Türkçülüğün Unutulmaz İsmi: Dr. Fethi Tevetoğlu

Mart 2012 - Yıl 101 - Sayı 295

        Türkiye’de fikir hareketlerinin kabaca tasnifi yapıldığında sağ olarak nitelendirilen kesimin renk olarak birbirinden farklı tonlar ihtiva ettiği bilinmektedir. Soner Yalçın, Beyaz Müslüman isimli kitabında sağ çizgide tasnif ettiği grupların önde gelen isimlerinin ekseriyetinin menşe olarak Sabetayist veya Masonik olduklarını ileri sürmek suretiyle zihinlerde büyük bir kafa karışıklığı yaratmayı hesap etmiş ve bunda da büyük ölçüde başarılı olmuştur.

         

         

        Tespitlerin ve hükümlerinde mantıki ölçüler bulunmamaktadır. Aydınlar Ocağı’nın kurucu üyelerinin mercek altına alınmasının gecikmesinden dolayı Türk sağı itham edilmektedir (s.140). Üyeler arasında Tarkan’ın büyük amcasının bulunduğunu ileri sürüyor. Bu konudaki tek mesnedi, son kitaplarında zihninde tasarladığı isim-bilim teorisine göre ülkenin önde gelen siyaset, fikir, bilim ve kültür adamları hakkında Sabetayist oldukları hususunda ekseriyeti yalanlanan hükümler veren Yalçın Küçük’tür. Küçük, Tarkan’ın büyük amcası olarak takdim edilen Cihat Fethi Tevetoğlu’nu soyadına ve çocuklarına verdiği isimlere, eğitimine ve görev yaptığı resmi ve özel yerlere bakarak bu kanaate ulaşmıştır. Yalçın’ın Türkçü kesim hakkında ki kanaatlerinin, bu akımın mensuplarının yazdıkları eserleri okuduğu, neşrettikleri dergileri inceledikten sonra oluştuğunu gösteren açık ve net belirtiler görülmüyor. Bu tespit aslında eserinde adı geçen çok sayıdaki kişiler hakkında ki, hükümleri içinde geçerlidir. Onun kısa sürede en azında cumhuriyet dönemi Türk düşünce hayatında görülen fikir akımlarını incelemesi için çok geniş zamana ve yoğun mesai yapmasına ihtiyaç vardır. Bu zahmetli işe girmek yerine kendisine rehber olarak bazı araştırmaları, mahkeme dosyalarını kullanmıştır. Türkçüler için kullandığı ana kaynak 1944 tutuklamalarında dönemin sıkıyönetim savcısının sanıklar hakkında düzenlediği iddianamede ileri sürdüğü ve kanıtlanamayan mesnetsiz suçlamalardır. Bu iş oldukça kolaydır ve yeri geldiğinde resmi belge olarak takdim edildiği ve okuyucuların ele alınan konunun tamamı hakkında tafsilatlı bilgileri olmaması sebebiyle inandırıcılık vasfı yüksek olmaktadır. Türkçü kesimin önderlerinden Dr. Fethi Tevetoğlu hakkında kitaptaki ileri sürülen iddialar, 1944 yargılamasının sıkıyönetim savcısı Kazım Alöç’ün hazırladığı iddianame bilgilerine müstenittir. Sıkıyönetim Kumandanlığı İkinci Şube, Beşinci Sınıf Yargıç Yüzbaşı Kazım Alöç, tek parti döneminin sıkıyönetim idaresinin savcısı olarak önemli davalarda iddia makamında bulunmuştur. Cumhuriyet döneminde Türk milliyetçileri toplu olarak az sayıda yargılama ile muhatap olmuşlardır. Bilhassa tek parti dönemindeki uygulamalar, insan haklarına riayet edilmemesi, gözaltındakilerin maruz kaldıkları işkenceler, II. Dünya Savaşı süresince kanuni dayanakları gösterilmeden sudan sebeplerle sıkıyönetim bölgesine çıkarılarak taşrada açlığa mahkûm edilmek gibi uygulamalarla genellikle solcular muhatap olmuşlardır. Türkçü kesimin bazı isimleri, 3 Mayıs 1944 hadiselerinden sonra tabutluk tabir edilen dar hücrelerde yüksek voltajlı yüksek ampulleri altında tutulmuştur. Bu kesimin fikir ve sanat adamlarının eserleri, hatıraları, bu uygulamaların çok çeşitli örnekleri açısından oldukça zengindir.

         

         

        Alöç’ün, 1967 yılında sıkıyönetim savcısı olarak katıldığı yargılamalarda ki dosya bilgilerinden hazırladığı bir yazı dizisi, duvar afişleriyle desteklenen etkili bir reklam kampanyasıyla, o dönemde Hürriyet grubunun uzun ömürlü olmayan Yeni Gazete’sinde tefrika edildi.[1]Tefrikada haklarında bazı iddialar ileri sürülen kişiler sessiz kalamadılar. 1944 hadiseleri ile ilgili iddialar üzerine, o tarihte CKMP Genel Başkanı olan Alparslan Türkeş Yeni İstanbul gazetesinde Türkeş Konuşuyor başlıklı bir yazı dizisi ile suçlamalara cevap verdi.[2] Sol kesimden de Mihri Belli tefrikada ileri sürülen iddiaları neşrettiği bir risale ile cevaplandırdı.[3]

         

         

         

        Doğumu, Ailesi ve Eğitimi

         

         

        Fethi Tevetoğlu, 31 Ocak 1916’da İstanbul’da Beşiktaş’ta dünyaya gelmiştir. Babası Milli Mücadele tarihimizin unutulmaz sayfalarından birini ihtiva eden Alemdar Gemisi Destanı[4] kahramanlarından, emekli deniz subayı Tevetoğlu Ali Dursun’dur.[5]Annesi Samsun eşrafından Alemdarzade Hacı Osman Efendi’nin kızı Hafize Zehra Hanım’dır. Kardeşlerinden Fehmi Tevetoğlu, Gümrük Müdürlüğü[6], Zeki Tevetoğlu, Vakıf Menba Suları Muhasebeciliği, Yüksek Mimar Subhi Tevetoğlu Büyük İstanbul Nazım Planı Başkanlığı görevlerinde bulunmuşlardır.

         

         

        Babası İstiklal Madalyası sahibi idi. Tevetoğlu ilkokula Trabzon’da başladı. Zeytinlik ve Hora köy yatılı okulunda okudu. Parasız yatılı imtihanını kazanarak Trabzon Lisesi’ne yazıldı. Öğrenimine daha sonra Samsun Lisesi ve Kastamonu Abdurrahman Paşa liselerinde devam etti. 1933 yılında Atsız’la birlikte Çanakkale Şehitliklerini ziyaret etti. Atsız, Anafartalar’da ve Saros Körfezi’nde Atatürk’ün üstün kahramanlıklarını övmüş, yalnız çevresini sarmış dalkavuklardan nefret ettiğini belirtmiştir.[7]

         

         

        1933-1934 öğretim yılında liseyi bitirerek Askeri Tıbbiye’ye girdi. Tevetoğlu’nun sınıf arkadaşları arasında Ülkücü Öğretmenler Birliği’nin ve Türk Ocaklarının Genel Başkanlığı görevlerinde bulunan Prof. Dr Orhan Düzgüneş’te bulunmaktadır. Tevetoğlu, mezun olduğu lisenin 1985 yılında yapılan 100. kuruluş yılı kutlama merasimlerine katılmış, lisenin şeref defterine şunları yazmıştır: ‘Dünyada en büyük iftiharım Türk ve Müslüman doğduğum ve Kastamonu mezunu oluşum olur. 100. yıl kutlaması ömrüme en az on yıl daha kattı. Düzenleyenler sağ olsun. 1933-34 mezunu 175 Fethi’.[8]Edebiyatla alakası önce şiir dalında gelişti. 1932 yılında Kastamonu Lisesi öğrencisi iken Nazım Hikmet aleyhindeki ilk şiirini yazdı.[9] Liseyi bitirdiği yıl Hıfzı Oğuz Bekata’nın çıkardığı Çığır dergisinde yayımlanan Kastamonu adlı şiiriyle ismini edebiyat dünyasında duyurdu. Bu şiiri M. Mengüç takma adıyla çıktığında Hüseyin Cahit Yalçın haftalık olarak çıkardığı Fikir Hareketleri dergisinde uzun bir makale yazarak hakkında çok iltifatkâr ifadeler kullandı.[10] Yüksek öğrenimini 1941’de tamamladı ve askeri tabip olarak Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nde görev aldı. 1942’de Samsun’daki 90. Piyade Alayı’na tayin edildi. 1947’de Genelkurmay Başkanlığı Karargâhı Tabipliği’ne tayin edildi. İhtisasını 1950-1953 yılları arasında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde yaptı. İhtisası tamamladıktan sonra tabip binbaşı iken askerlik mesleğinden ayrıldı.

         

         

        Üniversiteden mezun olduğu sene 8 Ekim 1941’de, Gülcan Hanım’la evlendi. Eşi Gülcan Kırımşamhal Kuzey Kafkasyalı Karaçay Türk’ü bir ailenin kızıdır. Gülcan Hanım 4 yaşında iken ailesi ile birlikte Odesa’dan İstanbul’a ulaşmıştır. Aile Konya’nın Sarayönü İlçesi’ne bağlı Başhüyük köyünde eski göçmen akrabalarının yanında bir müddet kaldıktan sonra Samsun’a gelip yerleşmiştir.[11]

         

         

        Evliliklerinden beş çocukları olmuştur. Yaş sıralarına göre Filiz, Nur, Aliye, Tolunay ve Tomris’tir. Çocuklarına verdiği bu isimleri Küçük, onomastik planda son derece dikkat çekici buluyor.[12] Bu isimlerin verilişinde bir kasıt aranacaksa Tevetoğlu’nun bütün yazdıklarının dikkatlice gözden geçirilmesi gerekir. Bir yazısında Dr. Rıza Nur’a duyduğu saygı ve sevgiden dolayı kızına Nur adını verdiğini belirtiyor. Diğer isimlerinde verilmesinin makul bir izahı muhakkak vardır.

         

         

        Tevetoğlu, lise öğrenciliğinden itibaren yazıya ve edebiyata kabiliyeti olduğunu göstermiştir. İlk şiiri 1928’te henüz 12 yaşında iken Trabzon’da bir ara Demokrat Parti’den milletvekilliği de yapan öğretmen Halid Ağanoğlu’nun çıkardığı Güzel Polathane adlı gazetede yayımlanmıştır.[13] Bu öğretmenin kardeşi Şakir sınıf arkadaşıdır. Üniversite öğrenciliği döneminde Atsız’ın çıkardığı dergileri takip etmiştir. Atsız’ın çıkardığı ilk dergi olan Atsız Mecmua’da Ali Fethi, Orkun dergisinde Atsız’a Yoldaş takma isimleriyle şiirler neşretti.[14] Yalçın, kitabında takma ismini Atsız Yoldaş olarak belirtiyor.[15] Demek ki, kendisine sağlanan lojistik bilgi desteğini yeterince test etmeden kullanmış. Tevetoğlu, bu takma ismi sadece gençlik döneminde ve kamu görevlisi olduğu dönemde kullanmıştır. Askeri öğrenci olduğu dönemde Kopuz dergisini neşretmekten çekinmemiştir. Tevetoğlu, neşrettiği Kopuz dergisinde Tevet soyadını kullanmıştır. Soyadını bu biçimde yazması kanunu bir mecburiyettir. Soyadlarında oğlu takılarının kullanılmasına izin verilmediğinin bilinmesi gerekir. Tevetoğlu, kullandığı soyadları ile ilgili bilgileri sağlığında fırsat çıktığında açıklamış ve yazmıştır. Bu konuda hayatının son döneminde Türk Ocaklı gençlerle yaptığı sohbette önemli biyografi bilgileri vermiştir. Kastamonu Lisesi öğrencisi iken Mengüç adını beğenerek bu adla yazılar yazdığını, Samsun’da yayımlanan Ahali gazetesinde çıkan birçok yazısını bu isimle neşrettiğini belirtmiştir. MTTB’nin çıkardığı Birlik gazetesinin düzenlediği marş yarışmasına gönderdiği ve Atsız Yoldaş diye imzaladığı şiiri teşkilatın Genel Sekreteri olan Tevfik İleri’nin Atsıza Yoldaş biçiminde neşrettiğini açıklamıştır.[16] Daha sonra Atsıza Yoldaş’ı tescil ettirerek resmen soyadı olarak kullanmış, hakkında açılan bir soruşturmada sorgusunu yapan Binbaşı Fuat’ın yoldaş kelimesinin zarar vereceğini, değiştirmesi gerektiğini telkin etmesi üzerine ve oğlu ekinin kullanılmasının yasak olması sebebiyle Tevet soyadını aldığını belirtmiştir. Babasının da önce Tevetoğlu alınmıyor diye Tibet soyadını aldığını, sonradan ailenin mahkemeye müracaat ederek Tevetoğlu diye tashih yaptırdığını izah etmiştir.

         

         

        Tevetoğlu askeri öğrenci olarak Tıp Fakültesi’ne devam etmiştir. Öğrencilik döneminin kayda değer en önemli hadisesi İstiklal Marşı’nın şairi Mehmet Akif Ersoy’un cenaze merasimindeki önderliğidir. 27 Aralık 1936 tarihinde Türk gençliğinin tabutunu başlar üzerinde taşıyarak ve vücudunu beyaz kefeni üzerine Türk bayrağı sararak toprağa verdikleri Mehmet Akif’in defin töreninde Tevetoğlu şairin mezarına yaklaşarak askeri selam verdikten sonra sert ve heyecanlı bir sesle bir nutkunu irat etmiştir. Akif’in mezarı başında hafız Sadeddin Kaynak güzel sesiyle önce Ali İmran ayeti kerimesini okumuştur. Bunu Akif’in son günlerinde başı ucundan ayrılmayan hafız Asım’ın ayeti kerime okuması takip etti. Sadeddin Kaynak ‘Meçhul Şehid: Çanakkale’ ile hafız Asım ‘Gölgeler’ şiirlerini okudular. Merasimin dini kısmının tamamlanmasından sonra Tevetoğlu, ateşin bir konuşma yapmıştır.[17] Nutkunda mezarın gençlik tarafından inşası teklifini getirmiştir.[18] Akif’in cenaze merasimi ile ilgili gazete haberlerinde ve Eşref Edip’in kitabında, cemaatin önünde askeri kaputu ve heybetli vücudu ile Tevetoğlu görülmektedir. Akif’in ölümünün ikinci yıldönümünde mezarı başında yapılan anma merasiminde de Tevetoğlu, askeri üniforması ile gençlik adına bir konuşma yapmıştır.[19] Tevetoğlu bas-bariton sesi, gür kahkahaları ve nükteleriyle, öz güveni ile kendi ve arkasından gelen nesillerde kalıcı bir iz bırakmıştır. Atsız’ın oğlu onu babasının en sevdiği arkadaşlarından biri olarak hatırlıyor.[20] 1967 yılında dönemin başbakanı Süleyman Demirel’in Rusya’yı ziyaret sırasında kafilede bulunan gazeteciler kalın sesinin bir çekiç gibi Kızıl Meydan’da akisler yaptığını belirtiyorlar.[21]

         

         

        1. sayısı 15 Nisan 1939’da çıkan Kopuz dergisinin sahip ve neşriyat müdürü, Kastamonu Lisesi’nden sınıf arkadaşı olan orman mühendisi Cemal Tigin’dir. Birinci sayı muhteva olarak edebi araştırmalara ve şiirlere tahsis edilmiştir. Derginin sonraki sayılarında Türk ilim ve fikir hayatının önemli isimlerinin makaleleri yer almıştır. Dergide imzası sıkça göründü. İlk sayıda ki Kopuz imzalı yazıda onun kaleminden çıkmış olmalıdır. Derginin sahibinin Tigin görünmesine rağmen ilgililer uyanmakta gecikmedi. Ankara’ya çağrılarak sert biçimde uyarıldı. O dönemde dergi ve gazete yayınlayabilmek için izin almakta güçlük çekilmekte idi. Basın Yayın Genel Müdürü Sadri Ertem tarafından Ankara’ya geldiğinde derginin kapatılmaması halinde askeri okuldan çıkarılacağı ve er yapılacağı belirtilince 9. sayıdan sonra 15 Ocak 1940’ta yayımına ara vermek zorunda kaldı.

         

         

        Tevetoğlu’nun öğrenci olmasına rağmen dönemin fikir hayatını yakından takip ettiği, yeraltında faaliyette bulunan TKP’nin gençlik ve aydın kesimi arasındaki faaliyetlerini gözlemlediği bilinmektedir. Zaten ülkede az sayıdaki aydın arasında bu fikre sempati besleyenlerin kimler oldukları gazete ve dergilerdeki çıkan yazılardan, karşılıklı ilişkilerden kestirmek mümkün idi. Sağ ve sol çizgideki kişiler İstanbul’un sayılı entelektüel merkezlerinden biri olan Bayezit’teki Küllük’te birbirine yakın masalarda oturmakta ve ilişkilerini sürdürmekte idiler. Hasan İzzet Dinamo hatıralarında, Tevetoğlu’nun Beyoğlu tarafındaki Nisuaz Pastanesi’ne gelip karşılarına kurularak dik dik gözlerinin içine baktığını kaydetmiştir.[22]

         

         

         

        Meslek Hayatı

         

         

        Tevetoğlu, okulu bitirip askeri tabip olarak göreve başladıktan sonra Mayıs 1943’te, Samsun’da Kopuz’u yeniden yayımlamaya başladı. Bu defa derginin imtiyaz sahibi olarak eşi Gülcan Tevetoğlu görülmektedir. Sorumlu müdür olarak önce arkadaşı Feridun Ankara daha sonra babası Ali Dursun Tevetoğlu’nu göstermiştir. Derginin bu yayın döneminde de Türk fikir âleminin tanınmış isimleri yazı kadrosu içinde yer almışlardır. İstanbul’un dışında taşrada böyle muhtevalı ve tirajı giderek yükselen bir derginin çıkması takip ettiği çizgi ile açıklanabilir. O günün şartlarında Anadolu’da çıkan bir dergi için büyük bir rakam olan 3.000 tiraja ulaşmıştır.[23]Aynı dönemde Zonguldak’ta Tahir Akın Karauğuz tarafından neşredilen Doğu dergisi de muhteva bakımından İstanbul’da çıkan dergileri aratmayacak zenginliktedir.

         

         

         

        1944 Milliyetçilik Olayı

         

         

        Dr. Rıza Nur’un 1. ölüm yıldönümü münasebetiyle hatırasına çıkarılan özel sayı siyasi otoritenin dikkatini çekti. Hatıra sayısı Eylül-Ekim 1943 tarihinde 10.000 tirajla çıkmıştı. Derginin kapağında İsmet İnönü’nün iki cümlesi bulunuyordu: ‘Dr. Rıza Nur Bey, Türk Heyet-i Murahhasası İçinde Başlıca Medar-ı Muvaffakiyet Olmuşdur. Millete Bunu Söylemek Vazifemdir’ [24] Bir müddet sonra bu ifadelere rağmen Milli Şef, Rıza Nur’u ezeli ve ebedi muhalif olarak görmekte idi.[25] Bu derginin neşredilmesinden sonra Samsun’a üç milletvekilinden müteşekkil bir soruşturma heyeti gönderilerek Tevetoğlu’nun ifadesi alındı. Heyette Hıfzıhrahman Raşit Öymen ve Osman Ocak bulunmakta idiler. Heyet akşam saat 20.30 dan 0.30 kadar Sümer Palas Oteli’nde Tevetoğlu’nu sorgulamış, Lozan kahramanı İnönü değil de Rıza Nur mu, sorusunu sık sık dillendirmişlerdir.[26] Bu tarihten sonra 3 Mayıs 1944’te Ankara’da cereyan eden ve yakın dönem siyasi tarihimizde ‘1944 Türkçülük Hadisesi’ olarak geçen öğrenci hareketlerinin yapılmasına kadar kendisine ve dergisine dokunulmamıştır.[27] Dergi 13 sayı çıktıktan sonra 1944 olayları sonucunda Tevetoğlu’nun tutuklanmasının akabinde yayım hayatı sona ermiştir. Sonraki yıllarda yapılan araştırmalarda siyasi iktidarın Türkçülük hareketine müdahale etmekte beklemesinin, İnönü’nün devam etmekte olan II. Dünya Savaşı’nın sonuna doğru güç dengesinin Sovyetlerin lehine ve Almanya’nın aleyhine dönmesinden sonra 1939’dan beri izlediği tarafsızlık politikasına artık devam edemeyeceğini görmesinden ve yeni bir çıkış hamlesi yapmasından kaynaklandığı bilinmektedir. 

         

         

        1939 yılından itibaren sağ ve sol çizgide çok sayıda dergi neşredilmeye başlanmıştır. Savaşın sonuna doğru üstünlük sağlayacak kesimin belli olmasından sonra siyasi otorite milliyetçi neşriyata karşı alınacak tedbirlerle ilgili olarak bir heyete araştırma yaptırmış ve bir rapor hazırlatmıştır. Bu rapordaki isim listesi daha sonra İçişleri Bakanı Hilmi Uran imzasıyla İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığına gönderilerek 1944 Irkçılık-Turancılık Davası dosyasının baş tarafına konmuştur. Bu raporda güya zanlı olarak kırk yedi kişi tespit edilmiştir. Tespit edilen şahsiyetlerin arasında muhacir olarak Türkiye’de yaşamakta olan Sovyet mahkûmu Türk illerinin siyasi önderleri başta olmak üzere, Türk düşünce hayatının önemli isimleri bulunmaktadır. Listede Dr. Tevetoğlu ile birlikte Kopuz dergisinin imtiyaz sahibi ve sorumlu müdürleri olmaları hasebiyle eşi ve babası da bulunmaktadır.[28]

         

         

        3 Mayıs 1944 hadiselerinin başlangıcı Atsız’ın sahibi olduğu aylık Orhun dergisinin 1 Mart 1944 tarihli on beşinci sayısının ilk sayfasında ‘Başvekil Saraçoğlu Şükrü’ye Açık Mektup’ başlığıyla bir mektup yayımlamasıdır. İkinci açık mektubu aynı derginin 1 Nisan 1944 tarihinde çıkan on altıncı sayısında neşrolundu. Atsız, açık mektuplarını daha önce bir konuşmasında kendisini Türk olarak nitelendiren Saraçoğlu’na hitaben kaleme almıştı. Ama o ve arkadaşları tutuklanmaktan kendilerini kurtaramadılar. Saraçoğlu, bu hadisede tarafsız kalmasına rağmen yıllar sonra ağır ifadelerle tenkit edilmekten kendisini kurtaramadı. Cumhuriyet gazetesinde, yakın tarihimiz ve Türkçülük hareketinin geçmişi hakkında yeterli bilgi sahibi olmadan ahkâm kesen bir köşe yazarı Saraçoğlu hakkında peş peşe çıkan iki yazısında, Türkçülere haksız ithamlarda bulundu, utanacak bilgi hataları yaptı. Türkiye’deki komünistlerin kaynak göstermeden her zaman başvurdukları bir yolu kullanarak Türkçülerin Almanlardan para aldıkları yalanının tekrar edip bu fondan Zeki Velidi Togan’ın başında bulunduğu Bozkurt dergisinin de istifade ettiğini belirtti.[29] Reha Oğuz Türkan’ın neşrettiği dergide, Togan’ın yazıları çıkmakta idi. Kavukçuoğlu, kısır tarih bilgisiyle yanlışlarla dolu yazılarının sonunda, Fenerbahçe stadının Saraçoğlu’nun adını taşımasından duyduğu üzüntüyü dile getirerek açıktan olmasa bile adının değiştirilmesinin gerekliliğini ima etti.[30] Atsız bu mektuplarında milli eğitim teşkilatında arkalanan Marksistlerin faaliyetlerini isim vermek suretiyle teker teker açıklamıştı. Mektupların muhatabı başbakandan çok Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel idi. Bakan ilk önce bütün teşkilatına gönderdiği 4 Nisan 1944 tarih ve 70-99 sayılı genelge ile Atsız’ın neşrettiği mektupların etkisini kırmaya çalıştı.

         

         

        Atsız, açık mektuplarında en fazla Sabahattin Ali’ye yüklenmişti. Ali, kendisini tahrik ve teşvik edenlerin cesaretlendirmesiyle eski arkadaşı Atsız’ı mahkemeye verdi. Atsız, bu davaya katılmak üzere 24 Nisan 1944 tarihinde Ankara’ya geldiğinde garda kalabalık bir öğrenci grubu tarafından karşılandı. 26 Nisan 1944 tarihinde duruşma başladığında mahkeme salonu ve koridorlar öğrenciler tarafından doldurulmuştu. Mahkemenin başlamasından kısa bir süre sonra Sabahattin Ali sararmış bir benizle kendisini birinci katta bulunan duruşma salonundan dışarıya atmıştır. Öğleden sonraya ertelenen duruşma ifadelerin alınmasından sonra bazı eksiklerin tamamlanması için 3 Mayıs 1944 tarihine bırakılmıştır.

         

         

        3 Mayıs 1944 tarihinde, Atsız-Sabahattin Ali davasının ikinci celsesinin yapılacağı gün tek parti döneminin baskıcı uygulamalarına rağmen Ankara’da mevcut az sayıdaki fakülte ve yüksek okulda okumakta olan kalabalık bir öğrenci kitlesi duruşmayı takip ederken galeyana gelip slogan atıp bağırarak salondan çıkmış, giderek büyüyen kafile Ulus Meydanı’na yönelmiştir. Burada İstiklal Marşı söylenmiş ve heyecanlı konuşmalar yapılmıştır. Bu konuşmalarla komünizmi telin eden gençler, daha sonra o dönemde Ulus’ta bulunan Başbakanlık binasına giderek Türkçü kabul edilen Saraçoğlu lehinde tezahüratta bulundular.[31]

         

         

        Bu hadiselerden sonra önceden bazı hazırlıkları olduğu bilinen hükümet, olanları bahane ederek seri tutuklamalara girişti. İlk önce 9 Mayıs’ta Atsız ve Reha Oğuz Türkan, 15 Mayıs’ta Dr. Hasan Ferit Cansever ile Zeki Velidi Togan tutuklandılar. Bunlardan sonra Nejdet Sançar, Hüseyin Namık Orkun, Orhan Şaik Gökyay, Alparslan Türkeş, Dr. Fethi Tevetoğlu, Cebbar Şenel, M. Zeki Özgür (Sofuoğlu), Fazıl Hisarcıklı, Nurullah Barıman, Said Bilgiç, Muzaffer Eriş, İsmet Tümtürk, Hamza Sadi Özbek, Hikmet Tanyu tutuklandılar.

         

         

        Tevetoğlu’nun, tutuklanmadan önce 17 Mayıs 1944 tarihinde, görev yaptığı Samsun’da alaydaki reviri, muayenehanesi, evi baskına uğradı. Kitapları, dolapları didik didik edildi. Müsveddeleri, dergi koleksiyonları, kitapları alınıp götürülerek bir daha iade edilmedi. Ama kendisi o gün tutuklanmadı. Bir aya yakın beklenildikten sonra görülen lüzum üzerine 19 Haziran’da tevkif edildiğinde, eşi 29 Mayıs’ta yeni doğum yapmıştı. Merkez komutanlığından bir Binbaşı, Tümen hâkimi ve onu İstanbul’a mevcutlu götürecek olan yüzbaşı ile birlikte rıhtıma gelmişlerdi. Açıkta beklemekte olan dönemin ünlü Güneysu vapuruna motorla gidildi. Motorda yanında iki kahraman, korkusuz arkadaşı Dişçi Adnan ve Rıfat Serter ile babası Alemdar kahramanlarından Ali Dursun Tevetoğlu, yakasında İstiklal Madalyası takılı olarak ona refakat ettiler.[32] İki gün süren yolculuktan sonra İstanbul Tophane cezaevine kondu. Tevetoğlu, burada 73 günü hücrede olmak üzere 11 ay 20 gün tutuklu kalmıştır. Hücreye kapatılmasından 22 gün sonra sorgusu yapılmak üzere sepetli bir motosikletle bir yüzbaşı nezaretinde hapishaneden çıkarılarak Sirkeci’deki Sansaryan Hanı diye ünlü Emniyet Müdürlüğüne götürülmüştür. 1944 tutuklamalarında ikisi muvazzaf ve dördü yedek subay olan altısı dışındaki on yedi sivil tutuklu, bu binadaki mahzen, oda ve tabutlukta tutulmakta idiler. Tevetoğlu’nun sorgusu İstanbul Emniyet Müdürü Ahmet Demir ile askeri hâkim Yüzbaşı Kazım Alöç tarafından yapılmıştır.

         

         

        Sorgulayıcılar onu Atsız aleyhinde ifade vermeye zorladılar. 13-14 Temmuz 1944 günlerinde ifadelerinin alınmasından sonra tekrar askeri hapishaneye konmuş, 7 Eylül 1944 günü başlayan duruşmalara kadar çile doldurmuştur. Hapishanede bulunduğu sırada yüzbaşılığa yükselmiştir. Askeri hapishanede tutulmakta olanlar iki süngülü muhafız arasında yürüyerek mahkemenin yapılacağı karşıdaki binaya geçmişlerdir. Sıranın en önünde beyaz sakallı ve pos bıyıklı yedek yüzbaşı Dr. Hasan Ferit Cansever bulunmakta idi. Savcı Alöç’ün okuduğu iddianame dönemin günlük gazetelerinde ve resmi yayın organı Ayın Haberleri dergisinde neşredilmiştir.[33] İddianamenin sanıklara tatbiki istenen maddeler bölümünde, Fethi Tevetoğlu hakkında Askeri Ceza Kanunu’nun 148. Maddesine göre mahkûm edilmesi talep edilmiştir. İddianamenin mesnetsiz ve sanıklara yönelik ağır hakaret ihtiva eden ifadeler karşısında daha sonraki bir oturumda avukat Kenan Öner, ‘Sizin gibi bir öğrenciyi mezun etmiş Hukuk Fakültemizde profesörlük etmiş bulunmaktan utanç duyuyor, esef ediyorum’ demiştir. Duruşmalar sanıklar hakkında mahkûmiyet kararının bildirildiği 29 Mart 1945 tarihine kadar 125 gün sürmüştür. Mahkeme safhası, ilk tahkikat safhası kadar hukuk ve adalet adına utandırıcı geçmiştir.

         

         

        Mahkemede, Atsız’ın sorgusu 1 Kasım 1944, 3 Kasım 1944, 6 Kasım 1944 ve 8 Kasım 1944 tarihlerinde sabah ve öğleden sonra olmak üzere dört gün sürdü. Hâkim ve savcının Tevetoğlu’na isnat ettirmeye çalıştıkları suçlar, Atsız tarafından hep yalanlanmış ve çürütülmüştür. Tevetoğlu’nun mahkemede ki sorgusuna ise 17 Kasım 1944 günü öğleden sonra başlanmıştır. Siyasi makale yazmak ve izinsiz dergi çıkarmak fiilleriyle diğer maznunların gizli cemiyet kurmak, nümayiş ve propaganda yapmak gibi onlara atfolunan suçlar arasında hukuki bir irtibat olduğuna dair hiçbir delil ortaya konmaması sebebiyle salahiyetsizlik kararı verilmesini talep etmiştir.

         

         

        İçişleri Bakanlığı’nın hazırladığı 47 kişilik kara listeden ayıklama yapılarak 23 kişiye indirilen sanıklardan 10 tanesine 10 aydan 10 yıla kadar çeşitli hapis cezaları verilmiştir. Tevetoğlu’da 11 ay 20 gün hapis cezası almıştır. Orgeneral Ali Fuad Erden başkanlığındaki Yüksek Askeri Temyiz, 1 Numaralı Sıkıyönetim Mahkemesi’nin bu kararını hem esastan hem de usul bakımından bozmuştur. 10 Türkçüyü yeniden yargılamak üzere 2 Numaralı Sıkıyönetim Mahkemesi 26 Ağustos 1946 tarihinde çalışmaya başlamıştır. Sanıklar tutuksuz olarak yargılanmışlardır. Mahkeme, Nisan 1947 tarihinde kararını açıklamıştır. Bu kararda davaya başlangıç olarak gösterilen 3 Mayıs olayları, ‘sırf Ankara gençliğinin milli duygularından doğmuştur’ şeklinde belirtilmiştir. Mahkeme 1 Numaralı Sıkıyönetim Mahkemesi’nin ırkçılığı Anayasa’ya aykırı suç sayarak cezalandırdığı hükümlüler hakkında Yüksek Askeri Yargıtay Genel Kurulu’nun esastan ve usulden bozma kararına uymuş, suçlamaları Anayasa ve milliyetçiliğe aykırı görmemiş ve Anayasa’nın 88. maddesinin Türklüğü sırf tabiiyet noktasından ele aldığını delillerle belirtmiştir. Bütün suçlu görülenlerin beraatına karar verilmiştir.

         

         

        Tevetoğlu, sonradan affedilen hapis cezasını tamamladıktan sonra görevine dönmüştür. Samsun garında büyük bir kalabalık tarafından karşılanmıştır. Hapiste iken kesilen maaşlarının verilmesi ve Gülhane’de ihtisas yapmak talebi olumsuz karşılandı. Bağlı bulunduğu tümeni teftişe gelen 3. Ordu Komutanı Orgeneral Kurtcebe Noyan ret cevabı aldığı dilekçe hususunda ne yapacağını sormuştur. Tekrar müracaat etmesini ve haklarının iade edilesi gerektiğini belirtmiştir. Hakkında soruşturma yapmak üzere Samsun’a gelen Genelkurmay Başkanlığı Sağlık Dairesi Başkanı Tabip Tümgeneral Zahid Tolun’un raporu üzerine, 1947’de üç yıllık yüzbaşı bulunmasına rağmen Genelkurmay Başkanlığı’na doktor olarak tayin edilmiştir. Burada iken Genelkurmay Başkanı Orgeneral Salih Omurtak başta olmak üzere Türkçüleri beraat ettirdiği için çok yakın dostu olmasına rağmen İnönü ile arası bozulan ve Şura üyeliğinde kızağa çekilen Orgeneral Ali Fuad Erden’in iltifatlarına mazhar olmuştur. Bu görevini sürdürürken ihtisas yapma imkânı bulmuş, 25 kurmay subayla birlikte Robert Kolej’de İngilizce ve Amerika’da meslek kursları görmek fırsatını bulmuştur.

         

         

        1949 yılında Amerika’ya Sahra Sıhhiye Hizmetleri Okulu’na gönderilmiştir. Amerika’dan döndükten sonra Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde üç yıl süre ile çocuk hastalıkları ihtisası yaptı. Ankara’da, mesleki faaliyetlerinin yanında fikir ve kültür sahasında da ürün verme imkânı bulmuştur. Mesleğe başladığı yıllarda milliyetçilik ve din ilişkisi hususunda daha 1940 yıllarında Tasviri Efkâr gazetesinde seri makaleler yazdı. Bu yazılarını yıllar sonra rahat çalışma ortamı bulduğunda sürdürdü.[34] Milliyetçi çevrelerle yakın ilişki içinde bulundu. Asker olmasına rağmen açık imzası ile yazı ve şiirlerini neşretmeye devam etti. Türkçü gençlerin kurdukları Türk Gençlik Teşkilatı’nın yayın organı Tanrıdağ dergisinde yazı ve şiirleri çıktı.[35] Derginin bir sayısında sonradan İslamcı bir çizgiye yönelen Mustafa Müftüoğlu, onu okuyuculara tanıtarak hakkında kısa biyografik bilgi verdi.[36] Ankara’da görev yaptığı yıllar Türk Milliyetçiler Derneği’nin faal çalışma dönemine rastlamaktadır. Bu dönemde derneğin Anafartalar semtindeki merkezine gidip gelenler onun simasını hafızalarına nakşettiler. Ankara’da yaşayan Türk kültürünün önemli temsilcileriyle çok yakın temaslarda bulunarak onlardan istifade etmesini bilmiştir. O tarihte Sıhhiye’de bir apartmanda oturmakta olan Fevziye Abdullah Tansel’in evinde onunla karşılaşmasını ve konuşmalarını Fuat Köprülü’nün oğlu Orhan Köprülü, ölümü üzerine kaleme aldığı yazıda anlatmıştır.[37] Tevetoğlu, çalışmalarından istifade ettiği, kişiliğine büyük saygı duyduğu ve Türkçülük fikriyatının çileli önderleri Nejdet Sançar ile Adnan Ötüken’in sınıf arkadaşları olan Tansel’in vefatı üzerine neşrettiği yazıda onun ilmi çalışmalarının ve eserlerinin güzel bir dökümünü yapmıştır.[38] Aynı yıllarda Türk Ocağı Ankara şubesinin açılışına da önderlik yapmıştır.

         

         

        1953 yılında binbaşı rütbesinde iken mecburi hizmetini tamamlayarak istifa edip askerlik hizmetinden ayrıldı. Tekrar Amerika’ya giderek Teksas ve Baylor üniversitelerinde 5 yıla yakın baş asistan ve öğretim görevlisi olarak çalıştı. 1957 yılında Türkiye’ye döndükten sonra Samsun’da serbest olarak çalışmaya başladı ve siyasete girdi. Başbakan Menderes’in şehri ziyaretinde misafirleri arabasına aldı. Menderes ve yanında bulunan Maliye Bakanı Hasan Polatkan ile tanışmasından sonra DP Samsun İl Başkanlığına getirildi. Başarılı çalışmalarından dolayı Menderes’in Tevfik İleri’ye genel merkezde birçok bakan ve milletvekilinin önünde ‘Doktor gibi dokuz il başkanım olsa parti yönetimini düşünmem’ dediği bilinmektedir.[39] 27 Mayıs hareketinden sonra 1961’de siyasi partilerin kuruluşu sırasında AP’ye girdi.1961 seçimlerine bu partiden katıldı. 1961-1973 yılları arasında Samsun senatörü olarak parlamentoda bulundu. Meclis’te bulunduğu süre içinde AP Genel Başkan Yardımcılığı (1965-1966), AP Senato Grup Başkanlığı (1971-1973), genel idare kurulu üyeliği yaptı. Bu süre içinde Senato Dışişleri Komisyonu Başkanı (1961-1973), NATO Parlamenterleri Türk Grubu Başkanı (1961-62), Ortak Pazar Türk Parlamento Grubu Başkanı (1963-1968) olarak önemli görevlerde bulundu. 1973 yılında bölgesini değiştirerek İstanbul’dan katıldığı seçimlerde, listede seçilecek yerde bulunmasına rağmen partisinin önemli oy kaybına uğraması üzerine başarılı olamadı.

         

         

        1968 yılında siyasi faaliyeti yanında Milli Eğitim Bakanlığı tarafından uzun yıllardır neşredilmesine rağmen tamamlanamayan Türk Ansiklopedisinin yayın kurulu başkanlığına getirilerek beş yıl müddetle bu görevi sürdürdü. Bu görevi sırasında ansiklopedi maddelerinin sahalarının ehli olan tanınmış fikir ve ilim adamları tarafından yazılmasını sağladı. Ansiklopedi çalışmalarına o zamana kadar uzak duran yakın dostu, hayatını Türk diline, Türk edebiyatına adamış büyük Türk bilgini Fevziye Abdullah Tansel’in, titizlik ve hırçınlığını kabullenip katkısını temin etmiştir.[40] Kendisi pek çok ansiklopedi maddesi yazdığı gibi yakın dostlarından Atsız’ında çok sayıda maddeyi telif etmesini sağladı.

         

         

        1973-1976 arasında tekrar yurtdışında giderek F. Almanya’da Meinz Üniversitesi’nde Çocuk Hastalıkları Klinik Şefi olarak çalıştı. 1976-1980 yılları arasında İslam Ülkeleri Dışişleri Bakanları Konferansı Genel Sekreter Yardımcılığı, 1980-1984 arasında İslam Mülteciler Kuruluşu Başkanı ve İslam Kalkınma Bankası müşavirliği görevlerinde bulundu. Bu görevleri sebebiyle uzun yıllar Türkiye’den ayrı kaldı. Dünyanın birçok ülkesini gezme imkânı buldu. Orta Doğu Dayanışma Kurulu’nun genel sekreterliğini yaptı.

         

         

        Parlamenterliği döneminde Türk kültürünün gelişmesi hususunda gayret gösterdi. Mensup olduğu milletin ilim, kültür ve sanat alanında ilerlemesi ve Batılıların seviyesine yükselmesi için Türk Bilimler Akademisi’nin kurulmasının gerekliliğine inanmıştı. Bu amaca ulaşmak ve bilhassa Rusya seyahatinde akademinin bir milletin kültür hayatındaki önemine yakından tanık olduktan sonra dönüşte daha önceden başladığı çalışmaları hızlandırarak Türk Bilimler Akademisi Kanunu teklifini TBMM’ne sundu.[41] Bu teklif iktidar partisinin yeterli çoğunluğa sahip olmasına rağmen yetkililerin konunun önemini kavrayamamaları yüzünden kanunlaşamadı. Benzer bir kurum 1980 sonrası askeri yönetim döneminde kurulmasına rağmen bilimin bütün dallarını ihtiva etmemesinden dolayı istenilen amacı tam olarak karşılamadı.

         

         

        Dış görevleri sona erip Türkiye’ye döndüğünde kenarda oturamadı. Uzun ayrılıktan sonra yarım kalan ilmi çalışmalarına yeniden başladı. Hazırladığı eserler, Kültür Bakanlığı ile Türk Tarih Kurumu Yayınları arasında basıldı. Araştırmalarında Atatürk dönemine öncelik vermişti. Türk milliyetçiliğinin büyük isimlerinden biri olarak kabul ettiği Atatürk’ün yanlış tanıtılmasına şiddetle karşı koymuştur.[42] Atatürk’ün yakın çalışma arkadaşlarından Ali Fethi Okyar üzerinde yoğunlaştı. Son dönemlerinde, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin savaşın sonunda iktidarı bırakmasından önce kendi mensuplarına kurdurduğu Teceddüt Fırkası çalışmalarına katılmayan Fethi Okyar’ın kurduğu Hürriyetperver Avam Fırkası ile neşrettiği Minber gazetesi üzerinde çalışmaya başlamıştı. Bu gazete Mustafa Kemal ile ortaklaşa olarak 1 Kasım 1918 ile 22 Aralık 1918 tarihleri arasında 51 nüsha olarak yayımlanmıştır. Her ikisinin de imtiyaz sahibi olmaya durumlarının elverişli olmaması yüzünden güvendikleri arkadaşları Dr. Rasim Ferit Talay’ın sorumluğunda çıkmıştır. Gazetede Mustafa Kemal’in Hatib takma adıyla yazdığı üç makalenin bulunduğunu tespit etmişti.[43] Okyar’ın neşredilen hatıratının tanıtımını ve değerlendirmesini yapmış[44], ölümünün 45. yıldönümünde düzenlenen anma gününde yaptığı konuşmada Minber gazetesi üzerine yaptığı araştırmalardan bahsetmiştir. Minber gazetesindeki bazı takma adla yazılan makalelerin Mustafa Kemal’e ait olduğuna inanmaktaydı.[45] Yurdun çeşitli yerlerinde konferanslar verdi, dergilerde belli konularda seri makaleler neşretti. Bu makale serileri ileride kitap haline getirilecek biçimde düzenlenmişti. Türk edebiyatında takma adlar üzerine araştırması ileride kitap haline gelecekti. Bu alandaki çalışmalarının özeti Samsun’da çıkan Kardelen isimli dergide neşredildi.

         

         

        ABD’de Çocuklarda Pneochrolocytoma ve toprak yeme anemisi konusundaki çalışmaları ve buluşları dolayısıyla Tıp Ödülü(1956), NATO Şeref Madalyası(1968), Milliyetçi Çin Şeref Madalyası (1972), Kore Şeref Madalyası (1972) gibi ödüller almıştır. 4 Nisan 1989 tarihinde Selçuk Üniversitesi tarafından fahri doktorluk payesi verilmiştir.

         

         

        Dış görevlerinin sona ermesinden sonra yeniden Ankara’ya döndüğünde cemiyet çalışmalarına faal olarak iştirak etti. 1986 yılında Türk Ocakları Merkez Heyeti’nin yeni çalışma dönemine başlamasından sonra Hars Heyeti üyeliğine seçildi. Türk Ocakları Merkez Heyeti’nin bir vakıf kurulmasını kararlaştırması üzerine 30 Ocak 1988’de, Ankara’da yapılan toplantıya katıldı. Bu toplantıda Türk Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı’nın kurulmasına karar verilmesinden sonra, 12 Mayıs 1989 tarihinde senedi tasdik edilmiş ve ilgili mahkeme tarafından 18 Ağustos 1989 tarihinde tescil edilmiştir. Tevetoğlu, vakfın kurucu heyetinde yer almış, ilk kongreye kadar faaliyetleri yürütmek üzere müteşebbis mütevelli heyet üyeleri arasında bulunmuştur. 11 Kasım 1989 tarihinde yapılan genel kurul toplantısında Mütevelli Heyet Başkanı seçilmiştir.[46]

         

         

        27 Kasım 1989 akşamı kalp krizi geçirerek vefat etti. Ölüm onu ‘Ali Fethi Okyar’ hakkında hazırladığı eserin notlarını tashih ederken buldu.[47]1989 Şubat ayında kardeşi yüksek mimar Subhi Tevetoğlu’nu, ölümünden iki ay öncede damadını kaybetmişti.[48]Cenazesi 30 Kasım 1989 Perşembe günü saat 10.30’de TBMM ‘deki resmi töreni müteakip tarihi Türk Ocağı binasına getirilmiştir. Burada umumi reis Prof. Dr. Orhan Düzgüneş, merhumun Türk Ocakları’na yaptığı hizmetleri anlatan bir konuşma yapmıştır. Öğle vakti Hacıbayram Camii’nde kılınan cenaze namazını müteakiben Samsun’a götürülerek 1 Aralık 1989 günü Samsun’da toprağa verilmiştir. Ölümünden sonra basında hakkında birçok yazı neşredildi. Eski mücadele arkadaşları vefatına kadar elinden bırakmadığı kalemiyle Türk kültürüne büyük hizmetler yapan Tevetoğlu’nu çeşitli yönleriyle değerlendirdiler.[49] Sağlığında kendisi hakkında hazırlanan bir eser aradan yıllar geçmesine rağmen gün yüzüne çıkmadı.[50] Kendisi gibi asker olan Mert Gönül’ün hazırladığı, Türk Düşünce ve Siyasi Hayatında Dr. Fethi Tevetoğlu isimli doktora tezi Türk Ocakları Ankara Şubesi tarafından basıldı.[51]

         

         

         

        Siyasi Faaliyeti

         

         

        Tevetoğlu, lise öğrenciliği döneminde tanıştığı Türkçülük fikrine sanat ve ilmi manada ölünceye kadar hizmet etmiştir. Bu hizmet döneminde hapis yatmış, siyasi ve ilmi faaliyetiyle, aldığı manevi değeri yüksek mükâfatlarla sevenlerin gönlünde en yüce makama çıkmıştır. Yine bu hizmetleri sebebiyle çok sevildiği kadar çok ta düşman kazanmış, siyasi muarızlarıyla meclis kürsüsünde, kalemiyle gazete ve dergilerde şiddetli polemiklerde bulunmaktan kaçınmamıştır.1961 Anayasası’nın getirdiği serbestlik ortamının sağladığı imkânlarla batı ve doğudan çok sayıda Marksist eser tercüme edilmiş, sol giderek fikir akımı olmaktan çıkarak ihtilalin şehir veya kırdan yapılması üzerinde yoğun teorik tartışmaların yapıldığı eylem çizgisine ulaşmıştır. Tevetoğlu, böyle bir ortamda önemli çalışmalar yapmış ve şimşekleri üzerine çekmiştir.[52]Onun faaliyetleri ve yoğun bir emek ürünü olan yazdıklarını ölümünden yıllar sonra, cevap verme imkânının bulunmadığı bilindiği halde ,‘pi


Türk Yurdu Mart 2012
Türk Yurdu Mart 2012
Mart 2012 - Yıl 101 - Sayı 295

Basılı: 20 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele