1912’den 2012’ye Türk Ocakları Tarihi-Çalışmaları- Görüşleri

Mart 2012 - Yıl 101 - Sayı 295

        Aziz Ocaklı,

        Sen Türk’ün gören gözü, duyan kulağı, uyanık vicdanısın.  

                                                                        Hamdullah Suphi 

         

        Kuruluşu

         

        Türk milliyetçiliğinin en uzun ömürlü en geniş kapsamlı kuruluşu olma şerefini taşıyan  “Asırlık Hizmet Çınarı Türk Ocakları”nın kuruluş çalışmaları, 1911’de Askerî Tıbbiye öğrencilerinin harekete geçmeleri ile başlamıştır. 

         

        Osmanlı Devleti, içinde farklı dinleri ve kavimleri barındıran çok dinli ve çok kavimli bir sosyal-kültürel yapıya sahipti. Devletin güçlü devirlerinde bu farklılıklar, devletin bütünlüğüne zarar vermiyordu. Ancak, Osmanlı Devleti’nin 19. yüzyıldan itibaren siyasi, ekonomik, askerî vb yönlerden zayıflaması ve Fransız İhtilâli’nden sonra Avrupa’da yükselen milliyetçilik hareketleri, önce Hristiyan sonra da Türk olmayan Müslüman tebaa arasında ayrılıkçı fikirlerin yayılmasına sebep oldu. Osmanlı devlet idarecileri ve aydınları çare olarak “vatandaşlık” esasına dayanan “Osmanlıcılık” ve “dindaşlık” temeline dayanan “İslâmcılık” politikalarını geliştirdilerse de ayrılıkçı hareketleri önlemek mümkün görünmüyordu. 20. yüzyıl başında Hristiyan ve Müslüman gayri Türk unsurlar, ayrılıkçı derneklerini kurmuşlar, dergilerini de yayımlıyorlardı. Kısaca Türklerden başka her unsur, kendi milliyetlerinin propagandasını yapıyordu.

         

        İşte bu durumu gözlemleyen Askerî Tıbbiye öğrencileri, kendilerinden önceki nesiller gibi, Türk milleti aleyhine gelişen ve Türk milletini bir çöküşe doğru götüren bu duruma seyirci kalmamak düşüncesiyle aralarında gizli toplantılar yaparlar. Nihayet “190 Tıbbiyeli Türk Evlâdı” adına öğrenci temsilcilerinden Hüseyin (Baydur) tarafından hazırlanan 11 Mayıs 1911 tarihli bir “Beyanname”yi, devrin güvendikleri milliyetçi aydınlarına gönderirler ve ziyaretlerine giderek yardımlarını isterler.  Tıbbiyeli gençlerin sesine kulak veren milliyetçi aydınlardan Mehmet Emin, Ahmet Ağaoğlu, Ahmet Ferit, Yusuf Akçura, Mehmet Ali Tevfik ve Fuat Sabit, gençlerin temsilcileri ile Ahmet Ferit Bey’in evinde yapılan bir toplantıda, “milliyet esasına dayanan” bir derneğin kurulmasına karar verirler. Daha sonra 20 Haziran 1911’de Ahmet Ağaoğlu’nun evinde yapılan ikinci toplantıda kurulacak derneğe Dr. Fuat Sabit’in teklifi ile “Türk Ocağı” adı verilmiş; ilk tüzük taslağı hazırlanmış ve geçici yönetim kurulu seçilmiştir. Geçici yönetim kuruluna Millî Şair Mehmet Emin (Yurdakul) (Başkan), Yusuf Akçura (2. Başkan), Mehmet Ali Tevfik (kâtip), Dr. Fuat Sabit (muhasip) seçilmişlerdir. Böylece Türk Ocağı fiilen kurulmuştur. Fiilen kuruluşundan itibaren yapılan uzun bir hazırlık devresinden sonra resmî kuruluş 25 Mart 1912’de tamamlanmıştır. Türk Ocağı’nın ilk resmî yönetim kuruluna Ahmet Ferit (Başkan), Yusuf Akçura, Mehmet Ali Tevfik, Dr. Fuat Sabit seçilmişlerdir.[1]

         

        Türk Ocağı’nın ilk tüzüğünde kuruluş amacı ve ilkeleri şöyle belirtilmiştir:

         

        2. madde: Cemiyetin maksadı, akvam-ı İslâmiye’nin bir rükn-ü muhimi olan Türklerin millî terbiye ve ilmî, içtimaî, iktisadî seviyelerinin terakki ve ilasıyla Türk ırk ve dilinin kemaline çalışmaktır.

         

        4. Madde:Ocak, maksadını tahsile çalışırken sırf millî ve içtimaî vaziyette kalacak, asla siyasetle uğraşmayacak ve hiçbir vakit siyasi fırkalara hadim bulunmayacaktır.[2]

         

        Büyük ümitlerle kurulan Türk Ocağı, kuruluşundan bir süre sonra Ahmet Ferit’in,siyasi parti kurmak için başkanlıktan ayrılması, Türk milliyetçiliğine karşı olan özellikle Osmanlıcı-İslâmcı zihniyetin ağır tenkitleri ve maddî imkânsızlıklar vb sebeplerle kapanma tehlikesi ile karşı karşıya kalır. Ocaklı gençler, duruma çara ararlar ve yapılan toplantılardan birinde Hamdullah Suphi’ye başkanlık teklifi götürürler, gençlerle beraber Ocağa gelen Hamdullah Suphi, teklifi kabul eder. Teşkilâtçılık ve büyük hatiplik kabiliyetiyle Ocağı yeniden canlandıran Hamdullah Suphi, Türk Ocağı ile adeta özdeşlemiş; Türkçülüğün faal bir lideri ve Ocağın unutulmaz tarihî başkanı olmuştur. [3]

         

         

        Meşrutiyet Dönemi Çalışmaları 

         

        Hamdullah Suphi’nin başkanlığında büyük bir gelişme gösteren Türk Ocağı, 1918’e kadar üye sayısını, 2743’e; İstanbul dışındaki şube sayısını da 25’e ulaştırmıştır. Bu dönemde İstanbul Tük Ocağı, konferansları, temsilleri, konserleri, yayınları, serbest dersleri ve kitaplığı ile bir millî kültür merkezi olmuş; adeta açık üniversite gibi çalışmıştır. Pek çok öğrenciye burs verdiği gibi, Türkistan’dan gelen önemli kişi ve heyetlerin uğrak yeri olmuştur.   

         

        Türk Ocağı, bütün bu çalışmaları yaparken iktidardaki İttihat Terakki Partisi’yle iyi ilişkiler içinde olmuş; fakat günlük siyasi politikaların içine girmeden özerk yapısını da devam ettirmeyi başarmıştır.

         

         

        Millî Mücadele ve Atatürk Dönemi Çalışmaları

         

        1918 Mütarekesi’nden sonra, İzmir’in işgali üzerine İstanbul mitinglerinin düzenlenmesine öncülük eden Türk Ocakları, İstanbul’un işgali sırasında ilk basılan ve kapatılan yerlerden birisi olmuştur.

         

         İstanbul’da tutuklanmaktan kurtulabilenler, Ankara’ya geçerek Millî Mücadele’yi bütün varlıkları ile fikren ve fiilen desteklemişlerdir. Mustafa Kemal’in Ankara’daki yakın çevresindekilerin başta Hamdullah Suphi olmak üzere Türk Ocaklılar olduğunu Enver Behnan Şapolyo şöyle anlatıyor:

         

        “Hamdullah Suphi’nin gelişinden Gazi M. Kemal Paşa ziyadesiyle memnun olmuştu. Onun etrafında bir fikir halkası teşekkül ediyordu. Çankaya’da Atatürk’ün fikir arkadaşlarının hepsi de Türk Ocaklı idiler. Kâzım Karabekir dâhil olmak üzere, Hamdullah Suphi, Yusuf Akçura, Halide Edip, Ağaoğlu Ahmet, Reşit Galip, Mustafa Necati, Vasıf Çınar, Celâl Sahir, Mahmut Esat, Ruşen Eşref, Veled Çelebi, Besim Atalay, Tunalı Hilmi vb hepsi de ateşli ve gayeye inanmış Ocaklı milliyetçilerdir.[4]

         

        Türk Ocakları ünlü başkanı Hamdullah Suphi, 1921 ve 1925’te olmak üzere Atatürk döneminde iki defa Millî Eğitim Bakanlığı yapmış; Mehmet Âkif’in, “İstiklâl Marşı”mızı yazmasını ve Meclis’te kabul edilmesini sağlamıştır. Harf İnkılâbı sırasında Millî Eğitim Bakanı olan Mustafa Necati de Türk Ocaklıdır.

         

        Millî Mücadele yıllarında fiilen kapanan Türk Ocakları, zaferden sonra 1922 sonbaharından itibaren çalışmalarına yeniden başlamıştır. Başkumandan Mustafa Kemal de Ocakların açılmasını teşvik etmiş ve önemli maddî yardımlarda bulunmuştur. Cumhuriyet’le birlikte büyük bir gelişme gösteren Türk Ocakları, Atatürk’ün ve inkılâpların büyük destekçisi olmuştur. Nitekim Atatürk de “Türk Cumhuriyeti’nin inkılâbının Ocaklara istinat ettiğini” söylemiştir.

         

        Türk Ocakları, Atatürk’ün isteği ve Bakanlar Kurulunun 2 Aralık 1924 tarihli kararı ile “kamu yararına çalışan dernek” olarak kabul edilmiştir.[5]

         

        1922’den itibaren hızla gelişip yayılan Türk Ocakları, 1931’de Cumhuriyet Halk Partisi’ne iltihakına kadar Türkiye’nin en büyük sivil toplum kuruluşu olmuştur. 1926’da şube sayısı 217’ye, üye sayısı ise 30.000’e ulaşmıştır.  Üyeleri, ülkemizin genç, dinamik, kültürlü kesimidir. Halk arasında da nüfuz ve itibarı yüksek bir kuruluş durumundadır. Türk Ocaklarının Kurultaylarına da katılan Atatürk, 1923’ten itibaren çıktığı yurt gezilerinde uğradığı il ve ilçelerde Türk Ocaklarını daima ziyaret etmiş; Türk Ocaklılara hitaben önemli konuşmalar yapmıştır.[6] 

            

        Bugünkü Türk Tarih Kurumunun ilk şekli de Türk Ocaklarının 1930 yılı Kurultayında kurulmuştur.

         

        Kısaca söylersek, Türk Ocakları, Türkiye Cumhuriyeti’nin fikir temellerini hazırlayan kuruluş olarak Cumhuriyeti’nin kuruluş ilkelerini ve inkılâpları halka tanıtmayı ve halkı aydınlatmayı “kutsî bir vazife” bilmiştir.[7]  Çünkü “Türkiye Cumhuriyeti, Türk milliyetçilerinin idealindeki millî devlet olarak kurulmuştur.[8]

         

         

        CHF’ye İltihak Yahut

        Türk Ocakları Kapatılıyor (10 Nisan 1931)

         

         

        1930 yılı Türkiye’de önemli gelişmelere sahne olmuştur.  Dünya ekonomik buhranı, Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın kurulması, Menemen olayları, Cumhuriyet yetkililerinde inkılâpların yerleşmesi konusunda bazı şüpheler uyandırmıştır. Bu durum CHF’yi âdeta yeniden yapılanmaya yöneltmiştir. Bu yöneliş, CHF’yi otoriter “tek parti yönetimi”ne götürecektir. 

         

        Türk basınında Türk Ocaklarının kapatılacağı konusunda gayr-i resmî ilk haberler 20 Mart 1931’de duyurulur. Türk Ocaklarının kapatılmasına veya CHF’ye katılmasına dair basında çıkan ilk haberlerden sonra, konu 24 Mart 1931’de Çankaya’da Mustafa Kemal’in başkanlığını yaptığı bir toplantıda değerlendirilir. Toplantıdan sonra Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal, kapatılma veya CHF’ye iltihak gerekçesini, Ruşen Eşref’e verip yayımlattığı beyanatında şöyle açıklamıştır:

         

        Memleketin ve inkılâbın içeriden ve dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşı masuniyeti için, bütün milliyetçi ve cumhuriyetçi kuvvetlerin bir yerde toplanması lâzımdır. Teessüsü tarihinden beri ilmî sahada halkçılık ve milliyetçilik akidelerini neşir ve tamime sadakatle imanla çalışan ve bu yolda memnuniyeti mucip hizmetleri sebketmiş olan Türk Ocaklarının aynı esasları siyasi ve tatbiki sahada tahakkuk ettiren Fırkamla bütün maması ile yekvücut olarak çalışmalarını münasip görürüm. Bu kararım ise millî müessese hakkında duyduğum itimat ve memnuniyetin ifadesidir. Aynı cinsten olan kuvvetler müşterek gaye yolunda birleşmelidirler. [9]

         

        Nihayet, Türk Ocakları Merkez Heyeti’nin daveti üzerine 10 Nisan 1931’de olağanüstü toplanan Kurultay’da, “Ocakların feshine ve sahip olduğu bütün hakların bütün vecibeleriyle birlikte Cumhuriyet Halk Fırkası’na devrine” oybirliği ile karar verilmiştir.[10]

         

                    Türk Ocakları kapatıldığı zaman 267 şubesi, 32.000 üyesi bulunmaktaydı.[11]

         

        Türk Ocaklarının kapatılma kararından sonra Genel Başkan Hamdullah Suphi de 25 Mayıs 1931 tarihli Bakanlar Kurulu Kararnamesi ile Bükreş Orta Elçiliği’ne tayin edilmiştir. Ocakların kapatılması konusunda Türk Ocaklıların ve araştırmacıların değişik yorumları vardır. Türk Ocaklarının dış Türklerle ilgilenmelerinin Sovyet Rusya’da yarattığı tedirginlik; Ocaklıların iç siyasetle ilgilenen bir güç haline gelmesi, Muhalefet partisi olarak kurulan Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın bazı Ocaklılar tarafından desteklenmesi, önemli sebepler arasında gösterilmektedir.

         

        Türk Ocağının kapatılmasında veya Cumhuriyet Halk Fırkası’na iltihakında Ocağın seçkin, dinamik üye ve fikir yapısı ile halk içindeki itibar ve nüfuzunun, önemli rol oynadığı şüphesizdir.[12]

         

         Türk Ocakları, 1912’den beri yaklaşık 20 yıllık ilk dönemdeki faaliyetleri ile Türk fikir, kültür ve siyaset tarihinde yönlendirici bir rol oynamıştır.[13]

              

         

        Çok Partili Sistem İçinde

        Ocakların Yeniden Açılışı (10 Mayıs 1949)

         

         Türk Ocaklarının ünlü Başkanı Hamdullah Suphi, Ocakların kapatılmasından sonra gönderildiği Romanya elçiliğinden 1944’te ayrılıp Türkiye’ye döner. 1946’da başlayan çok partili dönemle birlikte gelen siyasi serbestlik, Türk Ocaklarının kapatılmasını içlerine sindiremeyen Türk Ocaklıları da harekete geçirir. Ocakların tekrar açılması için çalışma başlatılır. Fakat Hamdullah Suphi, siyasî husumet uyandırır endişesiyle bu hareketi önler. Ocağın tekrar açılması için uygun zamanı bekler.

         

        Hamdullah Suphi, 1946 seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi’nden Mersin Milletvekili olarak Meclis’e girer. Partide muhalif gurup içinde yer alır. 1947’de toplanan Cumhuriyet Halk Partisi 7. Kongresi’nde yaptığı konuşmasında kısaca, Muhalefetin düşman olarak görülmemesini; Ocağın yerine kurulan Halk Evlerinin Türk milliyetçiliğinin ocağı haline getirilmesini; İmam Hatip okullarının ve bir ilahiyat fakültesinin açılmasını; 1925’te kapatılan türbelerin açılmasını ister.

         

        Hamdullah Suphi’nin bütün bu istekleri, Parti Kurultayında sert tenkitlere uğrar; verdiği kanun teklifi de kendisinin bulunmadığı bir oturumda reddedilir. Bu gelişmeler üzerine Hamdullah Suphi, Kurultay’dan sonra CHP’den istifa eder ve Türk Ocaklarının yeniden açılması için çalışmalarına başlar. Uzun bir hazırlık devresinden sonra, 15 Mart 1949’da düzenlediği bir basın toplantısı ile Ocağın kurulduğunu,  ilk Türk Ocağını 10 Mayıs’ta resmen açmaya karar verdiklerini kamuoyuna duyurur. Gerçekten İstanbul Türk Ocağı 10 Mayıs 1949’da, (H. Suphi’nin babasından kalma)  Abdüllâtif Suphi Paşa Konağı’nda muhteşem bir törenle açılır.Yeniden açılan Türk Ocağı’nın Kurucu Başkanı Hamdullah Suphi Tanrıöver’dir. [14]  

           

        10 Mayıs 1949’da yeniden açılan Türk Ocağı’nın, millet ve milliyetçilik anlayışı, ırkçılık, tarih şuuru, dil anlayışı, komünizm, Türk inkılâbı, eski ve yeni harfler, irtica konularındaki temel görüşleri, Hamdullah Suphi’nin hazırlayıp yayımladığı “Türk Ocağı Beyannamesi” ile açıklanır.[15]  Yeniden faaliyete geçen Türk Ocakları,7 Ağustos 1949’da döneminin ilk kongresiniyapar ve Hamdullah Suphi Genel Başkan seçilir.

         

                14 Mayıs 1950’de yapılan genel seçimlerde Adnan Menderes’in Genel Başkanlığını yaptığı Demokrat Parti, büyük çoğunlukla iktidara gelir. Türk Ocakları Başkanı Hamdullah Suphi de Demokrat Parti listesinden bağımsız aday olmuş ve Manisa milletvekili olarak Meclis’e girmiştir.1950 seçimlerinden sonraki bu siyasî gelişmeler, Türk Ocağı için de yeni bir dönemin başlangıcı olur. Türk Ocakları yeniden eski itibarlı yerini almaya başlar. 8 Ocak 1951’de Ankara Türk Ocağı şubesi açılır. 1931’de CHP’ye devredilip, Halk Evleri’ne verilen bina ve mal varlıklarının Ocaklara geri verilmesi için çalışmalara başlanır. Özellikle Türk Ocağı Tarihî Merkez Binası’nın geri alınması için uğraşılır. Uzun çalışmalardan sonra, 15.12.1952 gün ve 3/16030 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile Merkez Binası, sadece süresiz faydalanma hakkı kaydı ile Ocağa devredilir.[16] İstanbul Şubesi için de Hazine’ye ait bir bina tahsis edilir. Bunlar Ocaklar için olumlu gelişmelerdir; ancak 1931’den önceki bütün mal varlığının Ocaklara geri verilmemesi, iktidarla Ocakların arasına soğukluk girmesine sebep olur. Bu sıralarda üyelerinin çoğu aynı zamanda Türk Ocakları üyesi olan Milliyetçiler Derneği’nin kapatılması (Ocak 1953) ve bazı üyelerin (Sait Bilgiç, Tahsin Tola)  DP’den ihraç edilmesi, Ocakla iktidar arasının açılmasına sebep olur.[17] Yapılan devlet yardımı önce kısıtlanır sonra da kesilir. 

            

                    Ancak bir süre sonra iktidarla ilişkiler biraz iyileşir. 1924’te Atatürk’ün direktifleri ile  “kamu yararına çalışır dernek” statüsüne alınmış olan Türk Ocakları için, 15 Mayıs 1954’te yeni bir Bakanlar Kurulu Kararnamesi çıkarılır. Türk Ocakları yeni faaliyet döneminde tekrar “kamu yararına çalışır dernek”  statüsü kazanır.

         

                    23 Nisan1957’de İstanbul’da Türk Ocakları 15. Kurultayı toplanır. Hamdullah Suphi’nin Genel Başkan seçildiği Kurultay’da Merkez Heyeti’nde Prof. Dr Mümtaz Turhan, Prof. Dr. Mehmet Kaplan gibi ünlü ilim ve fikir adamı hocalar da görev alır. Bu Kurultay’da seçilen Hars Heyeti üyeleri arasında da Zeki Velidi Togan, Yahya Kemal, Abdülhak Şinasi Hisar, Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu, Osman Turan, Süheyl Ünver, Oktay Aslanapa gibi devirlerinin ünlü ilim ve fikir adamları ve sanatkârları bulunmaktadır. Bu ünlü isimlerin Ocak çatısı altında bulunması, Türk Ocağının yapısını, itibarını, ilim, fikir ve kültür seviyesini göstermesi bakımından son derece önemlidir.  

         

                Türk Ocaklarının 16. Kurultayı, 17 Mayıs 1959’da Ankara’da Tarihî Türk Ocağı Binası’nda toplanır. Bu Kurultay’da Ocaklarının Genel Merkezi’nin İstanbul’dan Ankara’ya nakli kararlaştırılmıştır. 16. Kurultay’ın toplandığı günlerde Hamdullah Suphi rahatsızdır. Bu sebeple, Genel Başkanlığa Prof. Dr. Osman Turan seçilir.[18]

         

        Bu yıllarda, Ankara Türk Ocağı’nın düzenlediği konferanslar ve anma günleri dikkat çeker. Türk tarihi, Türk fikir tarihi, İslâmiyet, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk büyükleri, Dış Türkler, demokrasi, üniversite meseleleri bu konferansların önemli konuları arasındadır. Bu konferans ve anma günü toplantılarına, Prof. Dr. Mehmet Kaplan, Prof. Dr. Osman Turan, Prof. Dr. Ziyaettin Fahri Fındıkoğlu, Prof. Dr. Necati Akder, Prof. Dr. Faruk Sümer, Prof. Dr. Hikmet Tanyu, Nejdet Sançar, Fevziye Abdullah Tansel gibi ünlü ilim ve fikir adamları; Halide Nusret Zorlutuna, Arif Nihat Asya, Mustafa Necati Sepetçioğlu, Mehmet Çınarlı, Gültekin Samanoğu, Yavuz Bülent Bakiler, Halil Soyuer gibi ünlü şair ve yazarlar katılır. Yine bu yıllarda, Mevlâna, Yunus Emre, Mehmet Akif, Ziya Gökalp, Atatürk, Yahya Kemal gibi Türk büyükleri ve Çanakkale Şehitleri, için anma günleri düzenlenir.

         

        27 Mayıs 1960’ta Türkiye’de ordu iktidara el koyar. Kurulan “Millî Birlik Komitesi Hükümeti” döneminde Türk Ocaklarının kapatılması ve Merkez Binası’nın Ocak’tan alınması için çalışma başlatılmıştır. 21-22 Haziran 1961’de toplanan Türk Ocakları 17. Kurultayı’nda Hamdullah Suphibaşkanlığında bir heyetin, Ocakların kapatılmaması için “Devlet Başkanı Cemal Gürsel’le görüşmesine” karar verilir. Görüşmeden olumlu sonuç alınmış, Ocakların kapatılması önlenmiştir.

         

        10 Haziran 1966’da Türk Ocaklarının Ünlü Başkanı Hamdullah Suphi, 81 yaşında vefat eder. Aynı yıl 23 Temmuz’da yapılan Kurultay’da Genel Başkanlığa Prof. Dr. Osman Turan ikinci defa seçilir.

         

        10 Nisan1949’dan 12 Mart 1971 Askerî Muhtırası’na kadar normal dernek çalışmalarını sürdüren Türk Ocakları, Muhtıra’dan sonra, bütün dernek çalışmalarının bir süre askıya alınması üzerine çalışmalarını durdurmuş, sadece kanunî formaliteleri yerine getirmiştir. Bu arada askerî idarenin Ara Rejim Hükümeti, 26 Temmuz 1971’de Türk Ocakları Merkez Binası’nın Ocaklara tahsis kararını kaldırmıştır. Böylece Türk Ocaklarından bir daha alınan Tarihî Ocak Binası, bundan sonra uzun bir süre kullanılmamış, nihayet Bülent Ecevit Hükümeti zamanında 25 Aralık 1975 tarihli yeni bir Bakanlar Kurulu kararı ile “Devlet Resim ve Heykel Müzesi” yapılmak üzere Kültür Bakanlığına tahsis edilmiştir.[19]  

            

        Askerî İdare döneminden sonra şartların normale dönmesi üzerine Türk Ocakları, 5 Kasım 1975’te Olağanüstü Kurultay toplayarak çalışmalarını yeniden başlatmış; Kurultay’da Genel Başkanlığa Prof. Orhan Düzgüneş seçilmiştir. 12 Eylül 1980 Askerî İdaresi’ne kadar çalışmalarını bir apartman dairesinde sürdüren Ocak, Askerî İdare tarafından tekrar kapatılmıştır.1984’e kadar kapalı kalan Türk Ocakları, 1983’te çıkarılan Dernekler Kanunu’na göre yeni bir tüzük hazırlayarak tekrar faaliyete geçer. 15 Nisan 1984’te toplanan Kurultay’da Prof. Dr. Orhan Düzgüneş yeniden Başkanlığa seçilmiştir.  Ancak Ocağın 1986’ya kadar önemli bir faaliyeti olmamıştır

         

           

        Son Faaliyet Dönemi

        1986 Sonrası Türk Ocakları

         

        1975-1980 arası pek faaliyet gösteremeyen Türk Ocağı, 1980 askerî idaresi sırasında diğer derneklerle birlikte tekrar kapatılır. Askerî dönemden sonra 15 Nisan 1984’te toplanan Kogre’de Prof. Orhan Düzgüneş yeniden Genel Başkan seçilir. Fakat Ocağın bu dönemdeki asıl faaliyetleri 1986’da başlar.

         

        Türk Ocağı, 12 Eylül askerî idaresi’nin sona ermesinden sonra 1986’da büyük bir hamle yaparak yeni faaliyet dönemini başlatmıştır. 29 Mayıs 1986’da Tarihî Türk Ocakları Binası’nda yapılan muhteşem açılış törenine Başbakan Turgut Özal ve bazı Bakanlar ile üst dereceli bürokratlar da katılır. Bu tarihten sonra birçok şubenin açılması için yetki verilir. Bu arada 15 Haziran 1986’da İstanbul şubesi için de yetki verilmiştir.  

         

        Türk Ocakları, 1986’da başlayan yeni faaliyet döneminde, Genel Merkez ve yetki verilen şubeleri ile tarihî geleneklerine uygun olarak 100 yıllık fikir ve ülkülerinden sapmadan, yayın, konferans, sempozyum, anma günleri ve çeşitli toplantılarla çalışmalarını sürdürmektedir.1987’den itibaren, altı dalda Türk Ocağı Armağanları” da verilmeye başlanmıştır.[20]

         

        Türk Ocakları, 12 Mayıs 1989’da  “Türk Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı”nıkurmuştur. Bu Vakıf, çeşitli yayınlar yaptığı gibi, “Özel Türk Yurdu Okulları” açmakta, Türk Millî Eğitimi’ne de katkıda bulunmaktadır.   

           

        I989’dan itibaren başta İstanbul ve Ankara şubeleri olmak üzere Türk Ocaklarında bilgilendirme, anma toplantıları, konferans ve yayın çalışmalarının arttığını ve düzenli yapıldığını görüyoruz. Bu yıllarda üzerinde durulan konular genellikle, “Türk Dünyası”, “Afganistan ve Sovyetler Birliği”, “Balkanlar’da Türk Varlığı”, “Millî Kültür Meselelerimiz”, “Türkçe”, “Türk Tarihi”, “İslâm Dini”, “Millî Eğitim”, Türkiye’nin İç ve Dış Siyasî Meseleleri”  gibi konulardır. 

         

        1992 faaliyet döneminde Orta Asya Türklüğü ve Türk Cumhuriyetleri, Bosna-Hersek Katliamı, Kıbrıs Türklüğü, PKK ve Etnik Bölücülük konuları yanında pek çok millî ve dinî konu Genel Merkez ve şubelerde konferans, toplantı, basın bildirisi konusu olmaya devam etmiştir. 3 Nisan 1992’de Ankara Türk Ocağı binasında yapılan törenle, Müslüman Bosna-Hersek Cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviçe “81. Yıl Şeref Armağanı”  verilmiştir.

         

        I6 Nisan 1994’te Tarihî Türk Ocağı Binası’nda Türk Ocakları “30. Büyük Kurultay”ıtoplanır. “30. Büyük Kurultay”da, Türk Ocaklarının 1975’ten beri yaklaşık 20 yıldır Genel Başkanlığını yapan Prof Dr. Orhan Düzgüneş, Genel Başkanlıktan ayrılır; yapılan seçimde Genel Başkanlığa Sadi Somuncuoğlu getirilir.   

         

        Türk Ocakları, Sadi Somuncuoğlunun Genel Başkanlığı döneminde de Genel Merkez ve Şubeleri ile Türkiye’nin ve Türk dünyasının problemlerinigündeme getiren konferans, sempozyum ve anma-bilgilendirme toplantılarına devam etmiştir. Meselâ 30 Haziran 1994’te Bolu Türk Ocağı şubesinde bir toplantıya katılan Genel Başkan Sadi Somuncuoğlu, Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu en sinsi ve bölücü  “Etnik Mozaikçilik”  propagandasına dikkat çekerek, “Türkiye’yi bir milletler ve kültürler mozayiği olarak göstermek büyük bir gaflettir.” demiştir.  

         

        1994-1995 döneminde de Genel Merkez ve şubeler, birçok toplantı düzenlemişlerdir.

         

        6 Nisan 1996’da Tarihî Türk Ocağı Binası’nda toplanan “31. Büyük Kurultay”a, birçok milletvekili ve bazı Bakanlar da katılmıştır. Kurultay’a katılanlardan Kültür Bakanı Dr. Agâh Oktay Güner, yaptığı konuşmada kendisinin de bir Ocaklı olduğunu belirterek “Türk Ocakları Binası’nın hukuk içinde özür dilenerek Türk Ocaklarına iadesi, bizim için haysiyet borcumuzdur.demiş; ancak Bakanlığı kısa sürdüğü gibi, o gün bu gündür Tarihî Türk Ocağı Binası, Türk Ocaklarına iade edilmemiştir.[21] 6 Nisan 1996’da toplanan 31. Büyük Kurultay’da Merkez İdare Heyeti üyeleri seçimi de yapılmış; şimdiki (Ocak-2012) Genel Başkan Nuri Gürgür ilk defa Genel Başkan seçilmiştir. 

         

        Türk Ocakları Genel Merkezi, bu yıllarda “Dış Türkler’e yardım için “Vekâleten kurban kesme” çalışması da başlatmıştır.Türk Ocakları, 28-30 Nisan 1986 günlerindeki Kurban Bayramı’nda Azerbaycan’a bağlı Dağlık Karabağ ve Irak’ta Türkmen ailelerine yardımda bulunmuştur. Türk Ocakları Genel Merkezi, “Vekâleten kurban kesme yoluyla” dış Türklere yardımda bulunmaya devam etmektedir.

         

        Türk Ocakları, Türk dünyası ile ilişkileri geliştirmek üzere yaptığı çalışmalardan birisi de “Türk Dünyası Gençlik Günleri”dir. 16-22 Ağustos 1996 günlerinde, bu toplantılardan “6. Türk Dünyası Gençlik GünleriBaşkurdistan’ın başşehri Ufa’da düzenlenmiştir.

         

        1997 yılı, Türk Ocaklarının 85. Kuruluş yıldönümüdür. Bu münasebetle, Genel Merkez ve şubelerde düzenlenen törenlerle ve çeşitli faaliyetlerle kutlamalar yapılmıştır. Mart 1997 içinde düzenlenen kutlama faaliyetleri içinde,  Türk Ocakları Armağanları da sahiplerine verilmiştir. MHP Genel Başkanı Alpaslan Türkeşde 85. yıl dolayısıyla 22 Mart 1997’de Genel Başkan Nuri Gürgüre bir kutlama mesajı göndermiş ve mesajında şu ifadelere yer vermiştir:

         

        “Türkçülük ve milliyetçilik şuurunu pekiştirmek ve gelecek nesillere aktarmak amacıyla kurulmuş olan Türk Ocaklarının bugün 85. Kuruluş yıl dönümünü, aynı heyecan aynı duygu ve düşünce ile kutlamanın mutluluğunu yaşıyoruz..

         

        Bir irfan ocağının aydınlık ışığından bugüne kadar nice nesil, feyiz alarak milletine ve memleketine hayırlı büyük hizmetler ifa etmiştir.

         

        Ocağın meşalesi bundan sonra da Türk gençlerini yine aynı amaçlarla aydınlatmaya devam edecektir. (…)[22]

         

                  Türk Ocakları, bir taraftan “öz malı” Tarihî Türk Ocağı Binası’nın kendisine iadesi için çalışmalar yaparken diğer taraftan da 1997’de Yeni Hizmet Binası’nın inşaatını tamamlamıştır. Yaklaşık dört yılda tamamlanan “Türk Ocakları Ek Hizmet Binası”, 20 Temmuz 1997’de Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından açılmıştır. Süleyman Demirel, açılış konuşmasında “Türklüğe sahip çıktığımız sürece, ezelden ebede Türkiye Cumhuriyeti var olmaya devam edecektir.” demiştir. 

         

        18 Nisan 1998’de Türk Ocaklarının 32. Olağan Büyük Kurultayı, toplandı. Türk Ocakları Tarihî Binası’nda toplanan Kurultay’da geniş kapsamlı bir açış konuşması yapan Türk Ocakları Genel Başkanı Nuri Gürgür, Türk Ocaklarının kuruluş şartları, tarihî misyonu, milliyetçilik ve globalleşme,  Yeni Hizmet Binasının tamamlanması, Tarihî Türk Ocakları Binası’nın durumu,  devrin iç siyasetinde sivil toplum kuruluşlarının siyasi iktidarlarla ilişkileri üzerinde durmuştur. Genel Başkan Nuri Gürgür, konuşmasında Mustafa Kemal ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesi ile Türk Ocaklarının tarihî misyonu arasındaki bağı da şu cümlelerle ifade etmiştir:

         

        Türk Ocakları misyonunun her iki vechesiyle uygulandığı en müşahhas örnek, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurulması hadisesidir. Devlet’in kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, Samsun’a çıktığı andan başlayarak bütün söz ve davranışlarında, karar ve uygulamalarında, Türk Ocaklarının temsil ve ifade ettiği ve bu çatı altında yoğrulup gelişen Türk milliyetçiliği fikrinden ilham almıştır. Mücadelenin adı ‘Millî Mücadele’dir; teşkilâtlanmadaki ‘Millet Meclisi’, ‘Hâkimiyet-i Millîye’, ‘Kuva-yı Millîye’ gibi kurum ve kavramlar, millî ölçü ve ilkelerin ifadesidir. Bilâhare kurulan devletin adı da ‘Türk’tür.

         

        Gelişen dünya şartları içinde bazılarının zannettiğinin veya düşündüğünün aksine milliyetçiliğin değer ve öneminin azalmayıp arttığına dikkati çeken Genel Başkan Nuri Gürgür, konuşmasında, “Küreselleşme”  ile ilgilişu değerlendirmeyi yapmıştır:

         

        “Yaygın bir ifadeyle ‘küreselleşme’ olarak adlandırılan bu dönemde, bazılarına göre ‘millî kültürler ve millî değerler etkilerini kaybetmekte; bunların yerine millî ölçülerin geçerli olmadığı global değerler yükselmektedir’. Oysa dünyadaki gelişmeler yakından izlendiğinde ‘milletim nev-i beşer’ anlayışının hâkim göründüğü kozmopolit kültürün etkisinin kabuktan ibaret kaldığı, özellikle gelişmiş dünya şartlarında, şekil ve üslûbu düne nazaran farklı olmakla beraber, mahiyeti ve niteliği çağlar boyunca asliyetini koruyan milliyetçilik idealinin ve ölçülerinin hâlâ geçerliliğini kaybetmeyen nâzım unsur olduğu anlaşılmaktadır. Türkiye’nin AB konusunda mâruz kaldığı muamelenin temel saikleri ortadadır. Türk ve Müslüman kimliğimiz sebebiyle reddedilmekte oluşumuz, çağımızda en gelişmiş ülkelerinde bile hâkim olan zihnî ölçülerin mahiyetinin neler olduğunu gösteriyor.[23]      

         

        32. Büyük Kurultay’da, 1997’den itibaren bir “Çalışma Grubu” olarak faaliyetlerini sürdüren Hanımlar İcra Heyeti,  yapılan Tüzük değişikliği ile Ocak Organı olarak kabul edilmiştir. Hazırlanan yönetmeliğe göre, Hanımlar İcra Heyeti, “Türk Ocaklarının mefkûresi doğrultusunda, Ocaklı kadınlar arasında tesanüdü sağlamak, milliyetçiliği yaşanır hale getirmek ve Ocaklı hanımların sayısını arttırmak gayesiyle faaliyetler düzenleyecek; toplum problemlerinin daha iyi değerlendirilmesi için kadın dernekleri ve kolları ile iş birliği imkânlarını araştıracaktır.

         

        Hanımlar İcra Heyeti, Ocak üyelerinden olmak şartıyla en az beş en çok on bir asil üyeden meydana gelecektir.

         

        Türk Ocakları 32. Büyük Kurultay’ına farklı partilerden Bakanlar, milletvekilleri  (Sadi Somuncuoğlu, Esat Bütün, Zeki Ertugay, Namık Kemal Zeybek, Muhsin Yazıcıoğlu vd.) de katılmış ve konuşmalar yapmışlardır. Kurultay’da, 6 dalda her yıl verilen  “Hizmet ve Teşvik Armağanları”da1998 yılı için almaya hak kazananlara takdim edilmiştir.  Kurultay’da Genel Başkanlığa yeniden Nuri Gürgür getirilmiştir.

         

        1998 yılı, Cumhuriyetimizin 75. Kuruluş yıl dönümüdür.  Türk Ocakları, Genel Merkez ve şubeleri ile bu büyük ve önemli yıl dönümünü kutlayacaktır. Bu münasebetle, Merkez İdare Heyeti, bütün şubelere, gösterecekleri faaliyetlerle ilgili bir genelge göndermiştir. Genelgede şöyle denilmektedir:

         

        “Bilindiği gibi, içinde bulunduğumuz 1998 yılı Cumhuriyetimizin kuruluşunun 75. Yılıdır.

         

        Türk Ocakları Genel Merkezi, Yönetim sistemi olarak benimsediğimiz Cumhuriyet’imizin kuruluşunun 75. yılının, toplumun bütün kesimlerince kucaklanarak, geniş kesimlerin yaşama şevkini geliştirecek ve toplumda ortaklık temellerini sağlamlaştıracak şekilde kutlanmasını arzu etmektedir. Ayrıca bu kutlamaları, birer genel değerlendirme yapma fırsatı olarak değerlendirmek isabetli olacaktır.

         

        Ülkemizin son yıllarda her meseleyi kavga vesilesi yaptığı göz önüne alınarak bu yıl dönümünü, sosyal barış mesajı ihtiva edecek biçimde ve geniş kesimlerle iş birliği çerçevesi içinde kutlamak hedeflenmektedir.

         

        Cumhuriyetimizin 75. yılı dolayısıyla Türk Yurdu dergisi Ekim 1998 sayısı “Cumhuriyet Özel Sayısı” olarak yayımlanmıştır. Bu özel sayıda, “En Önemli Toplumsal Mutabakatımız: Cumhuriyet başlıklı bir yorum yayımlayan Genel Başkan Nuri Gürgür, genel olarak Cumhuriyet devrini değerlendirdiği yazısında,“Cumhuriyet sistem olarak insanlarımız tarafından benimsenmiş, topluma tam olarak mal olmuştur… Türkiye Devletinde en önemli toplumsal mutabakatın Cumhuriyet olduğunu herkesin görmesi halinde gereksiz tedirginlikler ortadan kalkacak, problemlerin asıl sebepleri tespit edilecek,  çözümler kolaylaşacaktır. Bunun daha huzurlu, hoşgörülü, insanların birbirine ve yarınlarına güvenebilecekleri bir yaşayış sağlayacağı aşikârdır.”  tespitini yapıyor ve yazısını şöyle bitiriyor:

         

        “Cumhuriyetini 75. yıl dönümünde göğsümüzü hazla kabartarak yarına ümitle bakarak, inancıyla, kültürüyle yani insanıyla kavgalı olmayan bir yönetim anlayışının kâmil anlamda bir demokratik düzenin tesisi edileceğine inanarak ‘yaşasın Cumhuriyet’ diyoruz.”   

         

        Türk Ocakları aylık yayın organı Türk Yurdu dergisinin Aralık 1998 sayısında “Bir İsyanın Sonuna Doğru” başlıklı yazı ile PKK terörü ve terörist başı Abdullah Öcalan’ın Suriye’den çıkarılması ile gelişen olaylar yorumlanmıştır. Yorumdan bir süre sonra, Abdullah Öcalan, Kenya’da yakalanarak Türkiye’ye getirilmişti. Genel Başkan Nuri Gürgür, gelişen olayları şöyle değerlendirmiştir:

         

        “PKK’nın, karşımızdaki husumet cephesinin ancak görünen kısmı olduğunu, çok geniş ve etkili bir milletler arası komplonun muhatabı bulunduğumuzu, Güneydoğu kırsalındaki yahut Gazi Mahallesi’ndeki zavallı piyonlardan değil; çeşitli Avrupa başkentlerindeki şer odaklarından çekinmemiz gerektiğini hiç unutmamalıyız.

         

        Genel Başkanı Nuri Gürgür, Terörist başı Abdullah Öcalan’nın yakalanması vesilesi ile MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun’a ve Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu’na birer kutlama mesajı göndermiştir.

         

        Türk Ocaklarının iki yılda bir düzenlediği Olağan Büyük Kurultay”ların 33. 15 Nisan 2000’de toplanmıştır. 33. Büyük Kurultay’da Türkiye’yi ziyarete gelen ve bu münasebetle Türk Ocakları Kurultayını da şereflendiren Azerbaycan’ın büyük lideri Eski Cumhurbaşkanı Ebulfez Elçibey, kürsüye davet edilmiştir. Elçibey konuşmasında, “Türk vatanının her yerinin Türk’ün ocağı olduğunu, milletin ruhunun Türk Ocaklarında muhafaza edildiğini,(...)Türk Ocaklarının bütün Türk Cumhuriyetleri’nde şubelerinin açılması gerektiğini, ... Dünya Türklüğünün büyük gelecek için harekete geçirilmesinin lâzım geldiğini” belirtmiştir. 

         

        Türk Ocakları, 2002’de kuruluşunun 90. yılını kutlarken13 Nisan 2002’de34. Büyük Kurultayı toplanmıştır. 34. Büyük Kurultay’ın açış konuşmasını yapan Genel Başkan Nuri Gürgür,  Konuşması’nda hem Türk Ocaklarının kuruluşuna sebep olan şartları hem de günümüzün Türk Ocaklarının varlığına ve devamına ihtiyaç duyuran siyasî, iktisadî ve kültürel şartlarını tahlil edip değerlendirmiştir. Genel Başkan, Ocağın 90 yıldır yaşamasının sebeplerini ve gördüğü tarihî şerefli hizmeti şöyle izah etmiştir:          

         

                 “Türk Ocakları kuruluşundan itibaren millî vicdanın, milletin temel hassasiyetlerinin ve beklentilerinin temsilcisi olmayı başardığından kısa zamanda tam ve kâmil anlamda millî bir teşkilât olma hüviyetini kazanmış, bu özelliğiyle günümüze intikal etmiştir.

         

        20. yüzyılın ilk çeyreği, yani Türk Ocaklarının kurulduğu yıllar, Türklüğün ateşle imtihan edildiği,  var olma kavgası verdiği kader dönemidir. Yıkılan İmparatorluğun yerine Millî Devlet’in kurulmasını sağlayan Millî Mücadele’nin fikrî ve felsefî zemini, Türk Ocaklarıdır. Türk Ocaklılar, Cumhuriyet’in kuruluş iradesini ve temel esaslarını hazırlamış olmanın onurunu her zaman sevinçle taşıyacaklardır.”

         

                 Genel Başkan Nuri Gürgür,  34. Büyük Kurultay açış konuşmasında, ayrıca “Terör,  PKK ve Avrupa’nın desteği, Avrupa Birliği ve Türkiye, kültürümüzün omurgası olarak Türkçe, TRT’nin millî kültürümüze karşı başıboşluğu, Türkiye-Türk dünyası ilişkileri, küreselleşme ve millî devlet, günlük siyasî tartışmalar ve Türk Ocakları” konuları üzerinde durmuştur.

         

        Genel Başkan’ın, 13 Nisan 2002’de toplanan 34. Büyük Kurultay’da yaptığı geniş kapsamlı konuşmasından bazı bölümleri yorumsuz olarak burada nakletmeyi faydalı buluyoruz.

         

        “Devirler değişse bile din ve kültür bağnazlığından hiç bir şey kaybetmediklerini her vesileyle ortaya koyan Avrupalılar, bu defa demokratik argümanlarla sahneye çıkıyorlar.

         

        “Kültürümüzün omurgası anlamına gelen dilimiz, canımız Türkçemiz, tam bir katliamla karşı karşıyadır. Millî Eğitim Bakanlığı’nın tutumu ve uygulamalarıyla dilimizde onulmaz yaralar açılıyor. Türkçe sistemli şekilde yıpratılıyor ve âdeta eritiliyor. Dilimizi kaybedersek her şeyimizi kaybederiz....”

         

                “Türkiye Devleti, Türk dünyası ile çok daha güçlü ve etkili ilişkiler kurabilecek maddî potansiyele sahiptir. Eksik olan kesinlikle para değildir. Gerekli bilgiye, inanca, coşku ve heyecana sahip ellerde bu ortam mutlaka daha farklı olur.”

         

        “Yeni yüzyılda siyasî ve kültürel yapılanmalarda milliyetçilik anahtar unsur olma özelliğini koruyacaktır. Millî devletlerin önemlerini yitirdiği, yakın bir süreçte etkilerini büsbütün kaybedecekleri ve AB modelinin yeni dünya düzeni anlamına geldiği şeklindeki görüşler, gerçeği yansıtmamaktadır.(...) Günümüzde millet kavramının son bulduğunu, milliyetçilik fikrinin çağ dışı ve hatta zararlı olduğunu savunanların önemli bir bölümünün esas problemi, Türkiye devletiyledir;  hedefleri, üniter yapımızdır.”

         

        “Günlük siyasî tartışmaların faydasız ve yıpratıcı, fikir ve görüşleri sınırlandırıcı etkilerinden uzak durmaya devam edeceğiz.”

         

        34. Büyük Kurultay’da Türk Ocaklarının, “Yurt ve Dünya Olaylarına Bakış” adı altında “Türkiye’de Siyasî Gelişmeler”, “Millî Kültür ve Tarih Şuuru”, “Ekonomik Gelişmeler”  konularındaki görüşleri de ortaya konulmuştur.[24]   

         

                    19 Nisan 2008’de 37. Büyük Kurultay toplanmıştır. Kurultay’da uzun ve kapsamlı bir konuşma yapan Genel Başkan Nuri Gürgür, ülkemizin “öncelikler sıralaması bakımından üç önemli meselesi”ni şöyle sıralamıştır: “Etno-Milliyetçilik ve Terör”, “Lâiklik-Başörtüsü ve Rejim Tartışmaları”, “Ekonomik Problemler.”

         

                    Konuşmasında Türkiye’nin öncelikler sıralamasına göre en önemli meselesinin, “PKK terörü ve bu teröre vücut veren etno-milliyetçi bölücü hareketin geldiğini” belirten Nuri Gürgür’e göre terörün, “Bir yandan teröristle, diğer yandan ona vücut veren terörle mücadele eder, kapsamlı tedbirler alarak olayı en alt düzeye çekmeye çalışırken marjinalleştirip kontrol altına almak imkânı her zaman vardır; esasen hedefimiz bu olmalıdır.” Terör, “Türkiye’nin bütününün yani 70 milyonun meselesidir.” diyen Türk Ocakları Genel Başkanı Nuri Gürgür, terörü yok etmenin yolunu da şöyle gösterir:

         

                    (Terör) Bütün siyasi mülâhazaların, aykırılıkların, ayrılıkların üzerine çıkılarak el birliğiyle, güç birliğiyle ve beynimizi çalıştırarak bulacağımız ortak akılla çözülebilecek bir meseledir. Yani ne sadece güvenlik meselesidir ne sadece ekonomik meseledir ne sadece sosyal meseledir. Bütün bunları kapsayan genel bir meseledir. Doğrudan Türkiye’nin devlet politikası konusudur.

         

                    Türkiye bunu başarabilir mi? Elbette başarabilir. Çünkü milletimiz, bu topraklarda ve bütün Rumeli’de bin yıl farklı kimliklerle ihtilafsız yaşamayı beceren, başaran tecrübe ve birikime sahiptir.”  

         


Türk Yurdu Mart 2012
Türk Yurdu Mart 2012
Mart 2012 - Yıl 101 - Sayı 295

Basılı: 20 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele