Şaman (Kam) Davulundaki “İmler” ve “Tamgalar”

Ağustos 2015 - Yıl 104 - Sayı 336

         

        Türklere ait olmayan bir terim olan ve Tungusçadan Rusça yolu ile Batı dillerine geçen “Şaman” sözcüğü, Toharca “samane” “=Budist rahip” ve Soğdça “saman” sözcüğünden gelmektedir (Gülensoy 2007).

         

        Türkler “şaman” için “kam” sözcüğünü kullanmışlardır. Avrupa Hunlarının, din adamlarına “kam” dediklerini A. İnan, İ. Kafesoğlu ve B. Ögel gibi tarihçilerimizin yazdıkları eserlerden öğreniyoruz. Türk dilinin en eski sözlüğü olan “Dîvânu Lugâti’t-Türk”te (DLT) “kam” (=kâhin) biçiminde geçen sözcük, Kıpçak Türkçesinin büyük sözlüğü Codex Cumanicus’ta da “kam” olarak kaydedilmiştir. Gülensoy, bu sözcüğün etimolojisini şu şekilde açıklamaktadır: kaŋ “baba” < *ka “aile” (Bu söz akrabalık ifade eder.) +ŋ “az kullanılan addan ad yapma eki”: kaŋdaş = baba bir kardeşler” (2007).

         

        A. İnan’ın (1972), S. Buluç’un (1948 ve 1979), S. Gömeç’in (2008) eserlerinde şamanizm ile ilgili geniş bilgi bulunmaktadır. H. Güngör ve İ. Kafesoğlu’nun eski Türk dini ile ilgili kitap ve makaleleri de kaynak eserlerdendir.

         

        Bizim bu yazımızda üzerinde duracağımız konu, “kam”ın (şaman) ayin esnasında elinde bulunan davul (def) üzerindeki “imge” ve “damga”lardır. Şamanizmle ilgili bazı kitaplardaki “şaman” resim ve fotoğraflarında genellikle bir kasnak üzerine oğlak ya da geyik derisi gerilmiş defgörülür. Bu defin üzerindeki resim ya da damgalar Türk süsleme sanatı için çok önemlidir. Şaman literatüründe davul (DLT’te: tümrük; Altay ve Saha Türkçelerinde tüngür, tünür, tür / çalu) ya da defdiye adlandırılan folklorik çalgı aletinin biçimi, kendine has özellikler taşır. Bu tür folklorik icraatlarda kullanılan “Türk davulu”, “Derinin bir kasnağın iki tarafına da gerilmesi ve çalanın boynuna bir iple asıldığı alettir. Bu çalgı, bir tokmak ve kamçı ile davulcunun her iki yüze ritmik vuruşlarıyla ses çıkarır.” (Gömeç 2008: 32). Şamanların elbiselerinde, her şeklin bir manası olan semboller vardır. Ayinlerde külahlar giyer, maskeler takar (Kumandı Türkleri kamları, kurban törenlerinde yalnız beyaz bir cübbeyle, kayın ağacı kabuğundan yapılmış huni biçiminde bir külâh giyerler), perçem ve külahlarına renkli kuş tüyleri takarlar. Üzerinde özel tasvirleri bulunan davulunu (defini) çalar. Kendinden geçinceye kadar çeşitli şekillerde zıplar, sıçrar, acayip sesler çıkarır.

         

        Kam (şaman) davulunun derisi üzerine şamanın kendi sureti (solda), güneş (sağda), ay (yıldız ile güneş arasında), yıldızlar, gök kuşağı,  yıldırım, şimşek, at, geyik (sığın), dağ keçisi, koç (koçkorok), kurt, köpek, kurbağa, at, geyik, sungur (veya kartal), kadın ve erkek, ağaç, hayat ağacı, dağ ve su sembolleri resmedilmiştir. Bu sembollerden de anlaşılacağı üzere bu resimler yerdeki ve gökteki varlıklara ait olup hepsi de kanlı ya da kansız kurban ayini sırasında görevlidir.

         

        Kam davulu (defi) öylesine basit bir davul değildir. Kasnağı, insan ve hayvanın dokunmamış olduğu kutsal kayınya da sedir ağacından yapılır. Derisi geyik, dağ keçisive gençtaydan olur. Davulun (defin) iç kısmında, bir uçtan bir uca, ┼ biçiminde, kamın eliyle tutması için bir sap vardır. Bu sap sanki bir insan suretinde olup “tüngür iyesi” adı verilir. Her kamın davulu (defi) ölümünden sonra bir ormana götürülerek parçalanıp, bir ağacın dalına asılır. Kamın ölüsü de bu ağacın altına gömülür (Gömeç 2008: 68-69).

         

        Bu sembollerin eski Türk dini inanışları içindeki yeri şöyledir:

         

        Dağ: Eski Türklerde dağlar Tanrı makamıdır. Yüksek dağ tepelerinin göklere yakın olması, uzaklardan gök (mavi) renkte görünmesi, dağları kutsal kılmıştır. Orta Asya’daki en uzun ve yüksek dağlara Tanrı Dağları ve bu dağların en yüksek tepesine de Han Tengri denmesi bu sebepledir. Bugün Altay Dağı, en kutlu dağdır. Eski Türklerin en kutsal dağı, Ötüken’in “Iduk-başı” idi. (Gömeç 2008: 56).

         

        Hayat ağacı: Sonsuzluğu sembolize eden “hayat ağacı”, uzun bir ağaç gövdesinden çıkan sağlı-sollu dallardan oluşmuş bir motiftir. Günümüz Anadolu Türk halı ve kilim sanatında hayat ağacı motifi, sık görülen bir semboldür.

         

        Güneş, ay ve yıldızlar: Eski Türklerde güneş ve ay kültleri vardı. VIII. yüzyıldan kalan Bilge Kağan Anıt Mezarlığı’nın etrafında bulunan balballardan birinin üzerinde ay ve güneş tamgalarının bulunması, buna en güzel belgedir. Bugün bile Müslüman Mişerler ile Anadolu’da yaşayan Alevî Türkmenler (Tunceli ve yöresi) arasında güneşe yönelip üç (ya da dokuz) kere eğilme geleneği hâlâ sürmektedir. Saha (Yakut) Türklerinde, büyük kahramanlar “güneş”in koruması altındadır. Bugün bile Altay ve Anadolu Türkleri arasında yaşayan, ay tutulurken bağırıp çağırma, davul ve teneke çalma geleneği “Ay kültü” ile ilgilidir. Bu inanışlara rağmen Türkler, güneş ve aya tapmamışlardır. Türkistan ve Orta Asya’nın çeşitli yerlerinde yapılan kazılarda ele geçirilen Köktürk sikkeleri üzerinde ay, güneş ve yıldız sembolleri bulunmaktadır. Gökyüzündeki yıldızlardan Çolpan (Tan Yıldızı) ve Kutup Yıldızı, Türkler için en kutlu yıldızlardan olup onlara yön göstermişlerdir.

         

        Kamların elbiselerinde (cüppelerinde) güneşin sembolü olarak demir ya da gümüşten yapılmış halkalar vardır. Anadolu’nun bazı yörelerinde çoban kepenekleri, un ambarları, ocak duvarları, arı kovanları vb. üzerlerinde yer alan güneş motifleri bolluk ve bereketin, aydınlığın sembolüdür.

         

        Güneş “☼”, Ay “☺ / ☻”, Yıldırım “” biçimlerinde sembolize edilmiştir.

         

        Işık: Bir Sibirya efsanesine göre, eskiden ne güneş ne ay vardı. İnsanlar havada uçarlar ve ışık saçarlardı. Güneşe ve aya ihtiyaçları yoktu. Bir gün aralarından biri hastalandı ve onu iyileştiremediler. Yani ışığı kesildi. Bunun üzerine Tanrı’ya yalvardılar. Tanrı da onlara iki nesne yolladı. Bunlar büyüye büyüye göğe çıkıp ışık saçmaya başladılar. Böylece gökler ve yerler ısındı; o günden sonra güneş ve ay dünyayı ışıttı. Işık Türk ve Moğol mitolojilerinde görülen bir motiftir (Temir 1948, Gülensoy 2008). Türk mitolojisinde “gökten inen ışık” biçimindedir (Ögel 1971).

         

        Yıldırım ve şimşek: Türklerin inanışlarına göre yıldırım ve şimşek, Tanrı Ülgen tarafından kontrol edilmektedir. Eski Türk inanışına göre, yıldırım düşen bir ağaçtan bir parça alınıp saklanırsa o yere kötü ruhlar giremez. Tuva Türkleri yıldırım ve şimşek çaktığında saçı saçarlar; gök gürültüsünü de Tanrı Ülgen’in konuşmasına bağlarlar (Gömeç 2008: 60). Eski Türkler gök gürledikçe göğe ok atarlar ve yüksek sesle gürültü çıkarırlardı.

         

        Ocak: Ateşin yakıldığı yer olan ocak, eski Türklerde en kutsal yerdi. Ocağın iki tarafındaki yüksekçe yere tör adı verilirdi ki bugünkü töre sözcüğü bu sözden gelmektedir. “Tör”e ailenin, obanın, oymağın ve kavmin en yüce ve bilge kişisi oturur. Bu “töre” geleneği Anadolu’da hâlen yaşamaktadır. Eski Türkler ve Moğollar savaşa giderlerken yurt (ev/öy/çadır) içindeki ocakta ateş yakarlar, bu ateşin sönmemesi için de en küçük çocuklarını “yurt”ta bırakırlardı. Bu çocuğa ottigin/otçigin adı verilirdi ki “ateş prensi” demekti. Ocağın sönmesi, o ailedeki bütün insanların ölmesi demekti. Onun için bugün bile “Ocağın sönsün!” diye beddua edilmesi hoş karşılanmaz. Türk töresine göre ocağın ateşi külle kapatılarak ertesi güne bekletilir. Evinde ateşi olmayan ailelere “avuç içine doldurulan kül üzerine konulan kor” verilir, ateşi komşudan alan aile o koru üfleyerek canlandırır; ailenin ocağının yanması/tütmesi sağlanırdı.

         

        Ateş: İlk insanlar ve eski Türkler meyve ve yenilebilir ot toplayarak beslenirlerdi. Sonraları avladıkları balıkları ve küçük hayvanların etlerini de pişirmeden, çiğ olarak yemişler. Daha sonra et yemek ihtiyacı duyduklarında, Tanrı Ülgen’in gökten attığı biri kara, diğeri ak iki taşı (çakmak taşı) birbirine sürterek ateşi bulmuşlar ve kuru otları tutuşturmayı öğrenmişler. Yeni buldukları ve eti lezzetli kılan ateşi söndürmemek için devamlı odunla beslemişler, ateşi çoğaltmışlar ve onu kutsallaştırmışlardır. O yüzden eski Türklerde ateş kutsal bilinmiş, “ocak kültü” ile birleştirilmiştir. Ateş, “שׁ” biçiminde sembolize edilmiştir.

         

        Kırgızların evlenme törenlerinde, oğlanın annesinin yeni gelinin eline verdiği yanan meşale, eski Türklerin ocak ve ateş kültünün bir devamıdır. “Ateş, Türkler tarafından su ile söndürülmez; üzerine tükürülmez, işenmez ve ateşe hakaret edilmez. Türk inançlarına göre ateş her şeyi temizler, kötü ruhları kovar.” (Gömeç 2008: 62). Bugün Orta Asya ve Anadolu’da yapılan Nevruz törenlerinde “ateş üzerinden atlama” bu inanışın bir uzantısıdır.

         

        Su: Su, Tanrı’nın insan, hayvan ve bitkilerin yaşamaları için verdiği en kutsal varlıklardandır. Su olmadan hayat olmaz. Bunun için su, Türklerde de kutsaldır. Su hiçbir şekilde kirletilmez, içine işenmez. Bu kutsallığından dolayıdır ki Türk halı, kilim, heybe, torba, cicim üzerine işlenen motiflerde “su sembolü” sıkça kullanılmıştır. Su, genellikle “≈” biçiminde sembolize edilmiştir.

         

        Davul tokmağı: Davulun tokmağına Altay Türkleri orbu, Saha (Yakut) Türkleri bula-ayah derler. Tokmak, geyik (sıgın) boynuzu ya da Türklerin Tanrı ile ilişkilendirdikleri kutsal kayın ağacından yapılır. Şaman inancına göre karada gezerken davul at, tokmak kamçı; sudan geçerken davul kayık, tokmak kürek görevlerini yerine getirir. Tokmak, göklere çıkarken de kuş olup “kam”ı uçurur.

         

        Kayın ağacı: Eski Türkler için çok kutsaldı. Kam, kayın ağacından yaptığı dokuz basamaklı merdiven ya da gök kuşağı ile mistik yolculuğa çıkarmış (Gömeç 2008: 69-70).

         

        Davulun / defin tutacağı: Davulun iç tarafında bulunan tutacak, haç “┼” biçiminde olup bazılarının üst tarafında küçük bir insan kafatası gibi (gözleri, ağzı, burnu, saçları olan) ağaçtan oyulmuş bir sembol yer alır. Haçın sağ ve sol uzantılarına renkli bez (çaput) bağlanarak aşağıya doğru sallandırılır. Bu çaputlar, “kam”ın elbisesi üzerinde bulunan bez saçaklarla uyum sağlayacak biçimde olur.

         

        Bazı deflerin ön yüzünde de bu tutacak gibi uzun bir “┼” motifi bulunur. Bu motifin üst ucunda bir daire [O] içinde ok başı [↑] gibi bir şekil bulunur. Haçın altında da [∩] biçiminde bir kıvrıntı vardır.

         

        Görüldüğü gibi, “Kam davulu/defi” basit bir çalgı aleti değildir. Üzerindeki sembol motiflerle birer tablo gibidir. Bu sembollerin her biri de eski Türk dini felsefesi içinde ayrı bir yere sahiptir. Bu sembol motifler, grafik açıdan da çok önemlidir.

         

        

         

         

         

         

         

        

         

        Kaynaklar

        Buluç, S., 1948, “Şamanizmin Menşei ve İnkişafı”, İÜ, TDED, II/3-4, İst.

        Buluç, S., 1979, “Şaman”, İslâm Ansiklopedisi, İst.

        Gömeç, S., 2008, Şamanizm ve Eski Türk Dini, Likya Yay., Ank.

        Gülensoy, T., 2007, Türkiye Türkçesindeki Türkçe Sözcüklerin Köken Bilgisi Sözlüğü, TDK Yay., Ank. 2007.

        Gülensoy, T., 2008, Altan Topçi -Moğol Tarihi-, Kültür Ajans Yay., Ankara.

        İnan, A., 1972, Tarihte ve Bugün Şamanizm, TTK Yay., Ank. 1972.

        Ögel, B., 1971, Türk Mitolojisi, I, II, TTK Yay., Ank.

        Temir, A., 1948, Moğolların Gizli Tarihi, TTK Yay., Ankara.

         


Türk Yurdu Ağustos 2015
Türk Yurdu Ağustos 2015
Ağustos 2015 - Yıl 104 - Sayı 336

Basılı: 10 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele