Ruhban Okulu Meselesi

Eylül 2012 - Yıl 101 - Sayı 301

                 Fener Patriği kimi ziyaret etse veya onu kim ziyarete gelse ayni meseleyi değişmez gündem konusu olarak ortaya koymaktadır. Bu konu, Ruhban Okulu’nun açılmasıdır. Geçen ay Diyanet İşleri Başkanı’nın Patrikhane ziyaretinde de ayni pilav tekrar ısıtıldı. Patriğin meseleyi her fırsatta, gündeme taşıması kendi durumunu güçlendirmesi ve özellikle başta ABD olmak üzere, bazı Batılı devletlerin İmparatorluk döneminde olduğu gibi, içimizde mesele çıkarmaya vesile sayarak, konuyu desteklemeleri anlaşılabilir. Ancak, Türk Devleti’nin her kademeden yetkili ve mesullerinin, mevzu hakkında hemen hiçbir bilgileri olmadığı halde, ziyaret nezaketi bahanesi ile talebe destek vermeleri ve Mehmet Görmez’in ifadesi ile bu okulun kapalı kalmasının bizim gibi bir büyük devlete hiç yakışmadığı gibi, kendisinin de bir parçası olduğu devleti itham etmesi ve suçlaması izah edilebilir, değildir. Devlet adamlarımızın bu kadar rahat ahkâm kesmesi ve hele “büyük devlet” rüşveti ile her türlü yanlışa cevaz verir durumda olmaları, son zamanların “vak’ayi âdiyesi” haline gelmiştir.

         

                 Görevdeki Millî Eğitim Bakanları, okulu hemen açma vaadinde bulunmuşlardır. Başbakanlar en kısa zamanda açılacağını söylemişlerdir. Ne var ki okul bu sözleri söyleyenler döneminde de açılamamıştır. Fakat sanki böyle konuşmalar hiç olmamış ve bu sözlere rağmen hangi sebeple tahakkuk etmediği gibi hususlar, araştırılmak ihtiyacı bile hissedilmeden, sonraki konuşanların da aynı minval üzere, vaat ve temennilere devam etmelerine engel olmamıştır. Anlaşılan o ki, herkes sadece konuşmak için konuşuyor, başkalarını dinlemediği gibi, kendi ağzından çıkanı da kendi kulağı duymuyor.

         

                 Hâlbuki MEB arşivlerinde yapılacak çok kısa bir araştırma mer’i mevzuat çerçevesinde bu okulun Patrikhane’nin istediği statüde açılamayacağını ortaya koyar.

         

                 Heybeliada’daki okul başlangıçta bir Rum Lisesi idi. 1950’lerde mevzuata aykırı olarak okula ilk önce kurs adı altında, sonra düzenli sınıf halinde iki teoloji sınıfı ilave edildi. Dönem idarecilerinin hangi sebep ve saik ile göz yumduğu bilinmez, ama bu sınıflar kalıcı hale geldi. Okul da lise ile birlikte Ruhban Okulu adını aldı. 1970’lerin başında Anayasa Mahkemesi, o sıralarda yeni açılan bütün özel yüksek okulları, Anayasa’ya aykırılık sebebiyle kapatınca, Ruhban Okulu da yani Heybeliada’daki Rum Okulu’nun yüksek kısmı da kapatıldı. Diğer Özel Okullar devlet akademi ve yüksek okullarının bünyesinde, devlet okulu statüsünde hizmetine devam etti. Ruhban okuluna, bir resmî okul bünyesinde faaliyete devam teklif edildi mi, bilemiyorum. Diğer okullar bina araç ve gereçleri ile devlete devredilmişti. Belki bu okulun mal varlığı Rum Vakfı’na ait olduğu için böyle bir devir mümkün olamamış veya Patrikhane şimdi olduğu gibi kendi kontrolü dışında böyle öğretime rıza göstermemiştir. Devletin ihmali varsa gaflettir. Patrikhanenin itirazı varsa düşünülmeye değerdir.

         

                   Yüksek kısmın faaliyeti sona erince, liseye de öğrenci gönderilmedi veya bölgede burada okuyacak sayıda öğrenci kalmadı, bilinmez. Ancak lisenin de öğretimi fiilen sona erdi. Devlet, lisenin resmen açık olduğunun ifadesi sadedinde, düzenli olarak kendi görevlendirmesi gereken okul müdür yardımcısını, boş binaya tayin etti ve 1990’lara böyle gelindi. Eğer lise öğretimine devam etseydi, Patrikhanenin de rızasıyla cemaat çocuklarını bu okula gönderseydi, bugün tamamen kapalı bir okuldan bahsedilemeyecekti. Bugün okulun yurtları açıktır. Patrikhanenin misafirleri(!) ME Müdürlüğünün de bilgisi dairesinde zaman zaman burada ağırlanmaktadır.

         

                 Patrikhane ne istemektedir? Patrikhane kendi idaresinde bir okul açmak istemektedir. Patrikhane mevcut kanunlara göre, Ortodoks teolojisi öğreten bir yüksek okula razı değildir. Zira Devlet, Patrikhane’den ve onun tahrikiyle dışarıdan gelen talepleri karşılamak üzere, 1992 yılında İstanbul Üniversitesi bünyesinde bir İlahiyat Fakültesi kurdu. Başlangıçta düşünülen, bu fakülte bir İslâm ilahiyatı fakültesi olmayacak, bütün dinlerin ve Hristiyan mezheplerin teolojileri okutulacaktı. Açıkça Heybeliada Ruhban Okulu, bu fakültenin bir bölümü olacak, ayrıca Musevilik ve gregoryenlik bölümleri de istenirse açılacaktı. O zaman, şimdi olduğu gibi ilâhiyat fakültelerini çoğaltma siyaseti de güdülmediği için, Marmara İlahiyatın yanında, İstanbul’da ikinci bir ilahiyat fakültesinin açılmasının da esasen başka gerekçesi olamazdı. YÖK, müfredatın tespitinde de diğer dinlerin, elbette Patrikhanenin görüş ve talepleri göz önünde bulundurulmasına da açıktı. Ancak, Patrikhane buna yanaşmadı. YÖK de bu arzunun gerçekleşmesine engel olmamak maksadıyla, söz konusu bölümler açılıncaya kadar öğrenci yerleştirmedi. Ancak Patrikhanenin inadı kırılamadı ve Fakülteye öğrenci, ancak 1996 yılında alınmaya başlandı ve o da diğerleri gibi İslâm ilahiyatı fakültesi olarak öğretime devam etmektedir.

         

                  YÖK daha sonraki dönemlerde, Meslek Yüksek Okulu statüsünde de müstakil bir okula izin vermedi. Bunun iki sebebi vardır: Birincisi kurucunun vakıf olması gerekir. İkincisi de mevcut Özel Öğretim Kurumları Kanunu dini maksatlı özel okula izin vermemektedir.

         

                 YÖK’ün bu makul itirazlarının aşılamayacağı ve siyasilerin daha rahat konuştukları görülünce, MEB denetiminde bir okul açılması talebi gündeme geldi. Hâlbuki zikredilen Özel Öğretim Kurumları Kanunu, burada da en önemli engeldir ve ayrıca, Yüksek Öğretim Kurumları Kanunu gereği, ME Bakanlığı denetiminde olmak bir yana, Bakanlığa bağlı da yüksek okul açılamamaktadır. Zira YÖK Kanunu ile MEB, öğretmen yetiştirmeyi bile üniversitelere devretmiştir.

         

                 İyi niyetle düşünüldüğünde, bu okul müstakil veya bir bölüm halinde faaliyete geçmeli midir? Buna evet denilebilir. Ancak bu, geçmişte YÖK’ün bulduğu formül çerçevesinde yapılacak bir özel protokolle, Heybeliada’daki okulda, ama bir devlet üniversitesinin bünyesinde açılabilir.

         

                Aksi halde, önce Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nda ki söz konusu yasak maddesinin kaldırılması gerekir. Ancak, o durumun ortaya çıkaracağı kaosu, her türlü yasağı kaldırmaya meraklı bu iktidar bile göze alamaz.

         

                Patrikhane, ifade ettiğimiz çözüme neden razı değildir? Çünkü Patrikhanenin maksadı okul açmak değildir. O, okul sahibi olarak yeni bir tüzel kişilik kazanmak istemektedir. “Ekümenikliğine” Tük Devleti nezdinde de hukuki zemin kazanmayı düşünmektedir.

         

                Peki, bu hakikati, bu okulun açılmayışını “büyük devlet oluşumuzla” bağdaştıramayanlar görmez mi?

         

                İsmiyle müsemma olmak isterlerse görmezler…

         


Türk Yurdu Eylül  2012
Türk Yurdu Eylül 2012
Eylül 2012 - Yıl 101 - Sayı 301

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele