Hayatımız, Kirkit Dokumalar

Şubat 2014 - Yıl 103 - Sayı 318

        Kirkitli dokumalarla ilgili ilk bilimsel çalışmaların 1891 yılında Viyana da açılan bir halı sergisi ile başladığı çeşitli kaynaklarda belirtilmektedir (Benerli 1949: 57; Aslanapa 1978:9).

         [gid]150[/gid]

        Yapılan inceleme ve araştırmalara göre, dünya üzerinde 30 ile 45 kuzey enlem dereceleri arasında tüm Asya’yı kuşatan bölgeye kirkitli dokuma kuşağı denilmektedir. Bu kuşakta yer alan bölgeler ise Suriye, Türkiye, Osmanlı İmparatorluğu’nun Balkanlardaki toprakları, Doğu Kafkasya, İran, Orta Asya, Moğolistan, Çin ve Hindistan olarak belirtilmektedir (Erdman 1960: 85; Özgirgin 1971:2; Denny 1979: 9). Orta Asya’da olduğu gibi Anadolu’da 7-8 bin civarında Türk boyu (Türkay 1979; Sümer 1980; Gündüz 1997; Sakin 2010; Hallaçoğlu 2010) yaşamakta ve dokuma yapmaya da devam etmektedir. Her boyun halısı, kilimi, cicimi sumağı, üzerinde taşıdığı düzenleme bakımından farklıdır. Ancak her boy kendi bezeme düzenini sürekli tekrarlayarak günümüze kadar taşımayı inançlarının gereği görür. Sibirya’dan Anadolu’ya taşlar ve dokumalar üzerine çizimler yaparak yaşam serüvenlerini anlatan Oğuz boyları, düz dokuma yaygı türlerini, günlük kullanım malzemeleri olarak üretmişlerdir (Acar 1982: 13).

         

        Söylenildiği gibi Türkler Anadolu’ya 1071 yılında gelmemişlerdir. Onların gelişleri çok daha önce ki tarihlere dayanmaktadır. Bu durum önce anlatılmış, sonra Anadolu’nun çeşitli illerinde bulunan kaya resimlerinde (Somuncuoğlu 2010:214-540) görüldüğü üzere kayalara çizilmiş, sonra yazılmış biçimlerdir. Bunlar kirkitli dokumalarda bulunan tamka, bezeme, yanış gibi düzenlemelerle benzerlikler gösterir. Amasya Oluz Höyük’te yapılan kazılar da bu görüşün doğruluğunu kanıtlar nitelik taşımaktadır (Dönmez 2012: 34).

         

        Geçmişte evi keçe ve dokumadan olan atalarımız, kirkitli dokumaları, barınaklarının her alanında kullanmışlardır. Soğuktan koruyan halı (Fotoğraf No:1-2) özel günlerinde zenginliğin ifadesi olarak, çadırın duvar, zemin bölümünde kullandıkları bilinen kilim (Fotoğraf No:3); yere serildiğinde mozaik, duvara gerildiğinde duvar resmi oluverir. Erzak torbası olan sumak, giysileri taşıyan zili (Fotoğraf No:4) dokumalar, ahşabın üslendiği görev gibi dolap özelliği taşımaktadır. Her bir dokuma türünü, yüzeyinde bulunan süslemeler sayesinde hangi amaçla dokunduğunu ve kullanılma alanın ayrımını yaparız. Çok özel olan bu dokumalardan biri de taşınırken denklerin üzerini örten ve hangi boyun göçtüğünü, uzaktan bakana anlatan cicim (Fotoğraf No:5)dir.

         

        Her bir dokumanın ne iş ve anlam taşıdığını bilerek kuşaklarca dokumaya devam eden kadın atalarımız, yaşadığı dönem içinde kültürünü, inancını; bezeme ve renklerle kelime kelime işlemiş, cümleler halinde yeni kuşaklara, geçmişteki sosyolojik, psikolojik yapının ne olduğunu vurgulayarak, her bir parçayı, ilme ilme, renk renk bezeyerek dokumuş, bu durumu da günümüze kadar aktarmayı kendisine görev bilmiştir. Anadan kıza geçen geleneksellikle, çeyiz beşik, kefen, vb. mutluluk, üzüntü gibi yaşam biçimini içine alan anlatım yüzeylerini; bize, öğrenin sahiplenin dercesine sunarak, geçmişe saygıyı öğütlemiştir. Türk’ün hayatı olan kirkitli dokumaların, fonksiyonları dışında, üzerlerinde taşımış oldukları renk, bezeme yani düzenleme özelliğiyle, bulundukları göçer toplumun sosyal, ekonomik, kültürel, dini, yapılarını da sergilemekte, toplumsal bir mesaj ilettikleri de bilinmektedir. Hangi Türk boyuna ait olduğunun tespiti, bugün ülkemizde yaşananlar nedeni ile bir kez daha önemini artırmış durumdadır. Geçmişin tespiti; günümüzün aidiyet duygunu, kimlik, kişilik onurunu yansıtmak adına dokumalarımız çok önemlidir.

         

        Kirkitli dokuma konusunda dünya ülkelerinin hiç biri; bezeme, renk ve düzenleme bakımından bizim kadar zengin örneğe sahip değildir. Durdurulmaya yüz tutmuş bu geleneğimizi sürdürmek, yapmış olduğumuz gözlem sonucu yöre dokumacılığı, malzeme maliyetinin yüksekliği, dokumacılara ödenen paranın azlığı nedeni ile gitgide yok edilmektedir. Turistik bölgelerde dokumalar satışa sunulsa da üretilen yaygılar tüccarlar tarafından yöre dışına çıkartılmakta veya yöreye özgü yanış ve dokuma tekniği dışında siparişler verilerek yörenin dokuma özellikleri yok edilmektedir. Buna rağmen konuyla ilgili bilimsel araştırmalar müzelerimize mal olmuş örnekler üzerine yazılmaya devam etmekte, alan araştırması yapılıyor olsa da boylara ait sınıflama yapmadan, araştırmacıların verdikleri isimlerle anılmaları yozlaşmaya sebep olmaktadır. Bilimsel nitelikte ciddi bir çalışma ise çok az görülmektedir. Oysa Türkiye’mizin her bir köşesi dokuma örnekleriyle doludur. Doğal nedenlerle ya çürümeğe bırakılmış ya da üretimi gelişen teknoloji nedeni ile makineleşmiştir.

         

        Tekstil Endüstrisi Türkiye›de Cumhuriyet dönemiyle başlamış ve bugün büyük gelişme göstermiştir. Bu durum sahil kesimlerinde, geçim kaynaklarının, turizme yönelik olması, üretimde zorluk ve emeğin maddesel karşılığının yeterli olmaması, halı üretiminde makineleşme ve kimyevi boyalar kullanarak seri imal edilmesi, gelenekselliğini koruyarak anadan kıza öğretilip çeyiz yapmak amacıyla üretilen dokumacılık sanatını yok olmaya zorlamaktadır. Genç kızlarımızın çeyizlerinde olmazsa olmazı olan halılarımız, yerini teknoloji üretimli, geleneğinde halıya hiç yer vermemiş, tasarımcıların piyasayı yönetmesi yüzünden, gençler halımsılarla evlerini döşer olmuşlardır. Bu halılar sentetik ve yapay ipler, boyalar hatta naylonlarla hayatımızı tehdit eder boyutta içlerinde toz, kir, kimyasal barındıran kullanım malzemeleri haline dönüşmüştür. Çocuklarımızın üzerinde yuvarlanarak, uzanarak, oynayarak büyüyüp, bezeme düzenine bakıp sorular sorarak kültürünü öğrendiği doğal boyalı yün kirkitli dokumalarımız, yozlaşmış ya da yok olmuştur.  


         

                    * Dr., Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi, nuran_say@ hotmail.com

        Acar, B.( 1982) Kilim. Cicim. Zili, Sumak Türk Düz Dokurma Yaygılar İstanbul, Eren Yayınları.

        Aslanapa, 0.(1978) Türk Halı Sanatının Bin Yılı, İstanbul: Çeltüt Matbaacılık.

        Benerli, R.(1949) “19. Asırdan Sonra Türk Halıcılığı” Feshane Mensucat Meslek Dergisi, C: 2 İstanbul-1949, S:4 s. 57-    59.

        Denny, B. W.(1979) (Çev. Necati Oğuz), “Techniques Of Rug Weawing” Oriental Rug, The Smitbsonian İnstitu-tio’s National Museura Of Desing» 1979, s.9-21

        Dönmez, Şevket. (2012).  “1000 YAŞINDAKİ Müslüman Kızın mezarı başında dua ettik”- Ocak NTV Dergi, S:36, s:(26-35)

        Erdman, K. (1960) Der Türkiçfa Teppich Pes 15. Zahrhuderts İstanbul: İ.Ü. E. F. Yayınları,

        Gündüz, Tufan. (1997). Anadolu’da Türkmen Aşiretleri “Bozulus Türkmenleri 1540 -1640Ankara: Bilge Yay.

        Halaçoğlu, Yusuf. (2010). Türkiye’nin Derin Kökleri Osmanlı Kimliği ve Aşiretlerİstanbul: Babıali Kültür Yay.

        Özgirgin, M. (1971) Türk Halıcılığı, Geçmişi, Bugünkü Durumu, Gelişmesi İçin Alınması Gereken Tedbirler ve Yurt Halıcılığında Sümerbank›ın Yeri, Ankara, Sümerbank Yayınları.

        Sakin, Orhan. (2010). 16 yy. Osmanlı Arşiv Kayıtlarına Göre Anadolu’da Türkmenler ve Yörükler (Boylar, Kabileler, Cemaatler) İkinci baskı İstanbul: Ekim Yay.

        Somuncuoğlu, S (2010). Sibirya’dan Anadolu’ya From Siberıa to Anotolıa Taştaki Türkler The Turks Oh The Rock İstanbul: At Ok Yay.

        Say, N.(2009) “Ala-Yuntlu Halılarından (Muğla-Marmaris) Üç Örnek” Erdem, Atatürk Kültür Merkezi Dergisi, Sayı 53 Ankara, s.198.

        Say, N.(2009) “Çiğan-Çayan (Konya-Ereğli-Çayhan) Halılarından Üç Örnek” II. Uluslararası Türk El Dokumaları (Tekstil) Kongresi ve Sanat Etkinlikleri, S.Ü., Selçuklu Araştırmaları Merkezi Başkanlığı Yayınları Konya, s.245.

        Sümer, F. (1980). Oğuzlar (Türkmenler) Tarihleri-Boy teşkilâtı- Destanları İlavelerle 3 baskı İstanbul: Ana yayınları

        Türkay, C. (1979)Başbakanlık Arşiv Belgelerine Göre, Osmanlı İmparatorluğunda Oymak Aşiret ve Cemaatlar, Tercüman Kaynak Eserler Dizisi İstanbul 1979


Türk Yurdu Şubat 2014
Türk Yurdu Şubat 2014
Şubat 2014 - Yıl 103 - Sayı 318

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele