Günümüzde de Yeni Yunuslara İhtiyaç Var

Mayıs 2012 - Yıl 101 - Sayı 297

Eskişehir Valisi Dr. Kadir Koçdemir: Milletimizin Yunus’a muhabbetinin ne derece kuvvetli olduğunu hayranlık ve şaşkınlıkla müşahede ettim. “Bizim Yunus” dendiğinde akan sular duruyor.

         

         

         

        Yunus’un yaşadığı dönemdeki Anadolu’nun tarihî ve kültürel durumunu kısaca değerlendirir misiniz?

         

        Anadolu’da daha büyük bir bütünde, ben buna fiilî âlem diyorum, bütünleşmek üzere mevcut fiilî âlemler parçalanmaktadır. Bu bazen Moğollar, Haçlılar gibi harici unsurlarla bazen de yorum ve anlayış farklılıklarıyla dâhili unsurlarla gerçekleşmektedir. Hem maddi hem de manevi bir hareketlilik ve belirsizlik hâkimdir. Görünürde şu ya da bu etiketli gruplar olsa da esas mücadele fikir ve medeniyet anlayışları arasındadır.

        Fiilî âlemin yeni ve eskisine nazaran daha büyük ölçeğinde birlikte yaşamayı nizasız ve verimli kılmak için ne Bizans’ın ne de Selçuklu’nun yönetim biçimi kifayet etmektedir. Fiilî âlemi eski ölçeğinde tutmakta gayretler ne kadar büyük olursa olsun, mümkün değildir. Böylesi ortamlarda insanlar eski bildiklerini yeniden ve daha farklı bir anlamayla gözden geçirir, yeni ve farklı olanı eskisinden daha fazla ciddiye alır.   

        İşte Yunus, Mevlana, Hacı Bektaş böylesi bir zamanın yorumunu yapmıştır. Tarih onların yorumlarını tasdik ettiği için de bu güne kadar yaşamışlardır.   

         

         

        O dönem tasavvuf düşüncesi hakkında ne düşünüyorsunuz? Acaba Ortaçağ Türkiye’sini etkileyen sufiler kimlerdi?

         

        Nasrettin Tusi’den Biruni’ye Ali Kuşçu’dan Gazali’ye kadar çok büyük bir ışık zinciri söz konusudur. Kafalar karışık, bedenler ve zihinler seyyal olduğundan etkilenmelerde muazzam bir çeşitlilik ve istikrarsızlık söz konusudur. Mesela, Yunus’ta bazı deyişler vahdet-i vücut anlayışıyla yakınlık gösterir. Bazı beyitlerde “acaba yanlış mı aktarıldı” dedirten farklılıklar söz konusudur.

         

        Belki şöyle de ifade edebiliriz: Hoca Ahmet Yesevi’nin talebeleri ondan çok uzaklarda yepyeni şartlarda ve (Müslüman olsun ya da olmasın) çok farklı okulların temsilcileriyle karşı karşıyadır. Şahsi kanaatime göre, bunlar arasında Yunus’u ölümsüz kılan onun Yesevi ile irtibatını sağlam tutabilmiş olmasıdır. Meşhur menkıbede “suya ve ateşe atılan üçte ikilik kısım” belki de zaman içinde geçerliliğini kaybeden hususlardı. Neyse, bunlar bizim ihtisas alanımız değil! Yanlış anlaşılmaya müsait hususları bir yana bırakalım. Hülasa, o devir düşünce âlemimiz harici şartları itibariyle bugüne çok benziyordu.

         

         

        O dönemde Yunus’a ihtiyaç var mıydı? Yunus yetişmeseydi ne olurdu?

         

        Yunus bugün dahi bize hitap ediyorsa bu sorunun cevabı ortadadır. Tarih denkleminde pek çok unsur rol oynadığından “olmasaydı ne olurdu” sorusunun cevabı pek müşküldür. Fakat şu kadarını söyleyebiliriz: Eğer Yunus olmasaydı halk irfanı dediğimiz şey oldukça fakir ve çorak kalırdı. Türkçemize olan güvenimiz çok daha düşük seviyelerde seyrederdi. Onun şiirlerinin beslediği damarlarımız kuruyacağından, kültür mirasımızı yaşatma ve yüceltmek bir yana, bana göre milli kültür ve hayat anlayışı bakımından kabil-i hitap olmaktan dahi çıkardık. Kitapla, tedrisatla ulaşılmayan Anadolu insanı onun ilahilerini ve menkıbelerini ağızdan ağıza, nesilden nesle aktarmasaydı bugünün meselelerine çözüm yolunda tutunacak en kuvvetli birkaç dalımızdan birinden mahrum olurduk.   

         

         

        Peki, günümüze baktığımızda, bugün de yeni Yunuslara ihtiyaç var mı?

         

        Daha önce de söyledim: O devir fikir dünyamız bugünküne çok benziyordu. Bugün de daha büyük bir ölçekte bütünleşmek üzere mevcut fiilî âlemlerin parçalanması söz konusu. Düne ait kavram ve çözümler bugünün gerçekliğini ifadede yetersiz. Kafalarımız karışık. Düşüncelerimiz, yazılarımız tezatlarla dolu. Farklı yerlerden çabuk etkileniyoruz. Kaybedilmemesi gereken bağ pek çoğumuz için ya kopmuş ya da çok zayıftır. Benzer problemler benzer çözümleri gerektirir. O halde günümüzde de yeni Yunuslara ihtiyaç var.

         

         

        Yunus’un günümüze doğru aktarıldığını düşünüyor musunuz?

         

        Burada meseleye iki yönlü bakmak lazım: Yunus’u aktaranlar ve bu aktarılanları alanlar… İki bakımdan da sıkıntı var. Yunus’u aracısız, doğrudan okuduğumuzda doğru anlayabilecek teçhizattan çoğumuz mahrumuz. Bunu televizyon yayınlarına benzetebiliriz. Malum gökyüzündeki uydulardan dünyanın hemen her yerine on binlerce televizyon yayını yapılıyor. Fakat uygun çanak anteni, LNB’si ve uydu alıcı cihazı olmayanlar için bu yayınlar yoktur. Bu tür bir teçhizatı olanlar içinse hangi yayınların olduğu hususu çanak çapına, LNB kalitesine, uydu alıcısının özelliklerine bağlıdır. Bu yayınları almak yetmez, bir de insan gözüyle görülebilir hale getirmek gerekir. Eğer televizyonumuz siyah-beyaz ise renkler, yüksek çözünürlüklü değilse pek çok detay, aktarılsalar dahi yoktur.

        Yunus Emre’nin doğru aktarılması meselesine de böyle bakmalıyız. O mesaj, o mesaj sahibinin ilham aldığı esas kaynak olduğu gibi yerinde durmaktadır. Bazıları bunu bozuk ve eksik teçhizatlarıyla aktarmaya çalışsa bile, biz kendi donanımızı uygun hale getirmek suretiyle doğru mesajı alabiliriz. Başka bir ifadeyle, okyanus orada duruyor, önemli olan bizim kabımızın ölçeği ve su tutma kabiliyetinin ne olduğu… Yeni nesli Yunus ve milli kültürümüz bakımından kabil-i hitap hale getirmek zorundayız. 

         

         

        Bir Yunus Emre Araştırmaları Merkezi kurulması hususunda ne düşünüyorsunuz? Sizce buna ihtiyaç var mı?

         

        Son yıllarda Yunus Emre Vakfı ve Enstitüleri çok önemli bir eksikliği giderdi. Yurtdışında kültürümüzü ve dilimizi öğretmek üzere kurulan merkezlere müthiş bir teveccüh var. Fakat bu durum Yunus Emre konusunda farklı merakları gidermedeki eksikliğimizi de aşikâr hale getirdi.

        Bunu telafi etmenin yollarından birisi de Yunus Emre Araştırmaları Enstitüsü kurulmasıdır. Enstitü akademik yapılanmamızda araştırma merkezine nazaran çok daha büyük bir hizmet potansiyeline sahiptir. Bununla ilgili görüşmelerimiz devam ediyor. Eskişehir’deki üniversitelerimizden birinde bu enstitüyü hayata geçirmek istiyoruz.

        Enstitü, büyük oranda Yunus’un yaşadığı devirle benzer özellikler taşıyan günümüz meselelerine Yunus’unki gibi yüzlerce yıl geçerliliğini koruyacak cevaplar geliştirilmesinde de büyük katkı sağlayacaktır.

         

         

        Yunus için Eskişehir valiliği neler yapıyor?

         

        Eskişehir Yunus’a borcunu ödemede yıllardır önemli ve güzel faaliyetler yaptı. Hıdırellez’de Eskişehir merkezine 140 km uzakta küçük bir beldedeki Yunus Emre türbesine, bazı yıllar sayısı on beş bini bulan insan, taşınmadan, çağrılmadan geliyor. Mayıs ayının ilk haftası bütün Türkiye’yle birlikte Uluslararası Yunus Emre Etkinlikleri Haftası olarak kutlanıyor. Ülke çapında şiir, resim, kompozisyon, hikâye, hat, kaligrafi yarışmaları yapılıyor. Üniversitelerimizde akademik çalışmalar yapılıyor.

         

        Bazı değişikliklerle bu geleneği zenginleştirmek istedik:

         

         - Etkinlik ve yarışmalar için her sene değişecek bir tema uygulaması başlattık. Bu zamana kadar, Yunus külliyatının özü sayılabilecek “Gelin tanış olalım/ İşi kolay kılalım/ Sevelim sevilelim/ Dünya kimseye kalmaz” mısraları ve sevgi kavramı tema olarak seçilmiş ve hiç değiştirilmemişti. Bu sene, “Söz ola kese savaşı/ Söz ola kestire başı/ Söz ola ağulu aşı/ Yağ ile bal ede bir söz” mısraları ve sözün fonksiyonunu tema olarak belirledik. En çok bu mısralar zikredildiği için onları yazdık. Fakat, bir sonraki kısmı benim daha çok hoşuma gidiyor: “Kişi bile söz demini/ Demeye sözün kemini/ Şu cihan cehennemini/ Sekiz uçmağ ede bir söz”. İnsanın “bunlar yazıldıysa yeni şiire ne hacet...” diyesi geliyor.

         

         - Eskişehir şehir merkezi başta olmak üzere insanların sadece aktarılana pasif olarak muhatap olmaları yerine birlikte bir şeyler yapmalarını sağlamak istiyoruz. Bunun için, bize mahsus ve önemli fonksiyonları yerine getirmiş bir sosyal müessese olan mahalleleri temel aldık. Mahalleler arası ilahi ve tiyatro yarışmalarıyla, belirlediğimiz tema çerçevesinde Yunus’un anlaşılmasını ve aktarılmasını hedefledik. İnşallah önümüzdeki yıllarda Eskişehir’de bin, bin beş yüz kişi ilahi ve musiki çalışacak, belki beş bin kişi tiyatro yapacak. Okullarımızda bütün öğrencilerimiz Yunus’u ve onun aktarmak istediğini yaparak, deneyerek öğrenecek. Bu sene sözün fonksiyonunu görmeleri için aynı maddenin, mesela bir avuç bulgurun, ikiye bölünüp aynı fiziki şartlar altında bir kısmına kötü söz ve nazarla, bir kısmına da iyi güzel söz ve nazarla bakmanın ne sonuç verdiğini görüp, bunu kompozisyonda değerlendiriyorlar. Birkaçını ben de gördüm; iyi nazar ve söze maruz kalan daha geç ve tabiri caizse hoş bir biçimde bozulurken, kötü nazar ve hitaba maruz kalan erken ve tahammül edilmesi zor bir biçimde bozuluyor. Cansız, hissiz bildiğimiz maddenin bile kayıtsız kalamadığı nazar ve sözü birbirimize karşı kullanırken neden bu kadar düşüncesiz ve hoyrat davranıyoruz ki?

         

         - Başka bir hedefimiz her yıl Hıdırellez gününde sokağa çıkan ve hayatla irtibatı olan herkesin bir biçimde Yunus’la ve onun mesajıyla da temasının sağlanması. Bunun için gazetelerin ekleri, kültür-sanat dergilerinin özel sayıları, radyo televizyon programları, hutbeler, mahalli etkinlikler… pek çok fırsatı değerlendirmeye çalışıyoruz. Yunus Emre beldesindeki etkinlikleri de bütün kültür coğrafyamızın bir araya geldiği bir Hıdırellez kutlaması haline getirmeye çalışıyoruz. Dünyanın her yanına yayılmış kırka yakın Yunus Emre Kültür Merkezi bu haftada köşeler, sergiler, söyleşilerle, mahalli televizyon kanallarında programlarla bulundukları ülkede Yunus’u anlatacak. Bu merkezlere devam edenler o hafta dilimizi Yunus’un şiirleriyle öğrenecek. 54 yıl aradan sonra Yunus Emre Oratoryosunu İngilizce olarak New York ve Washington’a götürüyoruz. 

         

         

        Diğer kurum ve kuruluşlardan destek görüyor musunuz?

         

        Bu çalışmalarda milletimizin Yunus’a muhabbetinin ne derece kuvvetli olduğunu hayranlık ve şaşkınlıkla müşahede ettim. “Bizim Yunus” dendiğinde akan sular duruyor. Herkes bir şeyler yapmak için can atıyor.

         

         

        Yunus Emre’yi kutlama haftası dışında da gündemde tutmaya, kalıcı hale getirmeye yönelik çalışmalar yok mu?

         

        Enstitü bu yönde atılmış önemli bir adım olacaktır. Ayrıca ödüllü yarışmalar düzenledik. Roman, sinema senaryosu ve tiyatro oyunu yarışmalarımızda, eserler 2013 Şubat ayı başına kadar teslim edilecek. Bilhassa sinema konusunda geç kalındığını düşünüyoruz. Malûmunuz 2013 yılında biz Türk Dünyası Kültür Başkenti’yiz. Bu yılı da kalıcı etkiler bırakacak faaliyetlerle süslemek istiyoruz.   

         


Türk Yurdu Mayıs 2012
Türk Yurdu Mayıs 2012
Mayıs 2012 - Yıl 101 - Sayı 297

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele