Yunus’un Dervişe Bakışı

Mayıs 2012 - Yıl 101 - Sayı 297

        Bugüne kadar Yunus Emre ve eserleri hakkında ilmî olan ve ilmî olmayan pek çok sayıda makale ve eser yazılmıştır. Bu makale ve eserlerin çoğunda Yunus’tan bahsedilirken “dervişlik” kavramı anılmadan geçilmemiştir[1]. Biz de makalemizde Yunus’un divanını[2] “derviş” ve “dervişlik” kavramları çerçevesinde inceleyerek Yunus’un bu yönüne yeniden ve geniş bir okumayla bakmaya çalışacağız. Bakma ve bakış dedik. Çünkü dervişi tanıtmamız bakımından önemli saydığımız şu Farsça beyitte;

         

         

                                            Dervîş suhan zî- dîde  gûyed

                                            Amî suhan ez- şinîde gûyed

         

         

         “Dervişler – bir yönüyle – ancak gördüklerinden, yani ayne’l- yakîn gözlemlerinden söyler, avam/ bilgisiz kişiler ise şundan bundan duyduklarından lakırdı eder”[3] denir.

         

         

        Asıl konuya geçmeden önce “Derviş” kelimesi üzerinde duralım: Derviş aslında sözlüklerde Farsça “kapı kapı dolaşan” yani dilenci, “Allahu Teâlâ aşkı için fakr ve zilleti ihtiyar eden kimse” anlamlarına gelen bir kelimedir[4]. Farsça “deryoş” kelimesinden bozma olduğu da tahmin edilmektedir. Tasavvuf terimi olarak bu kelime İslam dünyası’nın büyük bir kısmında “bir tarikat mensubu” anlamına geldiği de bilinmektedir. Farsça ve eskiden Türkçede “sadaka toplayan kimse” gibi dar anlam ifade eder ve bunların karşılığı Arapçada “fakir”dir. İslam dünyasının bazı ülkelerinde (Fas, Cezayir gibi) dervişin karşılığı olarak “kardeşler” anlamında “ihvân” kelimesiyle kullanılırdı[5]. Türkçe de ise; derviş kelimesi yukarıda belirtilen kelimeleri ve onların ifade ettiği anlamların tümünü karşılar.

         

         

        Âmil Çelebioğlu, “Harflere Dâir” adlı makalesinde dervîş kelimesi harflerinin dünya (d), riyâyı (r), varlığı (v), yalanı (î-y) ve şehveti (ş) terk etmeyi remzettiğini ifâde eder.[6]

         

         

        Bunların yanında dervîş, atasözlerimize de konu olmuştur. İşte bunlardan birkaçı: “Dervîş tekkede, hacı Mekke’de”, “Dervîşin fikri ne ise zikri de odur”, “Dervîş git de demezler, lokmasını keserler”, “Derviştir, hoş gör…”, “Dervîş şeyhine baba himmet demiş, şeyhi de oğul hizmet demiş”.[7]

         

         

        Derviş kelimesi ile ilgili yaptığımız bu tanımlama ve bilgilendirmeden sonra kelimenin Yunus Emre Divan’ındaki yansımalarını ele alıp değerlendirmek istiyoruz.

         

         

        Yunus Emre, şiirlerinin pek çoğunda adını bir sıfat ile birlikte belirtir. Bu vasıf, başka şairlerde de görülebilen bir özellik değildir. Bu durum ancak Ahmed Yesevi gibi bazı şairlerde görülür[8]. Yunus’un şiirlerinde “Âşık Yunus, Miskin Yunus, Koca Yunus, Derviş Yunus”  gibi sıfatlarla kullanılırken, “Yunus Emrem” gibi ifadelere de rastlanır. Hem böyle sıfatlar kullanması, hem de dervişi ve dervişliği en iyi tanıtan, adeta onun felsefesini yapanların en önde geleni Yunus olması sebebiyle biz de böyle bir konuyu seçmiş bulunuyoruz.

         

         

                    Derviş gerek Tekke, gerekse Divan edebiyatı mahsullerinde yer bulan önemli bir insan tipidir.[9] Mesela Salih Baba’nın [10]

         

         

                                           Evvelâ bir pîre teslîm olmayan dervîş midir

                                           Eşiğinde baş koyup cân vermeyen dervîş midir

         

         

        Ahmed Paşa’nın[11]

         

                     

                                           Dil zülf-i siyâhında gam yimeğe kânîdür

                                           Dervîşe hemân besdür bir lokma vü bir hırka

         

         

        beyitlerinde olduğu gibi dervişliği tarif eden / tanıtan şiir veya beyitler edebiyatımızda bir hayli yekün teşkil eder. Ama Yunus’un şiirlerinde derviş ve dervişlik, sadece tarifte kalmaz, onu bir yaşayış tarzı, belli bir hayat felsefesinin geniş halk kitlelerine yayılması ve o devrin bazı değerlerinin sembolü sayılan ideal bir insan tipi olarak görürüz.

         

         

                    Yunus’un divanında yer alan dört yüzün üstündeki şiirden beşi bütünüyle ve doğrudan derviş ve dervişlik üzerinedir.

         

         

                                            Hakk’ı bulmak isteyenler eylesün nefsüni dervîş

                                           Çalap bize mürşîd virmiş dervîş olabilsem dervîş

                   

         

                                           Nefs yolından geçemezin aşk şarâbın içemezin

                                           Gönlüm kara açamazın dervîş olabilsem dervîş

         

         

                                           Hakk’a yakın olam mı ki rahmetine talam mı ki

                                           İremedin ölem mi ki dervîş olabilsem derviş

         

         

                                           Bu acâyip sevdâ düşti gönlüm karâr kılmaz benüm

                                           Bildüm işüm cümle hatâ dervîş olabilsem dervîş

         

         

                                           Dosta bilişene irsem dostun yolına yürisem

                                           Ârıla nâmûsı kosam dervîş olabilsem dervîş

         

         

                                           Bir gün işüm tamâm ola hep itdüğüm gümân ola

                                           Meğer Hak’dan emân ola dervîş olabilsem dervîş

         

         

                                           Eger virürlerse emân kulluğum olmadı temâm

                                           Ey bîçâre Yûnus hemân dervîş olabilsem derviş[12]

         

         

        Yukarıdaki beyitlerden de anlaşılacağı gibi, Yunus, derviş olabilmenin özlemini duymaktadır. O, Hakk’a ulaşabilmenin Tanrı’nın lütfu olan mürşide erişebilmenin, dostla bilişebilmenin yolu derviş olabilmektir, der. Bu şiirde bir de dikkati çeken nokta var ki, o da “nefsini derviş eylemek”. Bu ifade Yunus’a özgüdür, denilebilir.

         

         

                                           Dervîşler gönli safâ hükmi der Kaf’dan Kafa

                                           Ey niçe selâtinler zebûnı dervîşlerün

         

         

                                           Dervîşlerün hâlları Hakk’a gider yolları

                                           Arş’da na’lin döndürdi Üveysi dervîşlerün

         

         

                                           Rasûl ağdı Mi’râca nazar eyledi hâce                

                                           Görün görün kim niçe vasfını dervîşlerün

         

         

                                           Arş’dan döndi Mustafa anda ashâb-ı safâ

                                           Dinledi sözlerini sır sözi dervişlerün

                               

         

                                           Rasul idi tapuya elin urdı kapuya

                                           Dediler kimsin ana miskin dervîşlerün

         

         

                                           Resûl girdi içeri yârenler turdı örü

                                           Âşıklar dîdârı gördi visâlin dervîşlerün

         

         

                                           Resûl eydür ey Kayyûm bunlar acâyib kavim

                                           Sır denizi kılmışşın gönlünü dervîşlerün

         

         

                                           Bunlara benüm didüm bunlara benüm didüm

                                           Unıtdurdum mâlını gencini dervîşlerün

         

         

                                           Devrîlik bir pîşedür hırkacuğu mîşedür

                                           Çok canavarlar yörür tonında dervîşlerün

                               

         

                                           Miskin Yunus neylesün niçe bir şerh eylesün

                                           Âşıkdur kul söylesün vasfını dervîşlerün [13]

         

         

         

        Bu ikinci şiirinde şair, dervişlerin gönüllerinin arılığını, baştan başa hükmedici olduklarını, pek çok padişahın dervişlere karşı âciz kaldığını, dervişlerin hâlleri bulunduğunu, yollarının Tanrı’ya vardığını ve dervişlerin Üveys’i,[14] Arş’ta Hz. Peygamber’in nâlinini çevirdiğini belirtir. Şair, yine söze devam ederek: Hz. Peygamber’in Mi’râc’a vardığını, Mi’râc dönüşünde sûfîler topluluğuna uğradığını, onların kapılarını çalıp içeri girdiğinde, dervişlerin ayağa kalkarak karşıladığını, Hz. Peygamber’in bunlarda gördüğü hâller üzerine “Yârabbi, bunlar acayip bir topluluk, sen, dervişlerin gönüllerini sır denizi etmişsin” dediğini, Allah da “evet, bunlar benim dedim, bunların mallarını, hazînelerini kendilerine unutturdum” diye söylediğini dile getirdikten sonra, dervişliğin bir sanat olduğunu, dervişin hırkasının âdeta bir orman, bu yüzden de onların elbisesinde çok canavarların yürüdüğünü, kısacası dervişlerin bütün bu vasıflarını âşık kulların söylemesini zikrederek sözü bitirir.

         

         

                                           İşüdün ey yârânlar eve dervîşler geldi

                                           Cân şükrâne virelüm eve dervîşler geldi

         

         

                                           Her kim gördi yüzüni indürür kendözüni

                                           İlm-i bâtından öter eve dervişler geldi

         

         

                                           Dervîşler uçan kuşlar deniz kenârın kışlar

                                           Zihî devletlü başlar eve dervîşler geldi

                                          

         

        Dervîşler yüzi sulu görenler olur delü

        Bâtını Ârş’dan ulu eve dervîşler geldi

         

         

        Seydî Balum[15] ilinden şeker tamar dilinden

        Dost bağçesi yolından eve dervişler geldi

         

         

                                           Yûnus kulun önürsüz kimsesi yok yalunuz

                                           Fidî olsun cânımuz eve dervîşler geldi [16]

                                          

         

        Yunus, bu üçüncü şiirinde de dervişliğin derinliğini, irfânını, yüceliğini anlatır. O’na göre dervişler: İlm-i bâtından haber veren, bâtını Arş’tan da ulu olan, dost bahçesinden gelen yoluna can verilen kimselerdir.

         

                                           Dinün imânın varısa hor görmegil dervîşleri

                                           Cümle âlem müştak durur görmekliye dervîşleri

         

         

                                           Ay u güneş müştak durur dervîşlerin sohbetine

                                           Firişteler tesbîh olur zikir eder dervîşleri

         

         

                                           Tersâlar tapuya gelür hükm ısları zebûn olur

                                           Tağlar taşlar secde kılur göricegez dervîşleri

         

         

                                    Ol Fahr-i ‘âlem Mustafâ ol ma‘den-i sıdk u safâ

                                      İsterisen andan vefâ incitmegil dervîşleri

         

         

                                           İncidesin âh ideler ömrin gülin kurıdalar

                                           Gözsüz olasın ideler tâ bilesin dervîşleri

         

         

                                           Derviş okı ırak atar hey dimedin câna batar

                                           Gâfil olma yiter tutar hor görmegil dervişleri

         

         

                                           Yir gök eydür hırka hakı himmetleri olsun bâkî

                                           Çün pâdişâh oldı sâkî esridiser dervîşleri

         

         

                                           Gökten inen dört kitâbı günde bin kez okurısan

                                           Vallâh didârı görmeyesin sevmez isen dervişleri

         

         

                                           Devletlüler sever bizi her dem sorar hâlimüzi

                                           Kördür münkirlerin gözi görmeyiser dervîşleri

         

         

                                           Yûnus eydür bu aşk geldi ölmüş cânum diri kıldı

                                           Sen ben dimek dilden kaldı göricegez dervişleri [17]

         

         

        Dini, imânı olanlar dervişleri hor görmemeli, bütün âlem onları görmek için can atar, diyerek başlanılan dördüncü şiirde Yunus dervişle ilgili şunları söyler: Ay ve güneş onları özler, melekler bile dervişleri zikreder, Hristiyanlar, dervişleri görünce tövbeye gelirler, taç taht sahipleri âcizleşir, dağlar taşlar secdeye varır. Dervîşlerin attığı ok hedefine varır, sıdk ve safâ’nın kaynağı, âlemlerin gururu olan Hz. Peygamber’in şefâatine ulaşmak istersen dervîşleri incitme. İncinirlerse onların bir âhı ömrünün gülünü kuruturlar. Yir ve gök hırka hakkı için himmetleri sonsuz olsun der. Dervîşleri sevmez isen günde dört kitabı bin kez okusan vallahi dîdârı göremezsin. Yunus der ki: Bu aşk geldi de cânımız dirildi, dervîşleri görünce de sen, ben demeyi unuttum gitti.

         

                   

                    Yukarıdaki şiirin ikinci beytinde dervişlerin sohbetine güneş ile ay özlem duyuyor ifâdesini, daha doğrusu böyle bir ifâdedeki güneş ve ay motifini bazı divan şâirlerinde de görüyoruz. Mesela XVI. yüzyılın büyük şâirlerinden Hayâlî Bey de şöyle der:

         

         

                                           Mihr ü meh iki ışıkdur tekye-i eflâkde

                                           Tekyenün kurbanlarıdur geşt edenler hâkde [18]

         

         

        Gökyüzü tekke şeklinde düşünülerek ay ve güneş de ışık dervîşine benzetiliyor. Bunu belirtmemizdeki amaç Yunus’un dervîşlik anlayışında pek çok vasıflar yer bulmasına rağmen, insanlığa bakışı gibi, geniş kapsamlı bir ifâdenin yer aldığını vurgulamak ve mukâyese imkânı vermektedir.

         

         

                                           Ben dervîşem diyen kişi işbu yola âr gerekmez

                                           Dervîş olan kişilerün gönlü gindür dar gerekmez

         

         

                                           Dervîş gönülsüz gerekdür söğene dilsüz gerekdür

                                           Döğene elsüz gerekdür halka berâber gerekmez

         

         

                                           Halka benzetmeye işin süre gönlünden teşvîşin

                                           Yüz bini birdür dervîşün arada ağyâr gerekmez

         

         

                                           Eger dervîş isen dervîş cümle âlem sana biliş

                                           Fodulluğı halka değiş arada ağyâr gerekmez

         

         

                                           Dervîş olan kişilerün miskinlikdür sermâyesi

                                           Miskinlikden özge bize mâl ü mülk ü şar gerekmez

         

         

                                           Er elini aldunısa ere gönül verdin ise

                                           İkrârıla geldün ise  pes ere inkâr gerekmez

         

         

                                           Yûnus sen gördün bir eri arturma gördüğün biri

                                           Şudur budur diyübeni dervîş târumâr gerekmez [19]

         

         

        Yunus bu beşinci şiirinde insanî duygular ve hoşgörü sahipliğiyle dervişe yaklaşmakta ve onun vasıflarını saymaktadır. Yunus’un böyle bir yaklaşımının bir sebebi de, bütün yaratıkların Allah’ın eseri olduğunu düşünmesindendir. Bundan dolayı bir başka şiirinde o, “yaratandan ötürü” yaratıkların kusurlarını görmemeli ve bağışlamalıdır, der. Kendisini dervîş sayan kişinin bu yolda utanmaması, gönlünün dar değil, geniş olması gerektiği belirtilir. İkinci beyitte Yunus, dervişlere öğüdünü verirken onları kötülere karşı âdeta pasif direniş içinde olmalarını tavsiye eder. Mehmet Kaplan da bu beyte dayanarak, Yunus’un özlediği insan tipini “yumuşak insan tipi” olarak belirtir.[20] Yine aynı beyitte dervîşin halka uymamasını öğütler. Bunun da sebebi fazileti korumak içindir, diyebiliriz. Daha sonraki beyitlerde dervişin cümle âlemin bilişi olduğu, arada yabancının gereksizliği, dervîşlerin sermâyesinin miskinlik olduğu ve miskinlikten başka mal mülkleri bulunmadığı ifâde edilir.

         

         

                    Bu şiirlerin dışında Yunus Emre Divanında derviş ve dervişlikle ilgili beyitleri tasnif ettiğimizde dervîşlikte makam, dervîşlikte hâl, dervîşin vasıfları, âşık dervîş ve dervîşlik gibi kavram, terim ve kelimelerle karşılaşırız.

         

         

                    Dervîşliğin bir durak (makam) olduğu, bu durakta önce kişiye dirliğin gerekliliği, bu dirliğin sırat üzre olduğu, dervîşlik beratının gizli bir varak olduğu, bu sebeple müftîlerin, hocaların bunu bilmediği dile getirilmektedir:

         

         

                                           Bu dervîşlik durağı bir acâyip durakdur

                                           Dervîş olan kişiye evvel dirlik gerekdür [21]

                                                                                                      94-84/1

         

         

        Bu dervîşlik berâtın okumadı müftîler

                                           Kim ne biliser bunı bir ‘acâyip varakdur

                                                                                                      94-84/6

         

         

                                           Dervîşlik dirliği Sırât üzredür

                                           Hisâbı itdiler zeri miskal

                                                                                                      156-156/4

         

         

                    Buna bağlı olarak dervişlik makâmı aşağıdaki beyitte hâl içinde hâl olmadır şeklinde ifade edilir:

         

                                           Dervîşlik makâmını hâl içinde hâl

                                           Ferâgatlık makâmı dervîş olana muhal

                                                                                                      155-156/1

         

         

                                           Dervîş ırma gözün evvelki demden

                                           Yunus giripdür hem âhir hem evvel

                                                                                                      156-156/6

         

         

                    Sürekli bir değişme ve olgunlaşma esasına dayanan hâl, şu beyitte dervîşin dört hâl içinde olduğu ifadesiyle vurgulanır. Bunlar şerîat, tarîkat, hakîkat ve ma’rifettir. Sûfilerce şerîat, Tanrı emirlerinin, inançların bütünüdür. Allah’ın hükümlerinin özüne gidiş ise tarîkat, özü bulma ise hakikat, Hak, kudret ve hikmetini görebilme ve anlayabilme de ma’rifettir.[22] Başka sûfî şâirler gibi Yunus da bu dört hâle ulu kapı demektedir.

         

         

                                           Dört hâl içinde dervîş gerek siyâset çeke

                                           Menzile irmez kalur yol eri yuvacası

                                                                                                      336-351/10

         

         

                                           Dervîşin dört yanında dört ulu kapı gerek

                                           Nereye bakar ise gündüz ola gecesi

                                                                                                      337-CCXLIII/1847

         

        Bu dört kapı meselesini Yunus Emre,

         

         

                                           Vücûd bir binâdurur  sırr-ı hikmet içinde

                                           Gönül bir bünyâd durur nakd ol bünyâd içinde

                                                                                                      283-295/1

         

         

        beytiyle başlayan uzun bir manzûmesinde anlatmaktadır.[23]

         

         

                    Yukarıda verdiğimiz şiirlerde dervîşin bazı vasıfları dile getirilmiştir. Divânın başka şiirlerinde ki beyitlerde de dervîşin vasıflarına değinilmektedir. Dervîşliği Allah vergisi sayan Yunus, onların kalbi temiz olur der:

         

         

                                           Her kime kim dervîşlik bağışlana

                                           Kalbi gide pâk ola gümüşlene

                                                                                                      314-324/1

         

         

        Derviş gözü açık, yani bakmadan gören, konuşmadan işiten olarak vasıflandırılır:

         

         

                                           Dervîşün gözi açuk düni güni uyanık

                                           Bu söze Tanrı’m tanuk bakmadın gören gelsün

                                                                                                      238-239/5

         

         

                                           Dervîşin kulağı sak Hak’dan işidür sebak

                                           Deprenmedin dil dudak sözi sunmadın irengelsün

                                                                                                      238-239/6

         

         

        Gönlünü derviş eyleyen kişi, hakîki dostla biliş olur, dervîşin gönlü boş olmaz, aşk ile dolar:

         

         

                                           Gönlüni dervîş eyle dostıla biliş eyle

                                           Aşkıla şol ma’nîde dervîş içi boş degül

                                                                                                      164-167/2

         

         

        Dervîş cânını dost yolunda fedâ eden, candan ve iki cihândan vazgeçebilendir:

         

         

                                           Derviş tolınur toğar her nefes göğe agar

        Ben diyeyin togrıyı cânını kıyan gelsün

                                                                   238-239/3

         

         

        Dervîşlik aslı cândan geçdi iki cihândan

        Haber virür sultândan bellidür yad kuş degül

                                                                   164-167/4

         

         

                    Yunus hakîki dervişi benlikten uzak olan, haram yemeyen, nefsinin isteklerinden kurtulabilen, gönlünde Hak’tan başkasını yok eden ve dünyayı bütünüyle terk eden tarzında tanımlar:

         

         

                                           Miskîn olugör bâri benlikten ırak yüri

                                           Gönlinde benlik olan dervîşlikden uzakdur                                                                                                                                           94-84/4

         

         

                                           Ben dervişem diyenler harâmı yimeyenler

                                           Harâmun yinmedügi ele girinceyimiş

                                                                                                      125-124/10

         

         

                                           Bu miskîn Yûnus’ı gör dervîşlik ide geldi

                                           Nefsindendür şikâyet nefsin öldüren gelsin

                                                                                                      238-239/9

                   

         

                                           Dervîşlerün yoluna sıdkla gelen gelsün

                                           Hak’dan özge nesneyi gönlinden süren gelsün

                                                                                                      238-239/1

         

         

                                           Yûnus eger dervîşisen terk eyle küllî dünyâyı

                                           Dünyâ eger açmagısa dervîşlere zindân olur                                 &n


Türk Yurdu Mayıs 2012
Türk Yurdu Mayıs 2012
Mayıs 2012 - Yıl 101 - Sayı 297

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele