Toplumların Ortak Metinleri ve Yunus Emre Örneği

Mayıs 2012 - Yıl 101 - Sayı 297

                    Siyaset bilimi ve sosyoloji, toplumları adlandırırken değişik tanımlar yapar. Bu bilim dallarıyla ilgili kaynaklarda “aile”den “millet”e kadar, insanların bir arada bulunma esasları tarif edilir. Meselâ, millet tanımı yapılırken, coğrafya, tarih, soy, din, dil, duygu ve ideal birliğine vurgu yapılır.  Dikkat edilirse, tanım için zikredilen kavram ve olguların, tek başına bir millet oluşturmayacağı, ancak bunların bir arada bulunması hâlinde “millet”in teşekkül edeceği söylenir. Bütün bu olgu ve kavramların bir arada bulunması, “millet” olmak için yetse de “medeniyet kurucu millet” olmak için yetmez. “Medeniyet kurucu millet” olmak için, milleti meydana getirmiş tüm bireylere mâl olmuş nitelikli eserlerin de verilmesi gerekir. Millet tanımındaki olgu ve kavramların tamamı, eserlere yansımalıdır ki, toplumsal dinamik kültür üretimi şeklinde gerçekleşebilsin ve bireyler, o eserlerle şahsiyetlerini ve bu şahsiyetlere dayanan medeniyetlerini inşa edebilsinler.  Bu yapılmadığı takdirde, “millet” kelimesi, sadece etnisiteyi ifade eden, biyolojik bir kelime olmaktan öte gidemez.  İnsanlık tarihi, biyolojik olguların değil, zihnî yaratımların tarihidir.

         

         

        Mimarî, musikî, resim, heykel ve edebiyat gibi güzel sanat alanları, insan topluluklarının, “medeniyet kurucu millet” olma yolunda toplumsal dinamiklerini yansıttığı ve “birlikte üretmiş ve inşa etmiş olma” bilincinin ortaya çıktığı alanların başında gelir. Süleymaniye, sadece Mimar Sinan’ın değil, Müslüman Türk’ün toplumsal dinamiğini ve iradesini yansıtır. Benzer durum, Itrî için de geçerlidir, Nakkaş Osman için de, Yunus Emre ve Nedim için de… Bu eserler, her ne kadar bireysel çabanın birer sonucu iseler de, bu çabanın arkasında, büyük bir toplumsal birikim ve güçlü bir toplumsal dinamik yatar.

         

         

                    Tarihî süreç içinde, toplumsal dinamiğin yarattığı her eser, daha sonrası için, birer toplumsal dinamik hâline dönüşür. Kümülatif (birikimsel) bir kültürel ilerleme sürecidir bu. Meydana getirilen her eser, topluma mâl olur ve her dönem, kendi ortak ruhunu ve dilini yansıtarak yeni yeni eserler meydana getirir. Burada önemli olan önce eserin topluma mâl olması ve o toplumun kılcal damarlarına kadar eseri özümsemesidir.

         

         

        Bu gün, Türk toplumu tarafından özümsenen ve toplumsal sembol haline gelen eserlerin arkasında, ortak toplumsal ruhun yattığı görülür. Bu millet, bir Süleymaniye Camii’nde hiç ihtilaf gözetmeden birleşir. Çünkü, Süleymaniye, bu milletin hem ortak ruhunu yansıtır hem de yüzyıllardan beri, üzerinde ittifak ettiği bir eserdir. Benzerini müzikte de görmek mümkündür. Özellikle Türküler, bu milletin ortak metinleridir.

         

         

                    Sözü daha fazla uzatmadan, edebiyata ve Yunus Emre’ye getirelim…

         

         

                    En eski Türkçe yazılı metin, 8. yüzyılda dikilen Köktürk/Orhun Âbideleridir. Âbideler, o yüz yıl için Türkçenin en ortak metnidir ama daha sonra yazılan metinler kadar toplumsallaşmadığı ortadadır. Uygur ve Karahanlı dönemi metinleri de toplumsallaşmamış metinlerdir. Sonraki yüzyıllarda yazılan birçok metin, hatta bir Divan-ı Hikmet bile toplumsallaşmamış ve mevzii bir özellik göstermiştir. Batı Türkçesi (Oğuz Türkçesi) dönemi ve o dönemden bugüne gelinceye kadar en fazla toplumsallaşan ve toplumun tamamı tarafından ortak okunan metin sayısı da çok azdır.

         

         

                    Batı Türklerinin, Türkçe ilk ortak yazılı metni Yunus Emre’nin şiirleridir. 15. yüzyıldan bu yana edebiyat tarihi gözden geçirildiğinde, ikinci ortak metnin, Süleyman Çelebi’nin 1409-1410’da yazdığı ve Mevlid genel adıyla bilinen Vesiletü’n-Necat adlı kitabı olduğu görülür. Diğer ortak metin de 16. yüzyılda yaşayan Fuzûlî’nin Su Kasîdesi’dir.  Son ortak metinler, nisbeten Ömer Seyfeddin’in birkaç hikâyesi, Reşat Nuri’nin Çalıkuşu adlı romanı, Peyamî Safâ’nın Dokuzuncu Hâriciye Koğuşu, Nazım Hikmet, Necip Fazıl ve Orhan Veli şiirleri ve Mehmet Akif’in İstiklal Marşı’dır. Son yüzyılda okunan ortak metinlerde, İstiklal Marşı hariç, okullaşmanın etkisi büyüktür. (Mevlana ve eserlerini, ayrı bir kategoride yer alan ortak metin olarak ele almak lazımdır.)

         

         

        Türk Edebiyatı tarihi, “ortak okuma”  açısından gözden geçirildiğinde, elimizde, Yunus Emre’nin şiirleri, Mevlid, Su Kaside’si ve İstiklal Marşı kalır. Kronolojik olarak bakıldığında, bunlardan en uzun süreli okunmakta olan ortak metnin, Yunus Emre’nin şiirleri olduğu görülür. Bunu, Mevlid metni, Su Kasidesi ve İstiklal Marşı takip eder.  Su Kasidesi, belirli bir kültür seviyesindeki insanların ortak metni iken, Mevlid ve Yunus Emre şiirleri, her zümreden insanın ortak metni olmasıyla dikkat çeker. Kronoloji açısından bakıldığında da Batı Türklerinin en uzun süreli ortak metni olarak, sadece Yunus Emre şiirleri vardır.

         

         

        Yunus Emre şiirlerindeki süreklilik ve etki nereden kaynaklanmaktadır?

         

         

                    Yunus Emre şiirleri, 400 yıldır İslâmiyet’le hemhâl olmuş bir milletin, toplumsal birikim ve heyecanının dile yansımasıdır. Yunus’un başarısı, şiirlerini basit beşerî his ve hasletleri yansıtan kelimelerle söylemiş olmasındandır. O, şiirlerini kavramları karmaşıklaştırmadan ve insana yabancılaştırıp uzaklaştırmadan söylemiştir. Bu tavrın temelinde,  kelime tasarrufuna tenezzül etmemesi yatmaktadır. Yunus, şiirlerindeki bu tavrı ile “öz insan”ı yakalamayı bilmiş ve böylece etki gücünü arttırmakla birlikte, şiirindeki sürekliliği de sağlamıştır. Bu, Yunus’un bir “ortak dil” yakaladığını gösterir. Elbette, şiir dilinin de etkisiyle bu metinler, yüzyıllardan beri, milletin ortak metni olma özelliği de göstermiştir. Bu ortak metinler, bu milletin ortak duygu ve ideal birliğini yansıtan metinlerdir.

         

         

        Yazımızın baş taraflarında da ifade edildiği gibi, toplumsallaşmış eserler, kümülatif etkilerini sürdürerek yeni eserlerin meydana getirilmesini sağlar. Buna Batı’da “logos spermatikos” (dölleyen bilgi/söz) denmektedir. Yunus Emre şiirlerinin sadece kendi döneminde değil, sonraki dönemlerde de etkili olmasının sebebi, onun metinlerinin doğurtan bir özellik göstermesidir. Tabii, şiirlerdeki teknik, ahenk, ritim ve anlam sağlamlığının yanı sıra, metinlerin toplum ile duygudaşlık tesis etmesi, süreklilik sağlanmasında etkili olmuştur.  Bu yüzden, şiirde Yunus geleneği, en uzun süren gelenek olma özelliği kazanmıştır. 14. yüzyıldan sonra pek çok Yunus’un olması ve modern dönemde Yunus Emre’nin en çok öykünülen şâir olması da bunu göstermektedir. Yunus Emre’de “edebiyat dili” ve duyguların duru ve samimi olması, etkisinin yüzyıllara yayılmasına ve bu süre içinde toplumun bütün katmanlarınca benimsenmesine yol açmıştır. Şüphesiz, bu etki ve süreklilikte, müzik dili de önemli bir rol üstlenmiştir.

         

         

         

                    Bugün, okumuşu okumamışıyla, Batı Türkçesinin hâkim olduğu coğrafyada, “Sordum sarı çiçeğe”, “Benim adım dertli dolap”, Şol cennetin ırmakları”, “Ben yürürüm yane yane”, “Şöyle garip bencileyin”,  “Nice bir uyursun uyanmaz mısın” gibi şiirlerin hepsini veya en azından birkaçını bilmeyen yoktur. Bu ve buna benzer şiirlerin tasavvufî anlamları, beşerî his ve hasletler içine sindirilerek verildiği için, herkes bu şiirlerde kendi ruh dünyasına âşina bir ses ve duygu bulmaktadır.

         

         

                    Sözü bağlarsak…

         

                    “Millet” olgusu, nihayetinde biyolojik ve gayrı irâdî bir olgudur. Bu biyolojik ve gayrı irâdî olgu, kendiliğinden oluşan toplumsal dinamik ve bilinç tarafından işlenmezse, etnik bir olgu olarak devam eder. İnsanlık tarihine katkıda bulunan etnik yapılar, biyolojik safhayı, irâdî üretimlerle aşan sosyal yapılardır. Etnik olguyu zenginleştiren ve insanlık câmiasında saygın kılan, o toplumların kurdukları medeniyettir. Bu medeniyetin temelinde, başta güzel sanatlar ve edebiyat olmak üzere, bilim, ahlak,  insanî değer gibi olgular yatar.

         

         

                    Yunus Emre, Türk milletinin, etnik olguyu aşmasında ve insanlık âlemine ulaşmasında, en etkili ortak isimdir. Onun şiirini söylediği dil ve bu dille yaratılan edebî kültür, Türk milletinin, “medeniyet kurucu millet” olma dinamiğinin en önemli birkaç unsurundan biridir. Şayet, Türk milletinin Yunus Emre şiirleri gibi bir ortak metni olmasaydı, Ne Fatih Sultan Mehmet olurdu, ne Süleymaniye, ne Fuzûlî ve ne de Itrî...

         

         

         

         

         

                                                                                     


Türk Yurdu Mayıs 2012
Türk Yurdu Mayıs 2012
Mayıs 2012 - Yıl 101 - Sayı 297

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele