Osmanlı’da Sosyalizm, Türkçülük ve İttihatçılık

Mart 2012 - Yıl 101 - Sayı 295

        Osmanlı Devleti bir imparatorluktu yani çeşitli unsurları ya da farklı milletleri ve toplulukları bünyesinde bulunduran büyük bir devletti. İmparatorluğun yönetici unsuru Türklerdi. İmparatorluk kültürü elbette ki önemli ama bundan istifade ederek birbirinden farklı kavramları aynı başlık altında toplamak mümkün değildir. Zira sosyalizm farklı bir kavram, Türkçülük ve ittihatçılık ise farklı bir kavramdır. Dolayısıyla bu kavramları birlikte ele almak, birbiriyle ilişkilendirmek nasıl olsa aynı imparatorluğun değerleri olarak değerlendirip hepsini aynı kefeye koymak büyük bir yanılgıdır.

         

        Önce bu kavramların anlamları üzerinde durmak gerekir. Sosyalizm nedir? Sosyalizm, bilimsel veya ihtilalcı Marksizm’dir. Marksist teoride sosyalizm kapitalizmin yerini alacak, komünizm de onun yerine geçecektir.[1] Özel mülkiyete itibar etmeyen sosyalizm, sermaye sahipleriyle işçiler arasındaki ekonomik eşitsizliği servet ve refah farklarını kaldırmayı amaçlayan bir düşünce sistemidir. Bu sistemde üretim araçlarının toplum mülkiyetine geçmesi, özel mülkiyet yerine kolektif mülkiyetin öne çıkarılması, sınıf farklarının kaldırılması amaçlanmaktadır. Ayrıca bu düşüncede vatan, millet ve inanç kavramlarına da fazla değer verilmez. [2] Sosyalizm, milliyete düşmandır.[3]

         

        Buna karşılık Türkçülük, Osmanlı İmparatorluğunun son yıllarında Osmanlıcılık ve İslamcılık akımları karşısında bütün Türklerin tek vatanda ve tek bayrak altında birleştirilmesini amaçlayan bir akım olarak tanımlansa da[4] Türkçülük aynı zamanda milliyetçilik yani Türk Milliyetçiliği demektir. Her millette olduğu gibi Türk Milletinde de Türkçülük mefhumu milletimizin tarih sahnesine çıktığı andan itibaren başlamıştır.[5] Çünkü millet olduğunu hissedemeyen topluluklar devlet kuramazlar.[6]

         

        İttihatçılık ise 1889 yılında İstanbul’da Askerî Tıbbiye’de kurulan İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin üyesi veya taraftarı olmaktır.[7]

         

        Bazı yazarlar sosyalizm ile İttihat ve Terakki Cemiyeti arasında dolayısıyla sosyalizmle Türkçülük ve ittihatçılık arasında bağlar kurmaya çalışmakta ve bu amaçla yayınlar yapmaktadırlar. Hatta daha da ileri giderek bir kısım ünlü ittihatçıları hatta Dr. Bahaeddin Şakir Bey’i bile sosyalizmle ya da devrimcilikle bağdaştırmaktan çekinmemektedirler. II. Meşrutiyetin ilanını da bu yüzden olsa gerek “1908 Jön Türk Devrimi” şeklinde telaffuz etmektedirler.[8]

         

        Böyle maksatlı bir şekilde “1908 Jön Türk Devrimi, hem Türk milliyetçiliği hem de Türk sosyalizmi açısından bir dönüm noktasıdır”[9] demek Türkiye’de sosyalizme zemin arama gayretidir. Ayrıca Türk milliyetçiliğinin köklerini 1860’larda Şinasi’ye dayandırmak[10] Türk milliyetçiliğini küçümsemektir.

         

        Bu düşünce, tarihte milliyetçiliği devlet siyasetinde temel yapan Çi-çi Han’ı görmemek, Mete Han, Kürşad, Bilge Kağan, Yuluğ Tigin, Kül Tigin, Tonyukuk gibi abide şahsiyetleri yok saymak, Orhun Abideleri’ni dikkate almamaktır.[11]

         

        Bu anlayış, Yaratılış Destanını, Alp-Er Tunga Destanını, Şu Destanını, Oğuz Kağan Destanını, Bozkurt Efsanesini, Ergenekon Efsanesini, Kut Dağı Efsanesini, Göç Destanını, Manas Destanını reddetmektir. Kutadgu-Bilig’i, Divan-ı Lügat-it Türk’ü görmemektir. Karamanoğlu Mehmet Bey’i bilmemek, Türkçe Fermanını kabullenmemektir.

         

        Aynı zamanda bu yaklaşım, “Yabancı saymayın ben de bu eldenim… Her ne kadar Hintçe (Farsça) konuşuyorsam da aslım Türktür” diyen Mevlana’nın gönlündeki Türklük bilincini görmezden gelmektir.[12] Âşık Paşa’yı, Ali Şir Nevai’yi, Vanî Mehmet Efendi’yi, Ebul Gazi Bahadır Han’ı duymamakta ısrar etmektir.[13]

         

        Her şeyden önce “1908 Jön Türk Devrimi”  ifadesi de doğru bir ifade değildir. Devrim kelimesi inkılâb kelimesi ile eş anlamlıdır.[14] 1908 yılında II. Abdülhamit Meşrutiyeti İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin baskısı ile ikinci defa ilan etmiştir. Yani daha önce var olan ancak çeşitli sebeplerle uygulaması durdurulan Meşrutiyet yönetimine yeniden geçilmiştir. Yine daha önce var olan Meclis-i Mebusan da yeniden açılmıştır. Bu gelişme, değil devrim, ıslahat bile değildir. Ertesi yıl II. Abdülhamit tahttan indirilmiş yerine V. Mehmet Reşat tahta geçmiştir. Bu da devrim değildir. Osmanlı tahtındaki rutin bir değişikliktir.

         

        Devrim, saltanatın kaldırılmasıdır. Devrim, halifeliğin kaldırılmasıdır ya da bunlara benzer değişikliklerdir. Dolayısıyla ittihatçılara devrimci yakıştırmasını yapmak ya da İttihat ve Terakki Cemiyeti’ni devrimci bir cemiyet olarak göstermek, ittihatçılarla sosyalizm arasında ilişki kurmaya çalışmak ideolojik zorlama ve devrim kelimesine farklı bir anlam yüklemekten başka bir şey değildir.[15] İttihatçıların saltanatı kaldırmak gibi bir düşünceleri olmamıştır. Onlar kendilerine en büyük engel olarak II. Abdülhamit’i görmüşler ve onun istibdat diye nitelendirdikleri yönetimine son vermek için hanedan üyeleriyle de irtibat kurmuşlar hatta Veliaht Mehmet Reşat ve ikinci veliaht Yusuf İzzettin Efendilerle işbirliği yapmışlar ve II. Abdülhamit’i tahttan indirdikten sonra da Mehmet Reşat’ı tahta oturtarak saltanatla problemleri olmadığını göstermişlerdir.[16]

         

        İttihat ve Terakki hem bir cemiyettir hem de bir siyasi partidir. Cemiyet olarak da parti olarak da yaptığı icraatlar ortadadır.

         

        Sosyalizme dayanak bulmak, Türkiye’deki sosyalist hareketlere suni bir tarih oluşturmak maksadıyla Türk Milliyetçiliğini 1908’den sonra doğmuş gibi göstermek bilimsel gerçeklerle bağdaşmaz. Anlaşılan o ki Türk sosyalizmi kendisine bir başlangıç noktası arıyor ve kendisini Türk milliyetçiliği ile eş değerde göstermek istiyor, ancak bunu yaparken Türk milliyetçiliği ile Türk sosyalizmini aynı kefeye koyuyor ya da aynı tarihlerden başlatmak istiyor.[17] Bu tavır, milliyetçilik kavramına ve de Türk Milliyetçiliğine zarar verir. Çünkü dünya üzerinde sosyalizm diye bir kavram yokken, milliyetçilik ve özellikle de Türk Milliyetçiliği önemli aşamalardan geçmiştir.

         

        Türk sosyalizmini Türkçülükle ve ittihatçılıkla ilişkilendirmek için Rasim Haşmet adı kullanılmaktadır. Bu kişinin ilk Türk sosyalisti ve ilk sosyalist Türk şairi ve ilk Türk sosyalist gazetecisi olduğu iddia edilirken aynı zamanda bir Türkçü ve bir ittihatçı olduğu da vurgulanmaktadır.[18] Böylece Rasim Haşmet adlı bir edebiyat öğretmeninin hayatındaki iniş çıkışlar, düşünce yapısındaki karmaşıklıklar ileri sürülerek oldukça iddialı bir konu “Osmanlı’da Sosyalizm, Türkçülük ve İttihatçılık”  başlığı altında ele alınmaktadır. Maksadın hasıl olduğuna kanaat getirildikten sonra da Rasim Haşmet Bey’in büyük bir düşünce ve eylem adamı olmadığı, bir teorisyen veya ideolog olmadığı ve önde gelen bir şair ya da edebiyatçı da olmadığı söylenerek kendisine yalnızca ilk kuşak Türk sosyalisti yakıştırması layık görülmektedir.[19] Böylece Rasim Haşmet Bey’den belli bir amaç için istifade edildiği ve sonra da kaldırılıp atıldığı hissedilmektedir.

         

        Bu amaca ulaşmak doğrultusunda Rasim Haşmet Bey’in ittihatçı çizgide yayın yapan dergilerde yayımlanan birkaç makale ve şiirinden hareketle Osmanlı’da sosyalizm, Türkçülük ve ittihatçılık kavramlarının girift bir ilişkiye sahip olduğu ima edilmeye çalışılmakta, buradan yola çıkılarak İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin sosyalizm fikrini benimsediği ve Türkçülük, ittihatçılık kavramlarının sosyalizmle iç içe olduğu öne sürülmektedir.[20]

         

        Bunlar asılsız iddialardır. Çünkü İttihat ve Terakki Cemiyeti Osmanlı Devleti’nin son dönemine damgasını vuran popüler bir teşkilattır. Cemiyetin bu özelliğinden dolayı birçok farklı kesimlerden sempatizanları hatta üyeleri olmuştur. Ancak üyelerinden ya da sempatizanlarından birinin sosyalizmi çağrıştıran bazı kavramları birkaç makalede kullanmış olması İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin sosyalist bir cemiyet olduğu anlamına gelmeyeceği gibi Cemiyetin sosyalizme ılımlı baktığı şeklinde de yorumlanamaz. İttihat ve Terakki Cemiyeti ve Türkçülük, sosyalizmle asla yan yana gelemez ve aynı kefeye konulamaz. Türkiye sol hareketinin erken döneminde ortaya çıkan isimlerin büyük bölümünün Balkan kökenli olduğu, birçok Türk sosyalistinin aynı zamanda Türkçü olduğu da iddia edilmektedir.[21] Rasim Haşmet Bey’in omuzlarına taşıyamayacağı kadar ağır bir sorumluluk yüklenmektedir. Ona verilen bu rol gerçek olsa bile bu durum İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin sosyalist bir cemiyet olduğu anlamına gelmez. Sosyalist biri zamanla Türkçü olabileceği gibi, Türkçülükten sosyalizme kayanlar da olabilir. Bütün bunlar İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin sosyalist bir cemiyet olduğunu göstermez. Durum böyle iken bu çabalar ya da girişimler elbette ki sebepsiz değildir.

         

        Bana göre bu meselenin üç boyutu bulunmaktadır. Ya yazılan kitabı yayımlayabilmek maksadıyla yayınevinin çizgisine sokma çabalarının bir sonucudur. Ya da Osmanlı’da sosyalizm konusuna tarihi bir dayanak arama ilk Osmanlı sosyalisti, ilk sosyalist Osmanlı gazetecisi gibi özlemlere mesnet bulma kaygısıdır. Daha da kötüsü sosyalistlerin İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne sahip çıkma, onu sahiplenme operasyonudur.

         

        Ancak sebep ya da maksat her ne olursa olsun bu girişimlerin başarı şansı yoktur. İzlenen yol ve yöntem yanlıştır. Çünkü İttihat ve Terakki Cemiyeti, Sultan II. Abdülhamit’i tahttan indirmek, onun istibdat yönetimine son vermek maksadıyla kurulmuştur. Bu maksadı gerçekleştirmek için İmparatorluğun bütün unsurlarına hatta zaman zaman Ermenilere, Musevilere ve bu bağlamda sosyalistlere ılımlı bakmış onlarla işbirliği yapmanın yollarını aramıştır ama Cemiyetin kuruluşundan yıkılışına kadar ana çizgisi Türkçülük olmuş ve bu çizgiden hiçbir zaman sapmamış ve taviz vermemiştir.

         

        1909 yılında Bulgar sosyalist hareketi içinde yetişmiş Yahudi sosyalistler tarafından kurulduğu iddia edilen Selanik Sosyalist İşçi Federasyonu içinde Rasim Haşmet Bey’in bulunması ve yine onun iddia edildiği gibi ittihatçı olması da İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin sosyalist bir cemiyet olduğu anlamına gelmez. Çünkü adı geçen şahıs İttihat ve Terakki Cemiyeti içinde etkili bir şahsiyet değildir. Hiçbir siyasi ve idari görevi yoktur. Kesin olmamakla birlikte eğer üye ise[22] Cemiyetin binlerce üyesinden sadece biridir. Yani Rasim Haşmet İttihat ve Terakki Cemiyeti içinde deryada bir damla bile değildir. Yaptığı tek şey ittihatçı çizgide yayın yapan bazı dergilerde içinde sosyalizmi çağrıştıran bazı kelimelerin geçtiği birkaç makale yazmış olması ve bir de ancak dört sayı çıkabilen “Âmele Gazetesi”indeki faaliyetleridir.[23] Kaldı ki bu süreklilik arz eden bir durum da değildir. Aynı Rasim Haşmet şu şiirin de sahibidir:

         

        “Bizde Türk kanı vardır. Vatan bizim anamız,

        Babamızdır onun için yaşıyoruz daima!

        Süngümüzü onun için, vatan için taşırız,

        Yücelikler bize değil, vatanadır vatana!”[24]

         

         

        Rasim Haşmet Bey, aynı zamanda komünizmin tatbikinde olduğu gibi, kuram itibariyle de çelişkiler içerdiğini, insan tabiatına olduğu gibi, eşyanın tabiatına da aykırı olduğunu söylemektedir.[25]

         

        Rasim Haşmet Bey’in kafası karışıktır ve ruh hali de durgun değildir. Üzerinde yaz kış güneşli güneşsiz, her gün bir muşamba taşıdığı söylenmekte ve kendisi büyük bir “karmakarişist” olarak nitelendirilmektedir.[26] Ayrıca yakın arkadaşı olarak gösterilen Ali Canip (Yöntem) tarafından da “Edebiyat Fırıldağı” olarak tarif edilmekte fikirlerinde istikrar olmadığı vurgulanmaktadır.[27]

         

        Rasim Haşmet Bey’in başını çektiği 1908-1910 yılları arasındaki sosyalist veya sosyalizme meyilli Selanik gençlerinin hemen tümünün Ziya Gökalp’in liderliğindeki Yeni Hayat/ Yeni Lisan hareketi içinde yer aldıkları da bu iddialardan bir diğeridir.[28] Bu yolla içlerinde Kâzım Nami, Ömer Seyfettin gibi isimlerin bulunduğu ancak Türkçülüğü ya da milliyetçi düşüncesiyle ön plana çıkmış pek çok kişinin aslında sosyalist oldukları ya da sosyalizme meyilli oldukları öne sürülerek Türkçülük fikrinin kökenlerinin sosyalizme dayandığı ima edilmektedir[29] ki bu da pek inandırıcı gelmiyor.  Hatta bu mesele biraz daha ileri götürülerek Türk sosyalizminin tohumlarının İttihat ve Terakki Cemiyeti içine düştüğü, ana-akım akademik (ve popüler) tarih yazıcılığında dikkate alınmasa da ittihatçılık ve sosyalizm arasındaki ilişkinin tarihsel bir olgu olduğu ve bunun değişmeyeceği ileri sürülmektedir.[30] Elbette ki bu tür iddiaların akademik dayanağı olmadığı gibi akademik tarih çalışmaları yapan bilim adamları tarafından kabulü de mümkün değildir.

         

        Rasim Haşmet Bey’in Mehmet Emin (Yurdakul) Bey’in çizgisini takip ettiği ve onunla çok mektuplaştığı da ifade edilmektedir[31] ki Yurdakul’un çizgisi bellidir. Dolayısıyla iddialar çelişkilerle doludur.

         

        Rasim Haşmet Bey’in “Türkiye” şiirine rağmen onun bu tarihte bile (1912) tam bir Türkçü sayılamayacağı söylenirken[32] daha önce yazdığı birkaç makalede geçen “zengin”, “fakir” gibi bazı kavramlardan hareketle sosyalist olduğunu söylemek ön yargının ve bu konuyu zoraki ele almanın ve onu sosyalist olarak öne çıkarma gayretinin güzel bir örneğidir.

         

        Söz konusu şiirinde Rasim Haşmet Bey bir zamanlar kendisinin de bir vatansız olduğunu aziz vatanına uzaktan bir seyirci gibi kayıtsız baktığını, Presense ve Schiller gibi boş bir hayal önünde yuvarlanıp gittiğini, her insanı hemşeri her yeri vatan kabul etmiş gibi olduğunu söylemektedir. Fakat bu düşüncelerden artık vazgeçtiğini şiirin devamında şöyle ifade etmektedir:

         

        “Fakat bugün… bugün hayır, ey hudutsuz Türkiye!

        Ey Türklüğün saf ocağı, Osmanlılık yatağı,

        Ey İslam’ın son incisi, bugün hayır, ben asla,

        Vicdanımın gemlerini bırakmıyorum elimden…

        Benim kalbim inkısama uğramıyor, ben seni,

        Yalnız seni güzel vatan! Seviyorum…”

         

        Bu ifadeler ve şiirin devamında söyledikleri Rasim Haşmet’in sosyalizmle ilgisi kalmadığını açık bir biçimde ortaya koymaktadır.[33]

         

        Rasim Haşmet Bey’in sadece ilk sosyalistlerden olmayıp aynı zamanda ilk aleni “Dönmelik” tartışmasını başlatan kişi olduğunun ısrarla iddia edilmesi, işin “Sabetaycılık” boyutunu da göstermektedir.

         

        1886 yılında Selanik’te doğan, Yahudi ya da Fransız okulunda okuyan Rasim Haşmet Bey’in[34] yazdığı bir kitapta II. Abdülhamit için “Kızıl Sultan”[35] tabirini kullanması ve daha sonra da Sabetaycılık hususunu dile getirmesi ve onun bu özelliğinin ön plana çıkarılması ayrıca üzerinde düşünülmesi gereken konudur. Rasim Haşmet Bey’in Türkiye’de ilk defa Sabetaycılık tartışmasını başlatan kişi olduğu ve bu suretle Selanik Dönmeleri’nin kapalı bir kast durumundan çıkmaları, Türklerle karışıp kaynaşmaları gerektiğini ilk defa ortaya attığı iddia edilmektedir.[36] İmparatorluk Türkiye’sinde, Türklerle karışıp kaynaşması gereken başka topluluk ya da topluluklar yok mudur?  İttihatçı olduğu[37] hep vurgulanan Rasim Haşmet Bey’in Selanik Dönmeleri’ne bu özel ilgisi nasıl açıklana bilir?

         

        Türkçülükle sosyalizmi birbirine yaklaştırma çabalarının ne kadar suni ve anlamsız ve de zoraki olduğunu şu ifadeler daha net göstermektedir: “1908 Devriminin ardından Selanik’te Türklerden oluşan sol/sosyalist bir çevre ortaya çıkmıştır. 1911yılı ortalarında sosyalist Türkler başkalarıyla da birleşerek Türkçülük akımını oluşturmuşlardır. Bu yeni akım sosyalist değildir ama halkçıdır ve sosyalizme külliyen karşı veya düşman değil, ona açıktır. Sosyalist düşünceden etkilenen ve hatta ondan beslenen bir Türkçülüktür…”[38] Türkçülüğün sosyalist düşünceden etkilenmesi için bir sebep yoktur. Milliyet kavramını yok sayan bir düşünceden Türkçülüğün etkilendiğini söylemenin ne kadar doğru bir yaklaşım olduğu tartışmaya açıktır. Türkçülerin bir ara üzerinde durduğu “Halka Doğru” hareketinden cesaret alınarak yapılan bu yakıştırmanın anlamsız olduğu Ziya Gökalp’in bu konudaki açıklamalarından anlaşılmaktadır.

         

        Zira bu hareketin mimarı Gökalp, aydınların halka gitmeleri gerektiğini söylemektedir. Ona göre aydınlarda medeniyet, halkta ise milli kültür vardır. Aydınlar halktan bu terbiyeyi almak için ona gitmeli ve bunu yaparken de halka medeniyet götürmelidir. Halk milli kültürün canlı bir müzesidir. Ancak aydınlar uzun bir süre milli kültürden uzak yetiştiler. Bu nedenle onlar halkın içine girmeli ve onun kültüründen istifade etmelidirler. Osmanlıcılık fikrinin yıkıldığı, yok olduğu bir dönemde bu anlayışla Türk halkı kendi değerlerine bağlı yeni bir devlet kurmayı aydınıyla avamıyla birlikte başarmalıdır. Bu da aydınların halka gitmesiyle olacaktır. Halka medeniyet götürülürken de Batı medeniyeti götürülmelidir.[39] Görüldüğü gibi burada da sosyalistlerin beklediği ya da görmek istediği bir halkçılık anlayışı yoktur.

         

        Sonuç olarak şunu söylemek mümkündür ki, II. Meşrutiyet öncesinde II. Abdülhamit’i tahttan indirmek ve istibdat yönetimine son vermek için İttihat ve Terakki Cemiyeti içlerinde sosyalistlerin de bulunduğu bazı gruplara ılımlı bakmış onlarla işbirliği yoluna gitmiştir. II. Meşrutiyet ilan edilince de Osmanlı ülkesindeki hürriyet ortamından yararlanan Rum, Bulgar ve Yahudi sosyalistler birtakım gazete ve dergiler çıkararak ya da bazı cemiyet ve sendikalar oluşturarak faaliyet yapma imkânı bulmuşlardır. Ancak devlet yönetimini üstlenen İttihat ve Terakki Cemiyeti sosyalistlerin işçileri örgütlemesinden ve ardından grev, protesto gibi eylemlerin ortaya çıkmasından rahatsızlık duyarak sosyalistlerin hareket alanını daraltmıştır.[40] İttihat ve Terakki Cemiyeti sosyalizmi hiçbir dönemde cemiyetin resmi politikası haline getirmemiştir.

         

        İttihat ve Terakki Cemiyeti’ni ve dolayısıyla ittihatçıları sosyalizmle özdeşleştirmeye çalışmak Ermeni teröristler tarafından şehit edilen Sait Halim Paşa’ya, Talat Paşa’ya, Cemal Paşa’ya, Dr. Bahaeddin Şakir Bey’e, Cemal Azmi Bey’e ve Ruslara karşı savaşırken şehit düşen Enver Paşa gibi yüzlerce, binlerce şehide saygısızlık olur. Onlar sosyalist oldukları için değil, Türk milliyetçisi ve de İttihatçı oldukları için bu akıbete uğratıldılar.[41]

         

        Kanaatimce Osmanlı’da sosyalizmi, fikirlerinde netlik olmayan Rasim Haşmet Bey’e dayamaktansa yeniden Simavna Kadısını ön plana çıkarmak daha akıllıca olur.

         

         

         


        


        

        [1] S.Hayri Bolay, Felsefî Doktrinler Sözlüğü, Ötüken Yayınları, İstanbul 1984, s.169.


        

        [2] Ömer Demir – Mustafa Acar; Sosyal Bilimler Sözlüğü, (Haz: Erol Mutlu), Vadi Yayınları, Ankara 1997, s.207; Hilal Görgün, “Sosyalizm”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, İstanbul 2009, C.37, s.382-383.


        

        [3] Mehmed İzzet, Milliyet Nazariyeleri ve Milli Hayat, Ötüken Yayınevi, İstanbul 1969, s.79, 80; BOLAY, a.g.e, s.262-264.


        

        [4] BOLAY, a.g.e, s.197.


        

        [5] Alaattin Uca, “Türk Toplumunda Milliyet ve Milliyetçilik Fikrinin Tarihi Gelişimi”, Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, Erzurum, 1996, S.6, s.125, 126.


        

        [6] İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu, Türk’e Doğru, Cantekin Yayıncılık, Ankara 1994, s.199.


        

        [7] Mim Kemal Öke, “Son Dönem Osmanlı İmparatorluğu”, Doğuştan Günümüze Büyük İslâm Tarihi, Çağ Yayınları, (Redaktör: Hakkı Dursun Yıldız), İstanbul 1993, C.12, s.241.


        

        [8] Hikmet Çiçek, Dr. Bahattin Şakir İttihat ve Terakki’den Teşkilat-ı Mahsusa’ya Bir Türk Jakobeni, Kaynak Yayınları, İstanbul, Temmuz 2004, s.20.


        

        [9] İ. Arda Odabaşı, Osmanlı’da Sosyalizm, Türkçülük –Rasim Haşmet Bey-, Kaynak Yayınları, İstanbul, Ekim 2011, s.15.


        

        [10] Odabaşı, a.g.e, s.15.


        

        [11] Uca, a.g.m, s.127, 128.


        

        [12]Uca, a.g.m, s.130; İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu’na göre, Mevlana cinsi, özü, dileği Türk olan bir Türk’tür… Mevlana bir din Türkçüsüdür.  “Aslem Türkset egerçi Hindu gûyem.”

        “Hintçe bile söylesem yine de Türküm ben” diyen kendisidir. (Baltacıoğlu, Türke Doğru, s.379, 380.)


        

        [13] Uca, a.g.m, s.130, 131.


        

        [14] Temuçin Faik Ertan vd; Başlangıcından Günümüze Türkiye Cumhuriyeti Tarihi, Siyasal Kitabevi, Ankara, Şubat 2011, s.17.


        

        [15] Atatürk, inkılâb ve dolayısıyla devrim kavramını şöyle tanımlamıştır: “Türk Milletini son asırlarda geri bırakmış olan müesseseleri yıkarak yerlerine, milletin en yüksek medeni gereklerine göre ilerlemesini sağlayacak yeni müesseseleri koymaktır.” (Semih Yalçın vd; Türk İnkılâp Tarihi ve Atatürk İlkeleri, Siyasal Kitabevi, Ankara 2005, s.4.)


        

        [16] Alaattin Uca, İttihad ve Terakki Liderlerinden Doktor Bahaeddin Şakir Bey, (Yayınlanmamış Doktora Tezi), Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Erzurum, 2009, s.39 - 45;95 - 98;138 - 140.


        

        [17] Odabaşı, a.g.e, s.19.


        

        [18] Odabaşı, a.g.e, s.143, 160.


        

        [19] Odabaşı, a.g.e, s.311.


        

        [20] Odabaşı, a.g.e, s.9-322.


        

        [21] Odabaşı, a.g.e, s.18, 19.


        

        [22] Odabaşı, a.g.e, s.120.


        

        [23] Odabaşı, a.g.e, s.160.


        

        [24] Odabaşı, a.g.e, s.230.


        

        [25] Odabaşı, a.g.e, s.224.


        

        [26] Odabaşı, a.g.e, s.72.


        

        [27] Odabaşı, a.g.e, s.76, 153.


        

        [28] Odabaşı, a.g.e, s.42, 43.


        

        [29] Odabaşı, a.g.e, s.121, 122.


        

        [30] Odabaşı, a.g.e, s.43.


        

        [31] Odabaşı, a.g.e, s.53.


        

        [32] Odabaşı, a.g.e, s.245.


        

        [33] Odabaşı, a.g.e, s.227-229.


        

        [34] Odabaşı, a.g.e, s.49, 52.


        

        [35] Odabaşı, a.g.e, s.258.


        

        [36] Odabaşı, a.g.e, s.160, 282-285.


        

        [37] Odabaşı, a.g.e, s.130.


        

        [38] Odabaşı, a.g.e, s.44, 45.


        

        [39] Ziya Gökalp, Türkçülüğün Esasları, Kamer Yayınları, İstanbul 1996, s.49-54.


        

        [40] Odabaşı, a.g.e, s.131, 132, 133.


        

        [41] Bazı ittihatçı liderlerin şehit edilişleri hususunda bkz: Uca, a.g.t,s.425-437.


Türk Yurdu Mart 2012
Türk Yurdu Mart 2012
Mart 2012 - Yıl 101 - Sayı 295

Basılı: 20 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele