Küreselleşen İran’da Ötekileşen Türkler

Ağustos 2015 - Yıl 104 - Sayı 336

         

        Küresel güçlerin İran’a karşı yürüttüğü politikalarla birlikte gündeme gelen İran Türkleri, genel olarak pek bilinmez ve kendi kaderine terk edilmiştir. Aynı şekilde Türkiye kamuoyu da İran Türklüğü konusunda oldukça az bilgiye sahiptir. Türkiye, İran'ı bölgesel politikalarında hep bir hasım olarak görmüş, mücadele etmiştir. Dolayısıyla devlet kurumları açısından İran iyi bilinen bir ülkedir. Ancak bu durum sivil halka pek yansımamıştır. Cumhuriyet sonrası dönemde dış Türkler konusu Atatürk’ten sonra rafa kaldırıldığı için İran’daki Türkler konusu da pek ele alınmamıştır. İslam Devrimi sonrasında Tahran, Türkiye'ye rejim ihraç etme politikası ve bu çerçevede PKK'yı Türkiye'ye karşı koz olarak kullanmaya çalışması ile birlikte bir devlet olarak Türkiye’nin gündemine girse de İran’daki Türkler aynı derecede gündem teşkil edememiştir. Batıcı dış politika yürüten Türkiye, nüfusunun yaklaşık % 40'ını Türklerin oluşturduğu sınır komşusu olan İran'ı tanımak için özel bir çaba harcamamıştır. Türkiye kamuoyu, bugün dahi İran'daki Türklerin varlığından, olması gereken düzeyde bilgiye sahip değildir.[1]

         

        Birçok Türk boyunu barındırsa da İran Türkleri denildiğinde ilk akla Güney Azerbaycan gelmektedir. 25 milyondan fazla Azerbaycan Türkünün yaşadığı Güney Azerbaycan II. Dünya Savaşı’nda bağımsızlığını ilan etmiştir. Bu dönemde millî ordu kurma, toprak reformu, kültür işlerinin Türkleştirilmesi çabaları yoğunlaşmıştır. Fakat İngiliz, Rus ve İran hükümetlerinin anlaşması sonucunda bu girişim, başarısızlıkla sonuçlanmış,[2] Güney Azerbaycan Millî Hükümeti 1946 yılında yıkılmıştır.

         

        1978-1979’da rejim değişikliği, büyük ölçüde Azerbaycan Türklerinin çaba ve mücadelesi ile gerçekleşmiştir. Fakat devrim ortasında vaat edilenler daha sonra büyük ölçüde unutulmuş, Türk liderler tasfiye edilmiş, anayasal haklara rağmen Türklere yönelik baskı arttırılmış, Sürekli olarak kültürel ve medeni hakları ihlal edilen Türkler, İran yönetimince artan oranda asimileye tabi tutulmuştur.

         

        Günümüzde İran Türkleri kültürel ve siyasi özerklik için mücadele vermektedir. Baskıcı ve totaliter bir rejime sahip Tahran, Türklerin anayasal haklarını tanımadığı gibi her geçen gün daha baskıcı politikalar uygulamaktadır. Karşılıklı olarak oluşan güvensizlik ortamı bir iç çatışmayı tetiklemekte, bu hususta İran üzerinde hesapları olan küresel güçleri Türklere yöneltmektedir. Uzlaşıya doğru giden süreçte İran ve Batı’nın uzlaşması, İran Türklerine barış ve huzur getirebileceği gibi, daha zor şartlara da taşıyacak bir özelliğe sahiptir.

         

         

        İran Türkleri

         

        İran’da Türk varlığının kökenine ilişkin iki farklı görüş bulunmaktadır. Bu görüşlerde; Türkler İran’a göç etmiş, dışarıdan gelmiş yabancılar ya da İran’a gelen küçük grupların etkisiyle Türkleşmiş İranlılardır.[3] İran’da; Sakalardan Gaznelilere, Selçuklardan Karakoyunlulara ve Akkoyunlulara, Safevilerden Kacarlara uzanan pek çok Türk devlet ve hanedanı uzun dönemler hüküm sürmüştür. İran onuncu yüzyıldan itibaren Türk hakimiyetinde, Türk kültürünün önemli bir merkezi olmuş, hemen hemen toplumun her hayatında devletin her kademesinde Türk medeniyeti hâkim olmuş, Pehlevi hanedanının yirminci yüzyılda iktidara gelmesiyle bu dönem kapanmıştır.[4] 1925 yılında yönetimi Kacar Türklerinden devralan Pehlevi ailesi, 1979’daki İran İslam Devrimi’yle yerini bu günkü yönetime bırakmıştır.

         

        Bin yıla yakın İran yönetimini elinde bulunduran Türklerin İran’daki siyasi durumunu Mehmet Emin Resulzade, İran Türkleri ne Rusya’da olduğu gibi mahkum ne de Türkiye’de olduğu gibi hâkim bir millettir. Türkler Farslarla hukukta eşit statüde olup, aynı haklara, aynı imtiyazlara sahiptir. İran hükümdarlarının Türk olması, Türklere özel bir ayrıcalık bahşetmediği gibi, Fars milletinin tazyikine de sebep olmamıştır, şeklinde belirtmektedir.[5]

         

        İran’da yaşayan Türklerin nüfusu ile ilgili kesin bir rakam verilememektedir. Verilen rakamlara bakıldığında İran’daki Türk nüfusun 20 ile en çok 35 milyon arasında olduğu anlaşılmaktadır.[6] İran’daki Türk nüfusu Azerbaycan bölgesinde yoğunlaşmakla beraber ülkenin diğer bölgelerinde de azımsanmayacak kadar mevcuttur. Bu Türk nüfus içinde, gerek yaşadıkları topraklar gerek nüfus yoğunluğu ve gerekse siyasi ve ekonomik nüfuz bakımından ilk sırayı Azerbaycan Türkleri almaktadır. Özellikle son dönemlerde Güney Azerbaycan’da yaşanan gelişmeler, burada yapılanan teşkilatlar ve daha pek çok sebep, konu ile ilgilenenlerin dikkatini Azerbaycan Türkleri üzerinde toplamaktadır.[7]

         

        İran’ın her tarafına yayılan Türkler daha sonra İran baskıları üzerine üç bölgede yoğunlaşmıştır:

         

        1. Kuzey Batı Türkleri: Afşar, Bayat, Begdili, Bayındır, Kıpçak, Halaç, Tekeli, Şamlı, Usanlı, İspirili, Kara Gözlü, Buçarlı, Ak Koyunlu, Kara Koyunlu, Rumlu, Ustaclu, boylarını oluşturmaktadır. Bu boylardan Kıpçak ve Halaçlar dışında hepsi Oğuz boylarındandır.

         

        2. Kuzey Doğu Türkleri: Bu grubun çoğunluğunu Türkmenler oluşturmaktadır. Ayrıca Geraylı, Temirtaş, Çağtay, Celayir, Karşı Kuzey, Afşar ve Bayat boyları bu bölgede yaşamaktadır.

         

        3. Güney ve Orta İran Türklerini ise, Kaşkaylar, Hamseler, Huzistan Türkleri, Kirman Türkleri ve İsfahan Türkleri oluşturmaktadır.

         

        İran’daki Türkleri biraz daha detaylı tanıyacak olursak:

         

        Azerbaycan Türkleri, İran’da yaşayan en büyük Türk grubudur. İran’ın Kuzey Batı bölgesinde yerleşen Azerbaycan Türkleri, Tebriz, Urmiye, Erdebil, Zencan, Gazvin, Marağa, Hoy, Maku, Sulduz, Goşaçay, Miyane, Astara, Culfa, Merend, Halhal, Sovukbulak, Hemeden, Bicar, Gurve, Tikantepe ve bir çok kentlerde yaşamaktadırlar.

         

        Türkmenler, Azerbaycan Türklerinden sonra en büyük Türk nüfusuna sahiptir. İran’ın kuzey doğusunda yoğunlaşan Türkmenler, din ve bilim adamlarıyla da Türk kültüründe ve Anadolu’nun Türkleşmesinde büyük etkisi olmuştur. 1920’li yıllarda İran’dan ayrılarak Türkmen Cumhuriyeti kuran Türkmenler, İngiltere desteğindeki Rıza Şah Pehlevi’nin siyasi hedeflerine kurban edilmiştir.[8]

         

         

        Soy olarak Oğuz Türklerinden gelen Kaşkay Türkleri, Hülagü Han zamanında Kaşgar’dan İran’a gelip yerleşmişlerdir. İran Türklüğünde Merkez Türklerden olan Kaşkaylar, Gomse, Burçin, Ramhormoz, Behbehan ve diğer kentlerde yaşamaktadırlar. Kaşkay Türkleri, İran tarihinde Rıza Şah aleyhine ayaklanmaları ve Tahran’a yürümeleri ile ün kazanmıştır. Bu isyanları Rıza Şah Pehlevi tarafından kanlı şekilde bastırılmıştır

         

        Afşar Türkleri İran’ın tarihinde Nadir Şah Afşar ile önemli bir yere sahiptir. Afşarların büyük çoğunluğu göçebe bir hayat tarzı sürmekte, belli bir bölümü ise tarım ve hayvancılıkla geçinmektedir. İran’ın geniş sınırları içerisinde dağınık ve düzensiz bir hâlde yayılmış olduklarından cemaat havasını yakalayamamışlardır. Afşarların bir bölümü Selçuklular ile birlikte Anadolu’ya gelmiştir.

         

        En eski Türk boylarından olan Halaç Türkleri bu gün İran’ın Tahran, Kum, Erak kentleri çevresinde yaşamaktadırlar. Halaç Türkleri Kum, Tefriş, Erak ve Silifça’nın etrafındaki köylerde yaşamaktadır.

         

        1794’ten 1920-1925’e kadar İran’da hüküm süren Kacarlar, İran tarihinde çok etkili olmuştur. Zeki Velidi Togan, Kacarların Azerbaycan’daki en eski Türk boyu olduğunu belirtmiştir.[9] 

         

        Karapapaklar, İran’ın kuzey-batı bölgesinde Azerbaycan Türkleri içinde yaşamaktadırlar. Siyah astragan kalpak giydikleri için Karakalpak diye adlandırılmışlar, Sulduz kentinde ve çevresinde hâlâ göçebe hayatı yaşamaktadırlar.

         

        Bu Türk topluluklarından başka İran’da Ebi Verdi, Baharlu, Eynallulu, Şahsevenler, Karadağlılar, Kıpçaklar, Bayatlar, Kengerli, Karaçorlu, Boçagçiler ve Karayiler gibi Türk toplulukları bulunmaktadır. [10]

         

         

        İran Türklerinin Sorunları

         

        1925'e kadar hemen hemen bin yıl, İran, Türk egemenliği altında kalmıştır. Bu bin yıl süresinde İran'da saray ve ordu mensupları ve soylular sınıfı Türklerden oluşmuştur. Ancak bu durum Farisilere karşı bir üstünlük unsuru olarak görülmemiş, Fars kökenlilere karşı bir baskı ya da asimilasyon aracına çevrilmemiştir. Bununla birlikte Fars kökenli Pehlevî hanedanının iktidarı ele almasıyla birlikte Fars milliyetçiliğine yönelik politikalar geliştirilmiş ve İran'da Türkler ve Türklükle ilgili olarak hemen hemen her alanda önemli kısıtlamalara gidilmiş, baskı ve asimilasyon politikalarına maruz bırakılmıştır. Hatta bu alanlarda bilimsel çalışma ve sanatsal faaliyetlerde bulunmak dahi çok zor şartlara bağlanmıştır.[11] Bu dönemden itibaren baskı ve asimilasyona defalarca başkaldıran ve haklarını arayan Türkler, kanlı şekilde Farsi hükümetlerce bastırılmış ve her seferinde daha da zor şartlara tabi tutulmuştur.

         

        İran Türkleri gerek bölge gerekse küresel güçlerin hep ilgi odağı olmuştur. Özellikle İran’ın baskı altına alınması için mücadele eden devletlerin öncelikle başvurdukları ana argüman Türkler olmuştur. Türkler organize edilmiş, ayaklandırılmış, geçici devletler kurdurulmuş, kendi politikaları için kullanılmış, işleri bittikten sonra da Türkler Farsi hükümetlerin inisiyatifine terk edilmiştir. Türklerin daha iyi şartlarda yaşam mücadelesi, Farsi hükümetler tarafından hep ayrılıkçı faaliyetler olarak algılanmış ve bu durum Tahran yönetiminde Türklere karşı bir güven sorununun oluşmasına sebep olmuştur. Bu güven sorunu nedeniyle Tahran hükümetleri, Türklerin haklarını iyileştirmek yerine daha baskıcı politikalara yönelmiştir. Bu politikalar ise Türklerde tepki doğurmuş ve Tahrana karşı sert direnişleri beraberinde getirmiştir. Bu direnişle ise yeni ve keskin sorunları beraberinde getirmiştir. İran’da Farslar ve Türkler arasındaki çekişme bir bumerang gibi tekrar etmiş ve her geçen gün şartlar Türkler aleyhine değişmiştir. Bugün itibarıyla İran Türklerinin problemlerini aşağıdaki gibi tasnif etmek mümkündür:

         

  1. Kimlik sorunu
  2. Siyasi faaliyetlerin engellenmesi sorunu,
  3. Kültürel asimilasyon,
  4. İnsan hakları ihlalleri. [12]

         

         

        1979’dan günümüze kadar İran’daki Şia merkezli totaliter sistemin ideolojik olarak zayıflaması kimlik düzeyinde İranlılık olgusuna ciddi darbeler vurmuştur. İran İslam Cumhuriyeti’nin kendi siyasal uygulamalarını Şia yorumuna dayandırması sonucu rejimin meşruiyet sorunu ile karşılaşması, Şiilik İslam’ın ülke içinde birleştirici faktör olma özelliğini zayıflatmıştır. Şii İslam’ın siyasi anlamda güçsüz hâle gelmesi genel olarak İranlılık kimliğine de yansımış, bu da Şia’yı tarihi süreç içinde İran’da yaygınlaştıran ve mevcut Farslılık temeline dayanan iktidarın yönetim vizyonunu paylaşmayan Azerbaycanlıların, İranlılık algısını değiştirmiştir. Bu durum ise Güney Azerbaycan Türkleri açısından bir ikilem yaratmaktadır. Bir yanda sistemle bütünleşme ve diğer yanda sistemden ayrılma eğilimleri bir arada yaşanmaktadır. Dolayısıyla Güney Azerbaycan Türklerinin sistem içinde yer almasında ortak mezhep olan Şiilik unsuru bir ölçüde etkin olurken, özel anlamda âdem-i merkeziyetçilik, genel anlamda da İranlılık olgusu, Güney Azerbaycan Türk millî hareketine yön veren asıl unsurları teşkil etmektedir.[13]

         

        Bugün İran devletinin politikalarına etki eden en önemli faktör Fars milliyetçiliğidir. Modern Fars milliyetçilerinin esas amacı diğer etnik grupların Farslaşmasına yöneliktir. Fars milliyetçilerine göre Azerbaycan Türkleri sonradan Türkleşmiş olan Türkçe konuşan bir halktır. Sovyetler Birliği’nin “Türk Dilli Halklar” görüşü ile İran Pehlevî idaresinin bakışının benzerliği dikkat çekmektedir.[14]

         

        İran Türklerinin çoğu İran’ı ve tarihini kendilerinin yaptığı/yarattığı bir devlet olarak görmektedirler. Fars ya da Türk, bir İranlı için Safevi kimliğinin dışlanması, Türkiye Türkü için Osmanlı kimliğinin dışlanması gibi bir anlam taşımaktadır. 1990 sonrası gelişmeler İran’da yeni kimlik algılamalarını da beraberinde getirmiştir. Şii merkezli dini kimlik algısından etnik kökenli bir kimlik algısına kayma eğilimindedir. Geleneksel olarak bir Şii Fars kendini Şafii bir Kürt ile kardeş (ya da ona yakın) görmezken, entelektüel Fars milliyetçiliği Kürtleri etnik-ırksal kardeş görme eğilimindedir. Buna mukabil yeni gelişen Azerbaycanlı Türk milliyetçisi genç kimlik, kendisini Türkiye ve Azerbaycan’a kardeş görmektedir. [15]

         

        1990’ların ikinci yarısından itibaren, İran Türklerinde millî şuur, Azerbaycan sevgisi, hak talepleri giderek artmıştır. Bu süreçle birlikte millî bir uyanışın gerçekleştiği ve toplumun bu kapsamda bilinçli olarak İran yönetimine karşı birlik oluşturduğu söylenmelidir. GAMOH hareketinin ortaya çıkışı bu sürecin açık bir göstergesidir. Mahmudeli (Mahmut Ali) Çöhregani’nin şahsında birleşen hareket, giderek kitleselleşmiş ve tüm Güney Azerbaycan Türklüğünün öncüsü olmuştur.

         

İran Türkleri 2000’li yıllarda; Babek Kalesi Yürüyüşleri, karikatür krizi, olayların yıldönümleri, “anadili günleri”, Urumiye Gölü etkinlikleri ile yönetime karşı etkin hamleler yaptığını söylemek mümkündür. Özellikle Urumiye Gölü’nün kuruması ve buna yönelik idarî tedbir alınmaması meselesi etrafında ciddî bir hareketlenme olmuş, kitlesel gösteriler düzenlenmiş, gerek İran içinde gerekse İran dışında Azerbaycan ve Türklük temalı protestolar gerçekleştirilmiştir.

 

        İran’da Azerbaycan Türklerinin son yıllardaki kendini gösterme yolu Tebriz’in “Traktör Sazi” adlı birinci lig futbol takımıyla olmaktadır. Takımın her maçı merkeze karşı önemli birer protestoya dönüşmekte, bir bakıma merkeze karşı talepleri ifade şekline bürünmektedir.[16]

         

        İran’da, Güney Azerbaycan Türklerinin siyasi ve sosyal aktiviteleri 1990’lardan itibaren önemli bir artış göstermiştir. Geniş bir düşünce yelpazesinde kurulan çeşitli örgütler, İranlılık üst kimliğini temel almaktan, bağımsız bir devlet oluşturmaya kadar değişik amaçlara sahiptir. Siyasi düzlemde 1999 yılında İran Meclisi içinde Türk milletvekillerinin kurduğu “Azeri Meclis Vekilleri Topluluğu” en dikkat çeken oluşumdur. Bu grup, Azerbaycan eyaletlerindeki sorunlar ve kuzeyde kurulan Azerbaycan Cumhuriyeti ile ilişkiler üzerinde yoğunlaşmıştır. Ayrıca İran dışında kurulup merkezi büroları da yurt dışında bulunan Azerbaycan Fediyin Örgütü, Güney Azerbaycan Halk Cephesi ve Azerbaycan Kurtuluş Teşkilatı gibi örgütler çoğunlukla İran hükümetinin yasa dışı bulduğu ve faaliyetlerini gizli biçimde yürüten topluluklardır.

         

        Söz konusu dönemde Güney Azerbaycan Türklerinin faaliyetlerinde bazı dış faktörler de belirleyici olmuştur. En önemli motivasyon kaynağı olarak Sovyetlerin dağılmasıyla Azerbaycan Cumhuriyeti’nin bağımsızlık kazanması gösterilmektedir. Yeni kurulan bu devlette hem resmi düzeyde hem de sivil örgütler bazında geliştirilen, İran Azerbaycan’ın bağımsızlığı ve iki Azeri ülkesinin birleşmesi yönündeki söylem, kuzeyde bu doğrultudaki ideolojinin ve stratejik hedeflerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Bu anlayış kısa süre içinde İran’da da kabul görmüştür.

         

        Güney Azerbaycan Türklerinin 1990’dan bugüne kadar İran Hükümeti tarafından asimilasyona maruz bırakılmalarına yönelik en yüksek tonda şikâyet dile getiren Dr. Mahmut Ali Çöhreganlı tarafından seslendirilmiştir. Çöhreganlı, 1996 yılındaki seçimlerde altı yüz bin oy alarak meclise girmeye hak kazanmış, ancak Tahran polisi onu yasadışı ticaret yapma suçundan tutuklamıştır. Güvenlik güçleri, Çöhreganlı’nın seçimlerden çekildiğini açıklaması için iki hafta boyunca kendisini hapiste tutmuş ve ağır baskılara maruz bırakarak seçimlerden çekildiğini açıklatmıştır. Çöhreganlı seçimlerde yeniden aday olmak istese de merkezi yönetim bu teşebbüsü engellemiştir.

         

        Çöhreganlı’nın liderlik ettiği ve pek çok Güney Azerbaycanlının da destek verdiği örgütlenme olan GAMOH (Güney Azerbaycan Millî Uyanış Hareketi) resmi olarak İran’ın toprak bütünlüğünden yana olduğunu, Azerbaycan ya da Türkiye ile birleşmeyi hedeflemediklerini ve sadece Azeri Türklerinin haklarına saygı gösterilen federatif bir İran istediklerini açıklayan GAMOH, bağımsızlık projelerinin olmadığını bildirmiştir.[17] Buna rağmen gerek GAMOH gerekse Çöhreganlının faaliyetine izin verilmemiş, her ikisine karşı sert biçimde karşılık verilmiş ve polisiye tedbirlerle hareket ve lideri bastırılmaya çalışılmıştır. Çöhreganlı’nın ABD’ye gitmek ve siyasi faaliyetlerini buradan sürdürmek zorunda kalmıştır.

         

        1978 Şubat’ının 18-19’unda Tebriz’de meydana gelen ayaklanma ve sonrasında İran Şahı’nın ülkeyi terk etmesinden hemen sonra ülkede göreceli bir özgürlük ortamının oluştuğunu söylemek mümkündür. Zira Türkler Şah rejiminin yıkılmasına önemli katkı sağlamış ve bunun karşılığında da Humeyni yönetimince bazı haklarla donatılmıştır.

         

        İran İslam Cumhuriyeti’nin kurulduğu yıllarda Türklere nispi özgürlük verilmiştir. Bu yıllarda Türklerin kurduğu bazı siyasi ve kültürel cemiyetler ortaya çıkmıştır. Azerbaycan Demokrat Partisi ilk olarak faaliyete başlamış, Azerbaycan gazetesi ve dergisi yayın organı olarak hizmet vermiştir. Ancak bu kısa ömürlü olmuş, 1980 yazından itibaren faaliyetine son verilmiştir.[18] Varlık dergisi bunlardan hâlâ yayın hayatına devam etmektedir. Varlık, özellikle Güney Azerbaycan Türklerinin kültürel gelişimine katkıda bulunmayı ana hedef olarak belirlemiştir.

         

        Bunların yanında Molla Nasreddin, Köroğlu, Işık ve Azerbaycan Sesi gibi gazetelerde devrim sonrasında Güney Azerbaycan Türklerinin yayınları arasında yer almış fakat pek çoğu İslam Cumhuriyeti’nin engellemeleri sonucunda kısa süre içinde yayın hayatına son vermek zorunda kalmıştır. Pek çok Türk gazeteci de bu dönemde Türk milliyetçisi oldukları ve İslam dinini yeterince benimsemedikleri iddiasıyla sorgulanıp tutuklanmıştır. Devrime kadar İran Türkleri arasında ana dillerinin kullanımının yasak edilmesi neticesinde okuma yazma bilenlerin az olmasını dikkate alan bazı parti ve cemiyetler gazete ve dergi neşretmenin yanında Türkçenin öğretilmesine ve yazılmasına yönelik kurslar açılmıştır. Ancak Türk kültürüne büyük katkısı olacak bu girişimler de etnik, milliyetçi tanımlamasıyla kısa süre içinde sona erdirilmiştir.[19] Bu durum Türklerin özellikle kültürel hayatlarını geliştirme ve zenginleştirmesine büyük darbe vurmuştur.

         

        Türk kültürünü İran’dan silme politikalarına devrim sonrasında da devam edilmiştir. 1990’lı yılların başlarında İran hükümeti çeşitli sebeplerle sıkça eyalet isimlerini ve sınırlarını değiştirmek istemiştir. Özellikle Azerbaycan eyaletini parçalayarak yeni eyaletler ortaya çıkarma ve böylece bu eyaleti hem küçültme hem de ismini zaman içinde silme gayreti büyük itirazlar sonucunda gerçekleştirilememiştir. [20]

         

        İran İslam Cumhuriyetinin kuruluş yıllarında İran Türkleri Tebriz Tiyatro Cemiyetini kurmuş, Arşın Mal Alan, Meşedi İbad gibi meşhur eserler sahnelenmiştir. Tebriz’de her hafta sonu âşıkların saz çalıp şiir söylemeleri uzun sürmemiş, 1980 yılının sonlarına doğru bu faaliyetler İslam’a aykırı görülmüş ve yasaklanmıştır.[21]

         

        İran Türklerinin anayasal hakları Tahran yönetimince olması gerektiği şekilde korunmamaktadır. Eyalet kültürel hakların ihlal edilmesi, siyasi faaliyetlerin kısıtlanmasının yanı sıra, Türk milletinin kimliğine yapılan ırkçı saldırılara göz yummaktadır. Bunun son örneği 2006 yılında İran basınında yer alan ve Türkleri böcek olarak figüre eden karikatür olayıdır. Karikatürün yayımlanması üzerine yapılan itirazlara kulak vermeyen Merkezi hükümetin hareketsizliği sonucunda milyonlarca kişinin katıldığı gösteriler gerçekleşmiş, devletin söz konusu gazeteyi kapatıp sorumluları tutuklayarak olayları dindirmeye çalışmışsa da geç gelen özür, halkı yatıştırmaya yetmemiştir. Devletin olaylara silahla müdahale etmesiyle sonuçlanan protestoların bilançosu elliden fazla ölü, yüzlerce yaralı ve binlerce tutuklu olmuştur.

         

        İran’da özellikle modern dönemde Fars kimliğini baskın kılma amacına yönelik olarak Türk kimlik ve figürünü hedef alan fıkra, deyim, film ve karikatür gibi araçlara başvurulduğu bilinmektedir. Ayrıca Farsların arasında muhtelif etnik gruplara ve özellikle onların az gelişmiş bölgelerde yasayanlarına yönelik önyargıların olduğu, Türkler için ise bunun yaşadıkları yerden bağımsız olarak her yere taşındığı görülmektedir.

         

         

        İran’ın Küreselleştirilmesi Süreci ve Türklerin Durumu

         

        Son dönemde İran tekrar dünyanın gündemindedir. Özellikle küresel sistemin düşmanı olarak ilan edilen İran’ın zayıflatılması ve kontrol altına alınması konusu uluslararası sistemin en önemli hedeflerinden biri hâline gelmiştir. Bu konuda hiç şüphesiz İran’daki Türkler kullanılmak istenmektedir. İran’la problemi olan tüm büyük devletler, ABD, AB hatta Rusya bile İran Türkleri, özellikle de Güney Azerbaycan’daki Türklerle yakından ilgilenmeye başlamıştır.[22]

         

        Büyük Orta Doğu Projesi olarak adlandırılan ve Orta Doğu’nun yeniden şekillendirilmesini ifade eden küresel proje kapsamında özellikle Güney Azerbaycan Türkleri önemli bir figür hâline gelmiştir. İran’daki dini rejimin yıkılması sürecinde, Tahran’a karşı kullanılacak dâhili faktör olarak Türkler düşünülmüştür. Sonrasında da Kuzey Azerbaycan ile birleştirilerek tek bir devlet yapılması hedeflenmiştir.[23]

         

        11 Eylül sonrasında ABD tarafından teröre karşı yürütülen operasyonlarda İran önemli bir hedef olmuştur. İran’ın zayıflatılması ve içten çökertilmesi planında da en önemli rolü Türklerin oynaması kararlaştırılmıştır.[24]

         

        Türklerin küresel güçler tarafından bu derece önemli görevler için düşünülmesi hem sevindirici hem de üzücüdür. Zira bir yandan Türklerin sorunlarına kalıcı bir çözüm olarak gözüken bağımsızlık ya da özerklik statüsünün gerçekleşme ihtimali gözükmekte, diğer taraftan İran’ın ortaya çıkan güven sorunu karşısında Türklere karşı uyguladığı baskıcı politikaları tetiklemesi olasılığı da bulunmaktadır. Özellikle İran ile Batı’nın nükleer konu özelinde uzlaşıya doğru ilerledikleri bir dönemi yaşadığımızı düşünürsek, Türklerin Tahran yönetimince daha baskıcı politikalara tabi tutulması muhtemeldir.

         

         

        Sonuç

         

        İran Türkleri İran nüfusunun önemli bir oranını oluşturmaktadır. Aynı zamanda İran kültürel yapısının da önemli bir parçasıdır. Özellikle dini sistemde önemli görevler üstlenmiştir. Bu nedenle İran’ın siyasi, ekonomik ve kültürel yapısında geçmişte olduğu gibi gelecekte de etkin olacaktır.

         

        Bugün Türkler Pehlevilerin iktidara geldiği günden itibaren artan baskılara muhatap olmaktadır. Bu baskıların en acımasızı asimilasyona maruz kalmalarıdır. Bunun doğal sonucu olarak, kendi kültürel ve sosyal yapılanmasını sağlayamamakta, anayasal haklarını talep edememekte, özerklik istekleri karşılanmamaktadır. Bu durum Türklerde İran hükümetlerine karşı bir direncin oluşmasına ve muhalefetin gelişmesine sebep olmaktadır. Doğal olarak bu husus etnik ve kültürel bir çatışmayı doğurmaktadır. Bu çatışma ortamı İran’a karşı olan devletler tarafından kullanılmakta, Türkler kullanılacak potansiyel bir muhalif güç olarak algılanmakta ve bu nedenle kışkırtılarak İran üzerinde bir baskı aracına dönüştürülmeye çalışılmaktadır. Bu sonuç, Tahran hükümetlerini Türklere karşı daha acımasız politikalara itmektedir. Bu husus her iki tarafa zarar verecek bir kısır döngüye dönüşmüştür.

         

        Küreselleşen dünyada sistem, halkların kendi kültürel özerkliklerine sahip olmasını istemektedir. Bu nedenle halkların kendi dil, din, gelenek ve sosyal yapılarını serbest şekilde geliştirmelerine izin verilmesini sağlamaya çalışmaktadır. Bu kapsamda devletlerin siyasi ve hukuki yapılarının evrilmesine büyük gayret gösterilmekte, gelişmiş ve gelişmemiş tüm devletlerde belli standartların sağlanması için küresel ölçekte örgütlenme ve hukuki düzenlemelere gidilmektedir. Bu standartların sağlanması için teşvik edici, ödüllendirici politikalar uygulanmakta, direnen ülkelere karşı da uluslararası sistem tarafından cezalandırma da bulunulmaktadır.

         

        İran bugün mevcut hâliyle küresel sistemden kopuk, içe kapalı baskıcı bir yönetimle idare edilmektedir. Bu nedenle Tahran yönetiminin İran Türklerine yönelik kültürel ve siyasi özerklik vermesini beklemek aşırı iyimserlik olacaktır. Bu nedenle İran’daki Türklerin talep ettikleri kültürel ve siyasal haklarına kavuşabilmeleri, ancak İran’ın küresel sistemle entegre olmasıyla mümkündür. İran’ın Batılı devletlerle nükleer konuda anlaşma yapması, küresel sistemle bütünleşme adına önemli bir adım olarak görülebilir. Bu süreçte İran Türklerinin akılcı ve uygulanabilir politikalar ile hükümetle yapıcı bir süreci başlatmaları gerekmektedir. Zira karşılıklı olarak taraflarda oluşan güven sorununun aşılabilmesi için karşılıklı çaba gerekmektedir. Bu süreç için Türklerin ülke içinde birlik oluşturmaları kaçınılmazdır. Bütünleşmiş, modern politika araçlarını kullanan ve uygulanabilir politikalarla İran Türklerinin sorunlarını kalıcı olarak çözmesi mümkündür. Aksi takdirde Türklerin İran’daki resmi ve fiili statüsü yeni sorunlarla daha da karmaşık bir hâle gelecektir.

         

         

        


         

        


        

        [1] Hakan Boz, “İran Turanı ve Unutulan İran Türkleri”, http://www.21yyte.org/tr/arastirma/iran/2012/11/08/ 6790/ iran-turani-ve-unutulan-iran-turkleri, 09.06.2015.


        

        [2] Nevzat Özkan, Türk Dilinin Yurtları, Ankara, Akçağ Yayınları, 2003, s.76.


        

        [3] Onur Okyar, İran ve Demokrasi, İstanbul, Ötüken yayınları, 2014, s. 233 vd.


        

        [4] Emel Barış, “İran Türkleri”,  http://www.turkmeclisi.org/?Bil=411&Git=Bilgi-Goster&Sayfa=Temel-Bilgiler


        

        [5] Mehmed Emin Resulzade, İran Türkleri, Hazırlayan: Yavuz Akpınar, İrfan Murat Yıldırım, Selahattin Çağın, Ankara, Türk Dünyası Araştırmalar Vakfı, 1993, s.17.


        

        [6] Bilgehan A. Gökdağ-M. Rıza Heyet, İran Türklerinde Kimlik Meselesi, Bilig,  Yaz - 2004, S. 30, s. 52.


        

        [7]Melih Akdeniz, “İran Türkleri”, http://www.gunaskam.com/tr/index.php?option=com_content&task=view&id =305


        

        [8] Geniş bilgi için bakınız. Türel Yılmaz, “İran’da Unutulmuş Bir Toplum: Türkmen Sahra Türkmenleri”, http://www.akademikortadogu.com/belge/ortadogu2%20makale/turel_yilmaz.pdf , 10.06.2015.


        

        [9] Zeki Velidi Togan, Bugünkü Türk İli ve Türkistan ve Yakın Tarihi, Enderun Kitapevi, İstanbul 1981.


        

        [10] Geniş bilgi için bakınız. Mehmed Emin Resulzade, İran Türkleri, Hazırlayan: Yavuz Akpınar, İrfan Murat Yıldırım, Selahattin Çağın, Ankara, Türk Dünyası Araştırmalar Vakfı, 1993; Zeki Velidi Togan, Bugünkü Türk İli ve Türkistan ve Yakın Tarihi, Enderun Kitapevi, İstanbul 1981; Ahmet Caferoğlu, “İran Türkleri”, Türk Kültür Dergisi, Sayı 50, Aralık 1966.


        

        [11] Gerhard Doerfer, “İran'da Türkler”, 23 Kasım 1987 günü Türk Dil Kurumunda yapılan konuşma., Türk Dili, TDK Yay., Sayı: 431, Kasım 1987.l


        

        [12]Osman Metin Öztürk-Yalçın Sarıkaya, Kaosa Doğru İran – Güncel İran İncelemeleri, Fark Yayınları, Ankara, 2006, s.201


        

        [13] Cemil Doğaç İpek, “Güney Azerbaycan Türklerinde Kimlik Sorunu”, Türk Dünyası İncelemeleri Dergisi, XII/1, Yaz 2012, s.281.


        

        [14] Gökdağ- Heyet, s. 56.


        

        [15] İpek, a.g.m, s.281-282.


        

        [16] Yalçın Sarıkaya, “Geçmişten Günümüze İran: Tarih, Siyaset, Toplum ve Kültür”, Türk Akademisi Dış Politika Araştırmaları Merkezi Rapor No. 2 // Kasım 2012, s. 38-39.


        

        [17] Karim Asghari, “Küreselleşme Bağlamında Çok Kültürlü ve Çok Etnikli Toplumların Ulus-Devletleşme Süreçleri: Güney Azerbaycan Örneği”, Avrasya Strateji, C. 3, S.2, Güz 2014, s. 161.


        

        [18] Gökdağ- Heyet, a.g.m., s. 52.


        

        [19] Geniş bilgi için bakınız. İpek, s.267-283.


        

        [20] İpek, a.g.m.,  s. 275-276.


        

        [21] Ş. A. Tagıyeva, (1991), “1978-79. “İller İran İngilabından Sonra Cenubi Azerbaycan’da Milli Hüguglar Uğrunda Mübarize”, Cenubi Azerbaycan Tarihi Meseleleri, Elm Neşriyat, Bakü, s. 143-175.


        

        [22]Sevil Nuriyeva, “İran Türkleri”, http://haber.star.com.tr/yazar/iran-turkleri/yazi-749465


        

        [23] Geniş bilgi için bakınız, Kenan Dağcı, “AB ve ABD'nin Orta Doğu Stratejileri ve Büyük Orta Doğu Projesi”,  Büyük Orta Doğu Projesi (Editörler: Atilla Sandıklı, Kenan Dağcı,), İstanbul, TASAM Yayınları, Uluslararası İlişkiler Serisi: 9, Dış Politika Dizisi, ,2006, s. 175 vd.


        

        [24] Giray Saynur Bozkurt, “11 Eylül Sonrası Amerikan-İran İlişkileri”, Satranç Tahtasında İran ''Nükleer Program" (Editör: Kenan Dağcı) İstanbul, Tasam Yayınları: 31, 2007, s. 76 vd. 


Türk Yurdu Ağustos 2015
Türk Yurdu Ağustos 2015
Ağustos 2015 - Yıl 104 - Sayı 336

Basılı: 10 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele