Dindar Nesil Tartışmasına Geçmişten Bir Katkı

Nisan 2012 - Yıl 101 - Sayı 296

                    1970’li yıllarda ciddî bir Marksist rüzgâr, gençlerimizi etki altına almış, boykotlar ve yürüyüşlerle başlayan eylemler, üniversite işgallerine dönüşmüş ve sonunda, mağdurların da teşkilâtlanması ile silahlı çatışmalara kadar gitmişti. Gençlerimizin bu kadar hızlı bir şekilde bu Marksist cereyana kapılması, elbette milliyetçi-muhafazakâr ilim ve fikir adamlarını, meselenin hal çarelerini düşünmeye sevketmiş, bu menfî gidişte mânevî ve ahlâki çöküşün etkisinin önemli olduğu teşhisinde hemen hemen ittifak edilmişti. Bu yüzden 1973 seçimleri sonunda teşekkül eden CHP-MSP koalisyonu, “Ahlâk Dersleri”nin ilk ve orta öğretimde mecburi olarak okutulmasına, koalisyon protokolünde yer vermiş ve Mustafa Üstündağ’ın Millî Eğitim Bakanı olarak topladığı Eğitim Şurası’nda da bu husus karar altına alınmıştı.

         

                    Ben o dönemde Ülkü-Bir (Ülkücü Öğretim Üyeleri ve Öğretmenler Derneği) Genel Başkan Yardımcısıydım. Elbette Ankara Üniversitesi Fen Fakültesinde de öğretim elemanı idim. Şura üyesi olarak Şura’da, dergi ve gazetelerimizde ve yaptığımız her toplantıda Ahlâk Dersi’nin müfredata dâhil edilmesinin bir kıymet ifade etmeyeceğini, asıl meselenin hangi ahlâkın öğretileceği olduğu ve neticede İslâm Ahlâkı’nın, dersin esas mihverini teşkil etmesi gerektiğini belirtiyordum. Bu çerçevede çok konferans ve toplantıda konuştum.

         

                    12 Eylül 1980 darbesini müteakip Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi’nde bir “Din Eğitimi Semineri” toplanması düşünüldü. Benim zikredilen düşüncemi ve faaliyetlerimi bilen ilâhiyatçı dostlar, benden de bir tebliğ sunmamı istediler. Kabul ettim ve 23-25 Nisan 1981 tarihlerinde gerçekleştirilen Seminer’e “Vatandaşlık Eğitiminde Dinî Terbiyenin Yeri” başlıklı tebliğ ile iştirak ettim. Seminer’in yapıldığı salonun ilk iki sırası, üniformalı asker ve askerî savcılar ile sivil savcılarca doldurulmuştu. Tebliğ elbette, 12 Eylül’e giden şartların ve darbecilerin 12 Eylül sonrası uygulamalarına duyduğum tepkinin etkisi ile hazırlanmıştı. Tebliğde kısaca “İyi vatandaş iyi Müslüman’dır” tezini işledim ve tebliğimi “İslâma dayanmayan mevcut vatandaşlık eğitimi yeniden düzenlenmedikçe, milletimizin yeniden tehlikelere mâruz kalması ve yeni kurtarıcılara (!) ihtiyaç duyması daima mukadderdir” diyerek bitirdim.

         

                    Benim konuştuğum oturumda Hukuk Fakültesi’nden Prof. Dr. Coşkun Üçok müzakereci idi. Söz aldı ve “Bu kadar genç bir arkadaşın, üstelik de Fen Fakültesi’nden, böyle konuşma yapmasına çok hayret ettim. Burada din propagandası, İslâm propagandası yaptı” dedi ve bu minvalde birkaç tenkit yöneltti. Dinleyiciler arasında bulunan merhum Ayvaz Gökdemir “Sen hangi dindensin” sorusu ile yerinden mukabele etti ve Üçok insiyaki olarak “ben dinsizim” dedi. Ben, “Hoca esasen dinsiz olduğunu beyan ettiği için, düşüncelerini dikkate almayı zâit addediyorum” dedim ve ayrıca cevaplamadım.

         

                    Bu münakaşanın iki sonucu oldu:

         

                    Birincisi, seminerin ikinci ve üçüncü günleri salona tebliğci ve müzakereciler dışında ve elbette asker ve savcılar dışında, dinleyici alınmadı.

         

                    İkincisi, “Tertip Komitesi” adlı muğlâk ve imzasız şahıstan bana 15 Haziran 1981’de gelen ve “sunduğunuz tebliğinizin yayınlanması A. Ü. İlâhiyat Fakültesi Yayın Komisyonu tarafından sakıncalı bulunmuştur” denilerek, yazım iade edildi ve seminer kitabına alınmadı.

         

                    Başbakan’ın meseleyi gündeme getirmesi üzerine, bâzı milliyetçilere 12 Eylül öncesinde neyi savunduğumuzu hatırlatmak, 1970’leri yaşamayan bazı milliyetçilere o günlerde kamuoyu önüne getirilen mesele ve çözümleri öğretmek bakımından bu tebliği, imlâsına da dokunmadan aynen yayımlamayı faydalı addettim.

         

         

         

VATANDAŞLIK EĞİTİMİNDE DİNÎ TERBİYENİN YERİ

 

         

                    Bir eğitim sisteminden beklenen iki önemli fayda vardır: Birincisi, bir milletin kıymet hükümlerini, hayat tarz ve felsefesini, nesilden nesile intikal etmesi istenen ahlâk ölçülerini, hâsılı o milleti diğer insan topluluklarından ayıran kültür hususiyetlerini yetişmekte olan fertlere bir bütünlük içinde bilgi olarak vermek ve bu bilgilerin davranışlara müessir hale gelmesini; yâni şahsî hayatının tanziminde esas olmasını sağlamaktır. Ayrıca yetişen nesillere; kendisine, diğer fertlere ve devlete karşı mesuliyetlerinin neler olduğunu öğretmek ve bu mesuliyetlerin ifâsı gereğini bir şuur hâline getirmektir. Kısaca iyi vatandaş yetiştirmektir. İkincisi, memleketin savunması, maddî ve mânevî gelişmesini temin için, her seviyede meslek elemanını yetiştirmektir.

         

                    Bir eğitim sistemine millilik vasfını kazandıran, birinci noktada belirtilen hususiyetidir. Bir eğitimin milliliğinin ölçüsü, yetiştirdiği fertlerin iyi vatandaş olup olmadığı ile yakından alâkalıdır. İyi vatandaş; şahsî, ictimâî vazifelerini bilen ve ifa eden insandır. Cemiyette câri ahlâk ölçülerine uyan, kanunlara riayetkâr, başkalarının haklarına saygılı insandır. Cemiyete aykırı tipler, suça mütemayil olanlar ve suçlular umumiyetle rûhî bakımdan dengesiz kimselerdir. Rûhî sıkıntılar tamamen şahsî sebeblere bağlanabileceği gibi, bunlara cemiyetin umumî hâlinin de müessir olduğu hakikattir. Yâni ictimâî değerler bakımından sarsıntıya uğramamış, oturmuş bir nizâma sâhip topluluklarda fertlerin daha huzurlu ve dengeli olduğu muhakkaktır. Zirâ  bir cemiyetteki değerler kargaşası veya âni değişiklikler  en fazla fertlerine tesir eder, onların hayat nizâmını bozar ve yeni değişikliklere intibaksızlıklara sebeb olur. O yüzden millî bir eğitim sisteminin bir özelliği fertlere cemiyet için değişmezleri, yâni cemiyetin temel kıymet ölçü hükümlerini belletmektir. Ancak, cemiyetin değişmezleri bilinir ve ortak bilgi ve davranış hâlinde fertlere mâledilirse;  hem sağlam bir cemiyet yapısına kavuşulur, hem de yetişen nesiller iyi vatandaş vasfını kazanır.

         

                    Cemiyetin değişmezleri,  iman ve itikat esasları ve ahlâk nizâmıdır. Birincisi millî kültürün temelleridir. Hukûkî nizâmın esası ve felsefesi de ahlâkî nizâmıdır.

         

                    Ahlâkî nizam, devlet nizâmının esasıdır. Bir cemiyet belli bir ahlâkî nizâm tesis ederken ya dinî esaslara veya lâdinî görüşlere göre hareket eder. Ancak, lâdinî görüşler, yâni filozofların fikirleri arasında tezadlar ve tenâkuzlar vardır. Nihayet filozof insandır ve fikirleri insan aklının mahsulü olduğundan, kendini her devirde daha akıllı ve daha düşünceli sayan insanlar çıkacak ve dolayısıyle, bu ortaya atılan farklı görüşlerden herhangi birinin ağırlık kazanmasıyla, cemiyetin temel nizâmı  saydığımız ahlâki nizâmda da değişiklikler olacaktır. Yâni cemiyet nizâmı kaypak bir zemine oturacaktır. Elbette, böyle bir zemine oturan cemiyet nizâmının görüntüsü anarşi olacaktır. Dolasiyle ahlâkî nizâmın temelleri, çeşitli itirazlarda bulunulabilecek lâdini görüşler değil, aksine insan tabiatına tam uygun, çağlar ve devirler değişse de, teknoloji ve ilim ilerlese de, değişmeyen ve insan yapısına intibak eden esaslar olacaktır. Bu esaslar ise, insanı en iyi tanıyan, kusur ve meziyetlerini, zaaf ve üstünlüklerini en iyi bilen tarafından, yâni insanı yaratan Allah tarafından vaz edilmiş esaslardır. Allah bu esasları, peygamberleri vasıtasiyle, ilk insan ve ilk Peygamber olan Hz. Âdem’den itibaren kullarına intikal ettirmiştir. Ayrıca, esasların bilgi hâlinden davranış hâline inkılâp etmesi için de peygamberlerinin birer numûne-i imtisâl olmasını sağlamıştır. Yâni ahlâki nizâm, peygamberlerin bizzat uyduğu, fiilleriyle ortaya koyduğu nizâmdır.

         

                    Bu yüzden, cemiyet nizâmının esaslarını bilmesi ve ona riayet etmesi istenen iyi vatandaşın her şeyden evvel nizâmın temeli, değişmezi olan ahlâkî nizâmını bilmesi gerekir. Ahlâk ise bir bilgi değil, yaşanan bir hayat tarzıdır. Ahlâklı ise, ahlâkın esas ve ölçülerini bilen değil, onları davranış hâline getiren insandır. Zaten, eğitim gâyesi de bu gibi bilgileri davranış haline getirmektir. Ahlâkımızın esası din, yani İslâmiyet olduğu için de, yetişen nesillerimizin İslâm dininin esaslarını bilmesi; bir kul olarak insanın Allah’ a, kendisine, diğer insanlara ve devlete karşı vazifelerinin ne olduğunun şuuru içinde olması, emir ve yasaklara uymadığı takdirde göreceği cezayı veya vazifesinin ifâsı neticesinde elde edeceği mükâfatları bilmesi gerekir.

         

                    Şimdi bu umûmi izahlar açısından Türk Milli Eğitim sistemine göz atalım:

         

                    Türk Milli Eğitim sisteminde iyi vatandaş yetiştirme vazifesi, yani vatandaşlık terbiyesinin esaslarının verilmesi istenen öğretim kurumu, mecburi eğitim dönemi olan ilköğretimdir. Temel eğitim sekiz yıla çıkarılarak, orta okul da bu vazifeyi ifa edecek öğretim müessesesi içine dahil edilmiştir. Ama şimdiki tatbikatta bu görev, hâlen ilköğretimden beklenmektedir. Türk milli eğitiminin gâyeleri ve bu gâyelerin ilköğretime tekâbül eden hususları şöyle özetlenebilir:

         

         

         

  1. A.    Türk Milli Eğitimi’nin Gayeleri:

         

                    Milli Eğitim ülkümüz, Türk Milletinin bütün fertlerini kaderde, kıvançta ve tasada ortak, bölünmez bir bütün hâlinde millî şuur ve ülküler etrafında toplamak; millî, ahlâkî, insanî üstün değerlerini geliştirmek; milletimizi hür düşüncenin, sosyal zihniyet ile demokrasi düzeninin hâkim olduğu, kişisel teşebbüse ve toplum sorumluluğuna değer veren bir anlayış içinde bilgi, teknik, güzel sanatlar ve ekonomi bakımından çağdaş uygarlığının yapıcı, yaratıcı, seçkin bir ortağı hâline getirmektir.

         

                    Bu ülküye ulaşmak için her yaştakileri eşit eğitim imkânları içinde, istidat ve kabiliyetlerine göre ve en üstün seviyede yetiştirmek; milletimize ve insanlığa yararlı, iyi ve verimli yurttaşlar hâline getirmek; sosyal ve ekonomik kalkınma programlarının uygulanması için gereken çeşitli vasıftaki insan gücünü hazırlamak milli eğitimin amacıdır.

         

                    Bu sebeble milli eğitimin yetişmesini sağlayacağı yurttaş tipi özellikle:

         

  1. 1.     Toplumsal yönden;

         

  1. a.     Türkiye Cumhuriyeti’nin, insan haklarına dayanan, millî demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğunu, Türkiye Devleti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütün bulunduğunu bilir ve Türk milletinin bir ferdi olmanın şerefini duyar ve sorumluluğunu kavrar.

         

  1. b.     Ailenin, Türk toplumunun temeli olduğunu bilir ve ona değer verir.

         

         

  1. c.     Kanunlara ve nizâmlara karşı saygılıdır.

         

                    ç. Millî kaynakları korur, değerlendirir ve geliştirir.

         

  1. d.     İçinde bulunduğu şartları devamlı olarak iyileştirmeye çalışır.

         

  1. e.     Toplum olaylarıyla ilgilenir ve toplum menfaatlerini kişisel menfaatlerin üstünde tutar.

         

         

         

  1. 2.     Kişisel yönden;

         

  1. a.     Türkçeyi doğru olarak konuşur, okur ve yazar; Türklük ilkelerini bilir, benimser ve korur.

         

  1. b.     Yurdunu sever, onu tanımaya ve tanıtmaya çalışır.

         

         

  1. c.     Büyüklere saygı, küçüklere sevgi geleneğimize gönülden bağlı olarak insanları sever ve sayar; tabiatı, tabii anıt ve güzellikleri sever ve korur.

         

                    ç. Ormanları sever ve geliştirir.

         

  1. d.     Tarihi anıt ve eserlere ilgi ve saygı duyar; onları korur.

         

  1. e.     Yurt savunmasını en kutsal ödev bilir.

         

         

  1. f.      Millî ve insanî ruhu aksettiren güzel sanat eserlerini sever, bunların ruh gelişimindeki önemini kavrar, güzel sanat hareketleriyle yakından ilgilenir, bunların yurt içinde ve dışında yayılmasına ve sevilmesine çalışır.

         

  1. g.     Kendine güvenir, davranışlarını kontrol eder ve iyiye yöneltir.

         

         

  1. 3.     Ekonomik hayat yönünden;

         

  1. a.     İşe, iş ve meslek ahlakına bağlı ve saygılıdır; verimli çalışmaktan zevk duyar.

         

  1. b.     Tutumludur; geçimini düzenlemeye muktedirdir; yatırım yapmanın kişisel ve toplumsal değerini bilir ( İlkokul programı, s.12 ).

         

         

         

         

  1. B.    Vatandaşlık Eğitimini Verecek Olan İlköğretimin Gayeleri:

         

         

  1. 1.     Kişisel bakımdan;

         

                    İlkokul çocuğa, karşılanması gereken beden, ruh ve toplumla ilgili birtakım ihtiyaçları geliştirecek çeşitli istidat ve kabiliyetleri bulunan değerli bir varlık olduğunu kavratmayı; onu, kişilik ve ahlâkî karakter sahibi iyi bir yurttaş olarak yetiştirmeyi amaç bilir. Buna göre ilköğretim görmüş bir yurttaş:

         

  1. a.     Yurt sevgisi, yurdunu tanıma ve tanıtma arzusu, yurda hizmet duygusu gelişmiştir;

         

  1. b.     Bayrağına saygı duyar,

         

         

  1. c.     Türk Milletini yücelten Türk büyüklerini, onların hizmetlerini tanır ve değer verir,

         

                    ç. Büyüklerin cesaret, fedakârlık ve kahramanlıklarından örnek alarak yurda hizmet duygusunu geliştirir,

         

  1. d.     Tarihi eserleri sever ve korur,

         

  1. e.     Görev ve sorumluluk duygusu kazanmıştır.

         

         

         

  1. 2.     İnsanlık ilişkileri bakımından;

         

                    İlkokul çocuğa, aile içinde ve toplumun diğer üyeleri ile olumlu bağlar kurabildiği ölçüde mutlu bir kişilik geliştirebileceğini, çevresindeki insanlarla iyi işbirliği yapabildiği ölçüde başarıya ulaşabileceğini duyurmayı ve benimsemeyi amaç bilir. Buna göre;

         

  1. a.     İyi bir aile hayatının dayandığı temel ilkeleri kavramış, payına düşen görev ve sorumlulukları öğrenmiş ve benimsemiştir.

         

  1. b.     Ailenin Türk toplumunun temeli olduğuna inanır ve aileye değer verir.

         

         

  1. c.     Mutlu bir aile hayatının karşılıklı sevgi, saygı ve hoşgörürlük içinde, demokratik bir iş bölümüne dayandığını kabul eder.

         

         

         

                    Ç. Toplum hayatı bakımından;

         

                    İlkokul, çocuğa, Türkiye Cumhuriyetinin insan haklarına dayanan, millî, demokratik, laik ve sosyal bir devlet olduğunu, Türkiye Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütün teşkil ettiğini ve dünya milletleri ailesinin şerefli ve yapıcı bir üyesi olduğunu kavratmayı amaçlar. Buna göre ilköğretim görmüş bir yurttaş:

         

  1. a.     Şerefli bir tarihe sahip bir milletin evladı olmanın gururunu duyar;

         

  1. b.     Türk Milletinin millî, ahlâki ve insanî değerlerini kavrar ve her hareketinde bu değerlere uymaya çalışır.

         

         

  1. c.     Memleket menfaatine aykırı propagandalara karşı bulunur.

         

                    ç. Demokrasi ilkelerini kavramaya başlamıştır, bütün ilişkilerinde bu ilkeleri uygulamaya çalışır:

         

  1. d.     Her insanın bir değer olduğuna inanır.

         

  1. e.     İnsanların kanunlar karşısında eşit olduklarını kabul eder.

         

         

  1. f.      Kanun ve nizamlara ve bunların temsilcilerine saygılıdır.

         

  1. g.     Yurttaşlık görev ve sorumluluklarının neler olduğunu bilir.

         

         

                    ğ. Toplumun menfaatlerini kendi menfaatlerinin üstünde tutar, toplum yararına olan her türlü kuruluşu korur ve onların gelişmesine yardımcı olur.

         

  1. h.     Toplumların ilerleme ve yükselmesinde bilim ve tekniğin önemini kavramıştır.

         

         

                    Milli Eğitim Sistemimiz, bu vasıflara sahip vatandaş yetiştirmeyi hedef almıştır. Ancak, mekteplerimizin mezunları:

         

  1. 1.     Hiçbir kanun ve nizâm tanımamayı, trafik kaidesinden millî hayat bakımından son derece önemli kaide ve esaslara kadar riayet etmemeyi marifet sayan,

         

  1. 2.     Anne, baba ve öğretmen de dahil her büyüğe karşı saygısızlık etmeyi, küçüklere sevgi ve şefkat göstermemeyi âdet hâline getiren; soydaşını, okul arkadaşını, hattâ kardeş ve annesini öldürmekten çekinmeyen,

         

         

  1. 3.     Türklükle övünmek bir yana, Türk ve Müslüman olmadığını mahkeme huzurunda bile büyük bir küstahlıkla ifade edebilen,

         

  1. 4.     Başkalarının hakkına saygı göstermek yerine, başkalarının haklarını gasbetmeyi akıllılık ve açıkgözlük, beceriklilik sayan,

         

         

  1. 5.     Devlet malını korumak yerine, ‘’ Devletin malı deniz, yemeyen domuz ‘’ anlayışı içinde hareket eden, sürekli devlet ve millete zarar vermeyi tabii gören,

         

  1. 6.     ‘’ Gemisini yüzdüren kaptan ‘’ anlayışıyla, her türlü yol ve usulsüzlüğü deneyerek gayri meşruyu meşru telakki eden,

         

         

  1. 7.     Elinden geldiği ölçüde devlete karşı vazifelerinden kaçmanın yollarını arayan,

         

  1. 8.     Bayrağa saygı yerine, saygısızlığa cesaret edebilen,

         

         

  1. 9.     Türk büyüklerine sevgi, saygı ve hayranlık yerine yabancı eşkıya ve asiyi rehber edinen, onları put haline getirerek tapan,

         

  1. 10.  Millî mefâhirimize ait her şeyi küçümseyen, bunlara sahip olmayı zül sayarak, yabancıya benzemeyi, yabancının âdet ve ahlâk değerlerine uymaya gayret eden,

         

         

  1. 11.  Milli kaynakları, ormanları korumak yerine geliştirmek yerine, zarar vermeyi alışkanlık haline getiren

         

        insanlardır. Bu yüzden, millî eğitimimiz iyi vatandaş yetiştirememektedir. Bunun sebebi, sistemin dayandığı temel ahlâk nizâmıdır. Çünkü bu sistem, yukarıya alınan maddelerden de görüleceği üzere, ne olduğu muğlak ve meçhul demokrasi ahlâkını esas almıştır. Devleti ebed müddet sayan, devlete hizmeti Allah’ a kulluğun icabı gören, ‘’ halka hizmet, Hakka hizmettir’’ şiarını benimseyen, iyi hareket ve davranışları ‘’ sevab’’ olduğu için yapan, kötü fiil ve hareketleri de ‘’günah’’ sayıldığı için yapmayan bir milletin fertlerine, bu anlayışın esası olan İslâm ahlâkı yerine İslâm dışı bir ahlâk sistemine istinat eden değerler benimsetilmeye çalışılırsa, elbette bu sistem hedef alınan vatandaş tipi yetiştirmeyecektir. Vatan müdafaasını ‘’cihad’’ telakki ederek, bu maksatla yapılacak her türlü maddî ve mânevî her hizmeti ‘’cihad’’ e iştirak sayan milletin evlatlarına, cihadın önemi ve kudsiyeti izah edilemezse, o insanlar vatanı müdafaa yerine, onu bölmeye, devletini yıkmaya çalışacaklardır.

         

                    Vicdanlarda; bu dünyadaki polisi, hâkimi atlatabilirsiniz, delilsizlikten dünya mahkemesinde beraat edebilirsiniz, fakat hâkiminin, Hâkim-i Mutlak olan Allah olduğu bir büyük mahkeme vardır ki, O Hâkim her şeyin hem şâhididir ve hem de hiçbir rüşvet teklifine itibar etmez ve yapılan her hareketin cezasını mutlaka verir; iyi hareketler sebebiyle, yani hafifletici sebeblerle bazı suçları affetse bile kul hakkını hiçbir zaman affetmez. Bu şuur yerleştirilmedikçe; her insanı kontrol için bir polis, sonra o polisleri kontrol için başka bir polis vazifelendirilemeyeceğine göre, bizim cemiyetimizde kanun saygısını ve kanunlara ve nizâmlara riayeti sağlamak mümkün değildir. Kısaca iyi vatandaş, iyi müslümandır. Esasen, memleketteki suçluların bu bakımdan bir değerlendirilmesi yapıldığında, imânlı insanlar arasında âdi suçları işleme oranının çok düşük olduğu görülecektir. Ayrıca, imânlı insan maddî ve rûhî bakımdan ahenk içindedir. Suça iten dengesizlikten âridir. Allah sevgi ve korkusu, ahret inancı onun kendisini daima murâkabe etmesine sebeb olur.

         

                    Bu bakımdan vatandaşlık terbiyesinde, dinî terbiyenin önemi büyüktür. ‘’ Ne mutlu Türk’üm diyene! ‘’ nidaları ile ‘’ Türk’üm, doğruyum…’’ sözlerini her gün tekrar ederek büyüyen çocuklarımızın, yetişkin yaşlarda Türklüğe muzır olmaları, Türklüğü inkâr etmelerinin başlıca sebebi; Türk’ün son bin yıllık tarihi içinde önemli yeri ve Türk’ün ahlâkında, tabiatında ihtilâl çapında müessir olan İslâm dininin öğretilmesine ehemmiyet verilmemesinin tesiri inkâr edilemez. Nitekim bu tesiri, yukarıda zikredilen Türk Milli Eğitiminin gâyelerini tesbit edenler de kabul etmişler ve ilkokulların vazifeleri arasında sayılan bazı davranışların kazandırılmasını, bu okulların 4. ve 5. sınıflarında okutulan, haftada birer saatlik Din Derslerinden beklemişlerdir. İlkokul programının ilgili bölümünde şöyle denilmektedir:

         

         

                    ‘’ Bu ders yardımıyla öğrenci:

         

  1. 1.     Temizlik, iyilik, doğruluk fikirlerini, insanları sevmenin, anaya, babaya, büyüklere saygı, küçüklere şefkat göstermenin, zayıflara, muhtaçlara yardım etmenin, çalışkanlığın, bilim, sanat ve gerçek sevgisinin İslâm dininin emir ve esaslarından olduğunu kavrar ve İslam dininin ahlâk ilkelerini bilir.

         

  1. 2.     İslâm dininin yalnız, ahiret için çalışmayı değil, aynı zamanda ‘’hiç ölmeyecekmiş gibi’’ dünya için çalışmayı da emreden; birlik ve beraberlik içinde mutlu yaşamayı telkin eden bir din olduğunu bilir ve benimser.

         

         

  1. 3.     İslâm dininin başkasının canına, malına, hakkına, inancına, fikrine saygı gösteren; taassuptan uzak, toleranslı bir din olduğunu kavrar.

         

         

                    Görülüyor ki, bu satırlarla İslâmın gaye edinilen insan tipinin yetişmesinde müessir olacağı kabul edilmiş, ancak burada İslâmî ilkeler esas değil, aksine tamamlayıcı bir unsur telâkki edilmiştir. Bu yüzden de, vatandaşlık eğitimindeki yeri zoraki kabul edilen İslâmiyetten, bu bakımdan gereği gibi istifade edilememiş, bu temel esaslar adetâ yasak savma kabilinden öğrencilere öğretilmiştir. Dolayısıyla da, bu günkü, milletine ve onun kıymet hükümlerine ters, inançsız, devletine silâh çeken nesiller ortaya çıkmıştır.

         

                    ‘’Anarşi’’ diye adlandırılan ihânet hareketlerinin neticesinde milletimizin iki türlü kaybı olmuştur: Birincisi, eğitim sisteminin yanlış uygulamalarına rağmen, devlete sahip çıkarak, vatan, millet, din ve devlet için ölmeyi göze alanlar ve muradlarına nail olanlar… Bunlar şehittir. İkincisi, devlete ihanet ederek, maddi hayatları bakımından sağ olsalar da, mânen kaybettiklerimiz… Bunlar şehit de değildir, gâzi de… Bu ikinci grup kayıpları vermemizde iç ve dış ihanet mihraklarının tesiri olduğu kadar, milliyetine ve dinine yabancı insanlar yetiştiren, kısaca doğru vatandaşlık eğitimi veremeyen Milli Eğitim Sisteminin de günahı vardır. Programlarda lâfız olarak Türklüğü muhâfaza eden ve fakat Türk’ün mayasını, tabiatını tezyin eden İslâma dayanmayan mevcut vatandaşlık eğitimi yeniden düzenlenmedikçe, milletimizin yeniden tehlikelere mâruz kalması ve yeni kurtarıcılara(!) ihtiyaç duyması daima mukadderdir.

         


Türk Yurdu Nisan 2012
Türk Yurdu Nisan 2012
Nisan 2012 - Yıl 101 - Sayı 296

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele