmeden, model projeler ortaya koymak tarihi bir zorunluluktur.

         

        Bir kültür projesi: Ankara Kalesi’ne Sahabe Anıt Mezarı

         

        Bugün Eyüp Sultan’ın olmadığı bir İstanbul’u nasıl düşünemiyorsak, İstanbul’u fetha giden sahabe ordusunun Ankara’yı da fethettiğini ve bu fetihte 400 sahabenin şehit olduğunu nasıl unuturuz.

         

        Bugün bu Ankara Kalesi’nin bedenine bu şehitler için bir anıt-makam inşa etmek, yerli aydının şehir fikrinin girizgâhı olmalıdır.

         

        Hayat varsa umut vardır

         

        Yaşadığımız süreçte İstanbul’un kaotik bir büyümeye yöneltilmesi, projelerimizin daha da somutlaşmasını sağlıyor.

         

        Ütopya ve modelimiz

         

        Ütopyamız: Büyük aile, müstakil ev.

         

        Modelimiz: Türk Evi, Osmanlı Mahallesi…

         

        Yüz yıllık apartman-toplu konut yanlışını düzeltmenin yolu, ‘yerli aydın’ın inisiyatif oluşturmasına bağlı.

         

        Yahya Kemal buyurur: ‘Milli bir şuura sahip olunca, yeni zihniyetle, bugünkü muaşeret ve hayat şartlarına uygun gene milli bir İstanbul ve bir milli Boğaziçi yaratmak işi kalır.’

         

        Turgut Cansever’in işaret ettiği prefabrik üretimle sanayici, konut üretim sürecinde devreye girecek. Aslolan arsa üretiminin, mimari’nin ve müstakil ev düşüncesinin önünü açmaktır.

         

        Birçok olumsuz veriye rağmen mimar Doğan Kuban’ın umut dolu sözlerini hatırlıyoruz: “Kadere inanan ve sabırlı bir toplumun insanları için, giderek daha iyi olma olanakları vardır.”

         


Türk Yurdu Mart 2014
Türk Yurdu Mart 2014
Mart 2014 - Yıl 103 - Sayı 319

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele