Vidin Kalesi

Ağustos 2015 - Yıl 104 - Sayı 336

         

        Tarihte en çok ürün verilen türün siyasi tarih olduğunu söyleyebiliriz. Bu alan hâlen önemini muhafaza etmekle birlikte artık kültürel vs. konularda da yapılan çalışmaların sayısı hızla artmaktadır. Ülkemizde en revaçta olan saha olarak Osmanlı tarihçiliğini göstermekte bir sakınca olmadığı kanaatindeyiz. Ancak bu alanda yapılan çalışmalar ne yazık ki çoğu kez birbirini tekrar etmekten öteye geçmiyor. Hâlbuki Osmanlı tarihini siyasi tarihinin yanı sıra; kültürel, sosyolojik vs. yanlarını da ele alabiliriz. Bununla beraber Osmanlı taşrası ve şehir tarihine dair çalışmalar artık artmaya ve dikkatleri çeken bir alan olarak kendisini göstermeye başladı.

         

        İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü Yakınçağ Tarihi Anabilim Dalı Başkanı olarak görev yapan Prof. Dr. Mahir Aydın’ın başlıkta ismi vurgulanan eseri arşiv belgelerinin taranması ile ortaya çıkmıştır. Kendisi eseri yazma amacı olarak “yazmaktan amaç okutmaktır” ilkesine dayandırarak askeri tarih ve taşra araştırmalarına katkı yapmak arzusunda olduğunu beyan etmektedir.

         

        Her çalışmada olduğu gibi bu çalışmada da bir tarih sınırlaması vardır. Buna göre bu eser 1696-1826 yıllarını ihtiva etmektedir. Aydın, bu eserini Sofya’daki Cyril and Methodius National Library’de bulunan Vidin Sicil Defterleri’ne dayanarak hazırlamıştır. Aydın burada 11.000 belge incelediğini de ifade etmiştir. Ayrıca Osmanlı arşivlerinden de yararlanılarak eser olgunlaştırılmıştır. Tamamen arşiv belgelerine dayanılarak yazılan söz konusu eserin de kıymeti ortadadır.

         

        Vidin Kalesi, giriş ve sonuç kısımları haricen dört bölümdür. Ayrıyeten kullanılan arşiv kaynaklarının listesi ile birlikte dizin de verilmiştir.

         

        “Tuna Boyu: Kendini Aşan Nehir adlı giriş başlığı ile eserine başlayan yazar burada Tuna’nın coğrafi özelliklerinden ve jeo-politik öneminden bahsetmiştir. Avrupa’nın Amazonu olarak adlandırdığı Tuna’nın Balkanlar ve Osmanlı için ne anlama geldiğini irdelemiştir. Yazar Tuna’nın özelliklerini nehirler, göller, girdaplar, adalar, ulaşım, iskeleler, gemiler, gümrükler, ticaret, kaptanlar olmak üzere 10 başlıkta toplamıştır. Burada göze çarpan husus yazarın Tuna’nın hem coğrafi hem ticari konumuna göre bir sıralama ve değerlendirme yapmıştır.

         

        “Kale Binası: İnsan Kokulu Taşlar” başlıklı birinci bölümde kısaca kale kavramının Osmanlı için ne ifade ettiğine ve Balkanlardaki kaleler hakkında kısaca değinilerek ardından da Vidin Kalesi’nin fiziki özellikleri açıklanmıştır. Bu bölümde Vidin Kalesi’ne ait duvarlar, kapılar, hendekler, köprüler, tabyalar, kışlalar, cebehaneler, palangalar, toplar, donatım malzemeleri işlenmiştir.

         

        Burada yazar, imparatorluğun doğu ve batıda iki mühim kalesinin İran’a karşı Bağdat, Avusturya’ya karşı ise Belgrad olduğunu ifade etmiştir. Ayrıca fetih anlayışına dayalı devletlerde sınır kavramı olmadığını da belirterek Osmanlı’da sınır kavramının zuhurunu ise 1718 Belgrad’ın elden çıkışını, göstermektedir.

         

        İkinci bölüm “Kale Yönetimi: Sorumluluğu Ortak Taşıyanlar” başlığını taşıyor. Burada Vidin Kalesi’ndeki dini, idari, askeri görevliler incelenmiştir. İncelenen görevliler ise muhafızlar, kadılar, vladikalar, dizdarlar, nazırlar, defterdarlar, eminler, ağalar, voyvodalar ve knezlerdir. Yazarın belirttiğine göre görevlendirmelerde esas unsur, tarım ekonomisine dayanan Osmanlı Devleti’nin görevlilerinin de buna göre belirlenmesidir. Bu cümleden yönetici olmanın koşulunun topraktan geçinmek olduğu anlaşılmalıdır.

         

        Üçüncü bölüm “Kale Askeri: Ekmeğini Silahtan Kazananlar” başlığını taşımaktadır. Burada sipahiler, yeniçeriler, cebeciler, topçular, toparabacılar, humbaracılar, azaplar, sekbanlar, beşliler ve gönüllüler hakkında bilgi verilmiştir. Görüldüğü üzere bu bölüm Vidin Kalesi’ndeki askerin durumunu ele almıştır. Bu kısımda yeniçeriliğin önemi ve mahiyeti üzerinde kısaca durulmuş, coşkulu akınlar devrinin kapanmasının akabinde sipahiliğin geri planda kaldığından bahsedilerek Belgrad’ın elden çıkmasıyla Vidin’in önem kazandığı ifade edilmiştir.

         

        “Kale Hayatı: Savaşın Gölgesinde Yaşayanlar” başlıklı son bölümde ise Vidin Kalesi’nin idari ve askeri yüzünün arkasındaki halk, mahalleler, meslekler, giysiler, eşyalar, yiyecekler, silahlar, çarşılar, camiler ve vakıflar işlenmiştir. Dışarıdan bakınca ruhsuz ve soğuk karakterli yapılar olarak tanınan kaleler için yazar burada “Bir kale binası, uzaktan bakıldığı gibi ölümcül silahlar ve soğuk taşlar yığını değildir. Bu duygusuz görünümün arkasında, hayata tutunan insanlar yaşar. O insanlar, dünyaya savaşmak için gelmediklerine göre, taş duvarların çevrelediği kalede, hayatın her duygusu yaşanır.” diyerek kale hakkındaki görüşlerini beyan ettiği cümlelerini müteakip, kale meskûnlarının ahvaline değinmiştir.

         

        Aydın, kitabında arşiv belgelerinden elde ettiği bilgiler ışığında yer yer anektodlara da yer vererek içeriğin ve anlatımın zenginleşmesini sağlamıştır.

         

        Rumeli’nin kilidi olarak da tanımlanabilecek olan Vidin Kalesi, Osmanlı Devleti’nin artık güçten düştüğü zamanlarda, yani fetih naralarının azaldığı ve sınır mefhumunun zuhuruyla beraber daha da önemli hâle geldi. Tuna mansabının önemi göz önünde tutulduğunda Vidin’in de taşıdığı kıymet ortadadır.

         

        


Türk Yurdu Ağustos 2015
Türk Yurdu Ağustos 2015
Ağustos 2015 - Yıl 104 - Sayı 336

Basılı: 10 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele