Türk Ocağı Asırlık Bir Çınardır!

Mart 2012 - Yıl 101 - Sayı 295

        Çınar, kendi adı ile söylenen çınargiller ailesinin en güzel örneğidir. Sağlam, sağlıklı, otuz kırk metre boylanabilen, gövdesi ve dalları çok iyi gelişen, uzun ömürlü, çok geniş bir toprak üstü azamet ve ihtişama sahip, teorik olarak kökleri de en az tacı kadar geniş ve derin olan ve toprak altında olabildiğince yayılan, parçalı ve geniş yapraklı bir ağaç! Çınarın söylenebilecek daha başka özellikleri de olmakla beraber en önemlileri, hastalık ve zararlısının hemen hemen hiç olmaması, yapraklarını en geç döken ağaçlardan olması, hatta önemli bir kısmını yeni yaprakların meydana gelişiyle birlikte dökmesi, gölgesinde hemen her varlığa yer olması ve kollarını yüce Tanrı’ya gönülden dua eden bir zahit gibi göğe açmış, ihlas ve samimiyet abidesi olmasıdır.

         

        İşte çınar, vasıflarının önemli bir kısmını zikretmeye çalıştığımız böyle ulu bir ağaçtır. Onun için de fıtraten önemli bir takım meziyetleri olan insanlar, ömrü uzun, sağlıklı ve fonksiyonel kurumlar, tarihin derinliklerinde kökleri olan ve yaşadığı yüzyıllar boyunca milletine ve teb’asına sağlık, güven, emniyet, huzur ve refah temin eden, güçlü ve adil devletler, bizim kültür ve medeniyetimizde çınara benzetilmekte ve telmih edilmektedir.

         

        Milletimizin ocağı, Türk Ocakları da bundan dolayı, yaşı yüzüncü yılını idrak eden bir çınara benzetilmektedir. Ocak, işte bu mart ayında yüz yaşını ikmal etmiş, asırlık bir çınardır. Yüce Tanrı’ya dua ediyor ve istiyorum ki, bu asırlık çınar daha nice asırlar çok boyutlu bir vizyon ile bu güne kadar yüklendiği ve olabildiğince yerine getirdiği misyonuna devam etsin!

         

        Elbette ki, Türk Ocağı’nın kurulduğu günlerin ve ortamın şartları Allah’a şükürler olsun ki bugün söz konusu değildir. Ancak Türkiye’nin hatta bütün Türk dünyasının, Türklerin ve Türklüğün çok ciddi ve kökleri derinlerde olan sorunlarının bulunduğu da bilinen bir gerçektir. Bu sorunların milli bir bakış açısı ile ele alınması ve bunlara akılcı ve uygulanabilir çözümler üretilmesi devletin ve hükümetlerin olduğu kadar, aynı zamanda sivil toplum kuruluşlarının da görevidir. Şüphesiz ki Türk Ocakları bir sivil toplum kuruluşu olarak bu görevin şuurundadır. Bunun için yapılacak işlerin başında gelen, Türk kültürü ve kimliğinin geriden gelen nesillere verilmesi, anlatılması ve benimsetilmesidir. Günümüzde ve yaşadığımız ortamda bu konuda çok ciddi problemlerin ve tıkanıklıkların olduğu bilinen bir gerçektir. Esasen bu görev millet adına onun organize gücü olan devletin, daha doğrusu maarifimizin asli vazifesidir. Milletin ta anaokulundan başlayarak bütün fertlerine en azından bir aidiyet duygusu kazandırılması devletin en önemli varlık sebeplerindendir. Bu da bazı ritüeller ve davranışlar ile bireylerin her seviyedeki eğitimi ile yapılacak bir iştir. Fakat esefle görüyor ve tespit ediyoruz ki, devletin günümüzde bu görevi yapamadığı bir yana, genç nesillerimizin fıtraten sahip olduğu hasletleri bile korunamamaktadır. Hatta onları bozmakta ve her türlü zararlı cereyana ve kültür emperyalizmine açık, dejenerasyona müsait hale getirilmektedir. Bu bakımdan gençlere milli bir kimlik, belli bir millete aidiyet duygusu, sağlam bir karakter ve şahsiyet kazandırmak, Türk Ocağı gibi köklü, derinliği ve milli kültür birikimi olan sivil toplum kuruluşlarının görevi olmaktadır.

         

        Bizim Ulu Çınar, zaman zaman budanmakla beraber her defasında daha gür ve kuvvetli gelişmiş, tam yüzyıldan beri yukarıda anlatılan misyonu, her türlü yabancı ideolojilerden uzak, günlük siyasetin üzerinde olan bir anlayış ve ihlâsla gerek genel merkez ve gerekse yurt sathına dağılmış şubeleri ile birlikte yerine getirmeye büyük bir gayret sarf etmiş ve halende etmektedir. Türk Ocakları hemen her konuda yaptığı kitap, dergi, bülten gibi yayınlar başta olmak üzere, hem genel merkezdeki hem de şubelerdeki hars heyetleri ve gençlik kolları, akademik çalışma grupları, hanımlar icra kurulları, sinema ve tiyatro konularında, klasik ve Türk halk müziği alanlarında faaliyet gösteren sanat kolları ile bu görevi yerine getirme gayreti içindedir. Elbette ki daha bu alanlarda yapılacak pek çok iş bulunmaktadır. Yapılan sempozyum, konferans, seminer, sohbet toplantıları ile hem gençler ve hem de bütün halk aydınlatılmaktadır. Hiç şüphesiz ikinci yüzyılda da yeni bir güç ve enerji ile çalışmalara ve ilerlemeye devam edilecektir.

         

         

        Türk Ocakları aynı zamanda bir eğitim ve davranış geliştirme ve insan ilişkilerini tanzim etme yuvasıdır. Türk Ocakları her yaştan ve sınıftan, meslek ve hatta meşrepten insan için bir halk okuludur. Türk ocaklarına gelen herkes ve özellikle gençler günlük hayatın hemen bütün pozitif davranışlarını, orada görerek, yaparak ve yaşayarak kazanmaktadırlar ve kazanmalıdırlar. Türk Ocaklı büyüklerimizin her biri gençlerimiz için birer prototip olduklarının bilincindedir, öyle olmalıdır. Türk Ocakları gençlerimize ve hatta ocağa gelen herkese, bir ocaklı gibi oturup kalkmasını, bir ocaklı gibi bilgi ve kültür sahibi olmasını, bir ocaklının sahip olması gerekli davranışları göstermeli, hâsılı Türklük ailesine mensubiyeti, Türk gibi düşünmesini ve kendisini bu büyük ailenin bir ferdi olarak hissetme yeteneğini kazandırmalıdır.

         

        Türk Ocakları kurulduğu günden beri yüz binlere ışık tutmuş ve yol göstermiş, moral ve güç kaynağı olmuştur. Elbette ki bu kutsal görev ve sorumluluk anlayışı bugün de devam etmekte ve ocak tüttüğü sürece devam edecektir. Ocak’tan feyz alanlar gerek Birinci Cihan Harbi’nde ve gerekse İstiklâl Savaşı’nda vatan ve milletin, dini İslam’ın savunulması için şehitlik mertebesine ve gazilik şerefine ulaşmışlardır. Türk Ocaklılar, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin hem fikren hem de fiilen kurucu kadrosu olmuşlardır. Başta Büyük Kumandan ve Devlet Adamı, Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, erken Cumhuriyet Dönemi’nin yenilikçi ve yaratıcı kadrosu kâmilen Türk Ocaklıdır. O günlerden bu günlere değişik merhalelerden geçen, devlet ve millet hizmetinde başarılan her olumlu işte Ocağın ve Ocaklı kadroların çok büyük payı bulunmaktadır.

         

        1962 yılından bu güne kadar geçen yarım asırdır, Türk Ocağı’ndan feyz almış biri olarak, maddi ve manevi bakımdan yetişmemizde, gelişme ve olgunlaşmamızda son derece büyük etkisi olan Türk Ocaklarının, ilelebet tütmesini Yüce Allah’tan niyaz ediyorum ve elli yıldır hem bir üye, bir nefer olarak ve hem de Genel Merkez Üyeliği ve uzunca bir zaman Genel Başkan Yardımcılığı dâhil, Ocağın hemen her kademesinde şerefle hizmette bulunmuş biri olarak çocuklarımıza bıraktığımız en büyük ve onurlu manevi mirasın bu olduğudur. Daha nice yüzyıllara, ey Ulu Çınar!..

         


Türk Yurdu Mart 2012
Türk Yurdu Mart 2012
Mart 2012 - Yıl 101 - Sayı 295

Basılı: 20 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele